Bursa Technical University Institutional Repository
Not a member yet
    2618 research outputs found

    An innovative landscape planning approach integrating ecosystem restoration with geodesign: The case of the ova stream basin, Ankara

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Peyzaj Mimarlığı Ana Bilim Dalı, Peyzaj Mimarlığı Bilim DalıEkosistemler bütünü olan peyzajlar; sistemi oluşturan tek bir bileşende veya fonksiyonda meydana gelen değişimle etkilenmektedir. Peyzaj planlama; peyzajın değerinin artırılması ve iyileştirilmesi için yapılan ileriye dönük esaslı eylem olarak tanımlanmaktadır. Peyzaj planlama ile peyzaj bileşenlerinde oluşan değişimler incelenmekte, değerlendirilmekte ve kalitelerinin korunması ve tahribatı halinde onarılması için öneriler geliştirilmektedir. Geotasarım; peyzajın doğal ve kültürel bileşen ve süreçlerini farklı sorularla tarifleyen ve bu tariflerden yararlanarak doğaya uyumlu kararlar almaya olanak sağlayan katılımcı bir yaklaşımdır. Böylelikle, özellikle insan müdahaleleri sonucu oluşan baskılardan dolayı nitelikleri bozulan ekosistemlerin geri kazanılmasını ve peyzajın mevcut ve gelecekteki koşullar altında sürdürülebilir, dayanıklı ve sağlıklı hale getirilmesini hedefleyen Ekosistem Restorasyonu çalışmalarına yön verebilecek etkin bir araç haline gelmektedir. Bu çalışma kapsamında yoğun kentsel yayılım, sanayi ve tarım alanlarının baskılarından dolayı doğal karakterini kaybetmeye başlayan Ova Çayı Havzası çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Çalışma alanında bulunan orman, bozkır, sulak alan gibi ekosistemler üzerinde olumsuz etkilere neden olan müdahaleler ve baskılar tespit edilerek bu alanların ekolojik işlevlerini yeniden kazandırmak, ekosistemlerin kapasitesini ve üretkenliğini arttırmak hedeflenmektedir. Bu tez çalışmasının amacı Ova Çayı havzasında Geotasarım yaklaşımı ile mevcut ekosistem tahribatlarının ortaya konduğu ve ekosistem restorasyonu önerilerinin geliştirildiği 2030 yılı senaryolu ekosistem restorasyonu odaklı peyzaj planının oluşturulmasıdır. Bu kapsamda; arazi ve literatür çalışmaları ile birlikte katılımcı yaklaşımın sağlandığı bir peyzaj planlama çalışması gerçekleştirilmiştir. Peyzajın su, toprak, habitat fonksiyonlarının analiz edilmesiyle planlara altlık oluşturacak Peyzaj Koruma Planı oluşturulmuştur. Fonksiyonların katsayıları AHS tekniği kullanılarak fonksiyonlar arası önceliklendirme yapılmıştır. Uzman görüşleri ve paydaş katılımı ile anket soruları değerlendirilmiştir. Hassas alanların ve itici güçlerin durumu incelenmiş ve tahrip olan/olması muhtemel yerler belirlenmiştir. Ekosistem restorasyonu önerilerinin ve ekolojik koruma yaklaşımının peyzaj planlama sürecine dahil edilmesiyle doğal ve kültürel peyzaj bileşenlerinin korunarak sürdürülebilir şekilde gelişmesine imkan sağlayan 2030 yılı Ekosistem Restorasyonu Entegrasyonu olan Peyzaj Planı oluşturulmuştur. Plan hükümlerinde izleme ve denetleme aşamalarının her karar için belirlenmesi sürdürülebilir koruma ve restorasyon plan kararlarını mümkün kılmıştır.The whole of ecosystems and the landscapes formed as a result of their interactions are affected by the change in a single component or function that constitutes these values. Landscape planning; It is defined as forward-looking fundamental action taken to increase, improve or create the value of the landscape. With landscape planning, changes in the components are examined and evaluated, and suggestions are developed to preserve their quality and repair them in case of damage. Geotasarım developed by Carl Steintz; It describes the natural and cultural characteristics of the landscape and is used as an effective tool in making decisions in harmony with nature by making use of these descriptions. Within the scope of this study, the Ova Stream Basin, which started to lose its natural identity due to the pressures of dense urban expansion, industrial and agricultural areas, was determined as the study area. Ecosystem Restoration, which is the process of helping to recover ecosystems destroyed due to pressures, aims to make landscapes sustainable, durable and healthy under current and future conditions. By identifying the pressures and interventions that cause negative effects on ecosystems such as forests, steppes and wetlands in the study area, it is aimed to restore the ecological functions of these areas and increase the productivity and capacity of the ecosystems. The aim of this thesis is to create a 2030 scenario ecosystem restoration integrated landscape plan in the Ova Stream basin using the Geotasarım approach, where current ecosystem destruction is revealed and ecosystem restoration suggestions are developed. In this context; A landscape planning study with a participatory approach was carried out along with field and literature studies. By analyzing the water, soil and habitat functions of the landscape, a Landscape Protection Plan was created to form a basis for the plans. The coefficients of the functions were determined using the AHP method. Survey questions were evaluated with expert opinions and stakeholder participation. The situation of sensitive areas and driving forces was examined and places that were/possibly destroyed were determined. By incorporating ecosystem restoration suggestions and ecological protection approach into the landscape planning process, the 2030 Ecosystem Restoration Integration Landscape Plan, which allows natural and cultural landscape components to be protected and developed sustainably, has been created. Determining the monitoring and inspection stages for each decision in the plan provisions made sustainable conservation and restoration plan decisions possible

    The effect of the pollution on muci·lage due to the maritimetransport in Marmara Sea

