Bursa Technical University Institutional Repository
Not a member yet
2618 research outputs found
Sort by
Improvement of structure and properties of AlSi11 alloy using new generation grain refiners
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bilim DalıAlüminyum-Silisyum alaşımları sahip oldukları düşük ağırlık, iyi dökülebilirlik, düşük maliyet ve mekanik özellikleri sayesinde sıklıkla tercih edilmektedir. Sahip oldukları yüksek mukavemet, aşınma direnci ve korozyon direnci özellikleri nedeniyle otomotiv veya uçak uygulamalarında geniş kullanım alanı bulmaktadırlar. Alüminyum alaşımlarında tane inceltici ilavesi ile birlikte mekanik özellikler iyileştirilebilmektedir. Tane boyutunun inceltilmesi sonucunda yüksek mukavemet, iyi aşınma dayanımı ve tokluk sağlanabilmektedir. Aynı zamanda, ince tane boyutu homojen bir mikroyapıya olanak sağlamaktadır. Bu durumda gözenek oluşumu ve segregasyon engellenmekte ve korozyon dayanımı iyileştirilmektedir. Tane inceltme işleminin mekanik özellikler üzerindeki etkisi ikinci faz partiküllerinin dağılımını değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Alüminyum alaşımlarında tane inceltme işlemi için geleneksel olarak Titanyum (Ti) ve Bor (B) elementleri kullanılmaktadır. Ti elementi alaşıma ilave edildiğinde alüminyum ile TiAl3 bileşiği oluşturmakta ve sıvı alüminyumda heterojen çekirdeklenme noktaları meydana getirmektedir. Günümüzde yeni nesil tane incelticilerin kullanımı üzerine de araştırmalar yapılmaktadır. Niyobyum (Nb) – Bor (B) alaşımları yeni nesil tane inceltici olarak kullanılmaktadır. Al3Nb ve NbB2 alaşımlarının kafes yapılarının Al3Ti ve TiB2 alaşımları ile çok yakın olması bu alaşımlara tane inceltici adayı olabilmesi için avantaj sağlamaktadır. Gerçekleştirilen tez çalışmasında, AlSi alaşımına geleneksel ve yeni nesil tane incelticiler olmak üzere farklı parametrelerde tane inceltici ilaveleri yapılmıştır. İlaveler sonrasında, ilavesiz ve ilaveli alaşımların mikroyapı, sertlik, aşınma, çekme, akma, %uzama özellikleri karşılaştırılmıştır. Ek olarak, bifilm hesaplamaları ile sıvı metal kalitesi değerlendirilmiştir.Aluminum-Silicon alloys are frequently preferred due to their low weight, good castability, low cost and mechanical properties. Due to their high strength, wear resistance and corrosion resistance properties, they are widely used in automotive or aircraft applications. Mechanical properties can be improved with the addition of grain refiners in aluminum alloys. As a result of grain size refinement, high strength, good wear resistance and toughness can be achieved. At the same time, the fine grain size allows for a homogeneous microstructure. This prevents pore formation and segregation and improves corrosion resistance. The effect of grain refinement on mechanical properties is due to the change in the distribution of second phase particles. Titanium (Ti) and Boron (B) have traditionally been used for grain refinement in aluminum alloys. When Ti is added to the alloy, it forms a TiAl3 compound with aluminum and creates heterogeneous nucleation points in liquid aluminum. Today, research is also being conducted on the use of new generation grain refiners. Niobium (Nb) - Boron (B) alloys are used as new generation grain refiners. The fact that the lattice structures of Al3Nb and NbB2 alloys are very close to Al3Ti and TiB2 alloys gives these alloys an advantage to be a grain refiner candidate. In the thesis study, grain refiners were added to AlSi alloy at different parameters, including conventional and new generation grain refiners. After the additions, microstructure, hardness, wear, tensile, yield and elongation properties of the non-added and added alloys were compared. In addition, liquid metal quality was evaluated by bifilm calculations. Aluminum-Silicon alloys are frequently preferred due to their low weight, good castability, low cost and mechanical properties. Due to their high strength, wear resistance and corrosion resistance properties, they are widely used in automotive or aircraft applications. Mechanical properties can be improved with the addition of grain refiners in aluminum alloys. As a result of grain size refinement, high strength, good wear resistance and toughness can be achieved. At the same time, the fine grain size allows for a homogeneous microstructure. This prevents pore formation and segregation and improves corrosion resistance. The effect of grain refinement on mechanical properties is due to the change in the distribution of second phase particles. Titanium (Ti) and Boron (B) have traditionally been used for grain refinement in aluminum alloys. When Ti is added to the alloy, it forms a TiAl3 compound with aluminum and creates heterogeneous nucleation points in liquid aluminum. Today, research is also being conducted on the use of new generation grain refiners. Niobium (Nb) - Boron (B) alloys are used as new generation grain refiners. The fact that the lattice structures of Al3Nb and NbB2 alloys are very close to Al3Ti and TiB2 alloys gives these alloys an advantage to be a grain refiner candidate. In the thesis study, grain refiners were added to AlSi alloy at different parameters, including conventional and new generation grain refiners. After the additions, microstructure, hardness, wear, tensile, yield and elongation properties of the non-added and added alloys were compared. In addition, liquid metal quality was evaluated by bifilm calculations
Competitiveness of ready made clothing industry in Turkey: An evaluation on branding
Hazır giyim sektörü, rekabet gücü kavramının önemli araçlarından birisi olarak nitelendirilebilmektedir. Günümüz itibarıyla globalleşmenin de etkisiyle imalatçı firmalar yalnızca bulundukları ülkelerde bulunan işletmelerle değil, aynı zamanda dünya çapında aynı iş kolunda çalışma yapan diğer firmalarla da rekabet halindedirler. Gerçekleşen ekonomik durumlar ve değişebilen rekabet sistemi, işletmeler ve ülkeler açısından rekabet edebilmeyi daha da zorlaştırabilmektedir. Bir işletmenin rekabet gücüne sahip olabilmesi, işletmelerin en iyi fiyatlandırmayı sunarak, ürünlerini ise en nitelikli şekilde imal ederek, mümkün olan en çabuk şekilde alıcılarına ulaştırabilmesi gibi unsurlara bağlı olabilmektedir. Özellikle 1980 yılı itibarıyla Türkiye, ihracata dayalı, dışa açılma stratejisiyle, global pazarda, tekstil ve hazır giyimde öncü ülkelerden olmuştur. Türk Hazır giyim konfeksiyon sektörü, oluşturduğu istihdam, gerçekleştirdiği ihracat faaliyetleri ile Türkiye'nin ekonomik anlamda büyümesine katkı sağlamaktadır. Hazır giyim sektörünün pazardaki varlığına devam edip rekabet üstünlüğü sağlayabilmesi için markalaşmanın