Okan University GCRIS Standard Database
Not a member yet
    7992 research outputs found

    Improvised Explosive Devices and Effects on Public Safety

    No full text
    Bu çalışma, el yapımı patlayıcı maddelerin (EYP), yapısal özelliklerini, bileşenlerini ve kullanım şekillerini analiz ederek, Türkiye'de 2015 – 2025 yılları arasında kamu güvenliği üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. EYP'ler, genel olarak askeri sınıf mühimmat dışında, doğaçlama yöntemlerle üretilmiş ve tahrip etmek/zarar vermek amaçlarıyla kullanılmakta olan patlayıcı maddelerdir. Özellikle ülkemizde son yıllarda EYP kullanım oranının yükselmiş olması ve yapılan incelemelerde elde edilen bulgular, bu tehdidin yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı olmadığı, aynı zamanda sivil yaşamı ve kamu hizmetlerini de doğrudan etkilediği göstermektedir. Çalışmanın sonuçları, EYP'lerin tehdit seviyesinin ne olduğunu, bu tehdit karşısında ne gibi tedbirler alınarak EYP ile mücadele edilebileceği, ülkemizde EYP tespit ve müdahalesinde, yetki ve yasal sorumlulukları göstermektedir.This study aims to analyze the structural characteristics, components and methods of use of improvised explosive devices (IEDs) and to assess their impact on public safety in Turkey between 2015 and 2025. IEDs are generally explosive materials produced through improvised methods rather than military-grade munitions and are used with the intent to destroy or cause harm. In recent years, the increasing use of IEDs in our country and the findings obtained through investigations indicate that this threat is not limited to military operations alone but also directly affects civilian life and public services. The findings of the study reveal the level of threat posed by IEDs, the measures that can be taken to combat this threat and the authorities and legal responsibilities involved in the detection and response to IEDs in Turkey

    Examining the Impact of Digitalization on the Management Practices in University Foreign Language Preparatory Schools and the Work Life of Teaching Staff

