Okan University GCRIS Standard Database
Not a member yet
7992 research outputs found
Sort by
The Relationship Between Phubbing, Relationship Satisfaction and Romantic Closeness
Bu araştırmanın amacı, bireylerin sosyotelizm düzeylerinin romantik ilişkilerindeki ilişki memnuniyeti ve romantik yakınlık düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu kapsamda genel sosyotelist olma ve sosyotelizme maruz kalma düzeylerinin, ilişki memnuniyeti ve romantik yakınlık ile olan ilişkileri değerlendirilmiş; ayrıca söz konusu değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, ilişki durumu ve süresi, sosyal medyada geçirilen süre, psikolojik destek alma durumu ve sosyal medya platformu tercihlerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Bunun yanında sosyotelizmin, ilişki memnuniyeti ile romantik yakınlık arasındaki ilişkide düzenleyici ve aracılık rolü oynayıp oynamadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan, 18-35 yaş aralığında, evli veya en az altı aydır romantik ilişkisi olan 481 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Genel Sosyotelizm Olma Ölçeği, Genel Sosyotelizme Maruz Kalma Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği ve Romantik İlişkilerde Yakınlık Ölçeği kullanılarak çevrimiçi bir platform üzerinden toplanmıştır. Verilerin analiz sürecinde, puan dağılımlarının normalliği çarpıklık-basıklık değerleri ile değerlendirilmiş; ardından korelasyon analizleri, çoklu doğrusal regresyon analizleri ve aracılık analizleri yürütülmüştür. Tüm analizler, yazılımlar arası hata varyansını azaltma amacıyla tercih edilen R tabanlı JASP 0.19.3 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, genel sosyotelizm olma ve sosyotelizme maruz kalma düzeylerinin artışı, bireylerin ilişki memnuniyeti ve romantik yakınlık düzeylerini anlamlı düzeyde negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca, sosyotelizm düzeylerinin, ilişki memnuniyeti ile romantik yakınlık arasındaki ilişki üzerinde kısmen aracılık ve düzenleyici bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenler açısından da bazı gruplar arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Elde edilen araştırma sonuçlarına göre bulgular yorumlanmış, alanyazını ışığında tartışılmış ve araştırma konusuna ilişkin öneriler yapılmıştır.The purpose of this study is to identify on what scale the phubbing levels of individuals impact their levels of relationship satisfaction and romantic intimacy in their romantic relationships. In this context, it explores the association between the levels of both general tendency to phub and exposure to phubbing, and the relationship satisfaction and romantic intimacy of individuals. The study also investigates whether there exist any significant differences in terms of demographic variables such as gender, age, educational background, relationship status and duration, time spent on social media, psychological support history, and preferred social media platforms. Additionally, it examines whether phubbing plays moderating and mediating roles in the connection between relationship satisfaction and romantic intimacy. The sample of the study consists of 481 participants residing in Istanbul, aged between 18 and 35, who are either married or have been in a romantic relationship for at least six months. Data were collected on an online platform via the Personal Information Form, the General Tendency to Phub Scale, the General Exposure to Phubbing Scale, the Relationship Assessment Scale, and the Intimacy in Romantic Relationships Scale. In the data analysis process, correlation analyses, multiple linear regression analyses, and mediation analyses were conducted following the normality of score distributions assessed through skewness and kurtosis values. All analyses were performed using the R-based software JASP 0.19.3, which was preferred for its capacity to reduce error variance across different software packages. The evaluation results indicate that the increasing levels of both general tendency to phub and exposure to phubbing have significant negative impact on the levels of the relationship satisfaction and romantic intimacy of individuals. Furthermore, it is revealed that phubbing levels show partial moderating and mediating effects upon the connection between relationship satisfaction and romantic intimacy. On the basis of socio-demographic variables, significant differences are observed among certain groups. The findings of the study are interpreted depending on the outcome of the surveys, discussed in light of the relevant literature, and suggestions regarding the subject matter are presented in this paper. Keywords: Smartphone, addiction, phubbing, relationship satisfaction, partner phubbing, romantic intimacy
