MEF GCRIS Database (MEF University)
Not a member yet
2080 research outputs found
Sort by
Basılı Kitapların Rda ile Üretilmesi : Mef Üniversitesi Kütüphane Çalışmaları
ÜNAK/TKD Bilgi ve Belge Yönetimi Bölüm Öğrencileri Çevrim İçi Staj Projesi kapsamında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü öğrencilerine Basılı Kitapların RDA İle Üretilmesi konusunda eğitim verilmiştir
Neo göçebe habitatlar: Güncel dinamikler ve göçebe kodlar üzerinden neo-göçebe yaşam
Bugün her zamankinden daha hareketliyiz. Şehirler, ülkeler ve hatta kıtalar arasında hareket etmek veya çevrimiçi platformlar aracılığıyla mekanın fiziksel sınırlarını aşmak daha pratik ve yaygın hale geldi. Bireysel hareketlilik arttı, sınırlar bulanıklaştı ve mekandan bağımsız yaşama arzusu yaygınlaştı. Bilinçli olarak mobil yaşamı tercih eden insanlar, yeni çağın dinamik güçleriyle daha sürdürülebilir ve anlamlı ilişkiler kurduklarını düşünmektedir. Evlerini sırtında taşıyan sırt çantalı gezginler, dijital ekranlarıyla hem çalışan hem de seyahat eden dijital göçebeler ve gönüllü olarak göçebe hayatı benimseyen küresel göçebeler tam zamanlı mobil bir hayat sürmektedirler. Çağın dinamik, geçici ve istikrarsız ortamında, ana akım mimari nesnelerin kararlılık ve kalıcılık varsayımları, yukarıda anlatılan esnek ve hareketli yaşamlarla örtüşmemektedir. Ancak geleceğin ipuçlarını takip eden ve neo-göçebe yaşamın beklentilerini önemseyen mekanlar son yıllarda alternatif olarak öne çıkıyor. Bu tartışmanın odağı, günümüzde giderek yaygınlaşan neo-göçebe yaşam tarzının tanımladığı hareketli ve geçici ilişkiler doğrultusunda, neogöçebelerin günlük alışkanlıklarına ve mekan kullanımlarınına mimarlık çerçevesinden bakmaktır. Göçebe deneyim üzerinden yürütülen araştırmada, geçmiş göçebe kodlarımızın ve 1960'ların göçebe gelecek vizyonlarının izleri sürülerek karşılaştırmalı bir sorgulama yapılmıştır. Dijital göçebeler, küresel göçebeler ve sırt çantalı gezginler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veriler toplanarak günlük alışkanlıkları, kullandıkları yerler ve şehirden beklentileri hakkındaki teorik varsayımlar analiz edilmiştir. Neogöçebe yaşam tarzı hangi mimari kavramlara odaklanan mekanları tanımlar? Neogöçebelerin mekan ve şehir ölçeğinde beklentileri, yerleşik insanlarınkinden gerçekten farklı mıdır? Neogöçebelerin eski göçebe kodlarla ilişkisinin izleri sürülebilir mi?Today we are more mobile than ever. It has become more practical and common to move between cities, countries and even continents, or to cross the physical boundaries of space through online platforms. Individual mobility increased, boundaries blurred, and the desire to live independently of space became widespread. People who consciously prefer mobile life think that they establish more sustainable and meaningful relationships with the dynamic forces of the new age. Backpackers carrying their homes on their backs, digital nomads who both work and travel with their digital screens, and global nomads who voluntarily adopt a nomadic life lead a full-time mobile life. In the dynamic, temporary and unstable environment of the age, the stability and permanence assumptions of mainstream architectural objects do not coincide with the flexible and mobile lives described above. However, places that follow the clues of the future and care about the expectations of neo-nomadic life have come to the fore as an alternative in recent years. The focus of this dissertation is to look at the daily habits and use of space of neo-nomads from the perspective of architecture, in line with the dynamic and temporary relations defined by the neo-nomadic lifestyle, which is becoming increasingly widespread today. In the research conducted on the nomadic experience, a comparative inquiry was made by tracing our past nomadic codes and the nomadic future visions of the 1960s. Data were collected through semi-structured interviews with digital nomads, global nomads, and backpackers to analyze theoretical assumptions about their daily habits, places they use, and expectations from the city. What architectural concepts does the neonomadic lifestyle define spaces that focus on? Are neonomads' expectations at the spatial and urban scale really different from those of settled people? Can the relationship of neonomads with ancient nomadic codes be traced
General Risk Liability Under the Turkish Code of Obligations and Its Implications in Insurance Law: Is It a "frankenstein's Monster"?