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, dijitalleşmenin üniversitelerin yabancı dil hazırlık okullarındaki yönetim uygulamaları ve öğretim elemanlarının iş yaşamı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, hazırlık okullarında yönetim uygulamalarında kullanılmakta olan dijital araçların neler olduğu ve bu dijital araçların ve dijitalleşmenin yönetim işlevleri ve süreçleri üzerindeki etkileri ile öğretim elemanlarının iş yaşamına etkisi ortaya konmuştur. Araştırma, olgubilim (fenomenoloji) desenindedir. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemi ile belirlenmiştir. 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul ilindeki Devlet ve Vakıf Üniversitelerinin yabancı dil hazırlık okullarında görevli öğretim elemanlarının görüşlerine başvurulmuştur. Altı devlet üniversitesi ve altı vakıf üniversitesi seçilerek her üniversiteden üç öğretim elemanı ile görüşülmüş ve toplamda otuz altı öğretim elemanı araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Maksimum çeşitlilik örneklemesine uygun olarak devlet ve vakıf olmak üzere iki farklı tür üniversiteden, farklı yaşlarda ve farklı mesleki deneyime sahip öğretim elemanlarından, yönetim kademesinde çalışan, farklı ofislerde görev yapan ve sadece derse girmekle yükümlü olan öğretim elemanları olarak farklı pozisyonlarda görev yapmakta olan öğretim elemanları ile görüşülmüştür. Yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme formları ile elde edilen veriler içerik analizi tekniğine göre çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, yabancı dil hazırlık okullarında yönetim uygulamalarında en çok kullanılan dijital araç E-Postadır. E-Postadan sonra yönetim işlevleri için en çok kullanılmakta olan dijital araç Web Sitesi, yönetim süreçleri için ise Anlık Mesajlaşma Uygulamalarıdır. Yönetim işlevlerinde en az kullanılan dijital araçlar öğretim elemanları tarafından 1'er kez tekrarlanan Kısa Mesaj Uygulaması, E-Sınıf Uygulaması, Akıllı Kampüs, Akıllı Bina, Mobil Uygulama, Çevrimiçi İş Talep Formu ve İntihal Tespit Programları olmaktadır. Yönetim süreçlerinde en az kullanılan dijital araçlar ise 1'er kez tekrarlanan QR Kod, KYS, Çevrimiçi Doküman Oluşturma Uygulaması, Masraf Yönetim-Bütçe Sistemi, Dijital Toplantı Tutanağı, Dijital El Kitapları ve CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) olmaktadır. Dijital araçların ve dijitalleşmenin yönetim uygulamaları üzerindeki etkisi hakkında en sık kullanılan ortak temalar yönetim işlevlerini ve süreçlerini kolaylaştırma, hızlandırma, kayıt altına alabilme ve kanıtlayabilme olarak ortaya çıkmıştır. Takip edebilme, mekândan bağımsız erişim sağlama, şeffaflık, resmiyet ve mahremiyet kazandırma ortaya çıkan diğer sık kullanılan temalardır. Yönetim işlevleri ve süreçleri ile ilgili dijitalleşme kaynaklı yaşanabilen zorluklar ise başka bir ortak tema olarak bulunmuştur. Dijital araçların ve dijitalleşmenin mesai içi ve dışı iş yaşamı üzerindeki olumlu etkilerine dair ortak temalar iş yaşamını hızlandırma ve kolaylaştırma olarak bulunmuştur. Diğer ulaşılan temalar ise kanıtlanabilir olma, mahremiyet kazandırma, motive etme ve uzaktan çalışabilmedir. Dijital araçların ve dijitalleşmenin mesai içi ve dışı iş yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerine dair ulaşılan temalar ise iş yükünü artırma, psikolojik durum üzerindeki etkiler, özel yaşam üzerindeki etkiler ve mesai saatinin ortadan kalkması olmuştur.The aim of this research is to examine the impact of digitalization on the management practices and professional lives of faculty members in foreign language preparatory schools of universities. For this purpose, the research explores the digital tools used in management practices in preparatory schools, the effects of these digital tools and digitalization on management functions and processes, and the impact of these digital tools and digitalization on the professional lives of faculty members. The research employs a phenomenological design. The study group was determined using maximum variation sampling, a type of purposive sampling method. The opinions of faculty members working in foreign language preparatory schools at state and foundation universities in Istanbul during the 2023-2024 academic year were consulted. Six state universities and six foundation universities were selected, and three faculty members from each university were interviewed, resulting in a total of thirty-six faculty members. In accordance with maximum variation sampling, interviews were conducted with faculty members of different ages and professional experience from two different types of universities, state and foundation, working in different positions including those working at the administrative level, those working in different offices, and those solely responsible for teaching classes. The data obtained through interview forms consisting of semi-structured questions were analyzed using the content analysis technique. According to the findings of the research, the most commonly used digital tool in management practices in foreign language preparatory schools is e-mail. After e-mail, the most commonly used digital tool for management functions is the website, and instant messaging applications are for management processes. The least commonly used digital tools in management functions are the Text Messaging Application, E-Class Application, Smart Campus, Smart Building, Mobile Application, Online Job Request Form, and Plagiarism Detection Programs, all of which are repeated once by faculty members. The least frequently used digital tools in management processes are QR Code, QMS, Online Document Creation Application, Expense Management-Budget System, Digital Meeting Minutes, Digital Handbooks, and CİMER (Presidential Communication Center), all of which are repeated once. The most frequently used themes regarding the impact of digital tools and digitalization on management practices are facilitating, accelerating, recording, and proving management functions and processes. Other frequently used themes include tracking, providing location-independent access, transparency, formalization, and privacy. Another common theme was the challenges that may arise from digitalization in management functions and processes. Common themes regarding the positive impacts of digital tools and digitalization on work life, both inside and outside of work hours, were found to be accelerating and facilitating work life. Other themes identified included demonstrability, privacy, motivation, and the ability to work remotely. The negative themes identified regarding the negative impacts of digital tools and digitalization on work life, both inside and outside of work hours, included increased workload, psychological impact, impact on private life, and the elimination of working hours

    Analyzing Battery Performance: Cycling and Calendar Aging Influenced by Operational and Environmental Parameters in Real-Life Applications