Bugüne Tercüme Edilemeyecek Bir Âşık Musikisi Metni: Hâzâ Mecmûa-i Sâz Ü Söz
17. yüzyıl, askeri, siyasi ve iktisadi alanlardaki yıkıcı sorunlara rağmen, Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel-sanatsal alanlardaki yükselişine sahne olur. Musiki ve edebiyat, siyasi çalkantılar ve dönüşen toplumsal yapılar arasında bu yükselişin en temel itici gücü hâline gelir. Elbette bu sürecin şekillenmesine etken olan ana unsurlardan biri de âşıklık geleneğidir. Sözlü ve yazılı kaynakları bulunan ve 17. yüzyıldan itibaren giderek kurumsallaşan bu köklü gelenek, estetik bir ifade biçimi olmasının ötesinde, dini, siyasi, ahlaki ve felsefi temaları işleyen çok yönlü bir üslup geliştirir. Nitekim 17. yüzyılda yazılan ve Osmanlı musiki geleneğine ait çeşitli eserleri ihtiva eden Hâzâ Mecmûa-i Sâz ü Söz (HMSS), aynı zamanda âşık sanatının ilk kapsamlı metinlerinden biridir. Hâsılı bu açıdan ayrı bir kıymeti haiz olan HMSS, bugüne dek sayısız araştırmacı tarafından irdelenmiş ve muhtelif yönleri itibarıyla analiz edilmiştir. Ne var ki konuyla ilgili literatürde, HMSS'deki âşık musikisi örneklerinin tam olarak nasıl bir taksonomik yaklaşım doğrultusunda tanımlanıp sınıflandırıldığı meselesi henüz tartışmaya açılmamış ve bu örnekler, genellikle modern taksonomik kriterler uyarınca değerlendirilmiştir. Oysa HMSS gibi pre-modern müzik metinleri, esas itibarıyla bugüne tercüme edilmeye direnen çok farklı hakikat çerçevelerinin ürünüdür. İşte bu iki farklı olgu arasında gerilim, HMSS'deki âşık musikisi örneklerini modern bilgi kalıplarımızla yorumlamaktan artık vazgeçmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Nihayet bütün bu argümanlardan hareketle şekillenen ve son kertede Fransız filozof Michel Foucault'nun bilginin tarihselliğine referansla işlerlik kazandırdığı 'episteme' kavramını merkezine alan bu makalenin nihai amacı, HMSS'deki âşık musikisi taksonomisinin, 17. yüzyıl Osmanlı bilgi rejiminin hangi kuralları uyarınca mümkün hâle geldiğini ve bugünün Türk halk edebiyatı ve Türk halk müziği kategorileriyle nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu tartışmaya açmaktır. Hâsılı bu nihai amaç doğrultusunda kapsamlı bir literatür taraması yapılmış ve konuyla ilgili kaynaklardan elde edilen somut bulgular ışığında, HMSS'deki âşık musikisi taksonomisinin yalnızca kendi döneminin epistemik çerçevesi içerisinde anlamlı olduğu, yani günümüze tercüme edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Kuşkusuz ki HMSS özelinde ulaşılan bu sonuç, çok daha genel bir planda geçerlilik arz etmekte ve bilhassa müzikolojik yayınlar için, pre-modern müzik metinlerinin epistemik bağlamlarını dikkate alan analitik bir tarihyazımı anlayışına ihtiyacımız olduğunu vurgulamaktadır. Öyle ki Foucault'nun yapıtlarından devralınabilecek olan bu analitik tarihyazımı anlayışı, HMSS gibi pre-modern müzik metinlerinin kendi epistemik bağlamlarına tekrar yerleştirilebilmesini mümkün kılacak ve daha da önemlisi konuyla ilgili literatürün kahir ekseriyetini karakterize eden tarihsel süreklilik varsayımlarının, kurucu-özne nosyonlarının ve anakronik yaklaşımların derinlikli bir eleştiriye tabi tutulmasına yol açacaktır
A Method Proposal for Beginner-Level Online Piano Education for Children Between the Ages of 4 and 6