önemi üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada markalaşma kavramıyla ilgili çeşitli yayınlarla belgelerin bazı özellikleri, sorular çerçevesinde irdelenerek bibliyometrik analiz yöntemiyle incelenmiş ve çeşitli bulgular elde edilmiştir. Rekabet gücünün sektörler üzerindeki etkisinin açıklanabilmesi için, Michael E. Porter'ın ortaya koymuş olduğu Elmas Modeli en çok yararlanılan yaklaşımlardan olmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda firmalar, rekabet edebilir duruma gelebilmek için, imalat proseslerinde bazı geliştirmeler yaparak gerek firma içinde gerekse firma dışında çeşitli uygulamalar yapmaktadırlar. Bu tezin amacı, Michael E. Porter'ın Elmas Modeli kapsamında Türkiye'nin hazır giyim sektörünün rekabet gücünü ele alarak, markalaşma bağlamında yorumlanması ve bibliyometrik analizinin yapılmasıdır. Bu bağlamda Porter'ın Elmas Modelinin analiziyle birlikte hazır giyim sektörü ve gelişimi ile ilgili öngörülerde bulunulmuştur. Hazır giyim sektörü özelinde markalaşma kavramının rekabet gücü üzerindeki etkisinin ne olduğunun belirlenmesine yönelik bir çalışma gerçekleştirilerek literatüre katkı sağlanılması amaçlanmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular ışığında, Türkiye'nin öncelikle Avrupa Birliği olarak, küresel platformdaki rekabet gücünü devam ettirebilmesi için, teknolojik gelişmelere, AR-GE çalışmalarına önem vererek, verimlilikte artış gerçekleştirmesi gerektiği görülmektedir.The ready made industry can be described as one of the important tools of the concept of competitiveness. As of today, with the impact of globalization, manufacturers are competing not only with businesses located in their countries, but also with other companies working in the same line of business worldwide. Economic situations and a changing competition system can make it more difficult for businesses and countries to compete. The ability of a business to be competitive can depend on such elements as the ability of businesses to deliver to their buyers as quickly as possible by offering the best pricing and manufacturing their products in the most qualified way. Especially since 1980, Turkey has become one of the leading countries in textile and ready-to-wear clothing in the global market with its export-oriented, opening-up strategy. The Turkish ready-to-wear garment sector contributes to Turkey's economic growth with the employment it creates and the export activities it realizes. The importance of branding is emphasized in order for the ready-to-wear sector to continue its presence in the market and provide competitive advantage. In this study, some features of various publications and documents related to the concept of branding were examined within the framework of questions and examined by bibliometric analysis method and various findings were obtained. Because brands are in competition today, brand power impacts product differentiation and market. The importance of branding is focused on ensuring that the apparel sector can also continue its market presence and achieve competitive advantage. To explain the impact of competitiveness on sectors, the Diamond Model by Michael E. Porter is one of the most utilized approaches. In line with this approach, companies are implementing various applications, both within and outside the company, by making some improvements in manufacturing processes in order to become competitive. The aim of this thesis is to interpret the competitiveness of Turkey's apparel industry within the scope of Michael E. Porter's Diamond Model, in the context of branding and to conduct a bibliometric analysis. In this context, with the analysis of Porter's Diamond Model, predictions have been made about the apparel sector and its development. It is aimed to contribute to the literature by conducting a study to determine the effect of the concept of branding on competitiveness in the apparel sector. In the light of the findings obtained in this research, it is seen that Turkey, primarily as the European Union, needs to increase productivity by giving importance to technological developments, R&D studies in order to maintain its competitiveness in the global platform
Evaluation of İznik and Yenisehir municipality wastewater treatment plants in terms of performance and energy efficiency
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Bilimleri Bilim DalıBu çalışmada batık tip bir membran biyoreaktör (MBR) sistemine sahip İznik AAT ile, ileri biyolojik arıtmaya sahip Yenişehir AAT tesisleri baz alınarak, gri suyun arıtım verimliliği üzerinde karşılaştırma yapılmıştır. Bunun için, askıda katı madde (AKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ), toplam azot (TN), toplam fosfor (TP) gibi kirlilik parametreleri ile birlikte, su sarfiyatı, tüketilen enerji ve debi verileri de çalışmada kullanılmıştır. Bu çalışmada ele alınan tesislerden İznik AAT, havalandırma tankına daldırılmış olan membran ünitesi, 0,4 ?m ortalama gözenek boyutuna sahip olan bir mikrofiltrasyon modülü ile arıtım yapmaktadır, Yenişehir AAT ise, uzun havalandırmalı aktif çamur sistemine sahip ve A^2 O prosesine göre arıtım yapmaktadır. AKM, KOİ, BOİ, TN ve TP parametrelerindeki giderim verimlilikleri için ortalama değerler sırasıyla İznik AAT için %97, %93, %97, %86 ve %81 iken, Yenişehir AAT için %95, %93, %98,9 , %90 ve %90 olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmalar boyunca elde edilen sonuçlar, yönetmeliklerde yer alan ilgili standartlar ile karşılaştırılmış olup, çıkış suyundaki değerler gerekli standartları karşıladığı belirlenmiştir. Gözlem yapılan tüm zamanlar için İznik ve Yenişehir AAT için gereken enerji KOİ başına sırası ile 4,04±0,61 ve 1,81±0,5 kW.saat/KOİ olarak belirlenmiş olup, arıtılan atıksuyun metreküp başına enerji sarfiyatı ise İznik AAT için 1,35±0,1 ve Yenişehir için 0,67±0,13 Kw.saat/m^3'tür. Su sarfiyatı arıtma tesislerinde en fazla çamur usuzlaştırma ünitelerinde olup, İznik AAT dekantör ile çamur susuzlaştırma için kendi arıttığı suyu kullanırken, Yenişehir AAT belt filtre pres ile çamur susuzlaştırmada ise hem içme suyu kullanıp hem de 5000 m^3/ay gibi ciddi bir su sarfiyatı bulunmaktadır. Bu çalışmada incelenen parametreler doğrultusunda, tamemen farklı proses ile işletilen 2 ayrı arıtma tesisindeki kirletici nutrientlerin giderim verimleri üzerinde durulması, enerji verimlilikleri karşılaştırılmaları ve su sarfiyatlarının göz önünde bulundurularak arıtım sistemleri tercihinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.In this study, a comparison was made on the treatment efficiency of gray water, based on the İznik WWTP, which has a submerged membrane bioreactor (MBR) system, and the Yenişehir WWTP, which has advanced biological treatment. For this purpose, pollution parameters such as suspended solids (SS), chemical oxygen demand (COD), biological oxygen demand (BOD), total nitrogen (TN), total phosphorus (TP), as well as consumed energy, water consumption and flow data were used in the study. Among the facilities discussed in this study, Iznik WWTP purifies with a membrane unit immersed in the aeration tank and a microfiltration module with an average pore size of 0.4 ?m, while Yenişehir WWTP has an activated sludge system with long aeration and purifies according to the A^2 O process. The average values for the removal efficiencies in the AKM, COD, BOD, TN and TP parameters are 97%, 93%, 97%, 86% and 81% for Iznik WWTP, respectively, while they are 95%, 93%, 98.9%, 95%, 93%, 98.9% and 81% for Yenişehir WWTP, respectively. It was determined as 90 and 90%. The results obtained during these studies have been met with the relevant standards in the regulation, and the values in the outlet water have been determined to meet the required standards. For all observed times, the required energy per COD for İznik and Yenişehir WWTP was determined as 4.04±0.61 and 1.81±0.5 kW.h/COD, respectively, and the energy consumption per cubic meter of treated wastewater was determined as 1.35±. 0.1 and 0.67±0.13 Kw.hour/m^3 for Yenişehir. While the highest water consumption in treatment plants occurs in sludge dewatering units, Iznik WWTP uses its own purified water for sludge dewatering with a decanter, while Yenişehir WWTP uses both drinking water and a serious water consumption of 5000 m^3/month with a belt filter press. In line with the parameters examined in this study, it is thought that focusing on the removal efficiencies of polluting nutrients in two separate treatment plants operated with completely different processes and comparing their energy efficiencies will provide guidance in choosing treatment systems
Energy cost optimization based on deep reinforcement learning
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Endüstri Mühendisliği Bilim DalıTürkiye'nin de içinde yer aldığı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde elektrik üretimi ve tedariki alanında lisans sahibi işletmeler enerji ticareti operasyonlarını enerji piyasalarında gerçekleştirmektedir. Enerji piyasalarında etkin bir şekilde ticari operasyonları sürdürebilmek önemli derece enerji sektörü bilgisi ve yüksek efor gerektirmektedir. Özellikle ana iş kolu enerji olmayan büyük sanayi kuruluşları için bu sektör bilgisine sahip olmak ve bu işlemleri etkin bir şekilde yönetmek oldukça zordur. İşletmeler her gün sabah bir sonraki günün 24 saatine ait tüketim ve üretim planlaması yapmak zorundadır. Planda yaşanan sapmalar için ise gün içi piyasasında ticaret yapılmaktadır. İşletmeler gün içi piyasasında plandan sapmalar için ticaret yapabildikleri gibi kâr amacıyla alım satım işlemleri de yapabilmektedir. Ay içerisinde yapılan tüm ticari faaliyetlerin sonucunda piyasadan satın alınan elektrik miktarı, piyasaya satılan elektrik miktarı, şebekeden çekilen elektrik miktarı, şebekeye verilen elektrik miktarı ve plandan yaşanan sapmalarla birlikte toplam enerji maliyetleri hesaplanmaktadır. Taleplerinin üzerinde elektrik üretimi yapan işletmeler yaptıkları talep fazlası satış ile buradan gelir de elde ederken tükettikleri enerjinin maliyetini ağırlıklı olarak kendi elektrik üretim maliyetleri belirlemektedir. Gün öncesi piyasalarda etkin ticaret yapabilmek için en önemli yaklaşım elektrik fiyatının düşük olduğu saatlerde elektrik talebini şebekeden karşılamak, yüksek olduğu saatlerde ise üretebilecekleri maksimum kapasite ile içerde üretim yapmaktır. Gün öncesi piyasaları arz ve talebin eşleşmesi usulüne dayalı olarak bir sonraki günün 24 saatini oluşturan tek seferlik bir teklif ile çalıştığı için kolaylıkla yönetilebilir durumdadır. Ancak gün içi piyasalar yapısı gerekli sürekli emir gönderilen ve emirlerin takip edilmesi gereken dinamik bir piyasadır. Plandan sapmaların en uygun fiyatlar ile kapatılması ve gelir artıcı işlemlerin yapılması toplam enerji maliyetinin düşürülmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu çalışmada, gün içi piyasalarında etkin ticaret yapabilmek için pekiştirmeli öğrenme destekli enerji ticaret stratejisi belirleme mekanizması geliştirilmiştir. Mevcut piyasa robotları kural tabanlı yapıda çalışmaktadır. Önerilen mekanizmanın, enerji piyasalarındaki alım satım dengesinin sağlanması ve firmaların enerji alım satım operasyonlarında maliyet optimizasyonunun sağlanması konularında önemli katkıları olacağı düşünülmektedir. Oluşturulacak mekanizma, makine öğrenmesi destekli analitik kabiliyetleri sayesinde, piyasalardaki enerji maliyetine ilişkin öngörü oluşturabilecektir. Bu öngörü, enerji maliyetini azaltacak piyasa stratejisini belirleme ve uygulama noktasında tutarlı bir davranış ortaya çıkmasına katkı sunacaktır. Yapılan çalışmanın diğer bir önemli motivasyonu ise ülke elektrik şebekelerinin stabilitesinin sağlanması ve elektrik kalitesinin arttırılmasına yapacağı katkıdır. Enerji ticaret stratejisi belirlemiş ve buna uygun olarak enerji piyasalarında analitik bir şekilde ticaret yapan firmaların oluşması sayesinde elektrik hatlarındaki yük dengesizlikleri azaltılabilir. Çalışma kapsamında EPİAŞ şeffaflık platformunda yayımlanan gün içi piyasalarında gerçekleşen işlem akışı ve fiyatlar üzerinde etkisi olan diğer verilerden faydalanılarak gün içi piyasalarında alım satım işlemlerini otonom bir şekilde gerçekleştiren derin pekiştirmeli öğrenme modeli geliştirilmiştir. Modelin işlem trendini belirlemesine yardımcı olmak amacıyla yine EPİAŞ şeffaflık platformunda yayımlanan verilerden faydalanılarak gün öncesinden bir sonraki günün dengesizlik fiyatlarına etki eden sistem marjinal fiyatı aralık tahmini yapılmıştır. Belirlenen model firmalar tarafından belirlenen limitler içerisinde otonom bir şekilde işlem yaparken limitlerin dışarısında kalan senaryolar için karar destek sistemi vazifesi görmektedir.In developed and developing countries, including Turkey, companies holding licenses in the field of electricity generation and supply carry out their energy trading operations in energy markets. Maintaining effective commercial operations in energy markets requires significant energy sector knowledge and high effort. Especially for large industrial enterprises whose main line of business is not energy, it is very difficult to have this sector knowledge and to manage these transactions effectively. Every day in the morning, enterprises have to plan consumption and production for 24 hours of the next day. Deviations from