    No full text
    Elektrikli araçların (EV) şebekeye entegrasyonu, Araçtan-Şebekeye (Vehicle-toGrid, V2G) teknolojisi aracılığıyla enerji sistemleri için dönüştürücü bir fırsat sunmaktadır. Bu teknoloji, çift yönlü güç akışı sağlayarak şebeke istikrarını artırmakta, yenilenebilir enerji entegrasyonunu kolaylaştırmakta ve yardımcı hizmetler sunmaktadır. Ancak, V2G katılımı için gerekli ek şarj-deşarj döngüleri batarya bozulmasını hızlandırabilir ve bu durum batarya performansı ile ekonomik sürdürülebilirlik üzerinde uzun vadeli etkiler konusunda endişelere yol açmaktadır. Bu çalışma, V2G operasyonu altında lityum-iyon batarya bozulmasını geleneksel EV kullanımı ile karşılaştırmalı olarak kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Araştırma, EV batarya sistemlerinin temel prensiplerini ortaya koyarak başlamaktadır. Bu bağlamda, döngü kaynaklı kapasite kaybı (cycling-induced capacity fade) ve takvimsel yaşlanma (calendar aging) gibi başlıca bozulma mekanizmaları ele alınmaktadır. Çalışma daha sonra V2G'nin operasyonel dinamiklerini incelemekte; şebeke etkileşim protokollerine, güç yönetim stratejilerine ve frekans düzenleme (frequency regulation), pik yük azaltma (peak shaving) gibi tipik hizmet uygulamalarına odaklanmaktadır. Bu amaçla, farklı V2G koşulları altında batarya davranışını modellemek için Matlab Simulink tabanlı bir simülasyon çerçevesi geliştirilmiştir. Bu model aracılığıyla, Sağlık Durumu (State of Health, SoH), kapasite korunumu ve empedans artışı gibi kritik bozulma ölçütleri değerlendirilmiştir. Simülasyon sonuçları, IEEE ve diğer önde gelen yayınlarda yer alan hakemli çalışmaların sistematik bir incelemesi ile desteklenmiş ve kuramsal modellerin gerçek dünya verileri ile doğrulanması sağlanmıştır. Elde edilen bulgular, V2G operasyonunun batarya yıpranmasına kısmen katkıda bulunduğunu, ancak bu etkinin optimize edilmiş döngü stratejileri, uyarlanabilir deşarj derinliği (Depth of Discharge, DoD) sınırları ve gelişmiş termal yönetim ile önemli ölçüde azaltılabileceğini göstermektedir. Çalışma, şebeke hizmetleri ile batarya ömrü arasındaki dengeyi gözeterek sürdürülebilir bir uygulama için V2G sistem tasarımına yönelik kanıta dayalı önerilerle sonuçlanmaktadır.The integration of electric vehicles (EVs) into the power grid through Vehicle-toGrid (V2G) technology presents a transformative opportunity for energy systems, enabling bidirectional power flow to enhance grid stability, facilitate renewable energy integration, and provide ancillary services. However, the additional charge-discharge cycles required for V2G participation may accelerate battery degradation, raising concerns about long-term impacts on battery performance and economic viability. This study conducts a comprehensive analysis of lithium-ion battery degradation under V2G operation compared to conventional EV usage. The research begins by establishing the foundational principles of EV battery systems, including key degradation mechanisms such as cycling-induced capacity fade, and calendar aging. It then examines the operational dynamics of V2G, focusing on grid interaction protocols, power management strategies, and typical service applications like frequency regulation and peak shaving. A Matlab Simulink-based simulation framework is developed to model battery behavior under varying V2G conditions, assessing critical degradation metrics such as State of Health (SoH), capacity retention, and impedance growth. The simulation results are supplemented by a systematic review of recent empirical studies, including peer-reviewed findings from IEEE and other leading publications, to validate theoretical models with real-world data. The findings indicate that while V2G operation contributes to incremental battery wear, its impact can be significantly mitigated through optimized cycling strategies, adaptive depth-of-discharge (DoD) limits, and advanced thermal management. The study concludes with evidence-based recommendations for V2G system design, balancing grid service benefits with battery longevity to ensure sustainable deployment

    Cognitive Jealousy as a Mediator Between Psychological Flexibility and Relationship Satisfaction in Emerging Adulthood

    No full text
    Bu araştırmada, beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerde psikolojik esneklik ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide kıskançlığın aracı rolü incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülmüş ve nicel yöntemler kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, romantik ilişki deneyimi olan 18 yaş üzeri 280 birey oluşturmuştur. Katılımcıların %73.9'u kadın ve %26.1'i erkektir. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Psikolojik Esneklik Ölçeği, Çok Boyutlu Kıskançlık Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS Statistics 26.0 programı ve PROCESS Macro eklentisi kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular, psikolojik esneklik ile ilişki doyumu arasında pozitif; kıskançlık ile hem psikolojik esneklik hem de ilişki doyumu arasında negatif ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Kıskançlık bu ilişki üzerinde kısmi bir aracı rol oynamaktadır. Bu bulgular, psikolojik esnekliğin geliştirilmesinin kıskançlıkla başa çıkma ve ilişki doyumunu artırma açısından önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.This study examined the mediating role of jealousy in the relationship between psychological flexibility and relationship satisfaction among individuals in emerging adulthood. The research was conducted using a correlational survey model and quantitative methods. The sample consisted of 280 individuals over the age of 18 who had romantic relationship experience. Among the participants, 73.9% were female and 26.1% were male. Date were collected using the Demographic Information Form, the Psychological Flexibility Scale, the Multidimensional Jealousy Scale and the Relationship Satisfaction Scale. Statistical analyses were conducted using IBM SPSS Statistics 26.0 and the PROCESS Macro Plugin. The findings revealed a positive relationship between psychological flexibility and relationship satisfaction. Moreover, jealousy was found to plat a partial mediating role in this relationship. These results suggest that enhancing psychological flexibility may contribute significantly to coping with jealousy and increasing relationship satisfaction