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Mühendisliği Bilim DalıSon yıllarda Marmara ve Kuzey Ege bölgelerinde ortaya çıkan ve deniz ekosistemini ciddi anlamda tehdit eden müsilaj, farklı mikroorganizmalar tarafından birden fazla dış etkenin bir araya gelmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Marmara Denizi'nin yapısal özellikleri, iklim değişikliği, deniz ekosistemindeki besin zincirinde bozulma ile denize, karasal ve deniz içerisindeki faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik girişi etkenlerinin müsilaja neden olduğu düşünülmektedir. Bu etkenlerden, iklim değişikliği ve Marmara Denizi'nin yapısal özellikleri müsilajın engellenmesinde ilk etapta müdahale edilemeyecek etkenlerdendir. Besin zincirindeki bozulmaya neden olan aşırı ve yanlış avlanma (trolle avlanma v.b.) ve denizlere karışan besin elementlerinde artışa neden olan karasal ve denizlerdeki faaliyetlerden gelen kirlilik engellenebilir ve müsilajın oluşmasında etkili olabilecek faktörlerdendir. Denizlere karışan besin elementlerinde artışa neden olan karasal kaynaklı kirleticiler; noktasal ve yayılı kirletici kaynaklar olarak ikiye ayrılmaktadır. Noktasal kirletici kaynaklar; arıtılmamış veya yeterli düzeyde arıtılmamış kentsel ve endüstriyel atıksular, yayılı kirletici kaynaklarda genel olarak tarımsal faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. Denizlerdeki faaliyetler hususunda, deniz ticareti amaçlı kullanılan gemilerden kaynaklanan kirleticiler, önemli bir unsurdur. Deniz ticareti rotaları dikkate alındığında Türkiye'nin de jeopolitik konumu sebebiyle ana güzergâh olarak yer aldığı, Marmara Denizi'ni de içeren hattın oldukça yoğun olarak kullanıldığı ve bu trafik nedeniyle gemilerden kaynaklanan kirliliğin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Deniz taşımacılığından kaynaklanan kirletici faaliyetler; gemi sintinelerinin yani makine altlarında biriken petrol türevleri ile kirlenmiş suların denize uygun olmayan şekilde tahliyesi, balast operasyonlarında kullanılan suların tahliyesi, evsel atıksuların deşarjı, gemilerin makine soğutma sularının denize boşaltılması, petrol ve yağla kirletilmiş ambar ve tank yıkama sularının denize uygunsuz tahliyesi, katı atıkların uygunsuz bertarafı olarak sıralanabilir. Bunlardan, balast sularının hacimsel olarak çok fazla olması, dünyanın en ucundan farklı noktalara, kirletici, istilacı türler, zararlı mikroorganizmalar taşıma riskinden dolayı özellikle incelenmelidir. Sintine sularının, alıcı ortama arıtılmaksızın verilmesinin yasak olmasına rağmen, oldukça yoğun kirletici konsantrasyonlara sahip olması nedeniyle kirlilik yükü açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında sintine ve balast suları ile taşınan kirleticiler ve müsilaja neden olduğu bilinen fitoplankton ve bakterilerin, Marmara'da ortaya çıkan müsilajın oluşumunda etkili olup olamayacağını araştırılmıştır. Marmara Denizi'nin en önemli limanlarından Gemlik Limanı'na, farklı rotalardan gelen gemilerden alınan sintine ve balast sularında, genel fiziko kimyasal kirletici parametreler (KOİ, N, P, ağır metaller) ve algal ve bakteriyel popülasyon miktarlarının taksonomik ve metagenomik çalışmalarla belirlenerek, Marmara Denizi'ne deniz taşımacılığı kaynaklı ne kadar kirletici geldiği araştırılarak, bu kirletici ve gelen canlı organizmaların müsilaj oluşumuna etkisi ortaya konulmuştur. Çalışma başlangıcında yapılan veri toplama çalışmaları neticesinde, Marmara Denizi'ndeki limanlara yanaşan gemilerin oluşturduğu ana güzergâhlar belirlenerek, bu güzergâhlardan Gemlik Limanı'na yanaşan, anlamlı sayıda belirlenerek gemilerden xv alındı, sintine ve balast sularının fizikokimyasal kirletici ve mikrobiyolojik karakterizasyonları gerçekleştirildi. Fizikokimyasal kirleticiler ve su miktarlarından faydalanarak kirletici yük hesapları yapılarak, Marmara deniz havzasına gelen karasal kirletici yüklerle kıyaslamaları yapıldı. Mikrobiyolojik karakterizasyon çalışmalarında, sintine ve balast sularında taksonomik çalışmalarla, sulardaki alg türlerinin tespiti yapıldı. Sintine ve balast suları ile Marmara'ya taşınan fitoplanktonun (mikroalglerin) sayısı ve çeşitliliği taksonomik çalışmalarla belirlendi. Ayrıca, hedefli metagenomik çalışma ile balast ve sintine sularındaki bakteri, arke ve fitoplanktonu da içeren ökaryotik mikroorganizma çeşitliliği ortaya konuldu. Bu çalışma ile Marmara Denizi'ndeki gemi taşımacılığının müsilaj oluşumuna etkisi kapsamlı olarak değerlendirilmiştirMucilage which has recently emerged in Marmara and North Aegean regions in our country and seriously threatened the marine ecosystem, as a result of the combination of more than one factors by different microorganisms. It has been thought that the structural features of Marmara Sea, climate change, deterioration of the food chain in the marine ecosystem and the sea pollution due to the terrestrial and marine activities cause the mucilage. Among these factors, although, climate change and the structural features of Marmara Sea cannot be interfered with in the prevention of mucilage in the first place, excessive and improper fishing causes deterioration of the food chain and pollution due to the terrestrial and marine activities which cause the increase of the food element into the seas can be prevented. The terrestrial pollutants which cause an increment in the nutrient elements mixed with the seas are divided into two parts as point and diffuser pollutant resources. The point pollutant sources, urban and industrial wastewaters that are not treated or adequately treated generally originate from agricultural activities in diffuse polluting sources. The polluting activities arising from maritime transport can be classified as the unsuitable discharge of water polluted with petroleum derivatives accumulating under the machinery, discharge of water used in ballast operations, discharge of domestic wastewater, discharge of machinery cooling water of ships into the sea, improper discharge of warehouse and tank washing waters contaminated with oil and oil into the sea, improper discharge of solid wastes. Among these, ballast waters should be investigated especially due to the large volume of the ballast water, the risk of pollution and the invasive species and harmful microorganisms transportation from the different points to the world. Although giving the bilge waters to the receiving environment is forbidden without treatment, it should be evaluated in terms of the pollution load because it has very high concentrations of pollutants. In this study, it was investigated whether the pollutants carried by bilge and ballast waters and phytoplankton and bacteria known to cause mucilage could be effective in the formation of mucilage in Marmara Sea. By determining the general physico-chemical pollutant parameters (COD, N, P, heavy metals) and algal and bacterial population amounts in bilge and ballast waters taken from ships coming from different routes to Gemlik Port, one of the most important ports of the Marmara Sea, with taxonomic and metagenomic studies, it was investigated how much pollutants from maritime transportation come to the Marmara Sea and the effect of these pollutants and incoming living organisms on mucilage formation was revealed. As a result of the data collection studies carried out at the beginning of the study, the main routes formed by the ships docking at the ports in the Marmara Sea were determined and a significant number of ships docking at Gemlik Port were taken from these routes, and physicochemical pollutants and microbiological characterizations of bilge and ballast waters were carried out. Pollutant load calculations were made using physicochemical pollutants and water quantities, and comparisons were made with terrestrial pollutant loads coming to the Marmara Sea Basin. In microbiological characterization studies, taxonomic studies were carried out in bilge and ballast waters to determine the algae species in the xvii waters. The number and diversity of phytoplankton (microalgae) transported to Marmara by bilge and ballast waters were determined by taxonomic studies