the plan are traded in the intraday market. Enterprises can trade in the intraday market for deviations from the plan or they can trade for profit. As a result of all commercial activities during the month, the amount of electricity purchased from the market, the amount of electricity sold to the market, the amount of electricity pulled from the grid, the amount of electricity supplied to the grid and the total energy costs are calculated together with the deviations from the plan. While the enterprises that generate electricity above their demand also earn income from the excess sales they make, the cost of the energy they consume is mainly determined by their own electricity generation costs. The most important approach for efficient trading in day-ahead markets is to meet the electricity demand from the grid during the hours when the price of electricity is low, and to generate within the grid with the maximum capacity they can produce during the hours when the price of electricity is high. Day-ahead markets are easily manageable as they operate with a one-time auction for 24 hours of the following day based on the matching of supply and demand. However, the intraday market is a dynamic market where orders are sent continuously and need to be monitored. Closing deviations from the plan with the most favorable prices and making revenue enhancing transactions have a significant impact on reducing the total cost of energy. In this study, a deep reinforcement learning based energy trading strategy determination mechanism has been developed for efficient trading in intraday markets. Existing market robots are rule-based. The proposed mechanism is expected to make significant contributions in ensuring the trading balance in energy markets and cost optimization in energy trading operations of firms. Thanks to its machine learning supported analytical capabilities, the mechanism to be created will be able to generate predictions about the cost of energy in the markets. This prediction will contribute to the emergence of a consistent behavior in determining and implementing a market strategy that will reduce the cost of energy. Another important motivation of the study is contributing to the stabilization of the country's electricity networks and the improvement of electricity quality. Load imbalances in electricity lines can be reduced by the formation of firms that have determined an energy trading strategy and trade analytically in energy markets accordingly. Within the scope of the study, a deep reinforcement learning model that autonomously executes trading transactions in the intraday markets has been developed by utilizing the transaction flow in the intraday markets published on the EPİAŞ transparency platform and other data that have an impact on prices. In order to help the model, determine the trading trend, the system marginal price range estimation, which affects the imbalance prices of the next day from the day before, was made by utilizing the data published on EPİAŞ transparency platform. While the model operates autonomously within the limits set by the firms, it acts as a decision support system for scenarios outside the limits
Effect of composition modification on the mechanical properties in hot-working tool steels
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bilim DalıGünümüzde, metal şekillendirme endüstrisi, yüksek mukavemet, dayanıklılık ve işlenebilirlik özellikleriyle öne çıkan malzemeler arayışında hızla evrim geçirmektedir. Bu bağlamda, sıcak iş takım çelikleri, endüstriyel üretim süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Yüksek sıcaklıklara maruz kalan işlemlerde kullanılan bu özel çelik türleri, metal şekillendirme, dövme, haddeleme ve ekstrüzyon gibi sıcak işleme uygulamalarında optimal performans sergilemek üzere tasarlanmıştır. Sıcak iş takım çelikleri, yüksek sıcaklık koşullarında dayanıklık, aşınma direnci ve termal stabilite sunarak endüstriyel üretim süreçlerinin verimliliğini ve ürün kalitesini artırmaktadır. Bu önemli malzeme sınıfının performansını optimize etmek ve dayanıklığını artırmak adına yapılan çalışmaların, tane inceltici element ilavesi ile birlikte mikroyapı ve mekanik özelliklerdeki değişimleri detaylı bir şekilde anlamak kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda mevcut tez, sıcak iş takım çeliklerine tane inceltici element ilavesinin mikroyapı ve mekanik özellikler üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Tane inceltici elementlerin çeliklerin özellikleri üzerindeki etkilerini değerlendirmek, endüstriyel uygulamalarda daha dayanıklı ve verimli malzemelerin tasarlanmasına katkıda bulunabilir. Bu tez, sıcak iş takım çeliklerinin özel mikroyapı özelliklerinin, tane inceltici element ilavesi ile nasıl değiştiğini ve bu değişikliklerin mekanik performans üzerindeki etkilerini ele alarak, malzeme mühendisliği disiplininde önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Tez kapsamında dökümler vakum indüksiyon fırınında, sıcak şekillendirme işlemleri şahmerdanda gerçekleştirilecektir. Dövülen malzemeler fırında sertleştirme ve meneviş ısıl işlemlerine tabii tutulacaktır. Isıl işlem görmüş malzemelerden mikroyapı çalışmalarının dışında; akma ve çekme mukavemetlerini görmek için çekme testi, farklı sıcaklıklardaki tokluk değerlerini görmek için çentik darbe testi ve genel sertlik dağılımı tespit etmek için sertlik testi uygulanacaktır.In today's context, the metal forming industry is rapidly evolving in its quest for materials that stand out with high strength, durability, and machinability characteristics. In this regard, hot work tool steels play a critical role in industrial production processes. Specifically designed for applications subjected to high temperatures, these special steel types excel in hot working processes such as metal forming, forging, rolling, and extrusion. By providing durability, wear resistance, and thermal stability under high-temperature conditions, hot work tool steels enhance the efficiency and product quality of industrial production processes. Understanding in detail the changes in microstructure and mechanical properties, achieved through the addition of grain-refining elements, is crucial for optimizing the performance and durability of this important material class. In this context, the current thesis aims to examine the effects of grain-refining element additions to hot work tool steels on microstructure and mechanical properties. Evaluating the impact of grain-refining elements on the properties of steels can contribute to the design of more durable and efficient materials for industrial applications. This thesis intends to fill a significant gap in the field of materials engineering by addressing how the unique microstructure features of hot work tool steels change with the addition of grain-refining elements and how these changes affect mechanical performance. Within the scope of the thesis, castings will be processed in a vacuum induction furnace, and hot forming processes will be carried out on the open-die. The forged materials will undergo heat treatment processes in the furnace. In addition to microstructure properties on heat-treated materials, tensile tests will be conducted to determine yield and tensile strengths. Notch impact tests will be performed to assess toughness values at different temperatures, and hardness tests will be applied to identify the general hardness distribution of material properties
