Alanya Alaaddin Keykubat University Institutional Repository
Not a member yet
2347 research outputs found
Sort by
Child health and diseases in medical tourism
Bu çalışmanın amacı, medikal turizm kapsamında çocuk sağlığı ve çocuk hastalıkları ile ilgili gerçekleştirilmiş çalışmaları bibliyometrik şekilde analiz etmektir. Konu ile ilgili veriler incelendiğinde çocuk sağlığı ve çocuk hastalıklarına yönelik medikal turizm faaliyetlerinin çok kısıtlı olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, konu ile ilgili gerçekleştirilen çalışmalar dikkate alınarak medikal turizm alanında çocuk sağlığı ve çocuk hastalıklarına yönelik gerçekleştirilen faaliyetlerin belirlenmesi çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Çalışma konusu ile ilgili literatür ve verilerin çok kısıtlı oluşu ve çocuk sağlığı ve çocuk hastalıkları alanında faaliyet gösteren ve göstermek isteyen medikal turizm paydaşlarına yol gösterici nitelikte olması açısından önem arz etmektedir. Çalışma bibliyometrik analiz yöntemi çeşitlerinden bibliyometrik haritalama tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma analiz yöntemlerinden bibliyometrik haritalama tekniği tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini medikal turizm kapsamında çocuk sağlığı ve çocuk hastalıkları ile ilgili gerçekleştirilmiş çalışmalar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında evren içerisinde yer alan örnekleme ulaşabilmek amacı ile çeşitli sınırlılıklar kullanılmıştır. Bu sınırlılıklardan ilki gerçekleştirilen çalışmaların inceleneceği veri tabanlarıdır. Örnekleme ulaşabilmek amacıyla kullanılan diğer sınırlılıklar dil seçimi ve kullanılan anahtar kelimelerdir. Araştırma kapsamında örnekleme ulaşmak için veri tabanları üzerinden taramalar Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen taramalar sonucunda 20 adet makale, 1 kitap bölümü ve 4 adet tez çalışmasına ulaşılmıştır. Bahsi geçen çalışmalar araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Örneklemin belirlenmesinin ardından bulgulara ulaşabilmek amacı ile belirlenen çalışmalara analize tabi tutulmuştur. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen bibliyometrik analiz sonuçlarına yönelik bulgular incelendiğinde çocuk sağlığı ve hastalıkları ile medikal turizm ilişkisini inceleyen 20 tane makale, 4 tane tez çalışması ve 1 tane kitap bölümü olmak üzere toplam 25 çalışmanın olduğu belirlenmiştir. Bahsi geçen çalışmalara ilişkin gerçekleştirilen incelemeler sonucunda bu çalışmaların 14 tanesinin ampirik çalışma ve 11 tanesinin literatür taraması şeklinde olduğu görülmektedir. Araştırma kapsamında ampirik çalışmalar ile literatür taraması şeklinde gerçekleştirilen çalışmalar ayrı ayrı gruplanmış olup, ayrı başlıklar altında incelenmiştir. Genel olarak çalışma değerlendirildiğinde, çocuk sağlığı ve medikal turizm ilişkisini inceleyen çalışmaların çok kısıtlı olduğu görülmektedir. Bu bulgu, Culley ve diğerlerinin (2013) gerçekleştirmiş olduğu konu ile ilgili literatür taramasını kapsayan çalışma ile benzerlik göstermektedir. Culley ve diğerlerinin (2013) gerçekleştirdiği çalışmanın üzerinden 10 yıl gibi bir sürenin geçmesine karşın, gerçekleştirilen çalışmaların hala kısıtlı oluşu, konuya olan ilginin zayıf olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu bağlamda, çocuk sağlığı ve medikal turizm ilişkisine yönelik çalışmalarda yaşanacak artışın literatüre katkı vermesine ek olarak, bu alanda yatırım yapmak isteyen paydaşlara yol gösterici nitelikte olması nedeniyle önem arz ettiği söylenebilir.The aim of this study is to bibliometrically analyze the studies on child health and pediatric diseases within the scope of medical tourism. When the data on the subject are analyzed, it is seen that medical tourism activities for child health and pediatric diseases are very limited. In this context, another aim of the study is to determine the activities carried out in the field of medical tourism for child health and pediatric diseases by taking into account the studies on the subject. The study is important in terms of the very limited literature and data on the subject and in terms of providing guidance to medical tourism stakeholders who operate and want to operate in the field of child health and pediatrics. The study was conducted using the bibliometric mapping technique, one of the types of bibliometric analysis methods. Bibliometric mapping technique was preferred among research analysis methods. The population of the study consists of studies on pediatric health and pediatric diseases within the scope of medical tourism. Within the scope of the research, various limitations were used in order to reach the sample within the population. The first of these limitations is the databases in which the studies will be examined. Other limitations used to reach the sample are language selection and keywords used. In order to reach the sample within the scope of the research, searches through databases were carried out in November 2023. As a result of the searches, 20 articles, 1 book chapter and 4 thesis studies were reached. These studies constitute the sample of the research. After determining the sample, the studies determined in order to reach