    Catalytic conversion of cellulose in the presence of modified zeolite Y

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Kimya Mühendisliği Bilim DalıDünya enerji arzının büyük bir çoğunluğunu karşılamakta olan fosil rezervlerin gün geçtikçe tükenmesi, kullanımlarının küresel ısınmaya neden olması ve artan dünya nüfusuyla birlikte insanlık yakın bir gelecekte ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılayamama problemiyle karşılaşacaktır. Bu problemin çözümü ise fosil rezervlere alternatif olabilecek, çevre dostu enerji kaynaklarının kullanımından geçmektedir. Doğada en bol bulunan, yenilenebilir kaynaklar arasında umut verici bir yere sahip olan lignoselülozik biyokütlenin yapısındaki en büyük yüzdeye sahip olan selülozdan, çeşitli platform kimyasallarıının eldesi mümkündür. Bu tez çalışmasında, yeşil kimya ilkeleri çerçevesinde, değerli platform kimyasallarının selülozdan eldesi, Y zeolitinin post-sentez modifikasyonu ile çevre dostu su ortamında araştırılmıştır. Yüksek verimde selüloz eldesi için optimum reaksiyon koşullarının belirlenmesi ve Y zeolitinin kendine özgü özellikleri (yüksek yüzey alanı, şekil seçiciliği ve asitlik) korunurken önemli ölçüde mezogözenekliliğin kazandırılması amaçlanmıştır. Bireysel post-sentez işlemlerin Y zeolitine mezogözenek kazandırmada yetersiz kaldığı göz önünde bulundurularak bu çalışmada sıralı olarak yukarıdan aşağı post-sentez işlemler uygulandı. Bu amaçla Y zeoliti önce alkali çözelti ile desilikasyona (NaOH) ve ardından da alüminasyona (NaAlO?) maruz bırakıldı. Selüloz dönüşümü; hidrotermal reaktörde, 220?C sıcaklıkta, 6 saatlik reaksiyon süresince mikrokristal selülozun Y zeolitine oranı 1:1 (ağırlık/ağırlık) olacak şekilde su ortamında gerçekleştirildi. Numuneler ICP-OES, XRF, BET ve XRD yöntemleriyle karakterize edildi. Katalizör modifikasyonu için dört farklı sıcaklık ve üç farklı derişimde gerçekleştirilen çift tekrarlı 12 deneyin sonuçları, herhangi bir işlem görmemiş ham zeolit Y ile karşılaştırılmıştır. Post-sentez işlemler sonucu elde edilen numenelerin kimyasal bileşimleri HPLC ile yapılmıştır. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda, selüloz dönüşümünden ağırlıklı olarak " laktik asit, asetik asit ve formik asit" eldesi gözlenmiştir. Selüloz dönüşümü için optimum sıcaklık 70 °C, optimum derişim 1M olarak belirlenmiştir. Post-sentetik işlemler sonucunda, kristal yapının korunduğu, ancak desilikasyon adımında NaOH ile muamele sonucu mevcut gözeneklerin zarar gördüğü, bu nedenle de yüzey alanı azalırken, gözenek hacminin büyüdüğü sonucuna varılmıştır. Numunelerin % SiO2/Al2O3 oranları incelendiğinde genel anlamda ham zeolit Y'ye göre oranların düşmesi alüminasyon sonucu yapıya Al girdiğini göstermektedir.With the depletion of fossil reserves, which meet the majority of the world's energy supply, their use causing global warming, and the increasing world population, humanity will face the problem of not being able to meet the energy it needs in the near future. The solution to this problem is the use of environmentally friendly energy sources that can be an alternative to fossil reserves. It is possible to obtain various platform chemicals from cellulose, which has the largest percentage in the structure of lignocellulosic biomass, which is the most abundant in nature and has a promising place among renewable resources. In this thesis, within the framework of green chemistry principles, the production of valuable platform chemicals from cellulose was investigated in an environmentally friendly aquatic environment by post-synthesis modification of Y zeolite. It was aimed to determine the optimum reaction conditions to obtain cellulose in high yield and to provide significant mesoporosity while preserving the unique properties of Y zeolite (high surface area, shape selectivity and acidity). Considering that individual post-synthesis processes were insufficient to impart mesoporosity to Y zeolite, post-synthesis processes were applied sequentially from top to bottom in this study. For this purpose, Y zeolite was first subjected to desilication (NaOH) with alkaline solution and then to alumination (NaAlO?). Cellulose transformation; It was carried out in a hydrothermal reactor, at 220?C, in water environment, with the ratio of microcrystalline cellulose to Y zeolite being 1:1 (w/w) during the 6-hour reaction. The samples were characterized by ICP-OES, XRF, BET and XRD methods. The results of 12 replicate experiments performed at four different temperatures and three different concentrations for catalyst modification were compared with raw zeolite Y without any treatment. The chemical compositions of the samples obtained as a result of post-synthesis processes were determined by HPLC. As a result of the experimental studies, it was observed that mainly "lactic acid, acetic acid and formic acid" were obtained from cellulose conversion. The optimum temperature for cellulose transformation was determined as 70 °C and the optimum concentration was 1M. As a result of post-synthetic processes, it was concluded that the crystal structure was preserved, but the existing pores were damaged as a result of treatment with NaOH in the desilication step, therefore the surface area decreased and the pore volume increased. When the SiO2 /Al2O3% ratios of the samples are examined, the general decrease in the ratios compared to the parent zeolite Y shows that Al entered the structure as a result of alumination

    An examination of relationship between childhood traumas and parental abuse awareness