    Explosive Weapons in Counter-terrorism Operations: Precision and Civilian Casualty Reduction

    No full text
    Bu çalışmada ele alınan konu, terörle mücadele harekâtı kapsamında icra edilen operasyonlarda kullanılan patlayıcıları ve kullanım sonucunda sivillerin üzerinde bıraktığı etkiyi incelemektedir. Günümüzde icra edilen operasyonlar, sadece askeri harekâtın başarısıyla değil aynı zamanda evrensel hukuku ve insani ögeleri de içeren geniş anlamlı operasyonlardır. El yapımı patlayıcıların (EYP) yapımının nispeten basit ve bu materyallere kolay ulaşılabilmesi, bunların da meskûn mahallerde kullanılması sivil kayıpların yaşanmasına ve artmasına sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla el yapımı patlayıcıların vermiş olduğu tahribat ve kolay ulaşım sağlanması göz önüne alındığında kullanımını hızla arttırmış ve büyük tahribatlara yol açmıştır. Bu tez çalışmasının amacı patlayıcıların vermiş olduğu tahribat, icra edilen operasyonlarda yaşanan zorluklar ve evrensel insani hukuk kurallarının temeline inerek ayrıntılarıyla incelemektir. Diğer bir yandan da patlayıcıların günümüze kadarki süreçte geçirdiği gelişim ve çevreye bıraktığı etkiler ele alınmıştır. Patlayıcı kullanımı esnasında meydana gelebilecek teknik aksaklıkların temelinde bilgisiz ve eğitimsiz kişilerin etkileri büyüktür. Dolayısıyla birçok ölüm ve yaralanma meydana gelmektedir. Oluşan sivil kayıpları asgari seviyede tutmak için yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu tezimizde açıkça vurgulanmıştır. Örneklem olarak Türkiye kullanılmış ve terörizmin tarihsel süreci incelenerek etnik ve ideolojik kökene dayanan terör gruplarının etkileri değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara bakıldığında patlayıcıların operasyon sahasında etkili olmasına rağmen siviller için çok ciddi riskler barındırdığı, uluslararası arenada hukuki ve etik sorunlara sebebiyet verdiği görülmüştür. Sonuç olarak sivillerin alabileceği tahribatı en aza indirebilmek için askeri operasyonlar planlanırken günümüz şartlarına göre yeniden gözden geçirilmesi gereklidir. Ayrıca çalışma terörle mücadelede siyasi iradeye, askeri erkâna ve hukuk bilimcilerine çözüm odaklı öneriler sunmaktadır.This study examines the explosives used in operations conducted within the scope of counter-terrorism operations and the resulting impact on civilians. Today's operations are not only about the success of military operations but also encompass a broader scope encompassing universal law and humanitarian considerations. The relatively simple construction of improvised explosive devices (IEDs), their easy accessibility, and their use in populated areas contribute to the increased civilian casualties. Therefore, given the devastation inflicted by IEDs and their ease of access, their use has rapidly increased, leading to widespread destruction. The purpose of this thesis is to examine in detail the damage inflicted by explosives, the challenges faced in these operations, and the underlying principles of universal humanitarian law. Furthermore, the evolution of explosives and their environmental impacts are discussed. Technical malfunctions that can occur during the use of explosives are largely attributed to uninformed and untrained individuals. Consequently, numerous deaths and injuries occur. Our thesis clearly emphasizes the need for legal regulations to minimize civilian casualties. Turkey was used as a sample, and the historical course of terrorism was examined, assessing the impact of terrorist groups based on ethnic and ideological backgrounds. The results demonstrate that while explosives are effective in the operational arena, they pose significant risks to civilians and pose legal and ethical challenges in the international arena. Consequently, military operation planning must be reconsidered to minimize the potential harm to civilians. Furthermore, the study offers solution-oriented recommendations for political will, military personnel, and legal scholars in the fight against terrorism

    An Examination of the Self-Regulation Skills of 4-6 Year Old Children and Their Mothers’ Psychological Resilience and Tolerance for Risky Play