the findings were subjected to analysis. When the findings regarding the results of the bibliometric analysis conducted within the scope of the research were examined, it was determined that there were a total of 25 studies, including 20 articles, 4 thesis studies and 1 book chapter, examining the relationship between pediatric health and diseases and medical tourism. As a result of the analysis of these studies, it is seen that 14 of these studies are empirical studies and 11 of them are literature reviews. Within the scope of the research, empirical studies and literature review studies were grouped separately and analyzed under separate headings. When the study is evaluated in general, it is seen that there are very limited studies examining the relationship between child health and medical tourism. This finding is similar to the study conducted by Culley et al. (2013), which covers the literature review on the subject. Although a period of 10 years has passed since Culley et al.'s (2013) study, the fact that the studies are still limited can be considered as an indicator of the weak interest in the subject. In this context, it can be said that the increase in studies on the relationship between pediatric health and medical tourism, in addition to contributing to the literature, is important as it provides guidance to stakeholders who want to invest in this field
The role of youth centers in active life: Constraints, motivation
Araştırmanın amacı, gençlik merkezlerinden hizmet alan gençlerin aktif yaşam engelleri ile serbest motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve çeşitli demografik değişkenlere göre karşılaştırmaktır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma evrenini, 2023 yılı içerisinde Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı olan gençlik merkezlerinden hizmet alan bireyler, örneklem grubunu ise bu bireyler içerisinden 343 (Ortyaş=21,23 ± 2,73) kadın ve 201 (Ortyaş=21,50 ± 2,90) erkek olmak üzere toplam 544 (Ortyaş=21,33 ± 2,80) birey oluşturmuştur. Katılımcılar kolayda örneklem yolu ile belirlenen gönüllülerden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, Aktif Yaşam Engelleri Ölçeği ve Serbest Zaman Motivasyon Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin normal dağılıp dağılmadığını sınamak üzere çarpıklık ve basıklık analizleri yapılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçüm araçlarının Cronbach Alpha iç tutarlık katsayıları, yapı güvenirlik ve açıklanan ortak varyans katsayıları hesaplanmıştır. Verilerin analizinde MANOVA, ANOVA, Pearson Korelasyon ve basit doğrusal regresyon testleri yapılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde ve yorumlarda, anlamlılık düzeyi 0,05 olarak dikkate alınmıştır. MANOVA analizi bulgularına göre, "fiziksel aktivitelere katılım durumu" ve "serbest zamanlarını değerlendirmede güçlük çekme durumu" değişkeninin AYEÖ ve SZMÖ alt boyutları üzerindeki temel etkisinin anlamlı olduğunu ve AYEÖ ve SZMÖ'nin tüm alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların SZMÖ'nin "içsel motivasyon" ve "dışsal motivasyon" alt boyut ortalama puanları ile AYEÖ toplam ve tüm alt boyut ortalama puanları arasında negatif yönde ve düşük düzeyde; "motivasyonsuzluk" alt boyut ortalama puanları ile AYEÖ toplam ve tüm alt boyut ortalama puanları arasında ise pozitif yönde ve orta/yüksek düzeyde bir ilişkinin olduğu tespit ediliştir. Sonuç olarak, SZMÖ ve AYEÖ toplam ortalama ve alt boyut ortalama puanlarının çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaştığı, özellikle serbest zamanlarını değerlendirmede güçlük çekmeyen ve fiziksel aktivitelere katılımı olan gençlerin serbest zaman motivasyonlarının arttığı ve aktif yaşam engellerinin azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca gençlerin serbest zaman motivasyonu arttıkça aktif yaşam engellerinin azaldığı sonucuna varılmıştır.The aim of the study is to determine the correlation between active life constraints and leisure motivation levels of the youth participating in activities in youth centers, and to compare them in terms of different variables. In the study, correlational survey model of quantitative research is used. The population of the study consists of individuals who participated in activities in youth centers which are affiliated with the Youth and Sports Provincial Directorate of Antalya affiliated with the Ministry of Youth and Sports in 2023 whereas the study group consists of 343 female (Meanage=21,23 ± 2,73) and 201 males (Meanage=21,50 ± 2,90) among these individuals which is 544 participants (Meanage=21,33 ± 2,80 in total. The participants consist of volunteers determined using convenience sampling method. In the study, demographic information form prepared by the researcher, Active Life Constraints Scale and Leisure Motivation Scale were used. To determine the normality of the obtained data, skewness and kurtosis analysis were done. Also, Cronbach Alpha internal consistency coefficients, structural reliability and adjusted R2 coefficients were calculated. In the analysis of the data, MANOVA, ANOVA, Pearson Correlation and simple linear regression tests were done. In the analysis of the obtained data 0,05 