Examination of logistics villages in the world and suggestions for Türkiye
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Ana Bilim Dalı, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bilim DalıLojistik sektörü her geçen gün önemi artan ve dünya çapında yer kaplayan bir sektördür. Lojistik sektörü önem kazandıkça beraberinde gelen kavramlarda önem kazanmıştır. Lojistik köyler de bunlardan biridir. Lojistik köyler birçok lojistik işlemlerinin birlikte yapıldığı alanlardır. Lojistik köyler intermodal taşımacılık yapabilmek amacı ile demiryolu ağlarının yakınına kurulmuştur. Lojistik köyler sayesinde demiryolu, karayolu, havayolu ve denizyolu taşımacılığı uyumlu şekilde hizmet verebilmesi mümkündür. Aynı zamanda sözü geçen bu alanlar ülkenin ekonomisine etki sağlamaktadır. Lojistik köylerin ürün ve hizmet anlamında işlevi bulunmaktadır. Mal ve hizmetlerin bir noktadan farklı bir noktaya ulaştırılması konusunda hem tedarikçiye hem de alıcıya birçok konuda katkı sağlamaktadır. Ülkemizde aktif hizmet veren 12 adet lojistik köy bulunmaktadır. Bu lojistik köyler demiryolu ağları üzerine konumlandırılmıştır. Aynı zamanda bu lojistik köyler içerisinde limanlara yakın olan lojistik köyler de mevcuttur. Bu lojistik köyler organize sanayi bölgelerine yakın şekilde kurulmuştur. Böylece şehir trafiği şehrin dışına çekilmeye çalışmıştır. Ülkemizde henüz yapımı devam eden ve planlama aşamasında olan lojistik köyler de mevcuttur. Söz konusu bu lojistik köylerin de faaliyete geçmesi ile lojistik hizmetler daha da kaliteli şekilde gerçekleştirilebilecektir. Ülkemizdeki tüm lojistik köylerin bağlantılı hale gelmesi ile lojistik faaliyetlerin daha kısa süre tamamlanması da mümkün olabilecektir. Ülkemizde de lojistik köyler konusunda çalışmalar 2006 yılında başlamıştır. Bu çalışmalarda ülkemizin coğrafi konumu dikkate alınmış, ülkeye katkıları incelenmiş, ülkenin gelişim yönündeki hedefleri incelenmiştir. Hazırlanan bu çalışma ile lojistik köylerin dünyadaki yeri incelenmiş ülkemizdeki örneklerine değinilmiştir. Aynı zamanda bu çalışma veri toplama yöntemi olarak e- görüşme tekniği seçilmiştir. Türkiye' de bulunan lojistik köylere ulaşılmaya çalışmış, bu lojistik köylerdeki uzmanlarla elektronik ortamda görüşme yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile uzmanlara 19 adet sorulmuş ve cevaplar not edilmiştir. Elde edilen cevaplarla lojistik köylerin durumu ve faaliyetleri hakkında değerlendirilmeler yapılmıştır. Aynı zamanda çalışmanın sonunda elektronik görüşme ile uzmanlardan alınan cevaplara görüşme ideal lojistik köy oluşturulmuştur. İdeal bir lojistik köy içerisinde olması gereken hizmetler açıklanmış ve bu hizmetlerin sağlayacağı katkılar değerlendirilmiştir.The logistics sector is a sector whose importance is increasing daily and occupies a worldwide place. As the logistics sector has gained importance, the concepts that come with it have gained importance. Logistics villages are one of them. Logistics villages are areas where many logistics operations are carried out together. Logistics villages are established close to railway networks to carry out intermodal transport. Thanks to logistics villages, it is possible to harmoniously serve railway, road, airway, and maritime transport. Logistics villages have a function in terms of product and service. It contributes to the supplier and buyer needing help transporting goods and services from one point to another. Twelve logistics villages are providing active service in Türkiye. These logistics villages are located on railway networks, and there are also logistics villages close to ports within these logistics villages. These logistics villages were established close to organized industrial zones. Thus, city traffic was tried to be pulled out of the city. Some logistics villages are still under construction and in the planning stage in our country. With the activation of these logistics villages, logistics services can be carried out with better quality. With the connection of all logistics villages in our country, it will be possible to complete logistics activities in a shorter time. In our country, studies on logistics villages started in 2006. In these studies, Türkiye's geographical location was considered, its contributions to the country were examined, and the country's development targets were examined. At the same time, the e-interview technique was selected as the data collection method in this study. Logistics villages in Türkiye were tried to be reached, and experts in these logistics villages were interviewed electronically. With the semi-structured interview technique, 19 questions were asked of the experts, and the answers were noted. With the answers obtained, evaluations were made about the status and activities of logistics villages. At the same time, at the end of the study, an ideal logistics village was created based on the answers received from experts through electronic interviews. The services that should be in an ideal logistics village have been explained, and the contributions of these services have been evaluated
The effect of western conifer seed bug (Leptoglossus occidentalis) on the black pine seeds in the Southern Marmara Region