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim Dalı, Psikoloji Bilim DalıBu tez çalışmasında ebeveynlerin çocukluk çağı travmaları geçmişi ile ebeveynlerin duygu düzenleme becerileri, ebeveynlerin kendi ilişkilerinde çatışma çözme yöntemleri ve istismar ve ihmal farkındalıkları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu çalışmaya Türkiye'de yaşayan, 3-6 yaş arasında çocuğu olan 494 ebeveyn katılmıştır. Yapılan uç değer analizi sonucunda 45 katılımcı analiz sonuçlarının etkilenmemesi adına veri setinden çıkartılmıştır. Yapılan işlem sonrasında 449 katılımcı ile analizler yürütülmüştür. 449 katılımcının 398'i (%88,6) kadın 51'i (%11,4) erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Çalışmada veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Romantik İlişkilerde Çatışma Çözme Stilleri Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form ve Ebeveyn Çocuk İstismar ve İhmal Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizleri SPSS 25 paket programı ve AMOS 26 programı üzerinden yapılmıştır. Araştırma dahilinde çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü, çatışma çözümü ve istismar ve ihmal farkındalığı arasında kurulan model yapısal eşitlik modellemesi ile sınanmıştır. Yapısal eşitlik modellemesi AMOS 26 (Analysis of Momement Structure) programı aracılığıyla yapılmıştır. Cinsel istismar boyutu uç değerler çıkartıldığında dahi çarpıklık ve basıklık değerleri kabul edilebilir aralıkta olmadığı için analizlere dahil edilmemiştir. Fiziksel istismar alt ölçeğinin ise Alfa katsayısının kabul edilebilir değer olan.70'in çok altında olması nedeniyle fiziksel istismar boyutu da analizlere dahil edilmemiştir. Bu nedenle model analizleri duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal değişkenleri ile yürütülmüştür. Sonuçlara göre katılımcılar arasında duygusal istismarın yaygınlık oranı %32,5, duygusal ihmalin yaygınlık oranı %38,08 ve duygusal ihmalin %46,32'dir. Çocuk istismarı ve ihmali farkındalık düzeylerine bakıldığında ise katılımcıların %10,2'sinin orta düzeyde; %71,9'unun yüksek düzeyde; %17,8'inin ise çok yüksek düzeyde farkındalık sahibi olduğu bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde yordamıştır. Duygusal istismar olumsuz çatışma çözümünü pozitif yönde yordamış, olumlu çatışma çözümü ile anlamlı düzeyde ilişkisi olmadığı bulunmuştur. Duygusal ihmalin ise olumsuz çatışma çözümünü pozitif yönde yordadığı, olumlu çatışma çözümünü ise negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Fiziksel ihmale bakıldığında ise olumsuz çatışma çözümü ile anlamlı bir ilişkisi bulunmamış, olumlu çatışma çözümünü ise negatif yönde yordadığı görülmüştür. Duygusal istismar ve duygusal ihmalin istismar ve ihmal farkındalığı ile ilişkisi bulunmamıştır. Fiziksel ihmal, istismar ve ihmal farkındalığını negatif yönde yordamıştır. Olumlu çatışma çözümü istismar ve ihmal farkındalığını pozitif yönde yordamıştır. Duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz çatışma çözümünün istismar ve ihmal farkındalığı ile ilişkisi bulunmamıştır. Dolaylı ilişkilere bakıldığında ise duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmalin olumsuz çatışma çözümü ile ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün aracılık ettiği bulunmuştur. Ayrıca, duygusal ihmal ve istismar ve ihmal farkındalığı arasındaki ilişkide olumlu çatışma çözümü aracılık ettiği görülmüştür.In this thesis, the relationships between parents' childhood trauma history, parents' emotion regulation skills, conflict resolution methods in their own relationships, and parents' awareness of abuse and neglect were examined. A total of 494 parents living in Turkey with children aged between 3-6 years participated in this study. As a result of outlier analysis, 45 participants were excluded from the dataset to ensure the integrity of the analysis results. Following this process, analyses were conducted with 449 participants. Among these participants, 398 (88.6%) were female and 51 (11.4%) were male. To collect data for the study, the following instruments were utilized: Demographic Information Form, Childhood Trauma Questionnaire, Conflict Resolution Styles Scale in Romantic Relationships, Difficulty in Emotion Regulation Scale - Short Form, and Parent-Child Abuse and Neglect Awareness Scale. Data analyses were performed using SPSS 25 and AMOS 26 software packages. The model, which included childhood trauma, emotion regulation difficulty, conflict resolution, and abuse and neglect awareness, was tested using structural equation modeling. Structural equation modeling was conducted using the AMOS 26 (Analysis of Moment Structures) program. Due to the unacceptable skewness and kurtosis values even after removing outliers from the sexual abuse dimension, this dimension was not included in the analyses. Similarly, the physical abuse dimension was not included in the analyses due to its alpha coefficient being well below the acceptable value of .70. Therefore, model analyses were conducted with emotional abuse, emotional neglect, and physical neglect variables. According to the results, the prevalence rate of emotional abuse among participants was 32.5%, emotional neglect was 38.08%, and physical neglect was 46.32%. When looking at the levels of awareness of child abuse and neglect, it was found that 10.2% of the participants had moderate awareness, 71.9% had high awareness, and 17.8% had very high awareness. Analysis results indicated that emotional abuse, emotional neglect, and physical neglect positively predicted emotion regulation difficulty. Emotional abuse positively predicted negative conflict resolution, while no significant relationship was found with positive conflict resolution. Emotional neglect positively predicted negative conflict resolution and negatively predicted positive conflict resolution. Regarding physical neglect, no significant relationship was found with negative conflict resolution, but it negatively predicted positive conflict resolution. There was no relationship between emotional abuse, emotional neglect, and awareness of abuse and neglect. Physical neglect negatively predicted awareness of abuse and neglect. Positive conflict resolution positively predicted awareness of abuse and neglect. There was no relationship between emotion regulation difficulty and negative conflict resolution with awareness of abuse and neglect. In terms of indirect relationships, emotion regulation difficulty was found to mediate the relationship between emotional abuse, emotional neglect, and physical neglect with negative conflict resolution. Additionally, positive conflict resolution was found to mediate the relationship between emotional neglect and awareness of abuse and neglect