significance level was used. According to MANOVA analysis, "physical activity participation" and "having difficulty in leisure participation" variables have significant effects on ALCS and LMS subscales, and there are statistically significant differences in all subscales of ALCS and LMS. Also, a negative and low level of correlation was found between ALCS total and subscale scores and "internal motivation" and "external motivation" subscales whereas "amotivation" subscale has a positive and medium/high level of correlation with ALCS total and subscale scores. To conclude, LMS and ALCS total mean scores and subscale scores differ in terms of different variables; especially, the participants who have no difficulty in leisure participation and who participate in physical activities have an increase in leisure motivation and decrease in active life constraints. Also, as the leisure motivation of the youth increases, the active life constraints decrease
Employment experiences of migrant workers in the tourism sector: A study on Syrian migrants in Istanbul
Suriye'deki iç savaşın neden olduğu kitlesel göç, Türkiye'yi zorunlu göçün merkez ülkesi haline getirmiştir. Suriyeli göçmenler ülkelerini terk ederek Türkiye'ye göç ettiklerinde geçimlerini sağlamak için çalışmak zorunda kalmışlardır. İstanbul'un turizm sektöründe önemli bir konuma sahip olması ve Suriyeli göçmenler tarafından göç şehri olarak tercih edilmesi nedeniyle araştırma alanı İstanbul olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, literatürde çok fazla araştırılmamış bir konu olmakla birlikte, İstanbul ilinde turizm sektöründe çalışan Suriyeli göçmenlerin istihdamını inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmış olup görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA 2024 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, göçmenlerin sosyal ağları aracılığıyla istihdama katılmalarının daha kolaylaştırdığı ancak diploma denkliklerinin olmaması ve Türk vatandaşı olmamalarının istihdama katılmalarını zorlaştırdığı tespit edilmiştir. Göçmenlerin bu sektörde herhangi bir mesleki deneyimi olmamasına rağmen meslektaşları ve işverenlerinin onlara destek sağlaması ve işi öğretmesi ve iyi bir çalışma ortamına sahip olmaları işgücü piyasasında karşılaştıkları kolaylıklar iken, uzun saatler ve düşük ücretlerle çalışmaları, kayıt dışı çalıştırılmaları, çalışma izinlerinin olmaması, çalıştıkları saatlerin karşılığını alamamaları ve yol izinlerini almakta zorlanmaları sektörde karşılaştıkları zorluklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Turizm sektöründe hedefleri olan göçmenler, Türk vatandaşlığı aldıktan sonra seyahat acentesi açmak ve turist rehberi olmak istediklerini belirtmişlerdir. Turizm faaliyetlerine devam edecek olan göçmenlerin Türkiye'de devam etmek istedikleri sonucuna varılmıştır.The mass migration caused by the civil war in Syria has made Turkey a central country for forced migration. When Syrian migrants left their country and migrated to Turkey, they had to work to make a living. Since Istanbul has an important position in the tourism sector and is preferred as a migration city by Syrian migrants, the research area was determined as Istanbul. This is the first study to examine the employment of Syrian migrants working in the tourism sector in Istanbul, a topic that has not been widely researched in the literature. Qualitative research methods were used in the study and the data obtained from the interviews were analyzed using the MAXQDA 2024 program. According to the results of the research, it was found that it was easier for migrants to participate in employment through their social networks, but the lack of diploma equivalence and not being Turkish citizens made it difficult for them to participate in employment. Although migrants do not have any professional experience in this sector, the fact that their colleagues and employers support them, teach them the job, and provide them with a good working environment are the facilities they face in the labor market, while working long hours and low wages, working informally, not having work permits, not being paid for the hours they work and having difficulties in obtaining travel permits are the challenges they face in the sector. Immigrants who have goals in the tourism sector stated that they would like to open a travel agency and become a tourist guide after obtaining Turkish citizenship. It is concluded that the migrants who will continue their tourism activities want to continue in Turkey
Investigation of 5-year-old children's prosocial behaviors and self-regulation skills in a longitudinal design