Bu araştırma, 4-6 yaş grubu çocuklar için çevrim içi piyano eğitiminde başlangıç seviyesine yönelik yeni bir metot önerisi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel odak noktası, erken çocukluk dönemindeki bireylerin bilişsel, fiziksel ve duygusal gelişim özelliklerini dikkate alarak, teknolojinin sunduğu imkânları etkin bir şekilde kullanmak ve piyano öğrenim sürecini daha erişilebilir, eğlenceli ve etkili hale getirmektir. Araştırma, özellikle 4-6 yaş grubu çocuklar için çevrim içi piyano eğitiminde yaygın olarak kullanılan metotların betimsel bir analizi üzerine kurulmuştur. Literatür taramasıyla belirlenen metotlar, içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve bu metotların çevrim içi eğitim ortamına uyum sağlama düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular, mevcut metotların birçoğunun çevrim içi ortamda özellikle bu yaş grubunun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu eksiklikleri gidermeye yönelik yeni bir yaklaşım önerilmiştir. Araştırma, özellikle interaktif ve oyun temelli materyallerin kullanımı, ebeveyn katılımının teşviki ve teknolojik araçların entegrasyonu gibi unsurlar üzerine odaklanmaktadır. Önerilen metot, çocukların bağımsız öğrenme süreçlerini destekleyecek şekilde tasarlanmıştır. Tezin bütünlüğünü sağlamak ve akademik temellerini güçlendirmek amacıyla, araştırma kapsamında geliştirilen sistemin uygulanabilirliğini göstermek için bir uygulama örneği sunulmuştur. Bu araştırma, çevrim içi piyano eğitimi alanında özellikle okul öncesi çocuklar için yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemekte ve bu alanda yapılacak gelecek araştırmalara rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.This study aims to develop a new method proposal for beginner-level online piano education for children aged 4 to 6. The primary focus of the research is to utilize the opportunities offered by technology effectively, making the piano learning process more accessible, enjoyable, and efficient while considering the cognitive, physical, and emotional developmental characteristics of individuals in early childhood. The study is based on a descriptive analysis of widely used methods in online piano education for the 4–6 age group. Methods identified through a literature review were analyzed using content analysis, and their adaptability to online learning environments was evaluated. The findings reveal that many existing methods fail to adequately meet the needs of this specific age group in online settings. To address these shortcomings, a new approach has been proposed. The research emphasizes the use of interactive and game-based materials, encourages parental involvement, and integrates technological tools. The proposed method is designed to support children's independent learning processes. To ensure the coherence of the thesis and strengthen its academic foundations, an application example was presented to demonstrate the applicability of the developed system. This study aims to provide a new perspective on online piano education, particularly for preschool children, and to guide future research in this field
The Design and Effectiveness of Explosive Reactive Armor (ERA) in Protecting Modern Armored Vehicles from High-Velocity Projectiles and Shaped Explosives Used by Enemy Forces
Modern zırhlı araçlar, gelişen savaş tehditlerine karşı yüksek hızlı mermiler ve geleneksel zırha nüfuz edebilir. Patlayıcı reaktif zırh (ERA) gelen saldırıları bozarak korumayı artırır. Bu çalışma era'nın tasarımını çalışma şart ve savaş senaryolarını etkinliğini inceler. ERA metal plakalar arasında sıkıştırılmış patlayıcı katmanlardan oluşuyor. Çarpma, patlama merminin yörüngesini bozarak penetrasyonda azalma meydana gelir. Farklı konfigürasyonlar ve malzemeler performansı etkiler. Deneysel testler hesaplı simülasyonlar ve gerçek dünya vaka çalışmalarını kullanarak çağın etkinliğini inceliyor. Temel faktörler arasında patlayıcı bileşim, plaka düzenlemesi, patlama zamanlaması ve çoklu vuruş direnci bulunur. ERA'nın hayatta kalma oranını önemli ölçüde artırdığını doğrulamaktadır. Şekilli şarj jetlerini azaltır ve kinetik penetratörleri yavaşlatır. Ancak sınırları vardır. Çoklu vuruşlar, yüksek enerjili mermiler ve çevresel olaylarda dayanıklılığı etkiler. Parçalanma ve ikincil etkiler ek risk oluşturur. Lojistik ve bakım zorlukları operasyonel kullanımı etkiler. Pasif zırh ve aktif koruma sistemleriyle uyumluluk da genel savunmada ciddi bir rol oynar. Bu çalışma çağın gelecek zamandaki savaşının önemini anlatmakta. Gelecekteki araştırmalar ikincil hasarı azaltmaya ve era'yı yeni nesil savunma teknolojileriyle bütünlemeye odaklanmalı.Modern armored vehicles are facing evolving battlefield threats. High-velocity projectiles and shaped charges can penetrate conventional armor. Explosive reactive armor (ERA) increases protection disrupting incoming attacks. This study examines the design, operating principles and effectiveness