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Orman Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Orman Mühendisliği Bilim DalıKaraçam (Pinus nigra) Türkiye'deki en önemli asli orman ağaçlarından biridir. Son dönemlerde karaçam tohumlarında düşük çimlenme oranları gözlemlenmektedir. Diğer yandan Çam Kozalak Emici Böceğinin (Leptoglossus occidentalis) (ÇKEB) son yıllarda ülkemizdeki çam ormanlarında yaygınlaştığı kaydedilmektedir. ÇKEB etkin olduğu ormanlarda, sağlam tohum oranını ve çimlenme yüzdesini oldukça düşürmektedir. Bu çalışmada ÇKEB'nin orijin ve orijin içinde ağaç bazında karaçam tohumlarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Güney Marmara Bölgesinde 6 farklı karaçam orijininde (Çan, Bigadiç, Dursunbey, Keles, Bozüyük, Armutlu) yürütülmüştür. Her orijinde 35 adet ağaçtan 5'er adet kozalak olmak üzere toplamda 210 ağaçtan 1050 adet kozalak toplanmıştır. 30 ağaçtan toplanan kozalaklardan tohumlar çıkarılılıp karştırıldıktan sonra rastgele seçilen 500 (5*100) tohuma kesme testi uygulanmıştır. Ayrıca her bir orijinde 5 ağaçtan toplanan 25 kozalaktaki tohumlar sayılarak çıkarılmış ve ÇKEB'nin ağaç bazında etkisini belirlemek amacıyla bu tohumlara da kesme testi uygulanmıştır. Araştırmadaki orijinlerin 1000-dane ağırlıkları ve çimlenme yüzdeleri belirlenmiştir. Sağlam ve böcekli tohum oranı bakımından orijinler arasında belirgin farklar kaydedilmiştir. 6 adet orijinin genel ortalama sağlam tohum miktarı %70,7, ortalama böcekli tohum miktarı %29,3 ve ortalama boş tohum miktarı %0,0 olarak bulunmuştur. En yüksek sağlam tohum yüzdesi 77,4 Bigadiç orijinde, en yüksek böcekli tohum yüzdesi 45,4 ise Armutlu orijininde tespit edilmiştir. 3 orijinde (Bigadiç, Dursunbey, Keles) sağlam tohum yüzdesi ağaçlar arasında anlamlı farklılık göstermiştir. Kozalaktan çıkan tohum sayısı bakımından orjinler arasında önemli farklar ortaya çıkmıştır. Kozalaktan çıkan genel ortalama tohum sayısı 42 olup en fazla tohum Bigadiç orijininde (50,3) en az ise Bozüyük orijininde (33,0) bulunmuştur. Ortalama 1000-dane ağırlığı 21,68 gr olarak tespit edilmiştir. Orijinlerin genel ortalama çimlenme yüzdesi (ÇY) %59,7, ortalama çimlenme hızı (OÇS) ise 7,9 gün olarak tespit edilmiştir. Çimlenme yüzdesi en yüksek (%79.0) Dursunbey orijininde, en düşük (%43.8) ise Armutlu orijininde gerçekleşmiştir. Mevcut çalışma ÇKEB'nin ülkemizdeki ibreli türlerde oldukça etkili olduğu bilgisini desteklemektedir. Söz konusu böceğin değişik ibreli türlerde ve bölgelerde etkinliği ile ilgili ilave çalışmalar yapılmalıdır.Black Pine (Pinus nigra) is one of the most important forest trees in Türkiye. Recently, low germination rates have been observed in P. nigra seeds. On the other hand, it is recorded that the western conifer seed bug (Leptoglossus occidentalis) (WCSB) has become widespread in the pine forests of our country in recent years. In forests where WCSB is active, it significantly reduces the sound seed rate and germination percentage. In this study, it was aimed to determine the effect of WCSB P. nigra seeds on the basis of the origins and individual trees in the origins. The research was carried out in 6 different P. nigra origins (Çan, Bigadiç, Dursunbey, Keles, Bozüyük, Armutlu) in the Southern Marmara Region. A total of 1050 cones were collected from 210 trees, 5 cones from 35 trees at each origin. After the seeds were extracted from the cones collected from 30 trees and mixed, a cutting test was applied to 500 (5*100) randomly selected seeds. In addition, the seeds in 25 cones collected from 5 trees at each origin were counted and extracted, and a cutting test was applied to these seeds in order to determine the effects of WCSB on a tree basis. 1000-seed weights and germination percentages of the origins in the study were determined. Significant differences have been recorded between the origins in terms of the proportion of sound and insect infected seeds. The overall average amount of sound seeds of 6 origins was found to be 70.7%, the average amount of insect infected seeds was 29.3% and the average amount of empty seeds was 0.0%. The highest percentage of sound seeds was 77.4 in Bigadiç origin and the highest percentage of insect infected seeds was 45.4 in Armutlu. The percentage of sound seeds in 3 origins (Bigadiç, Dursunbey, Keles) demonstrated significant differences between trees. Significant differences have emerged between the origins in terms of the number of seeds emerging from the cone. The overall average number of seeds from the cone was 42.0, with the highest number of seeds in Bigadiç origin (50.3) and the least in Bozüyük (33.0). The mean weight of 1000-seed was determined as 21.68 g. The overall average germination percentage (GP) of the origins was 59.7% and the average germination rate (MGT) was 7.9 days. The highest germination percentage (79.0%) was in Dursunbey origin and the lowest (43.8%) was in Armutlu. The present study supports the knowledge that WCSB is very effective in pine tree species in our country. Additional studies should be carried out on the activity of the insect in different pine species and regions
Earthquake trend prediction for İstanbul and surroundings using long short term memory (LSTM)
Doğal afetler, genellikle insanların kontrolü dışında gerçekleşen ve gerçekleşmesi neticesinde başta can ve mal kayıpları olmakla birlikte ekonomik, çevresel, sağlıksal ve daha nice kayıplara yol açan olaylardır. Bu doğal afetlerden birisi olan depremler ile ülkemiz tarihinde sıkça karşılaşılmaktadır. Birçok ülke, kurum ve kişi tarafından depremlerin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birisi de depremi gerçekleşmeden önceden yeri, zamanı ve büyüklüğüyle tahmin edebilen deprem tahmin çalışmalarıdır. Depremin önceden tahmin edilebilmesi can ve mal kaybını büyük oranda azaltma potansiyeline sahip olduğu için hayati öneme sahip ve depremlerin sürekli yaşanıyor olmalarıyla birlikte popülerliğini hiç kaybetmeyen bir konudur. Aynı zamanda depremlerin oluşumunun çok yüksek karmaşıklıktaki süreçleri içermesi ve analiz edilmesi zor olan çok sayıda faktöre bağlı olmasından dolayı oldukça zor bir konudur. Deprem tahmini üzerine mevcut çalışmalar, kullanılan metodolojilere göre matematiksel analiz, öncüllerin araştırılması, geleneksel makine öğrenmesi ve derin öğrenme olmak üzere dört farklı başlık altında incelenebilmektedir. Öncüller olarak isimlendirilen verilerin kullanıldığı çalışmalar her depremden önce meydana gelmediği için bu verileri kullanan algoritmaları genelleştirmek ve standart hale getirmek oldukça zordur. Matematiksel analiz yöntemleri kısıtlı verilerle çalıştıkları ve düşük başarı sonuçları elde ettikleri için pek tercih edilmemektedirler. Geleneksel makine öğrenmesi deprem tahmininde kullanılan önemli yöntemlerden birisidir. Derin öğrenme yöntemleri, karmaşık problemleri çözmedeki başarısı nedeniyle deprem tahmininde son zamanlardaki en popüler yöntemlerdir. Uluslararası mecralarda deprem tahmini çalışmaları gerçekleştirildiği gibi ülkemizde de çeşitli yöntemler kullanılarak deprem tahmini çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kahramanmaraş'ta meydana gelen depremlerle birlikte yaşamış olduğumuz can ve mal kayıplarının ardından gözler jeologların uzun zamandır üzerinde durduğu ve yapı stoğunun büyük bir çoğunluğunun eskiye dayandığı