Risk liability is the strongest of all types of non-contractual liabilities. It is a strict liabilitywhere demonstrating that there is no causality is the only way to be exempted. Therefore, risk liabilitycan never be considered without insurance. This type of liability is usually regulated for specific typesof risks. So, there is always a typical risk defined for a particular operational activity which may causeunavoidable frequent or severe damage, regardless of how much due care is taken.In 2012, Turkish Code of Obligations has introduced a new general clause on risk liabilitywhich is applicable to all kinds of dangerous activities without defining the specific type of risk (art.71). According to this provision, liability could be established if it is demonstrated that an activity ofan enterprise causes an inevitable and significant danger. The said provision is stipulated as follows:“When damage occurs from the activity of an enterprise presenting a significantrisk, the owner of such enterprise and, if any, the operator are severally liable for suchdamage.Considering the nature of the enterprise or materials, tools or powers used in theactivity, if one concludes that an enterprise is likely to cause frequent or severe damageeven if all due care expected from a specialist in such activities is exercised, suchenterprise is deemed to present a significant risk. Particularly, if a special risk liabilityis envisaged in any other law for enterprises presenting the similar risks, such anenterprise is also considered to present a significant risk.Special provisions governing liability for a specific risk are reserved.Even if such activity of an enterprise presenting a significant risk is permitted bythe legal order, those who are injured may claim to balance out the damage caused bythe activity of such enterprise at an appropriate price.”This clause was originally inspired from the article 50 of the Swiss Draft Project for theReform and Unification of Tort Law (Widmer-Wessner Draft Project) but ended up as the“Frankenstein’s monster” as it has not considered this Draft Project in its entirety. At the end, thisprovision has widened the liability of owners and operators of enterprises which presents a significantrisk. But to what extend?The highly debated answer to this question is of utmost importance to set the boundaries ofinsurance. In order to answer this question, one must firstly evaluate the criteria used for assessingthe risk and also the meaning of its vague final paragraph. Accordingly, this paper aims to understandthe rationale for this provision, to evaluate the legal debates regarding the conditions and scope ofliability under this provision and its implications on both tort law and insurance law. Furthermore,this paper intends to discuss the possible role of a general risk clause in our times of climate crisis.So, in a nutshell, the ultimate question of this paper is whether this provision is the “Frankenstein’smonster” or a gateway for climate liability
Diyalog Geliştirme için Bağlaşımlı Tensör Ayrıştırma Yöntemleri
Ayrıştırma tabanlı ses modelleme yöntemleri, hesaplama gücünün artmasıyla ve istatistiksel modelleme yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemler, ses kodlama, müziksel bilgi çıkarımı, müziğin notaya dökülmesi, içerik analizi, kaynak ayrıştırma, ses onarımı ve gürbüz konuşmacı tanımanın da aralarında bulunduğu birçok alanda kullanılmaktadır. Bizim bu projede temel amacımız, birden fazla kaynak içeren ses kayıtlarındaki konuşma işaretlerini güçlendirmek için kaynak ayrıştırma algoritmalarından faydalanarak bir yöntem geliştirmektir. Diyalog ve ortamdaki diğer sesler arasındaki doğru dengeyi bulmak ses mühendisleri için önemli bir problem olup, dinleyici şikayetlerinin de gittikçe artan bir sebebini oluşturmaktadır. Dinleyiciler, kendi kişisel tercihlerine, dinleme ortamlarına ve duymalarına uygun olarak diyalog ve çevresel sesler arasındaki ses dengesini kendileri ayarlamak istemektedirler. Bu projedeki temel amaçlar ve aşamalar aşağıdaki gibidir: i) Durağan olmayan çok boyutlu zaman serilerinde, matris ve tensör ayrıştırma modellerini kullanarak diyalog içeren ses kayıtlarından diyalogların ayrıştırılması ve bunun daha sonra kayıtta bulunan diğer seslerle farklı oranlarda yeniden birleştirilmesiyle, kullanıcının ihtiyaçlarına ya da zevkine dayalı bir kayıt dinlemesini sağlama ii) Televizyon programları gibi akan veri üzerinde de çalışabilmek üzere, önerilen yöntemin gerçek zamanda çalışması. Bu bağlamda, veri geldikçe gerçek zamanlı olarak işlenecektir. iii) Geliştirilen yöntemlerin etkinliğinin gerçek uygulamalarda kullanımı. Projenin çıktıları olan modelleme, çıkarım ve model seçimi yöntemleri; işaret işleme, yapay öğrenme ve istatistik alanlarında temel metodolojik katkılar yapmaktatır. Bunun dışında çıktılar, bilgi madenciliği, biyoinformatik, sistem biyolojisi, yer bilimleri, karmaşık sistemler, algılayıcı ağları, finans veya akustik konularındaki büyük veri öbeklerinin incelendiği çalışmaları destekleyecektir. Bu bağlamda, MEF Üniversitesi bünyesinde yerli ve uluslararası alanda süren işbirliklerinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi de planlanmaktadır