    Biological processes in the control of air pollution

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Mühendisliği Bilim DalıHava kirliliği, halk sağlığı ve çevre üzerinde zararlı etkileri olan acil bir küresel sorundur. Hava kirliliği kontrolüne yönelik geleneksel yöntemler genellikle mekanik ve kimyasal süreçleri içerir ancak bunların etkililik ve sürdürülebilirlik açısından sınırlamaları vardır. Son yıllarda, biyolojik süreçlerin hava kirliliği kontrolünde uygulanabilir çözümler olarak araştırılmasına ilgi artmaktadır. Bu çalışma, biyolojik süreçlerin hava kirliliğini azaltmadaki rolünü araştırmayı, mekanizmalarını, etkinliklerini ve potansiyel uygulamalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu tezde kullanılan araştırma metodolojisi, biyolojik süreçler ve hava kirliliği kontrolü ile ilgili mevcut literatürün, bilimsel çalışmaların ve vaka analizlerinin kapsamlı bir incelemesini içermektedir. Mikrobiyal bozunma, fitoremediasyon ve ekolojik etkileşimler dahil olmak üzere çeşitli biyolojik mekanizmalar ayrıntılı olarak incelenmektedir. Analiz, farklı çevresel bağlamlarda biyolojik yaklaşımların fizibilitesini ve etkinliğini değerlendirmek için hem teorik çerçeveleri hem de ampirik kanıtları kapsamaktadır. Bu tezin bulguları, hava kirliliğinin kontrolünde biyolojik süreçlerin önemli potansiyelini vurgulamaktadır. Mikrobiyal bozunma, hidrokarbonlar ve uçucu organik bileşikler gibi kirleticilerin parçalanmasında umut vaat etmektedir. Kirletici maddeleri absorbe etmek ve metabolize etmek için bitkilerin kullanımını içeren fitoremediasyonun kentsel ortamlardaki hava kalitesini iyileştirmede etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca ekosistemlerin restorasyonu ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğal süreçler yoluyla hava kalitesinin artırılmasında önemli rol oynamaktadır. İleriye dönük olarak, biyolojik süreçleri ana akım hava kirliliği kontrol stratejilerine entegre etmek çok önemlidir. Biyolojik yaklaşımların daha geniş ölçekte uygulanmasını kolaylaştırmak için araştırmacılar, politika yapıcılar ve paydaşlar arasındaki işbirliği gereklidir. Genetiği değiştirilmiş organizmaların geliştirilmesi ve hedeflenen kirleticilerin uzaklaştırılması için mikrobiyal toplulukların geliştirilmesi de dahil olmak üzere biyolojik süreçlerin optimizasyonunu keşfetmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ek olarak, hava kirliliği kontrolüne yönelik biyolojik çözümleri destekleyen sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesini teşvik etmek için halkın bilinçlendirilmesi ve eğitim girişimleri oldukça önem arz etmektedir.Air pollution is an urgent global problem with harmful effects on public health and the environment. Traditional methods for air pollution control often involve mechanical and chemical processes, but these have limitations in terms of effectiveness and sustainability. In recent years, there has been increasing interest in investigating biological processes as feasible solutions in air pollution control. This study aims to investigate the role of biological processes in reducing air pollution, examining their mechanisms, effectiveness and potential applications. The research methodology used in this thesis includes a comprehensive review of existing literature, scientific studies and case studies regarding biological processes and air pollution control. Various biological mechanisms, including microbial degradation, phytoremediation, and ecological interactions, are examined in detail. The analysis covers both theoretical frameworks and empirical evidence to evaluate the feasibility and effectiveness of biological approaches in different environmental contexts. The findings of this thesis highlight the significant potential of biological processes in controlling air pollution. Microbial degradation shows promise in breaking down pollutants such as hydrocarbons and volatile organic compounds. Phytoremediation, which involves the use of plants to absorb and metabolize pollutants, has proven effective in improving air quality in urban environments. Additionally, restoration of ecosystems and preservation of biodiversity play an important role in improving air quality through natural processes. Going forward, it is crucial to integrate biological processes into mainstream air pollution control strategies. Collaboration between researchers, policymakers, and stakeholders is necessary to facilitate broader application of biological approaches. Further research is needed to explore the optimization of biological processes, including the development of genetically modified organisms and the enhancement of microbial communities for the removal of targeted pollutants. Additionally, public awareness and education initiatives are essential to encourage the adoption of sustainable practices that support biological solutions for air pollution control

    Static and dynamic analysis of anchored retaining walls

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı, İnşaat Mühendisliği Bilim DalıEğimli arazilerde zemini tabii şev açısından daha dik bir açıyla tutmak, zemini kaymaya karşı engellemek, binadaki borum kat perdelerini oluşturmak, köprülerdeki kenar ayak görevini yapmak, derin kazıların yan duvarlarını göçmeye karşı tutmak gibi amaçlar için düşey veya düşeye yakın açılarla yapılan yapılara istinat duvarları denilmektedir. Bu tez çalışması kapsamında; yüksekliği 5 metre olan TİP-1, yüksekliği 10 metre olan TİP-2, yüksekliği 15 metre olan TİP-3 ve yüksekliği 20 metre olan TİP-4 olmak üzere dört farklı tipte malzemeleri aynı olan fakat ebat genişlikleri değişen istinat duvarları seçilmiştir. Seçilen istinat duvarları kumlu zemin ve killi zemin etkisinde olmak üzere: TİP-1 istinat duvarında ankrajsız ve 1 sıra ankrajlı olma durumları; TİP-2 istinat duvarında ankrajsız , 1 sıra ankrajlı ve 2 sıra ankrajlı olma durumları; TİP-3 istinat duvarında ankrajsız , 1 sıra ankrajlı, 2 sıra ankrajlı ve 3 sıra ankrajlı olma durumları; TİP-4 istinat duvarında ankrajsız , 1 sıra ankrajlı, 2 sıra ankrajlı, 3 sıra ankrajlı ve 4 sıra ankrajlı olma durumlarının hem statik hem de dinamik analizleri yapılmıştır. Yapılan analizlerde yer altı su seviyesi çok derinde kabul edilmiştir. Analizler "Plaxis 8.2 Input" ve "Slide" programları kullanılarak yapılmıştır. Plaxis programında dinamik analiz için 2011 Van Depremi'nin dataları kullanılmıştır. Toptan göçmenin dinamik analizi için de Van İli'nin eşdeğer deprem katsayısı kullanılarak Slide programına tanımlanmıştır. Program çıktılarında çıkan sonuçlar istinat duvarı tiplerine göre karşılaştırılmıştır. Yapılan analizlere bakıldığında güvensiz olan istinat duvarlarına ankraj atılarak statik ve dinamik analizlerinin güvenli hale geldiği ya da ankrajsız haline göre deplasmanlarda farklılıklar görülmektedir. Zemin sınıfına bağlı olarak deplasman yönlerinde de farklılıklar görülmektedir. Atılan ankrajlar; dışa doğru olan deplasmanları azaltıcı yönde, içe doğru olan deplasmanları ise arttırıcı yönde etkilediği görülmektedir. Ankraj sıra sayısının arttırılması ve ankrajlar arasındaki mesafenin azaltılması ile dışa deplasman yapan istinat duvarlarında azaltıcı etki yaptığı, içe doğru deplasman yapan istinat duvarlarında ise arttırıcı etki yaptığı görülmektedir. Dinamik analizlerde, statik analizlerdeki durumların aynısı görüldüğü gibi tam tersi durumlar da görülmektedir.In sloping lands, structures made at vertical or near vertical angles for purposes such as keeping the ground at a steeper angle in terms of natural slope, preventing the ground against sliding, creating the borum floor curtains in the building, serving as the side foot in bridges, keeping the side walls of deep excavations against collapse are called retaining walls. Within the scope of this thesis study; four different types of retaining walls, TYPE-1 with a height of 5 metres, TYPE-2 with a height of 10 metres, TYPE-3 with a height of 15 metres and TYPE-4 with a height of 20 metres, were selected with the same materials but varying size widths. The selected retaining walls are under the effect of sandy soil and clay soil: TYPE-1 retaining wall without anchors and with 1 row of anchors; TYPE-2 retaining wall without anchors, with 1 row of anchors and 2 rows of anchors; TYPE-3 retaining wall without anchors, with 1 row of anchors, 2 rows of anchors and 3 rows of anchors; Both static and dynamic analyses were performed for TYPE-4 retaining wall without anchors, with 1 row of anchors, with 2 rows of anchors, with 3 rows of anchors and with 4 rows of anchors. In the analyses, the ground water level was assumed to be very deep. The analyses were performed using "Plaxis 8.2 Input" and "Slide" programmes. The data of the 2011 Van Earthquake were used for the dynamic analysis in Plaxis programme. For the dynamic analysis of the total collapse, the equivalent earthquake coefficient of Van Province was used and defined in the Slide programme. The results of the programme outputs were compared according to the retaining wall types. When When the analyses are examined, it is seen that the static and dynamic analyses of the unsafe retaining walls have become safe by anchoring or there are differences in displacements compared to the situation without anchors. Depending on the soil class, differences are also observed in the displacement directions. It is seen that the anchors affect the outward displacements in a decreasing direction and the inward displacements in an increasing direction. Increasing the number of anchor rows and decreasing the distance between the anchors has a decreasing effect on the outward displacement retaining walls and an increasing effect on the inward displacement retaining walls. In the dynamic analyses, the same conditions as in the static analyses are observed and vice versa