    No full text
    Bu çalışmada 4-6 yaş çocuklarının öz düzenleme becerileri ile annelerinin psikolojik dayanıklılığı ve çocuklarının oyunlardaki risk alma davranışlarına yönelik toleranslarının incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini İstanbul ili Avrupa Yakası'nda okul öncesi eğitime devam eden çocuğu olan 463 anne oluşturmaktadır. Avrupa Yakası'ndaki okulları belirlemede uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın verileri; 'Kişisel Bilgi Formu', '4–6 Yaş Çocukları için Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne Formu)', 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Oyunda Risk Alma Toleransı Ölçeği (Ebeveyn Formu)' kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde, normallik dağılımları Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiş; analizlerde ise parametrik testlerden Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey Testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, 4-6 yaş grubu çocukların öz düzenleme becerileri ile cinsiyet, kardeş sayısı, doğum sırası, anne öğrenim durumu, baba öğrenim durumu ve algılanan gelir düzeyi değişkenleri arasında anlamlı düzeyde farklılıklar saptanmıştır. Benzer şekilde, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile çocuğun yaşı, kardeş sayısı, doğum sırası ve baba öğrenim durumu değişkenleri arasında da anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca, annelerin çocuklarının oyunlarında risk alma davranışlarına yönelik tolerans düzeyleri ile kardeş sayısı, doğum sırası, anne ve baba öğrenim durumu değişkenleri arasında anlamlı farklar tespit edilmiştir. Çocukların öz düzenleme becerileri arttıkça, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin de yükseldiği belirlenmiştir. Bununla birlikte, çocukların öz düzenleme becerileri ile annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, annelerin çocuklarının oyunlardaki risk alma davranışlarına yönelik toleranslarını anlamlı düzeyde yordamadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda, çocukların öz düzenleme becerilerinde kız çocuklarının erkek çocuklara kıyasla daha yüksek düzeyde öz düzenleme becerilerine sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca çocukların öz düzenleme becerilerinin annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerini yordadığını ancak çocukların öz düzenleme becerilerinin annelerin çocuklarının oyunlardaki risk alma davranışlarına yönelik toleranslarını yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır.This study aimed to examine the self-regulation skills of 4-6 year old children, their mothers' psychological resilience and their tolerance for their children's risk-taking behaviors in play. The study used a relational screening model, a quantitative research method. The study sample consisted of 463 mothers with children attending preschool education on the European side of İstanbul. Convenience sampling was used to select the schoolsw on the European side. Data were collected using the 'Personal Information Form', 'Self Regulation Skills Scale for 4-6 Years Old Children (Mother Form)', 'Psychological Resilience Scale for Adults' and 'Risk Taking in Play Tolerance Scale (Parent Form)'. In data analysis, normality distributions were assessed using the Kolmogorov-Smirnov Test and parametric tests such as the Independent Samples T- Test, One-Way Analysis of Variance (ANOVA), Pearson Correlation and Tukey Test were used for multiple comparisons. According to the research findings, significant differences were found between the self regulation skills of children aged 4-6 and the variables of gender, number of siblings, birth order, mother's education level, father's education level and perceived income level. Similarly, significant differences were found between mothers' psychological resilience levels and the variables of the the child's age, number of siblings, birth order and father's education level. Furthermore, significant differences were found between mother's tolerance levels for risk taking behavior in their children's play and the variables of number of siblings, birth order and mother's and father's education level. It was determined that as children's self regulation skills increased, so did mothers' psychological resilience levels. However, it was observed that children's self-regulation skills and mothers' psychological resilience levels did not significantly predict mothers' tolerance for their children's risk-taking behaviors in play. It was also concluded that children's self-regulation skills predicted mothers' psychological resilience levels, but children's self-regulation skills did not predict mothers' tolerance for their children's risk-taking behaviors in play

    An Investigation of the Mediating Role of Experiential Avoidance and Insight Levels in the Relationship Between Online Gambling Addiction and Parental Attitudes in Adults