of ERA in combat scenarios. ERA consists of explosive layers sandwiched between metal Decals. The explosion on impact disrupts the trajectory of the projectile, reducing penetration. Different configurations and materials affect performance. The research analyzes the effectiveness of the era using experimental tests, computational simulations and real-world case studies. The main factors include explosive composition, Decal arrangement, explosion timing and multiple impact resistance. It confirms that ERA significantly increases the ability to survive. It reduces shaped charge jets and slows down kinetic penetration. However, there are limitations. Fragmentation and secondary effects pose additional risks. This study emphasizes the importance of the era in modern warfare. Advances in materials, adaptive armor technologies and hybrid protection systems can improve future designs. Reducing collateral damage, and integrating ERA with next-generation defense technologies
An Investigation of the Mediating Role of Obsessive-Compulsive Disorder Symptoms in the Relationship Between Object Relations and Sexual Satisfaction Levels Among Adults in Romantic Relationships
Bu araştırma, romantik ilişkisi olan 18-59 yaş arası yetişkin bireylerde nesne ilişkileri ile cinsel doyum düzeyi arasındaki ilişkide obsesif kompulsif bozukluk (OKB) belirtilerinin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmaya 276 kişi katılmış ve veriler çevrimiçi formlar aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Yeni Cinsel Doyum Ölçeği-Kısa Formu (YCDÖ-KF), Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği Türkçe Öz Bildirim Formu (Y-BOCS) ve Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış, veriler betimsel istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve bootstrap temelli regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Aracılık analizleri, Preacher ve Hayes'in geliştirdiği PROCESS Macro eklentisi aracılığıyla yürütülmüştür. Elde edilen bulgular, nesne ilişkileri alt boyutlarının obsesif kompulsif belirtilerle pozitif, cinsel doyum ile negatif yönde anlamlı ilişkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca obsesif kompulsif belirtilerin, yabancılaşma, güvensiz bağlanma ve egosentrizm alt boyutları ile cinsel doyum arasındaki ilişkide tam aracı, sosyal yetersizlik alt boyutunda ise kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür. Bu sonuçlar, bireylerin içsel psikodinamik örüntülerinin cinsel doyumu etkileyebileceğini göstermektedir.This study aimed to examine the mediating role of obsessive-compulsive disorder (OCD) symptoms in the relationship between object relations and sexual satisfaction among adults aged 18 to 59 who are in romantic relationships. A total of 276 participants were included, and data were collected through online forms. Participants completed the Sociodemographic Information Form, the Short Form of the New Sexual Satisfaction Scale (NSSS-SF), the Turkish Self-Report Version of the Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale (Y-BOCS), and the Bell Object Relations and Reality Testing Inventory (BORRTI). A relational screening model was employed. Descriptive statistics, Pearson correlation analysis, and bootstrap-based regression analyses were conducted. Mediation analyses were performed using the PROCESS Macro developed by Preacher and Hayes. Findings revealed that the subdimensions of object relations were positively associated with obsessive-compulsive symptoms and negatively associated with sexual satisfaction. Additionally, OCD symptoms were found to fully mediate the relationship between sexual satisfaction and the subdimensions of alienation, insecure attachment, and egocentrism, while partially mediating the relationship with social incompetence. These results suggest that individuals' internal psychodynamic patterns may influence sexual satisfaction through obsessive and compulsive symptomatology
Mikrodalga Ön İşlemli Vakumlu Kurutma Yönteminin Portakal Dilimlerinin Renk ve Fenolik Bileşen Profili Üzerine Etkileri: Çok Değişkenli Analiz Yaklaşımı