Bu araştırmada okul öncesi eğitime devam etmekte olan çocukların öz düzenleme becerileri ile prososyal davranışları arasındaki ilişkiler boylamsal desende incelenmeye çalışılmıştır. Öz düzenleme becerilerinin ve prososyal davranışların erken çocukluk döneminde önemli gelişimsel görevler arasında yer aldığı alanyazın tarafından ortaya konmaktadır. Araştırmanın örneklemi Mardin'in Midyat İlçe Merkezinde okul öncesi eğitime devam eden 482 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmada veriler "4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği (Öğretmen Formu)" ve "Çocuk Prososyallik Ölçeği" yardımıyla elde edilmiştir. Çocukların öz düzenleme becerileri ve prososyal davranışları öğretmenleri tarafından iki farklı zaman diliminde değerlendirilmiştir. Birinci ölçüm 2022 yılı Ekim-Kasım aylarında, ikinci ölçüm ise 2023 yılı Haziran ayında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler normal dağılım göstermediği için "Mann Whitney U testi", "Wilcoxon İşaretli Sıralar testi" ve lojistik regresyon modeli yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları okul öncesi dönem çocuklarının prososyal davranış puan ortalamalarının sadece birinci ölçüm bakımından cinsiyet değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaşmakta olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan çocukların ikinci ölçüm prososyal davranış ortalamaları dikkate alındığında kızların erkeklere göre yine daha yüksek puan kaydettikleri görülmekle birlikte, oluşan bu fark durumunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Elde edilen bir diğer sonuca göre okul öncesi dönemdeki çocukların prososyal davranış puan ortalamalarının birinci ölçümden ikinci ölçüme istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilerleme kaydettikleri görülmüştür. Araştırmanın en son sonucuna göre ise çocukların üst düzey prososyal davranış grubunda yer alma olasılığını etkileyen yordayıcıların engelleyici kontrol ve dikkat olduğu yönündedir. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın kapsamında tartışılmış ve hem uygulayıcılara hem de araştırmacılara dair öneriler sunulmuştur.In this study, the relationships between self-regulation skills and prosocial behaviors of preschool children were examined in a longitudinal design. The literature reveals that self-regulation skills and prosocial behaviors are among the important developmental tasks in early childhood. The sample of the study consisted of 482 children attending preschool education in Midyat District Center of Mardin. The data were obtained with the help of "Self-Regulation Skills Scale for 4-6 Year Old Children (Teacher Form)" and "Child Prosociality Scale". Children's self-regulation skills and prosocial behaviors were assessed by their teachers at two different time periods. The first measurement was conducted in October-November 2022 and the second measurement was conducted in June 2023. Since the data obtained did not show normal distribution, they were analyzed with the help of "Mann Whitney U test", "Wilcoxon Signed Ranks test" and logistic regression model. The results of the study revealed that the mean prosocial behavior scores of preschool children differed significantly according to gender variable only in the first measurement. On the other hand, when the second measurement prosocial behavior averages of the children were taken into consideration, it was seen that girls recorded higher scores than boys, but this difference was not statistically significant. According to another result obtained, it was seen that the mean prosocial behavior scores of preschool children made a statistically significant progress from the first to the second measurement. According to the last result of the study, the predictors affecting the likelihood of children being in the high-level prosocial behavior group were inhibitory control and attention. The results obtained were discussed within the scope of the related literature and suggestions were presented for both practitioners and researcher
The effect of creative drama method on Apollonian and Dionysian development of narration skills and reception in Turkish teaching
Dil; insanlar arasında iletişim sağlayan, kullanıcılarının etkisiyle zaman içinde değişen, çağın gereksinimleri doğrultusunda gelişen, yaşayan bir sistemdir. İçinde yaşamla canlılığı barındıran dilin gelişiminde de öğretiminde de aynı güncelliği ve canlılığı yakalamak gerekmektedir. Dil bilim felsefesinden yararlanarak Türkçe öğretiminde yaratıcı drama yönteminin kullanılmasının amacı bu canlılığın devam ettirilmesidir. Hayatın içinde var olan dil, yaratıcılıktan ayrı düşünülmemelidir. Bu noktadan hareketle Türkçe öğretiminde yaratıcı drama yöntemi kullanılmasının; öğrencilerin ifade becerileri, Apollonca ile Dionysosça gelişimi ve alımlama üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada; Türkçe öğretiminde yaratıcı drama tekniği ile planlanan derslerin yapıldığı deney grubu ile geleneksel tekniğin kullanıldığı kontrol grubu arasında anlatma becerileri, Apollonca ve Dionysosça alanında gelişimi ve alımlama düzeyleri arasında fark olup olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin dramaya yönelik tutumları ile Türkçe dersine yönelik tutumları belirlenmiştir. Araştırmada deneysel yöntem olan "ön test – son test kontrol grubu" kullanılmıştır. Çalışma grubunu Antalya ili Alanya ilçesi Ayşe Melahat Erkin Ortaokulunda 5. sınıf sınıfta okuyan 40 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 5. sınıf Türkçe dersi öğretimi programındaki yer alan okuma, konuşma, yazma ve anlama kazanımları dikkate alınarak hazırlanan başarı testi kullanılmıştır. Bir konuşma ve bir yazma etkinliğinden oluşan başarı testi, uzman görüşü alınarak hazırlanan analitik dereceli