Liberalizmden Otoriteryanizme Hukuk Düzeninin Yapısal Niteliklerinin Dönüşümü ve Türkiye Örneği
With the bourgeois revolutions that took place after capitalism became the dominant mode of production, legal orders bearing traces of feudalism were swiftly transformed by codification movements and left their places to liberal legal orders. Liberal legal orders which emphasize some core principles such as objectivity, predictability, neutrality, determinacy and generality, have been the source of legitimacy for constitutional parliamentary democracies. In ordinary periods, the legal apparatus which stands out with its ideological function in the maintenance of the political system played a significant role in ensuring the voluntary obedience of citizens. However, particularly in times of political and economic crisis with the authoritarianism of the regime, the law has also turned into an apparatus of repression contrary to the liberal commitments it promised. It has entered the boundary of legal despotism as an expression of organized lawlessness. In this study, the fundamental paradigm of liberal legal orders will be deliberated by considering the establishment and development stages, and then the authoritarian tendencies in these orders will be scrutinized. It will be discussed how liberal legal orders become authoritarian legal orders under permanent emergency conditions from the concepts of Ernst Fraenkel’s “dual state” and John Keane’s “new despotism”. In this context, experiences of fascism in Italy and particularly in Germany as the examples of late modernization will be compared together with the analyzation of transition process of the “Turkish type of presidential” system in Turkey. Structural and functional transformation of law in the axis of the new authoritarian legal order in Turkey will be examined.Kapitalizmin hâkim üretim tarzı haline gelmesinin ardından gerçekleşen burjuva devrimleri ile feodaliteden izler taşıyan hukuk düzenleri kanunlaştırma hareketleriyle hızla dönüşerek yerlerini liberal hukuk düzenlerine bırakmışlardır. Nesnellik, öngörülebilirlik, tarafsızlık, belirlilik ve genellik gibi bazı temel ilkeleri ön plana çıkartan liberal hukuk düzenleri, anayasal parlamenter demokrasilerin meşruiyet kaynağı olmuşlardır. Olağan dönemlerde siyasal sistemin sürdürülmesinde ideolojik işleviyle ön plana çıkan hukuk aygıtı, yurttaşların gönüllü itaatinin sağlanmasında önemli rol oynamıştır. Bununla birlikte özellikle siyasal veya ekonomik kriz dönemlerinde rejimin otoriterleşmesiyle birlikte hukuk, vadettiği liberal taahhütlerin aksine bir baskı aygıtına da dönüşmüştür. Örgütlü hukuksuzluğun bir ifadesi olarak hukuki despotizmin çeperine girmiştir Bu çalışmada liberal hukuk düzenlerinin temel paradigması, kuruluş ve gelişim aşamaları göz önünde bulundurularak ele alınacak, daha sonra bu düzenlerdeki otoriterleşme eğilimleri incelenecektir. Ernst Fraenkel’in “ikili devlet” ve John Keane’in “yeni despotizm” kavramlarından hareketle liberal hukuk düzenlerinin kalıcı olağanüstü hal koşulları altında nasıl otoriteryan hukuk düzenleri haline geldikleri tartışılacaktır. Bu bağlamda geç modernleşmenin örnekleri olarak İtalya ve özellikle Almanya’daki faşizm deneyimleri, Türkiye’deki “Türkiye tipi başkanlık” sistemine geçilmesi süreciyle bir arada analiz edilerek karşılaştırılacaktır. Türkiye’deki yeni otoriteryan hukuk düzeni ekseninde hukukun yapısal ve işlevsel dönüşümü irdelenecektir
Jute and Luffa Fiber-Reinforced Biocomposites: Effects of Sample Thickness and Fiber/Resin Ratio on Sound Absorption and Transmission Loss Performance
The acoustic properties of natural fiber-reinforced composites should be identified before using these materials in various engineering applications including sound and vibration isolation. This study investigates the effects of sample thickness and fiber/resin ratio on the acoustic performance of jute and luffa fiber-reinforced biocomposites. For this purpose, jute and luffa composite samples with different thicknesses and fiber/epoxy ratios are manufactured and their sound absorption coefficients (SACs) and transmission losses (TLs) are determined using impedance tube method. Thickness-dependent tendencies of the SACs and TLs of jute and luffa composites for low-, medium-, and high-frequency ranges are identified. The effect of fiber/epoxy ratio on the acoustic properties of jute and luffa composites as a function of frequency are determined. Furthermore, the SACs and TLs of some natural fiber-based samples with different thicknesses are predicted using mathematical models and the theoretical and experimental results are compared and evaluated.TUBITAK (The Scientific and Technological Research Council of Turkey) under Grant
119M115
Judge's role regardin shareholder's right to information
Anonim ortaklık yönetiminin yönetim organı vasıtasıyla gerçekleştirilmesi, anaonim ortaklıklar hukukuna hakim ilkeler temelinde pay sahibinin yönetime yabancı oluşu, özden organ ilkesinin kabul görmediği bu sistemde ortak olmanın şirket yönetiminde söz sahibi olmak sonucunu doğurmayışı, ..
Suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluğu ve yargılanmaları [2021]
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde sıralanan çocuk hakları, temelde insan haklarıdır. Çünkü çocuklar, en başta insandırlar. Temel olarak, bugünün çocukları ve onların hakları için yapılan hukuksal yatırım, son aşamada bu çocukların gelecekteki çocukları ve dolayısıyla insanlığımızın geleceği için yapılmış en verimli yatırım olacaktır. Toplumumuzun en yüce değerleri, geleceğimizin en sağlam güvenceleri olarak göklere çıkarılan çocuklar, ne yazık ki somut güncel yaşam gerçeğinde hâlâ maddi ve manevi değerlerin çoğundan yoksundurlar. Sevgisizlik, baskıcı disiplin, yanlış eğitim, yükselen yeni değerlerin baştan çıkarıcılığı, köyden kente göçün yarattığı değer boşluğu ve kimlik bunalımı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, hızlı ve çarpık yapılaşma, gelir adaletsizliği, yoksulluk ve işsizlik çocuğu suça iteleyen başlıca etkenlerdir.Bu nedenlerle, ceza sorumluluğu bakımından, çocuklara özgü kusur yeteneği yaşları öngörülür. Türk Ceza Yasası'na göre oniki yaşını doldurmuş olup ,onbeş yaşını doldurmamış olan, fakat ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında, mahkemece zorunlu olarak, söz konusu suç için öngörülen özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ya da adli para cezası verilmektedir. Ancak bu cezadan yalnızca indirim yapılabilmektedir. Bu nedenlerle, onüç-onsekiz yaş arasında bulunan ve özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ile cezalandırılan, cezaevine giren çok sayıda kız ve erkek çocuk bulunmaktadır. Çocukların hayalleri, merakları ve umutları büyüklerden çok fazladır. Çocukların ve gençlerin canlı/hareketli, meraklı olmalarıyla büyük hayalleri ve umutlarının bulunması, onların yaratıcı olmalarında en büyük etkendir. Çocukların ve gençlerin yaratıcılık duygularını örselememek için bunları ceza hukukunun bir süjesi hâline getirmemek gerekir. Aksi takdirde toplumun geleceği karartılır. Ayrıca çocuklar ve gençler birçok eylemi; canlı olmalarından, büyük hayallerinden, meraklarından ve gelecekle ilgili umutlarından dolayı gerçekleştirmektedirler.Ceza hukukunun en temel ilkesi kusursuz suç ve ceza olmaz kuralıdır. Çocukların ve gençlerin eylemini erişkinler gibi suç olarak kabul etmek ve onlara ceza hukukunda öngörülen yaptırımlar uygulamak kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesine de aykırıdır. Toplumun geleceğini düşünüyorsak çocuklarla ve gençlere iletişim kurma ve kendilerini en rahat biçimde ifade edebilecekleri özgür bir ortam sağlamamız zorunludur. Özellikle çocuklara ilişkin hükümlerin temel felsefesi cezalandırma üzerine değil, eğitme ve topluma yeniden kazandırma üzerine kurulu olmalıdır. Çünkü “suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenmiş/itilmiş çocuk vardır”
Data Protection Around the World: Turkey
Like elsewhere in the world, data protection law is a popular topic as an emerging branch in the legal world in Turkey. After the adoption of Law no. 6698 on the Protection of Personal Data (“DPL”) and the formation of the Turkish Data Protection Authority (“DPA”) in 2016, the protection of data subjects’ rights with regards to personal data and privacy has become a major subject of discussions both in the academia and in practice. This chapter deals with Turkey’s stand concerning personal data protection in comparison with the General Data Protection Regulation (“GDPR”). To that extent, this chapter firstly analyses Turkey’s main laws and regu- lations and case-law with regard to the protection of personal data. This is followed by a comparison of the Turkish DPL with the GDPR, where the strengths and weak- nesses of Turkish law in the field of data protection are demonstrated. The chapter concludes with the possible application of the GDPR in Turkey and its impact on the Turkish data protection law