Bu çalışmada, portakal dilimlerinin kalite özellikleri üzerine farklı sıcaklık (60, 70 ve 80°C) ve mutlak basınç (15 ve 30 kPa) kombinasyonlarında gerçekleştirilen vakumlu kurutma (VK) işlemlerinde mikrodalga ön işleminin (90 W, 30 dk) etkileri incelenmiştir. Vakumlu kurutma işlemleri, aynı sıcaklık ve basınç koşullarında mikrodalga ön işlemi uygulanarak (MDVK) ve uygulanmadan (VK) gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, polifenolik bileşikler (vanilik asit, klorojenik asit, gallik asit, sinapik asit, o-kumarik asit, epikateşin, hesperidin ve naringenin) analiz edilmiştir. Ek olarak, renk parametreleri (L*, a*, b* ve ΔE), esmerleşme indeksi (BI) ve beyazlatma indeksi (WI) gibi görsel kalite özellikleri de değerlendirilmiştir. Taze portakalların başlangıçta sahip olduğu renk özellikleri ve fenolik bileşen seviyelerini kurutma işlemi sonucunda en iyi koruyan vakumlu kurutma koşulları 80°C sıcaklık ve 15 kPa mutlak basınç olmuştur. Temel bileşen analizi (PCA) ve hiyerarşik kümeleme analizi (HCA) kullanılarak, kurutma koşullarının renk ve polifenolik bileşen profilleri üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu analizler, ürün kalitesine ilişkin kimyasal ve polifenolik profillerin ayrıştırılmasına olanak sağlamıştır
Clinical Hotel in the World and Turkey: Turkey Model Proposal
Giriş: Klinik-otel modeli yaklaşımı hasta oteli, sağlık oteli, bakım oteli, medikal otel, wellness otel, otel tabanlı tıp, sağlıklı yaşam kampüsü olarak çeşitli isimlerde literatürde geçen akut olmayan hastane bakımını, otelcilik misafirperverliği ile birleştiren bir sağlık hizmeti modelidir. Amaç: Türkiye ve diğer Dünya ülkelerinde otellerde verilen sağlık hizmetlerinin sağlık yönetimi açısından karşılaştırmalı bir biçimde araştırılarak mevcut durumunun değerlendirilmesi ve yeni bir klinik otel model önerisi sunulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma karşılaştırmalı, tanımlayıcı, nitel desende bir araştırma olarak tasarlanmıştır Türkiye'de Nisan 2024-Mart 2025 tarihleri arasında 9 konaklama tesisinin sağlık yöneticileriyle yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bireysel derinlemesine görüşme ile elde edilen veriler MAXQDA analiz programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Dünya ülkelerinde ise veriler 01.06.2024-01.11.2024 tarihleri arasında Google Akademik, Pubmed veri tabanlarına ve haber kaynaklarına konu olmuş hasta oteli, klinik otel, sağlık oteli, wellness oteli, SPA oteli, anne/lohusa oteli, patient hotel, clinic hotel, health hotel, wellness hotel, SPA hotel, mother/mom/maternty hotel anahtar kelimeleri girilerek web taraması sonucu elde edilen 21 otelin web sayfalarından elde edilmiştir. Bulgular: Finansman, verilen hizmetler, yönetim ve organizasyon ve politika-strateji olmak üzere toplam 4 tema altında sağlık yönetimi yapısı incelenmiştir. En fazla cepten ödeme ve özel sağlık sigortası ile hizmet bedelinin ödendiği, kurulum aşamasında kendi sermayeleri ve banka kredileri kullandıkları, sağlık hizmeti olarak fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti ile sağlıklı yaşam uygulamalarından termal/kaplıca tedavisine yer verildiği, insan kaynağı olarak hekim, fizyoterapist, hemşire ve diyetisyen bulunduğu, sağlık turizminin ve güven veren, misafir ağırlamaya yönelik müşteriye yaklaşım ve memnuniyetin önemli politika ve strateji konusu olduğu belirlenmiştir. Dünya örnekleri incelendiğinde ise Çin, Finlandiya, İsveç, ABD, İsviçre, Danimarka, Singapur, Katar, Tayland, Almanya, Portekiz, İtalya, Avusturya, Hindistan, İspanya, Japonya, İsrail ülkelerinden farklı klinik otel örnekleri saptanmıştır. Sonuç: Otellerde verilen sağlık hizmetinin karışık yönetim ve organizasyon yapısının düzenlenmesi, ulaşım kolaylığı sağlanması, teknolojik-teknik alt yapının geliştirilmesi, hizmet çeşitliliğinin arttırılması, ödeme koşullarının çeşitlendirilmesi, mevzuatın sadeleştirilmesi, kültürel farklılıkları yönetme, ödeme ve hibe teşvik destekleri açısından geliştirilmesi ve bu alanların bir sağlık yöneticisi tarafından yönetilmesine ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda bir model önerilmiştir.Introduction: The clinic-hotel model approach is a healthcare model that combines non-acute hospital care with hospitality hospitality, which is referred to in the literature under various names such as patient hotel, health hotel, care hotel, medical hotel, wellness hotel, hotel-based medicine, wellness campus. Objective: It is aimed to evaluate the current situation of health services provided in hotels in Turkey and other