İstanbul'a çevrilmiştir. Ne yazık ki beklenen İstanbul depremi için İstanbul ve civarına yönelik yeterli sayıda deprem tahmini çalışması yapılmamıştır. Beklenen İstanbul depremi için bir deprem tahmin çalışması yapmak, deprem tahmini konusunda bir kaynak oluşturmak ve bu konuda çalışmalar yapmaya teşvik etmek amacıyla bu çalışmada İstanbul ve civarı için uzun kısa süreli bellek (LSTM) ve evrişimsel sinir ağları (CNN) kullanarak deprem tahmini çalışması yapılmıştır. Bu çalışmadan önce deprem ve deprem tahmin çalışmalarına dair genel bilgiler verilmiştir. Daha sonra deprem tahmini kısmı veri toplama, veri ön işleme, veri bölütleme, model eğitimi ve modellerin değerlendirilmesi aşamalarından oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında İstanbul ve civarına ait son 25 yılın tarihsel deprem verileri AFAD'dan temin edilmiştir. Veri ön işleme aşamasında eksik veri tespiti ve veri normalizasyonu gerçekleştirilmiştir. Veri Bölütleme aşamasında veri xv seti eğitim ve test olmak üzere 2 kısma ayrılmıştır. Model eğitimi aşamasında LSTM ve CNN kullanılarak deprem tahmini modeli oluşturulmuştur. Deprem tahmin modeli girdi olarak deprem büyüklüğü, enlem, boylam ve derinlik verilerini ayrı ayrı ya da hep birlikte kullanarak deprem büyüklüğü, enlem, boylam ve derinlik tahminleri yapmaktadır. Model değerlendirme aşamasında deprem tahmin modeli ile birlikte parametreler, tarihsel veriler ve veri seti özellikleri ortalama mutlak hata, ortalama hata karesi ve ortalama mutlak yüzde hatası metrikleri kullanılarak test edilmiştir. Ek olarak eğitilen modeller, modellerin geçerliliğini ölçmek amacıyla bir diğer deprem beklenen yerler arasında olan Bingöl – Karlıova civarı için de test edilmiştir. Testler sonucunda İstanbul ve civarı için kabul edilebilir başarı oranına sahip bir deprem tahmin çalışması gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte bu problem özelinde LSTM ve CNN modellerin ne kadar başarılı oldukları, hangi zaman aralığına ait verilerin kullanımının daha başarılı sonuçlar üretebileceği, özelliklerin öğrenmeye olan katkısı ve hangi parametrelerin daha kullanışlı olduğuna yönelik bilgiler edinilmiştir.Natural disasters are events that generally occur beyond the control of human beings and as a result of their realisation, they cause economic, environmental, health and many other losses, especially loss of life and property. We frequently encounter earthquakes, one of these natural disasters, in the history of our country. Many countries, institutions and individuals are working to minimise the destructive effects of earthquakes. One of these studies is earthquake prediction studies that can predict the earthquake with its location, time and magnitude before it occurs. Predicting the earthquake in advance is of vital importance because it has the potential to greatly reduce the loss of life and property, and it is a subject that has never lost its popularity with the continuous occurrence of earthquakes. At the same time, it is a very challenging topic because the occurrence of earthquakes involves processes of very high complexity and depends on many factors that are difficult to analyse. Existing studies on earthquake prediction can be analysed under four different headings according to the methodologies used: mathematical analysis, antecedent search, traditional machine learning and deep learning. Since the studies using data called precursors do not occur before every earthquake, it is very difficult to generalise and standardise the algorithms using these data. Mathematical analysis methods are not preferred because they work with limited data and achieve low success results. Traditional machine learning is one of the important methods used in earthquake prediction. Deep learning methods are the most popular methods in earthquake prediction due to their success in solving complex problems. As earthquake prediction studies have been carried out internationally, earthquake prediction studies have also been carried out in our country using various methods. After the loss of life and property we have experienced with the earthquakes in Kahramanmaraş, the eyes have turned to Istanbul, which geologists have been focusing on for a long time and where most of the building stock is based on old buildings. Unfortunately, a sufficient number of earthquake prediction studies have not been carried out for Istanbul and its vicinity for the expected Istanbul earthquake. In order to make an earthquake prediction study for the expected Istanbul earthquake, to create a resource on earthquake prediction and to encourage studies on this subject, an earthquake prediction study using long short-term memory (LSTM) and convolutional neural networks (CNN) was carried out in this study for Istanbul and its vicinity. Before this study, general information about earthquake and earthquake prediction studies is given. Then, the earthquake prediction part consists of data collection, data preprocessing, data segmentation, model training and model evaluation. In the data collection phase, historical earthquake data of Istanbul and its neighbourhood for the last 25 years were obtained from AFAD. In the data preprocessing stage, missing data detection and data normalisation were performed. In xvii the data segmentation stage, the data set was divided into 2 parts as training and test. In the model training phase, an earthquake prediction model was created using LSTM and CNN. The earthquake prediction model uses earthquake magnitude, latitude, longitude and depth data separately or together to predict earthquake magnitude, latitude, longitude and depth. In the model evaluation phase, the parameters, historical data and dataset characteristics along with the earthquake prediction model were tested using the mean absolute error, mean squared error and mean absolute percentage error metrics. In addition, the trained models were also tested for the vicinity of Bingöl - Karlıova, which is among the other expected earthquake locations, in order to measure the validity of the models. As a result of the tests, an earthquake prediction study with an acceptable success rate for Istanbul and its neighbourhood was carried out. In addition, information has been obtained on how successful LSTM and CNN models are for this problem, which time interval data can produce more successful results, the contribution of features to learning and which parameters are more useful
Presence and distribution of antibiotics and metabolites in the swage sludge of an urban wastewater treatment plant