    No full text
    Kumar Oynama Bozukluğu, tekrarlanan ve alışkanlık haline gelen davranışlarla kendini gösteren bir bozukluktur. Günümüzde internet ve mobil cihazların yaygınlaşması, kumarın çevrimiçi olarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamıştır. Bu araştırma, yetişkinlerde çevrimiçi kumar bağımlılığı ile anne-baba tutumları arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide yaşantısal kaçınma, kendine yansıtma ve içgörü düzeylerinin aracılık rolünü incelemektedir. İlişkisel tarama türünde yürütülen araştırmaya 407 yetişkin katılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Bilgi Formu, İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği-30, Kendine Yansıtma ve İçgörü Ölçeği ve Anne-Baba Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre, erkek katılımcıların çevrimiçi kumar bağımlılığı puanlar kadın katılımcıların puanlarında daha yüksektir. Kadın katılımcıların ise yaşantısal kaçınma ve kendine yansıtma düzeylerinde daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Yaş grupları arasında demokratik tutum ve çevrimiçi kumar bağımlılığı düzeylerinde bazı farklar görülse de bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bağımlılık düzeyi sosyo-ekonomik duruma göre farklılaşmamaktadır. Yaşam biçimi açısından, yalnız yaşayan bireylerin çevrimiçi kumar bağımlılığı düzeyleri daha yüksek saptanırken; arkadaşlarıyla yaşayan bireylerin içgörü puanları daha yüksektir. Sigara ve alkol kullanan bireylerin çevrimiçi kumar bağımlılığı daha yüksek, kendine yansıtma ve içgörü düzeyleri daha düşüktür. Ebeveyn tutumları arasında pozitif ilişkiler bulunmuş, özellikle demokratik tutumun yaşantısal kaçınma, kendine yansıtma ve içgörü ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Çevrimiçi kumar bağımlılığı, içgörü ile negatif; yaşantısal kaçınma ile pozitif yönde ilişkilidir.Aracı etki analizlerine bakıldığında, demokratik tutumun çevrimiçi kumar bağımlılığına doğrudan etkisi bulunmamakla birlikte, yaşantısal kaçınma ve içgörü aracılığıyla dolaylı etkiler göstermiştir. Otoriter ve koruyucu tutumların ise yaşantısal kaçınma aracılığıyla bağımlılığı artırıcı dolaylı etkileri saptanmıştır.Tüm bu bulgular; çevrimiçi kumar bağımlılığının çok katmanlı psikososyal faktörlerden etkilendiğine işaret etmektedir.Gambling Disorder is characterized by repetitive and habitual behaviors. With the widespread use of the internet and mobile devices, gambling has become more accessible through online platforms. This study investigates the relationship between online gambling addiction and perceived parental attitudes in adults, and examines the mediating roles of experiential avoidance, self-reflection, and insight levels in this relationship. A total of 407 adults participated in the study, which was conducted using a relational screening model. Data were collected using the Socio-Demographic Information Form, the Internet Gambling Disorder Scale, the Multidimensional Experiential Avoidance Questionnaire-30, the Self-Reflection and Insight Scale, and the Parental Attitude Scale. The findings revealed that male participants scored higher in online gambling addiction compared to female participants. In contrast, female participants scored higher in experiential avoidance and self-reflection levels. Although some differences were observed between age groups in terms of democratic parenting style and online gambling addiction levels, these differences were not found to be statistically significant. Addiction levels did not differ based on socio-economic status. In terms of lifestyle, individuals living alone had higher levels of online gambling addiction, whereas those living with friends had higher insight scores. Participants who smoked or consumed alcohol exhibited higher gambling addiction scores and lower levels of self-reflection and insight. Positive correlations were found between parental attitudes, particularly between democratic attitudes and experiential avoidance, self-reflection, and insight. Online gambling addiction was negatively associated with insight and positively associated with experiential avoidance. Mediation analyses revealed that democratic parenting style had no direct effect on online gambling addiction but showed indirect effects through experiential avoidance and insight. Authoritarian and protective parenting styles were found to increase gambling addiction indirectly through experiential avoidance. These findings indicate that online gambling addiction is influenced by complex and multi-layered psychosocial factors

    Investigation of the Effects of Selfobject Needs and the Separation-Individuation Process on Eating Attitudes and Sexual Life