puanlama anahtarı ile incelenmiştir. Araştırmada drama yöntemine ve Türkçe dersine yönelik tutum ölçekleri kullanılmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışmanın genel hatları verilmiş, ana problem ile altında yer alan alt problemler belirtilmiş, araştırmanın amacı ve önemi sunulmuş, varsayımlar ile sınırlılıklar verilerek bölüm tamamlanmıştır. İkinci bölümde araştırmaya konu olan kavramlar tanımlanmış, alan yazını destekleri ile araştırma konusu açıklanmıştır. Üçüncü bölümde çalışmada uygulanan yöntem, kullanılan veri toplama araçları, veri analiz araçlarından bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde elde edilen veriler sonucunda ulaşılan bulgular sunulmuştur. Beşinci bölüm ile araştırma sonunda ulaşılan bulgulara ait nihai sonuçlar belirtilmiş, elde edilen sonuçlara ait tartışmalar yapılmış ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.Language functions as a living system, fostering communication among people. It undergoes continual change influenced by its users and adapts to the needs of each era. Capturing the essence and vitality inherent in language is crucial in its development and teaching. The integration of the creative drama method in Turkish language teaching aligns with the philosophy of linguistics to sustain this vitality. Language, as an integral part of life, should not be isolated from creativity. From this perspective, the impact of the creative drama method on students' expression skills and their Apollonian and Dionysian development and reception in Turkish language teaching was investigated. The study aimed to discern differences between the experimental group, where lessons were planned to use the creative drama technique, and the control group, where traditional techniques were employed in Turkish teaching. Assessment focused on expression skills, Apollonian and Dionysian development, and reception levels. Additionally, students' attitudes towards drama and their perceptions of the Turkish lesson were determined. The study employed the experimental method of "pre-test - post-test control group." The study group comprised 40 fifth-grade students from Ayşe Melahat Erkin Secondary School in the Alanya district of Antalya province. Data collection utilized an achievement test, which was designed considering reading, speaking, writing, and comprehension achievements outlined in the 5th-grade Turkish language teaching program. The achievement test, encompassing a speaking and a writing activity, underwent analysis using an analytical rubric crafted based on expert opinions. Additionally, the study incorporated attitude scales gauging participants' attitudes towards the drama method and their perceptions of the Turkish lesson. The study is structured into five chapters. The first chapter provides a general overview, outlines the main problem along with its sub-problems, articulates the research's purpose and significance, and concludes by presenting assumptions and limitations. In the second chapter, the research delves into defining the concepts pertinent to the study and elucidates the research topic with support from existing literature. The third chapter expounds on the methodology employed in the study, detailing the data collection tools and data analysis methods utilized. The fourth chapter is dedicated to presenting the findings derived from the collected data. Finally, the fifth chapter encapsulates the ultimate results derived from the research, engages in discussions on the obtained results, and provides recommendations for future studies
The effect of digital technology-supported therapeutic recreation on physical fitness level of students with intellectual disabilities
Araştırmanın amacı, dijital teknoloji destekli terapötik rekreasyonun (DİJİTREP) hafif düzeyde zihinsel yetersizliği (HZY) olan çocukların fiziksel uygunluk düzeyine etkisini incelemektir. Ayr ıca bu araştırmada ek olarak, uygulanan DİJİTREP programının sonuçları üzerinde geriye dönüş (detraining/antrenmansızlaşma) döneminin etkisi de incelenmiştir. Bu doğrultuda; uygulanacak DİJİTREP programlarının HZY olan çocukların fiziksel uygunluğunu etkileme düzeyi ve geriye dönüş ile kazanılan fiziksel uygunluk değişkenlerinde ortaya çıkabilecek kayıpların büyüklüğü konusunda spor bilimcilere bilgi sunulacağı düşünülmüştür. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ön test-son test kontrol gruplu deneysel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcı belirlenmesinde kolayda örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmaya yaş ortalaması 12,27±1,02 olan 9 kız 15 erkek olmak üzere toplam 24 HZY öğrenci basit rastgele atama yöntem ile her grupta 12 kişi olmak üzere uygulama ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrılmıştır. Uygulama grubu 10 hafta süresince haftada 2 gün, günde 40 dakika süren DİJİTREP programına katılmış, kontrol grubu ise rutin eğitimine devam etmiştir. Çalışmanın bitiminde eğitimde fırsat eşitliği ilkesine dayalı olarak kontrol grubuna da DİJİTREP' e katılma imkanı sunulmuştur. Çalışmada demografik bilgiler, araştırmacılar tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiş; DİJİTREP' in hafif tanımlazihinsel yetersizliği (HZY) çocukların fiziksel uygunluklarını ne düzeyde etkilediği "Brockport Fiziksel Uygunluk Testi" ile değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, tüm gruplarda DİJİTREP öncesi, 10 haftalık DİJİTREP' in bitiminde ve geriye dönüş etkisi için verilen 8 haftalık ara sonrası olmak üzere üç aşamada toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (Version 26) paket programı ile yapılmıştır. Sayısal veriler Shapiro-Wilk testi ile normal dağılıma uygunluk açısından değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren veriler ortalama (±) standart sapma ile normal dağılım göstermeyen veriler ise medyan (1. çeyreklik (q1) - 3. çeyreklik (q3)) değerleri ile özetlenmiştir. Kategorik veriler frekans ve yüzde oranları ile sunulmuştur. Gruplar arasında farklar Student t testi, Mann Whitney U testi, tekrarlanan ölçümlerde varyans analizi, Bonferroni testi, Friedman testi ve Cochran Q testi ile incelenmiştir. Katılımcıların DİJİTREP öncesi test sonuçlarına yönelik yapılan analizde, beden kompozisyonu, esneklik, kas kuvveti-dayanıklılığı ve aerobik kapasite değerlerinin istatitiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olmadığı ve benzer fiziksel uygunluk düzeylerine sahip oldukları belirlenmiştir p (> 0,05). 10 haftalık DİJİTREP bitiminde yapılan ölçüm sonuçlarında uygulama grubunun beden kompozisyonu, kas kuvveti-dayanıklılığı ve aerobik kapasite değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde farklılık olduğu (p 0.05). At the end of 10-week DIGITREP, it was determined that there was a statistically significant and positive difference (p<0,001) in the body composition, muscle strength-endurance and aerobic capacity values of the application group. It was determined that 10-week DIGITREP had a positive contribution to the physical fitness levels of the participants. At the end of 10-week DIGITREP, it was concluded that there was a statistically significant and positive difference in the measurements made to determine the return effect after the 8-week break (p<0.05). This result shows that the physical fitness improvement gained with 10-week DIGITREP was not reversed and preserved. As a result, DIJITREP programme had positive and permanent effects on the physical fitness levels of HZY children. These findings show that DIJITREP is an effective intervention in increasing the physical fitness levels of HZY children and is sustainable in the long term. The results of the study are evidence that DIJITREP can be an effective tool in accessing the physical fitness required for HZY children to lead a healthy life
Solution suggestions to Turkey's counterfeit goods problem in terms of legislation and customs practices
Türkiye, güncel OECD raporlarına göre Çin ve Hong Kong'un ardından en çok sahte eşya üretiminin ve uluslararası ticaretinin gerçekleştiği ülkedir. Bu çalışmada sahte eşya ticaretini anlayabilmek için öncelikle sahte eşya kavramına kaynaklık eden Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları konusu ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Ardından sahte eşya ve uluslararası ticaretin karşılaştığı yerler olarak gümrüklerde FSMH'nin korunması için yürürlüğe konmuş olan Gümrük Kanunu ve Gümrük Yönetmeliğinin ilgili düzenlemeleri ele alınarak izah edilmiştir. Tüm bu yasal izahlardan anlaşılmıştır ki, Gümrük mevzuatındaki FSMH'ye ilişkin düzenlemeler büyük ölçüde yeterlidir ve konuyla ilgili uluslararası anlaşmaların gerekliliklerini taşımakta ve üstelik AB mevzuatıyla uyumluluk göstermektedir. Bu tespitlerimizin ardından akla gelen soru, sorun mevzuattan kaynaklanmıyorsa uygulamadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu sebeple uygulamaya yönelik sorunları tespit edebilmek için, gümrük idaresinin FSMH'ye ilişkin işleyişini anlamak ve sahte eşya sorunun üstesinden gelmek için yapılabilecekler hakkında fikirlerini almak için gümrük personeliyle görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre üç ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar, yolsuzluk, arz ve talep ve sahte eşyanın ticaretinin gümrüklerde engellenmesinin çok mümkün olmadığı ana temalarıdır. Bunların yanı sıra yalnızca bazı katılımcılar tarafından dile getirilmiş olup tema oluşturmayan fakat tarafımızca önemli olduğu düşünülen eğitim ve teknoloji kullanımına ilişkin bulgular da elde edilmiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmelerde dile getirilen ifadelere göre, gümrüklerde yolsuzlukla mücadelede önemli başarılar elde edilmiştir. Fakat gümrüklerde meydana gelen yolsuzluklar, idarenin kendisinden değil, öncelikle hak sahiplerinin yetkilendirilmiş temsilcileri olan avukatların tutumlarından kaynaklanmaktadır. Sahte eşya sadece sınırları aşmaya çalışırken değil, iç pazardayken de bir sorun teşkil etmektedir. Gümrükler ise sınır kontrol noktaları gibi çalışan birimlerdir. Hal böyleyken gümrük işleyişleri gereği gümrüklerden geçen her eşya kontrol edilemez. Dolayısıyla gözden kaçan geçişler olabilecektir. Hem bu geçişleri azaltabilmek adına gümrük personelinin hem de sahte eşyanın yarattığı ekonomik ve etik sorunlar hakkında tüketicinin eğitilmesi son derece önemlidir. Bununla beraber gelişen teknoloji sahte eşyanın tespitinde de hem gümrük