08.02.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Mühendisliği Bilim DalıAntibiyotikler, antibiyotik direncine sebep olan ve çevresel ortamlarda son yıllarda sıklıkla rastlanan önemli kirleticilerdir. AAT'lerin sahip olduğu konvensiyonel arıtım sistemleri, bu kirleticilerin giderimi için büyük ölçüde yetersiz kalmaktadır. Arıtım sonrası alıcı ortamlara deşarj edilen çıkış suyu ve toprak iyileştirme amaçlı kullanılan arıtma çamurları, antibiyotikler ve metabolitlerin çevresel ortamlara geçerek besin zincirine katılmasında önemli bir rol oynamakadır. Antibiyotiklerin AAT'lerde çamura ya da suya geçme eğilimleri sahip oldukları suda çözünürlük SÇ ve logKow değerlerine bağlıdır. Çamura adsorbe olması beklenen antibiyotikler logKow değeri nispeten büyük olan AZM, CLA, ERY, ROX ve CLI'dır. Bu antibiyotiklerin çamurdaki varlığı, konsantrasyonları bölgenin antibiyotik tüketim alışkanlıkları ile doğrudan ilişkilidir. Bu çalışma kapsamında; kentsel nitelikte olan Konya AAT'nin çamur hattının ön çöktürme, son çöktürme, anaerobik çamur çürütücü girişi, anaerobik çürütücü çıkışı ve dekantör çamuru olmak üzere beş farklı noktasından çamur numuneleri alınarak AAT'lerde sıklıkla rastlanan antibiyotikler ve metabolitlerin varlığı araştırılmıştır. Numuneler 1 yıl boyunca aylık olarak toplanmış, laboratuvarda elenip kurutularak ektraksiyonu gerçekleştirilmiş ve LC-MS/MS ile antibiyotik ve metabolit konsantrasyonları ölçülmüştür. Çalışma boyunca en yüksek konsantrasyonlar genellikle kış aylarında ve ön çöktürme ünitesinde tespit edilmiştir. En baskın antibiyotik grubu genel olarak düşük SÇ değerine sahip makrolidlerdir. Bunu sülfonamidler ve tetrasiklinler takip etmektedir. AZM, 749,71 ng/g (kuru ağırlık)'a varan konsantrasyonla en sık tespit edilen antibiyotik türüdür. Bunu 33,9 ng/g (kuru ağırlık), 26,67 ng/g (kuru ağırlık) ve 18,5 ng/g (kuru ağırlık)'a varan konsantrasyonlar ile sırasıyla DO, CIP ve TE takip etmektedir. Kış, sonbahar, ilkbahar ve yaz ayları için baskın antibiyotik türleri sırasıyla, AZM (ortalama 114,5 ± 250,3 ng/g), MET (ortalama 2 ± 4,9 ng/g), SMT (ortalama 1,8 ± 1,6 ng/g) ve OFX (ortalama 1,8 ± 1,1 ng/g)'dir. Bulunan konsantrasyonlar genel olarak literatürde daha önce yapılmış çalışmalar ile uyumlu olup, çamur ünitelerinde antibiyotik ve metabolitlerin varlığına işaret etmektedir. Bu bulgulara göre çamurda birikme eğilimi olan antibiyotik ve metabolitlerin sonuçlarla uyumlu şekilde çamur ünitelerinde biriktiği, tüketim alışkanlıkları ve bileşiklerin kimyasal özelliklerinin, bileşiklerin çamurdakı varlığını etkilediği sonucuna varılabilir. Bu bulgular antibiyotik ve metabloitlerin çevresel ortamlardaki konsantrasyonuna dair yapılacak ulusal ve uluslararası ölçekteki yasal düzenlemelere ışık tutmaktadır.Antibiotics are important pollutants that cause antibiotic resistance and have been frequently encountered in environmental environments in recent years. Conventional treatment systems of WWTPs are largely inadequate for the removal of these pollutants. The effluent discharged to the receiving environment after treatment and the treatment sludge used for soil improvement play an important role in the transfer of antibiotics and metabolites to the environmental environment and joining the food chain. The tendency of antibiotics to pass into sludge or water in WWTPs depends on their water solubility HS and logKow values. Antibiotics expected to be adsorbed to sludge are AZM, CLA, ERY, ROX and CLI, which have relatively large logKow values. The presence and concentrations of these antibiotics in sludge are directly related to the antibiotic consumption habits of the region. The presence of antibiotics and metabolites, which are frequently encountered in WWTPs, was investigated by collecting sludge samples from five different points along the sludge line of the urban Konya WWTP: preliminary settling, final settling, anaerobic sludge digester inlet, anaerobic digester outlet, and decanter sludge. Samples were collected monthly for one year, sieved and dried in the laboratory, and antibiotic and metabolite concentrations were evaluated using LC-MS/MS. Throughout the investigation, the largest amounts were found during the winter months and in the preliminary settling unit. The most common antibiotic class is macrolides, which typically have low WS values. Tetracyclines and sulfonamides come next. AZM is the most commonly detected antibiotic, with concentrations reaching 749.71 ng/g (dry weight). This is followed by DO, CIP, and TE, each with concentrations of up to 33.9 ng/g (dry weight), 26.67 ng/g (dry weight), and 18.5 ng/g (dry weight). Winter, autumn, spring, and summer antibiotic kinds are AZM (mean 114.5 ± 250.3 ng/g), MET (mean 2 ± 4.9 ng/g), SMT (mean 1.8 ± 1.6 ng/g), and OFX (mean 1.8 ± 1.1 ng/g). The concentrations found are generally compatible with previous studies in the literature and indicate the presence of antibiotics and metabolites in the sludge units. According to these findings, it can be concluded that antibiotics and metabolites, which tend to accumulate in sludge, accumulate in sludge units in line with the results, and consumption habits and chemical properties of the compounds affect the presence of the compounds in the sludge. These findings shed light on national and international legal regulations regarding the concentration of antibiotics and metabolites in environmental environments
Using UAV-, GNSS- and total station-based 3D data in computer-assisted forest road desing
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Orman Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Orman Mühendisliği Bilim DalıİHA-, GNNS- ve Total Station tabanlı geliştirilecek 3 boyutlu veriler kullanılarak bilgisayar destekli orman yolu güzergâhları geliştirilecektir. Orman yolu tasarımında yerli bir yazılım olan NetCAD yazılımı kullanılarak yol planlama ve projelendirme aşamalarının tamamı (yatay profil, düşey profil, yol koridoru, kurplar, enkesitler, hacim hesabı vb.) üç teknikle üretilecek 3 boyutlu veriler üzerinde ayrı ayrı uygulanacaktır. Çalışmanın uygulama alanı olarak Bursa Orman Bölge Müdürlüğü kontrolünde bulunan Tuzaklı ormanlık alanı seçilecektir.Computer-aided forest road routes will be developed by using 3D data to be developed based on UAV-, GNNS- and Total Station. By using NetCAD software, which is a domestic software in forest road design, all of the road planning and projecting stages (horizontal profile, vertical profile, road corridor, curves, cross sections, cubage calculation, etc.) will be applied separately on the 3D data to be produced with three techniques. Tuzaklı forest area, which is under the control of Bursa Regional Directorate of Forestry, will be selected as the application area of the study