countries of the world in terms of health management in a comparative manner and to propose a new clinical hotel model. Method: The study was designed as a comparative, descriptive, qualitative research design. The data obtained through individual in-depth interviews using a structured interview form with the health managers of 9 accommodation facilities between April 2024 and March 2025 in Turkey were analyzed through MAXQDA analysis program. In the world countries, the data were obtained from the web pages of 21 hotels that were subject to google academic, pubmed databases and news sources between 01.06.2024-01.11.2024 by entering the keywords patient hotel, clinic hotel, health hotel, wellness hotel, SPA hotel, mother/maternity hotel, patient hotel, clinic hotel, health hotel, wellness hotel, SPA hotel, mother/mom/maternity hotel. Results: Health management structure was examined under 4 themes: financing, services provided, management and organization, and policy-strategy. It was determined that most of the services are paid out-of-pocket and through private health insurance, that they use their own capital and bank loans during the establishment phase, that physical therapy and rehabilitation services and thermal/spa treatment from healthy living practices are included as health services, that there are physicians, physiotherapists, nurses and dieticians as human resources, and that health tourism and a trusting, welcoming customer approach and satisfaction are important policy and strategy issues. When the world examples are examined, different examples of clinical hotels from China, Finland, Sweden, USA, Switzerland, Denmark, Singapore, Qatar, Thailand, Germany, Portugal, Italy, Austria, India, Spain, Japan, Israel, Spain, Japan, Israel were found. Conclusion: It is seen that there is a need to regulate the complex management and organizational structure of the health services provided in hotels, to provide ease of access, to improve the technological-technical infrastructure, to increase the variety of services, to diversify the payment conditions, to simplify the legislation, to manage cultural differences, to improve in terms of payment and grant incentive supports and to manage these areas by a health manager. A model has been proposed in this direction
Cultural Adaptation and Turkish Version of the Late-Life Function and Disability Instrument for Individuals with Gonarthrosis: A Validity and Reliability Study
Purposes: This study aimed to culturally adapt and assess the psychometric properties of the Turkish version of the Late-Life Function and Disability Instrument (LLFDI) in elderly individuals with knee osteoarthritis (gonarthrosis). Methods: A total of 240 participants aged >= 65 were selected using simple random sampling. The adaptation process followed Beaton's guidelines and included translation, back-translation, and pilot testing. Reliability was assessed using Cronbach's alpha, test-retest, and intraclass correlation coefficients (ICC), while validity was evaluated via exploratory and confirmatory factor analyses and convergent validity with established scales. As part of convergent validity, the relationship of the LLFDI with Barthe Index (BI) and the Functional Independent Measurement (FIM), the Lequesne Index were used. The correlations between the LLFDI scores and these scales were analyzed to determine the level of convergent validity. Results: The LLFDI demonstrated high internal consistency (Cronbach's alpha > 0.70) and test-retest reliability (ICC = 0.734-0.899). Construct validity was supported by Exploratory Factor Analysis (KMO = 0.838-0.952) and significant Bartlett's Test (p < 0.001), revealing appropriate factor structures. Convergent validity was confirmed through significant correlations with the BI, FIM, and Lequesne Index. Conclusion: This study demonstrated that the Turkish version of the LLFDI is a valid and reliable assessment tool for individuals diagnosed with gonarthrosis.Science Citation Index Expanded - Social Science Citation Inde
Numerical Simulation of Laminar and Two-Phase Flow and Heat Transfer of Water-Aluminum Oxide Nanofluid in Microchannel with V-Shaped Ribs