idaresi hem de hak sahipleri ve tüketiciler tarafından kullanılabilmektedir. Etkin bir koruma için sadece sınırın kontrol edilmesi yeterli değildir. Bu sorunun üstesinden gelmek adına iç pazardaki yaygın ticareti ortadan kaldırmak için, sahte eşyaya olan talebin ve sahte eşya üretiminin dinamikleri anlaşılmalı ve bu doğrultuda adımlar atılmalıdır.ccording to current OECD reports, Turkey is in the 3rd place after China and Hong Kong in the counterfeit goods production and its international trade. In order to understand the trade of counterfeit goods, firstly intellectual property rights are explained in detail. The releted regulations of the Turkish Customs Law and Turkish Customs Code, which have been implemanted for protection of IPR at customs where counterfeit goods and international trade are encountered, are also explained. It has been observed that the regulations regarding IPR in the customs legislation are sufficient to the extent that they meet the requirements of the relevant international agreements and are compatible with the EU legislation. The question that comes to mind after these findings is, if the problem does not arise from the legislation, could it be due to the implementation?. Thus, in order to identify the problems regarding the implementation, interviews were conducted with customs personnel to understand the customs administration's mechanism of protection regarding IPR and to obtain their opinions on what can be done to overcome the counterfeit goods problem. The semi-constructed interview method was used in the interviews. Three main themes have emerged according to the obtained data. These are the main themes that corruption, supply and demand of counterfeit goods, and the trade of counterfeit goods are unlikely to be prevented by customs. In addition to these, findings regarding education and technology use, which were only mentioned by some participants and did not constitute a theme but were considered important by us, were also obtained. According to the statements of the participants, significant successes have been achieved in the fight against corruption at customs. However, the corruption that occurs in customs is not caused by the administration itself, but primarily by the attitudes of lawyers, who are the authorized representatives of the rights holders. Counterfeit goods are not only a problem when crossing borders, they are also a problem when they exist in the domestic market. Customs are units that work as border control points. But every item passing through customs cannot be checked. Therefore, there will be leakage. In order to deal with this problem, it is extremely important to educate customs personnel and consumers about the economic and ethical problems created by counterfeit goods. Also technology can be used by the customs administration, right holders and consumers in the detection of counterfeit goods. Controlling the border alone is not enough for effective protection. In order to overcome this problem and eliminate the widespread trade in the domestic market, the dynamics of the demand for and production of counterfeit goods should be understood and steps should be taken in this direction
Investigation of dilution performance depending on discharge conditions via physical modelling
Sanayileşmenin artmasıyla beraber su kıyılarına çeşitli tesisler kurulmaktadır. Bu tesisler, deniz ekosistemini olumsuz yönde etkilediği bazı durumlar vardır. Bunlardan biri de ısıl deşarjlardır. Yapılan ısıl deşarjlar deniz ekosisteminde olumsuzluklar yaratabilmektedir. Isıl deşarjların oluşma nedeni; enerji santralleri, Demir-Çelik fabrikaları gibi tesislerin soğutma işlemini yapmak için deniz gibi büyük su kütlelerini soğutucu olarak kullanmalarıdır. Bu tür olumsuzlukların oluşmaması için deşarj suyunun sıcaklığına bağlı olarak alıcı ortamın sıcaklık değişimi yasalar ile kısıtlanmıştır. Bundan dolayı en iyi seyrelmeyi ve en ekonomik olan sistemin belirlenmesi önem kazanmıştır. Bunu öğrenebilmek için 3 farklı sistem laboratuvar ortamında test edilmiştir. İlk deneyde serbest düşen jetler, ikinci deneyde su yüzeyinden suya paralel jetler oluşturulmuş ve üçüncü deneyde ise su yüzeyine ikincil bir hazne yapılarak üç delikten deşarj yapılmıştır. Jetlerin oluşturduğu termal bulutlar incelenmiştir.With the increase of industrialization, various facilities are being established on the water shores. There are some cases when these facilities negatively affect the marine ecosystem. One of them is thermal discharges. Thermal discharges can create negativities in the marine ecosystem. The reason for the occurrence of thermal discharges is that facilities such as power plants, iron and steel factories use large bodies of water such as the sea as a coolant to perform the cooling process. In order to prevent the occurrence of such negativities, the temperature change of the receiving medium depending on the temperature of the discharge water is restricted by law. Therefore, it has become important to determine the best dilution and the most economical system. In order to learn this, 3 different systems have been tested in a laboratory environment. In our first experiment, free falling jets, in our second experiment, jets parallel to the water were created from the water surface, and in our third experiment, a secondary reservoir was made on the water surface and discharged through three holes. Thermal clouds formed by jets have been studied