    Determination of health literacy level of healthcare professionals example of Bursa provincial private hospitals

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İşletme Ana Bilim Dalı, İşletme Bilim DalıBu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarında sağlık okuryazarlık düzeyinin Bursa İli özel hastaneler örneği kapsamında incelenmesidir. Son on yılda, uygulayıcılar ve araştırmacılar arasında, insanların sağlık okuryazarlığı becerilerini ve yeteneklerini kullanmaları gereken bağlamın etkisine ilişkin anlayış gelişmiştir. Sağlık okuryazarlığı, insanların sağlık hizmetleri süreçlerine daha etkin bir şekilde katılmalarına, sağlık durumları hakkında bilinçli kararlar vermelerine ve sağlık sisteminde daha etkili ve işlevsel olmalarına yardımcı olmaktadır. Giderek daha karmaşık hale gelen modern sağlık sistemi uygulamalarında, hem hizmet alan hem de hizmet sunanların etkin, verimli ve hakkaniyetli bir şekilde etkileşimde bulunabilmeleri için sağlık okuryazarlığının üst düzeyde olması gerekmektedir. Çünkü hem zaman hem de kaynaklar eskisinden daha değerli hale geldi. Sağlık hizmetlerinin merkezinde yer alan "insan" değerleri ve sınırlı kaynaklar nedeniyle, hem hizmet sunumunun hem de satın almanın verimli ve bilinç temelli olması gerekmektedir. Araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Anket formu kapsamında veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini sağlık personelleri oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örneklem yöntemi ile 300 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Demografik Özelliklere yer verilmiş, İkinci bölümde ise Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği yer almıştır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Sağlık okuryazarlığını bilme durumuna yönelik bulgular incelenmiş ve katılımcıların %71,7'ei evet ve %28,3'ü hayır cevabını vermiştir. Sağlık okuryazarlığı algısına yönelik tanımlayıcı istatistikler incelenmiştir. Sağlık Hizmeti alt boyutu için ortalama puanı 34,14±5,71; Hastalıktan Korunma alt boyutu için ortalama puanı 32,63±8,50; Sağlığın İyileştirilmesi alt boyutu için ortalama puanı 31,31±8,59; Toplam ölçek için ortalama puanı 32,59±6,89 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan Korunma, Sağlığın İyileştirilmesi ve Toplam ölçek için sorunlu – sınırlı sağlık okuryazarlığı tespit edilmişken, Sağlık Hizmeti alt boyutu için yeterli sağlık okuryazarlığı tespit edilmiştir. Bu durum katılımcıların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin yeterli olmadığını göstermiştir. Araştırmada cinsiyete, yaşa ve mesleki duruma göre sağlık okuryazarlığı algısının farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlık Okuryazarlığı, Bursa İli.The aim of this research is to examine the health literacy level of healthcare professionals within the scope of private hospitals in Bursa Province. Over the past decade, understanding has developed among practitioners and researchers about the impact of the context in which people need to use their health literacy skills and abilities. Health literacy helps people participate more effectively in healthcare processes, make informed decisions about their health status, and be more effective and functional in the healthcare system. In increasingly complex modern healthcare system practices, health literacy must be at a high level so that both service recipients and service providers can interact effectively, efficiently and equitably. Because both time and resources have become more valuable than before. Due to the "human" values and limited resources at the center of health services, both service delivery and purchasing must be efficient and awareness-based. Descriptive scanning model was used in the research. Data was collected and analyzed within the scope of the survey form. The population of the research consists of healthcare personnel. In the research, 300 people were reached with the convenience sampling method. A survey form was used to collect data in the study. The survey form consists of two parts. The first section includes Demographic Characteristics, and the second section includes the Health Literacy Scale. Data analysis of the research was carried out in the SPSS 21 package program. The findings regarding health literacy awareness were examined and 71.7% of the participants answered yes and 28.3% answered no. Descriptive statistics for health literacy perceptions were examined. The mean score for the Health Service subscale was 34.14±5.71; The average score for the Disease Prevention subscale was 32.63±8.50; The mean score for the Health Improvement subscale was 31.31±8.59; The average score for the total scale was determined as 32.59±6.89. While problematic - limited health literacy was determined for the Disease Prevention, Health Improvement and Total scale, adequate health literacy was determined for the Health Service subscale. This showed that the health literacy levels of the participants were not sufficient. In the study, it was determined that the perception of health literacy differs according to gender, age and professional status. Keywords: Health Workers, Health Literacy, Bursa Province