    No full text
    Bu araştırmada, kendiliknesnesi ihtiyaçlarının yeme tutumu ve cinsel yaşam üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 18 yaş ve üzeri, cinsel deneyimi olan 405 katılımcı (282 kadın, 123 erkek) oluşturmaktadır. Veriler çevrimiçi anketler aracılığıyla toplanmış olup, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri, Ayrılma-Bireyleşme Envanteri, Yeme Tutum Testi-40 ve Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kendiliknesnesi ihtiyaçları ile yeme tutum puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, ayrılma-bireyleşme güçlükleri ve yeme tutumu arasında da anlamlı ve pozitif yönlü ilişki saptanmıştır. Kendiliknesnesi ihtiyaçları ile cinsel doyum arasındaki ilişkilere bakıldığında, kadın ve erkek katılımcıların cinsel doyum düzeyleri ile kendiliknesnesi ihtiyaçları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Erkek katılımcıların ayrılma-bireyleşme güçlükleri ile cinsel doyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı görülmüştür. Ancak, kadın katılımcıların cinsel doyum düzeyleri ile ayrılma-bireyleşme ölçeğinin alt boyutları arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Regresyon analizi sonuçlarına göre, kendiliknesnesi ihtiyaçlarından özellikle idealizasyon/ikizlik ihtiyacından kaçınma alt boyutunun, yeme tutumları üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmüştür. Ayrılma-bireyleşme boyutları modelin açıklayıcılığını bir miktar artırsa da bağımsız değişkenler olarak anlamlı katkıda bulunmadığı görülmüştür. Erkek katılımcılara yönelik yapılan regresyon analizinde, model genel olarak anlamlı bulunmamış; ancak ayrılma/farklılaşma güçlükleri ve bireyleşme boyutlarının cinsel doyum üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlenmiştir. Kadın katılımcılar açısından, cinsel doyum düzeylerinin kendiliknesnesi ihtiyaçları ve ayrılma-bireyleşme boyutları tarafından anlamlı bir biçimde yordanmadığı, ancak ilişki sorunlarının negatif yönde etkisinin olduğu ve bu ilişkinin anlamlılık sınırında olduğu görülmüştür.This study examined the effects of selfobject needs on eating attitudes and sexual functioning. The sample consisted of 405 participants (282 women, 123 men), all over the age of 18 and with sexual experience. Data were collected through online surveys using the Selfobject Needs Inventory, the Separation-Individuation Inventory, the Eating Attitudes Test-40 (EAT-40), and the Golombok-Rust Inventory of Sexual Satisfaction (GRISS). The findings indicated a significant positive relationship between selfobject needs and eating attitudes. Similarly, separation-individuation difficulties were also positively and significantly associated with eating attitudes. No significant relationship was found between selfobject needs and sexual satisfaction levels among either male or female participants. Additionally, no statistically significant association was observed between separation-individuation difficulties and sexual satisfaction among male participants. However, for female participants, a significant negative relationship was found between sexual satisfaction and subdimensions of the separation-individuation scale. Regression analysis showed that the avoidance of the idealization/twinship need—one of the selfobject needs—was a significant predictor of eating attitudes. While separation-individuation dimensions slightly improved the model's explanatory power, they did not make a statistically significant independent contribution. For male participants, the overall regression model was not significant; however, difficulties in separation/differentiation and individuation dimensions significantly affected sexual satisfaction. Among female participants, neither selfobject needs nor separation-individuation dimensions significantly predicted sexual satisfaction. However, relationship-related problems had a negative impact on sexual satisfaction, with the effect approaching statistical significance

    60-72 Month-Old Children Examining the Relationship Between Nature Connection Tendencies and Problematic Media Use