In this study, a rectangular microchannel equipped with V-shaped ribs at the bottom filled with a solid-liquid suspension of water-aluminum oxide is evaluated. To better estimate the movement of solid-liquid phases, the two-phase mixture method simulates the incompressible water-aluminum oxide nanofluid (NF). The results are obtained for different hydrodynamic and heat transfer values and volume fraction of solid nanoparticles (phi) = 0, 2, and 4 % and Reynolds number (Re) = 400-1200. The finite volume method (FVM) in three-dimensional (3D) space is used for simulations. The results show that the fluid in the areas after the ribs has reverse velocity gradients and by increasing alpha, the wake area increases. By increasing alpha, the vortices and velocity gradients separated from the ribs' surfaces penetrate the central core of the flow. At alpha = 50 degrees, because the fluid collides with the ribs, it is associated with a greater velocity drop and the creation of stronger vortices, so Cf has the highest value. In the ribbed region and for alpha = 40 degrees to alpha = 50 degrees, the changes in local Nusselt number are similar. By increasing phi, the penetration of fluid to the back of the ribs becomes possible; In these diagrams, the minimum amount of Sgen is for alpha = 40 degrees and 50 degrees. In general, the behavior of Sgen is the same as the growth of dimensionless temperature, and at Re= 400, the maximum amount of Sgen is related to alpha = 20 degrees.Emerging Sources Citation Inde
Comparative Study of Musculoskeletal System Symptoms of Adult Male Jewelry Employees Working in Sales and Manufacturing
İşe bağlı kas-iskelet sistemi semptomları, tekrarlayan hareketler, statik duruşlar ve uygun olmayan çalışma koşulları nedeniyle birçok meslek grubunda yaygın olarak görülmektedir. Bu araştırma, satış ve imalat alanında çalışan yetişkin erkek kuyumcu çalışanlarının kas-iskelet sistemi semptomlarını karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kesitsel tipte olup, yaşları 18 ile 60 arasında değişen toplam 108 yetişkin erkek kuyumcu çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, katılımcılara uygulanan Olgu Değerlendirme Formu, Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKSA) ve REBA (Rapid Entire Body Assessment) yöntemi ile toplanmıştır. Bulgulara göre, satış alanında çalışanların en sık şikayet bildirdiği bölgeler sırasıyla ayak (%100), bel (%85) ve kalça/uyluk (%77) olarak bulunmuş, imalat alanında çalışanların ise en sık şikayet bildirdiği bölgeler sırasıyla boyun (%85), sırt (%73), omuz (%52), dirsek (%48) ve el bileği (%30) olarak bulunmuştur. Ayrıca REBA değerlendirmelerinde orta düzeyde ergonomik risk düzeyleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, mesleki ergonomi koşullarının iyileştirilmesinin kas-iskelet sistemi semptomlarını azaltmada önemli olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, kuyumculuk sektöründe çalışan bireylerin kas-iskelet sistemi sağlığı açısından önemli riskler altında olduğunu ortaya koymakta ve iş sağlığı alanında geliştirilecek önleyici müdahalelere katkı sunmayı hedeflemektedir.Work-related musculoskeletal symptoms are commonly observed in many occupational groups due to repetitive movements, static postures, and unsuitable working conditions. This study was conducted to comparatively examine musculoskeletal system symptoms among adult male jewelry workers employed in sales and manufacturing. The research was cross-sectional and included a total of 108 adult male jewelry workers aged between 18 and 60 years. Data were collected using a Case Evaluation Form, the Extended Nordic Musculoskeletal Questionnaire (NMQ-E), and the Rapid Entire Body Assessment (REBA) method. According to the findings, the most frequently reported complaint areas among those working in sales were the feet (100%), lower back (85%), and hips/thighs (77%). In contrast, those working in manufacturing most frequently reported symptoms in the neck (85%), back (73%), shoulders (52%), elbows (48%), and wrists (30%). Additionally, REBA assessments indicated moderate levels of ergonomic risk. The results demonstrate the importance of improving occupational ergonomic conditions to reduce musculoskeletal system symptoms. This study highlights that individuals working in the jewelry sector are at significant risk concerning musculoskeletal health and aims to contribute to preventive interventions in the field of occupational health