    Prediction of academic success by machine learning methods

    Get PDF
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Bilgisayar Mühendisliği Bilim DalıMakine öğrenmesi, bir yapay zeka alanıdır ve sistemin geçmiş deneyimlerine dayalı olarak yeni bir model oluşturmasına ve gelecekte karşılaşabileceği durumlar hakkında tahminlerde bulunmasına olanak tanır. Bu süreç, bilgisayarın mevcut verileri kullanarak bir model geliştirmesini ve bu modeli gelecekteki veriler üzerinde kullanarak kararlar almasını ve sorunlara çözümler üretmesini içerir. Günümüzde birçok farklı alanda başarılı uygulamalara sahip olan makine öğrenmesinin eğitim sektöründe de kullanılmasıyla birlikte, bu uygulamaların eğitim yaklaşımlarında yepyeni gelişmelere yol açması kaçınılmazdır. Bu çalışmada, öğrencilerin yaşam şartları ve sosyal etkileşimlerinin akademik başarıları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Veri seti üzerinde tüm makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak modeller oluşturulmuş ve performansları karşılaştırılmıştır. Detaylandırılmış alt kısımlarla birlikte dört ana bölüme ayrılmış olan bu çalışmada öncelikle Giriş kısmına yer verilmiştir. Her bir ana bölüm içeriğine bağlı olarak alt kısımlara ayrılmış olup ana başlıkla ilgili tüm detayları içerecek şekilde hazırlanmıştır. Literatür araştırmasının yer aldığı birinci bölümün ardından ikinci bölüm olan Veri Madenciliği bölümüne geçilmiştir. İkinci bölümde yer verilen veri madenciliğinin tanımsal kavramlarıyla birlikte süreçleri ve modelleri, yol haritalarıyla desteklenip konu bağlamında anlatılmıştır. Bu bölüm, ana fikri destekleme noktasında önem taşımanın yanında çalışmanın üzerine oturtulduğu temellerden biri olarak da görev yapmaktadır. Üçüncü bölüm ise veri madenciliği ile elde edilen verilerden yola çıkarak uygulamaya konulan metot ve analiz kısmına ayrılmıştır. Öğrenci başarılarının tespit edilebilmesi için regresyon ve sınıflandırma yöntemleri uygulanmıştır. Çalışma için öğrenci performans verilerinden oluşan Student Performance veri seti kullanılmıştır. Bu veri seti Portekiz'de iki farklı okulda ortaokula giden öğrencilerin performanslarını göstermektedir. Son olarak algoritmaların sonuçları referans makaleler ile karşılaştırılmış ve referans makalelerden daha yüksek sonuçlar elde edilmiştir. Sınıflandırma algoritmalarından Karar Ağacı algoritması, doğrusal olmayan regresyon algoritmalarından Catboost algoritması ve Doğrusal Regresyon algoritmalarından Çoklu Doğrusal Regresyon algoritması en başarılı sonuçları vermiştir. Elde edilen en yüksek oranlar Karar Ağacı için %93.3, Catboost için %86.9 ve Çoklu Doğrusal Regresyon için %82.9 olarak görülmüştür.Machine learning is a field of artificial intelligence and it allows the system to build a new model based on past experiences and make predictions about the situations it may encounter in the future. This process involves the computer developing a model using existing data and using this model on future data to make decisions and produce solutions to problems. It is inevitable that machine learning, which has successful applications in many different fields today will lead to brand new developments in educational approaches with its use in the education sector. In this study, the effects of students' living conditions and social interactions on their academic achievement are analyzed. Models were created using all machine learning techniques on the dataset and their performances were compared. This study, which is divided into four main sections with detailed sub-sections, firstly includes the Introduction. Each main section is divided into sub-sections depending on its content and is prepared to include all the details related to the main topic. After the first chapter, which includes the literature review, the second chapter, Data Mining, is presented. In the second section, the definitional concepts of data mining, processes and models, supported by road maps, are explained in the context of the subject. In addition to being important in supporting the main idea, this chapter also serves as one of the foundations on which the study is based. The third section is devoted to the methodology and analysis based on the data obtained through data mining. Regression and classification methods were applied to determine student achievement. Student Performance dataset, which consists of student performance data, was used for the study. This dataset shows the performance of students attending secondary school in two different schools in Portugal. Finally, the results of the algorithms were compared with the reference papers and the results were higher than the reference papers. Decision Tree algorithm from classification algorithms, Catboost algorithm from non-linear regression algorithms and Multiple Linear Regression algorithm from linear regression algorithms gave the most successful results. The highest rates obtained were 93.3% for Decision Tree, 86.9% for Catboost and 82.9% for Multiple Linear Regression

    Production and characterization of nanoparticle induced bacterial cellulose using komagataeibacter rhaeticus

    No full text
    03.04.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Bakteriyel selüloz (BS), biyoteknoloji alanında, özellikle sağlık ve doku mühendisliği gibi pek çok farklı uygulamada, saflığı, yüksek kristallik derecesi, su tutma kapasitesi, gerilme direnci ve geniş ölçekte uyum sağlama yeteneğine sahip olması nedeniyle kullanılmaktadır. Aynı zamanda, eklenen katkı malzemeleri ile antibakteriyel aktivite gibi önemli özellikler kazandırılabilmektedir. Bu çalışmada, Komagataeibacter rhaeticus K23 kullanılarak biyo-selüloz üretimi için optimum sıcaklık, pH, inokulum konsantrasyonu ve inkübasyon süresi değerleri Taguchi yöntemi ile belirlenmiştir. Deneyler sonucunda, maksimum BS üretimi için optimum parametreler, 32 °C, pH 5,5, 8 log KOB·mL−1 inokulum konsantrasyonu ve 14 gün inkübasyon süresi olarak tespit edilmiştir. Bu parametrelerden, BS verimini en çok etkileyen faktör inokulum konsantrasyonu olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, daha farklı inokulum konsantrasyonları (8,5, 9, 9,5, 10 ve 10,5 log KOB·mL−1) denenmiş ve 8 log KOB·mL−1 inokulum değeri diğer konsantrasyonlardan anlamlı ölçüde daha yüksek (p 0,05). Bu çalışma, fonksiyonel ve daha stabil biyomalzemeler olarak BS-ZnO nanokompozitlerinin sentezlenmesine yönelik önemli ve yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır.Bacterial cellulose (BC) is used in many different applications in the field of biotechnology, especially in healthcare and tissue engineering, due to its high purity, high crystallinity, water holding capacity, tensile strength and ability to adapt on a large scale. At the same time, important properties such as antibacterial activity can be added with additives. In this study, the optimum temperature, pH, inoculum concentration and incubation time values for bio-cellulose production using Komagataeibacter rhaeticus K23 were determined using Taguchi method. The experiments revealed that the optimal parameters for maximum BC production were a temperature of 32 °C, pH 5.5, an inoculum concentration of 8 log CFU·mL−1, and an incubation period of 14 days. Among these parameters, the inoculum concentration was identified as the factor most influencing BC yield. Therefore, different inoculum concentrations (8.5, 9, 9.5, 10, and 10.5 log CFU·mL−1) were tested, and an inoculum value of 8 log CFU·mL−1 resulted in significantly higher BC yield compared to other concentrations (p 0.05). This study presents an important and innovative approach to synthesizing BC-ZnO nanocomposites as functional and more stable biomaterials