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, 60-72 aylık çocukların doğa ile bağlantı kurma eğilimleri ile problemli medya kullanımları arasındaki ilişkini incelemektir. Son yıllarda çocukların açık havada geçirdikleri sürenin azaldığı, buna karşılık dijital medya araçlarının yaşamlarında daha fazla yer aldığı birçok araştırmada ortaya konmuştur. Özellikle erken çocukluk döneminde, medya kullanım alışkanlıklarının gelişim üzerindeki etkileri ile çocukların doğa ile kurdukları bağın, fiziksel, sosyal duygusal ve bilişsel gelişimleri açısından kritik bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, bu iki önemli değişkenin birbiriyle ilişkisini değerlendirmek ve çeşitli demografik özellikler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmada nicel araştırma desenlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, İstanbul'un Küçükçekmece ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bağımsız anaokullarına devam eden, 60-72 aylık 377 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu', Engin ve Demiriz (2022) tarafından geliştirilen '60-72 Aylık Çocuklar İçin Doğayla Bağ Kurma Eğilim Ölçeği (DOBKEÖ)' ve Furuncu (2019) tarafından Türkçeye uyarlanan 'Problemli Medya Kullanım Ölçeği (PMKÖ)' aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Tukey testi ve Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, çocukların PMKÖ ve DOBKEÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu sonuç, çocukların doğayla bağlantı kurma düzeylerinin problemli medya kullanımıyla doğrudan ilişkili olmadığını göstermektedir. Ancak araştırmada bazı demografik değişkenler açısından çocukların PMKÖ ve DOBKEÖ puanlarında anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Özellikle anne öğrenim düzeyi arttıkça çocukların problemli medya kullanım puanları azalmakta, doğayla bağlantı kurma eğilimleri ise artmaktadır. Aynı zamanda, ailenin ekonomik durumu, çocuğun en sık kullandığı medya aracı, çocuk sayısı ve hayvanlarla vakit geçirme durumu, çocukların problemli medya kullanım düzeylerinde anlamlı farklılık yaratmıştır. DOBKEÖ puanları açısından ise yalnızca anne öğrenim durumu anlamlı farklılık göstermiştir. Buna karşın; cinsiyet, yaş, baba öğrenim durumu, yaşanılan ev tipi, yemek sırasında ekran kullanımı, ekran süresi ve aile içi kurallar gibi değişkenlerde anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, bu araştırma çocukların medya kullanımı ve doğayla kurdukları bağın yalnızca bireysel özelliklerle değil; aile içi etkileşim, ebeveyn eğitimi, ev ortamı ve dijital medya araçlarına erişim kolaylığı gibi sosyal bağlamlarla şekillendiğini göstermektedir. Bu bulgular, erken çocukluk döneminde çocukların dijital içeriklerle etkileşimlerini dengeleyebilmek ve doğayla etkileşimlerini desteklemek amacıyla hem ailelere hem de eğitimcilere yönelik bütüncül müdahalelere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Küçük çocuklar, ekran kullanımı, doğa ile bağ kurma, problemli medya kullanımı Tarih: Haziran, 2025The purpose of this study is to examine the relationship between the tendency of 60-72 month old children to connect with nature and their problematic media use. In recent years, it has been revealed in many studies that the time children spend outdoors has decreased, while digital media tools have become more prevalent in their lives. It is known that the effects of media use habits on development, especially in early childhood, and the connection children establish with nature play a critical role in their physical, social-emotional and cognitive development. In this context, the main purpose of the study is to evaluate the relationship between these two important variables and to examine whether they differ in terms of various demographic characteristics. A quantitative research method based on a relational screening model was employed. The sample consisted of 377 children aged 60–72 months attending public preschools affiliated with the Ministry of National Education in Küçükçekmece, Istanbul, along with their parents. Data were collected using the 'Personal Information Form' developed by the researcher, the 'Nature Relatedness Scale for 60–72-Month-Old Children' developed by Engin and Demiriz (2022), and the 'Problematic Media Use Measure ' adapted into Turkish by Furuncu (2019). Data were analyzed using SPSS 26.0. Descriptive statistics, Independent Samples t-Test, One-Way ANOVA, Tukey test, and Pearson Correlation Coefficient were used in the analysis.The findings indicate that there is no statistically significant relationship between children's PMUM and nature relatedness scores. However, several demographic variables showed significant differences. Notably, as mothers' education levels increased, children's problematic media use decreased while their nature relatedness tendencies increased. Additionally, family income level, the most frequently used media device, number of children in the family, and interaction with animals were found to significantly affect problematic media use scores. Regarding nature relatedness, only maternal education level was associated with significant differences. No significant differences were observed for gender, age, paternal education, type of residence, screen use during meals, total screen time, or the presence of screen-time rules at home. In conclusion, the study reveals that children's media use and their connection with nature are shaped not only by individual characteristics but also by broader social contexts such as family dynamics, parental education, home environment, and access to digital media. These findings highlight the need for comprehensive family- and education-based interventions aimed at reducing young children's excessive digital engagement and promoting meaningful interaction with nature during early childhood. Keywords: Young children, screen use, connection with nature, problematic media use, Date: June, 202

    Energy-Food Commodity Price Movement and Equation in Kyoto (2006) Perspectiv: Factor Analysis and Nonlinear Framework

    No full text
    Energy and food are two major commodities. From a macro point of view, the movement and the relationship between commodity duos’ prices are highly concerning researchers, policymakers, and economists. This paper aims to investigate the link between energy and food price using a nonlinear framework for the period of 1991–2020. For this purpose, we calculated proxy factor index variables instead of each commodity duo by a factor analysis method using all contents of international commodity price indexe: FAO Food Price Index and IMF Commodity Energy Price Index. We applied Enders and Granger (J Bus Econ Stat 16:304–311, 1998) MTAR and KSS (2003) nonlinear unit root tests, KSS (2006) nonlinear cointegration test, and Diks and Panchenko (J Econ Dyn Control 30:1647–1669, 2006) nonlinear causality test. The results of nonlinear causality test indicated that there is a bidirectional relationship from food to energy price in the full sample. The Kyoto Protocol (2006), the most important treatment for decreasing carbon emission, caused to increase nonfood use of agricultural production, and this changed the relationship between energy and food prices. In the Kyoto (2006) break perspective, the results show that there is no nonlinear causality relationship between energy and food price in the pre-Kyoto (2006) subsample. But in post-2006 subsample, there is a nonlinear unidirectional causal relationship running from energy to food price. The causal effect is fluctuant for energy and food price nonlinear causality, which requires us to identify different causality fields for solving a specific problem. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved

    0

    full texts

    7,992

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Okan University GCRIS Standard Database
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