    Synthesis, characterization and determination of wastewater treatment performance of poly(diallyldimethylammonium modified)/vermiculite composite

    No full text
    18.01.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Polimer Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Polimer Malzeme Mühendisliği Bilim DalıTekstil, elyaftan ipliğe, iplikten kumaş üretimine, kumaştan nihai ürün üretimi aşamalarını içeren endüstri koludur. Tekstil endüstrisi atık suları insan sağlığını ve doğayı tehdit etmektedir. Tekstil endüstrisi atık suları su ortamlarında birikerek renkli olmaları sebebiyle suyun görünümünü bozup ışık geçirgenliğini azaltırlar. Işık geçirgenliğinin ve çözünmüş oksijen miktarının azalması canlılar tehtit etmekte ve su kaynaklarının tükenmesine neden olmaktadır. Çok az miktarlarda dahi renkli tekstil atık suları çok büyük su miktarının kirlenmesine neden olur. Bu nedenle renkli tekstil atık suları arıtıldıktan sonra deşarj edilmelidir. Tekstil atık sularının bileşimi işletme koşullarına ve proseste kullanılan çeşitli kimyasallara bağlı olarak değişiklik gösterir. Böylece atık sularda kimysal oksijen ihtiyacı (KOI), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOI), pH, tuzluluk ve renk vb. kirlilik parametreleri yüksek değerdedir ve uygulanan her farklı işlem oluşan atık suların standart bir arıtma yöntemiyle arıtılmasını imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle herbir tekstil atık suyu analiz edilerek uygun bir arıtma süreci belirlenmelidir. Bu tez çalışmasında tekstil atık sularının artımı için vermikülit/polidadmak(PDADMAK) kompozitleri yerinde polimerleştirme yöntemi ile hazırlanmıştır. Vermikülit:dadmak oranları 1:2 (V1D2), 2:1 (V2D1) ve 1:1 (V1D1) alınarak üç farklı bileşimde kompozit hazırlanmıştır. Hazırlanan kompozitlerin yapısal karakterizasyonu FT-IR ve XRD analizleri ile incelenmiş, morfolojik yapıları ise SEM görüntüleri ile araştırılmıştır. FTIR sonuçlarından dadmak'ın yerinde polimerizasyonu ile kompozitlerin başarılı bir şekilde elde edildiği anlaşılmıştır. XRD difraktogramlarından PDADMAK 2? = 9° kırılma açısında keskin kristalin pik göstermiştir. Bu pik V1D2 ve V1D1 kompozitlerinde görülmezken V2D1 kompozitinde korunduğu görülmüştür. Ayrıca kilden kaynaklı piklerin kompozitlerde görülmemesi kil tabakalarının dağılarak eksfoliye yapıda bir polimer/kil kompoziti oluşturduğunu göstermektedir. SEM görüntülerinden V1D2 ve V1D1 kompozitlerinin tipik bir polimer matriksli kil kompoziti yapısı görülürken, V2D1 de polimerin kil tanecikleri arasında bağlayıcı rolünde olduğu anlaşılmıştır. Bu sonuçlardan düşük kil oranlarında (V1D2 ve V1D1) kuvvetli polimer-kil etkileşimleri kurulurken, kil oranı yüksek olduğunda (V2D1) polimer-polimer etkileşimi daha baskın olduğu sonucuna varılmıştır. Sonrasında tekstil atık suyunun arıtımı için faklı dozajlarda muamele edilip, anlık ve 2 saat sonundaki renk ve askıda katı madde değerleri UV sprektrofotometresi ile belirlenmiştir. En yüksek verim 300 ppm V1D2 kompoziti ile elde edimiş, renk değeri 148 Pt/Co birimi ve askıda katı madde değeri ise 36 mg/L olarak ölçülmüştür. PDADMAK ile bu değerler sırasıyla 257 Pt/Co birimi ve 122 mg/L olarak belirlenmiştir. Sadece ham vermikülit kullanıldığında ise 869 Pt/Co ve 281 mg/L olmuşttur. Bu sonuçlar kompozit hazırlanması sinerjik bir etki oluşturulmuş, renk gideriminde V1D2 kompozitin polimere ve kile göre sırasıyla 1,7 ve 5,8 kat daha iyi sonuç elde edilmiştir. Kompozitin askıda katı madde değeri ise polimer ve kile göre sırasıyla 3,1 ve 7,8 kat daha iyi sonuç vermiştir. Böylece tekstil atık suların arıtımında daha az maliyetli, daha çevreci ve daha etkili bir ürün geliştirilmiştir.Textile is the industry branch that includes the stages of fiber to yarn, yarn to fabric production, and fabric to final product production. Textile industry; wastewater gives the reason for the formation of one of the important hazardous wastes that threaten the environment and people. Textile industry wastewater accumulates in aquatic environments, spoiling the appearance of colored water and reducing light penetration. The penetration of light and the structure of dissolved oxygen cause living things to cool down and restrict the storage of water. Simulations of paints are also known. Even in very small amounts, colored textile wastewater can spread over large water bodies because it has a high dispersion rate. Colored textile effluents threaten the environment when discharged without treatment. The composition of textile wastewater varies depending on operating conditions, various organic compounds used in the process, and the variety of inorganic-organic chemicals used in dyeing or other processes. Thus, COD, BOD, Ph, salinity and color etc. in wastewater. Pollution parameters are high and each different process applied makes it impossible to purify the resulting wastewater with a standard treatment method. In this thesis study, polydadmac/vermiculite composites were prepared by in situ polymerization method for the treatment of textile wastewater. Structural characterization of the prepared composites was examined by FT-IR and XRD analyses, and their morphological structures were investigated by SEM images. Afterwards, it was treated at different dosages for the treatment of textile wastewater, and instantaneous and 2-hour color and suspended solids values were determined by UV spectrophotometer. The highest efficiency was obtained with 300 ppm composite, the color value was measured as 148 Pt/Co units and the suspended solids value was measured as 36 mg/L. With Polidadmac, these values were determined as 257 Pt/Co units and 122 mg/L, respectively. When only raw vermiculite was used, it was 869 Pt/Co and 281 mg/L. These results showed that a synergistic effect was created in the preparation of the composite, and 1.7 and 5.8 times higher results were obtained in color removal compared to raw polymer and clay, respectively. The suspended additive value of the composite was 3.1 and 7.8 times lower than the raw polymer and clay, respectively. Thus, a less costly, more environmentally friendly and more effective product has been developed for the treatment of textile wastewater

    932

    full texts

    2,618

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Bursa Technical University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