How inclusive are we? a mixed method study on coaches' attitudes and self-efficacy towards people with special needs
Antrenörlerin özel gereksinimi olan bireylere yönelik tutumlarını ve öz yeterliklerini incelemek amacıyla yapılan çalışmada sıralı açıklayıcı karma desen yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada 306 antrenöre (91K, 215E) ölçek uygulanmış ve 13 antrenör (2K, 11E) ile bireysel görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın verileri Engelli Bireylerin Eğitilmesine İlişkin Tutum Ölçeği ve Antrenör Öz Yeterlik Ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Çalışmada kadın olan, özel gereksinimi olan bireylere yönelik ders alan, özel gereksinimli yakını olan, özel gereksinimli bireyler ile geçmiş çalışma deneyimi olan antrenörlerin daha olumlu tutumlara sahip olduğu ve özel gereksinimli bireyler konulu derste uygulama içerikli eğitim alan antrenörlerin tutumlarının daha gelişmiş olduğu belirlenmiştir. Dördüncü kademe baş antrenör unvanında olan antrenörlerin diğer gruplardan daha yüksek öz yeterliğe sahip olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları tutumları gelişmiş olan antrenörlerin öz yeterlik düzeyinin de yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlara göre tutum ile öz yeterlik arasındaki ilişkiden yola çıkarak; özel gereksinimi olan bireylere eğitimde fırsat eşitliği sunmak ve kapsayıcı nitelikte spor ortamlarına katılımlarını sağlamada anahtar rol oynayan meslekteki antrenörlere yönelik düzenlenen antrenör eğitim semineri, vize semineri ve antrenörlük kurslarının özel eğitim ve egzersiz dersleri ile desteklenmesi önemli görülmektedir. Ayrıca yüksek öğretim kurumları çatısı altında antrenör yetiştiren programlarda meslek öncesi dönemdeki öğrenci yeterliklerinin geliştirilmesi ve daha fazla uygulama yapma imkânı bulmuş antrenörler yetiştirmek amacıyla bu tür programlarda yer alan derslerin zorunlu statüde olması ve uygulamalı çalışmalar içermesi büyük önem taşımaktadır.In the study conducted to examine the attitudes and self-efficacy of coaches towards individuals with special needs, sequential explanatory mixed design method was used. The scale was applied to 306 coaches (91F, 215E) and individual interviews were conducted with 13 coaches (2F, 11E). The data of the study were collected with the Attitude Scale Towards the Training of Individuals with Disabilities and Coaches' Self-Efficacy Scale and a semi-structured interview form. In the study, it was determined that coaches who were female, who took courses on individuals with special needs, who had relatives with special needs, who had past experience of working with individuals with special needs had more positive attitudes and that the attitudes of coaches who received practical training in the course on individuals with special needs were more developed. It was seen that coaches with the title of head coach at the fourth level had higher self-efficacy than other groups. The results of the research show that the self-efficacy level of coaches with developed attitudes is also high. According to these results, based on the relationship between attitude and self-efficacy, it is important to support the coach training seminars, visa seminars and coaching courses organized for coaches who play a key role in providing equal opportunities in education for individuals with special needs and ensuring their participation in inclusive sports environments with special education and exercise courses. In addition, it is of great importance that the courses in such programs should have compulsory status and include practical studies in order to improve student competencies in the pre-professional period in the programs that train coaches under the roof of higher education institutions and to train coaches who have the opportunity to practice more
Analysis of postgraduate theses in the field of health tourism in terms of objectives and methodology
Bu çalışmada, Türkiye'de sağlık turizmi alanında yapılan lisansüstü tezlerin amaç ve yöntem bakımından incelenmesini amaçlanmıştır. Sağlık turizmi, tüm dünyada hızla büyüyen bir sektör olup, Türkiye de bu alanda önemli bir destinasyon haline gelmiştir. Sağlık hizmetlerinin kalitesi, coğrafi avantajlar ve uygun maliyetler, Türkiye'yi yabancı hastalar için cazip kılmaktadır. Sağlık turizmi üzerine yapılan akademik çalışmaların bu alanın literatürünün gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle bu tezlerin bilimsel araştırma ilke ve kriterlerine uygun hazırlanması elde edilecek bilgi ve bulguların geçerliği açısından önemlidir. Bu nedenle bu araştırmada Türkiye'de sağlık turizmi alanında yapılan lisansüstü tezlerin amaç ve yöntem bakımından incelenmesini amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sağlık turizmini konu alan tezlerin amaç, araştırma modeli, örneklem, veri toplama araçları ve veri analizi başlıkları incelenmiştir. Araştırma kapsamında 2010-2024 yılları arasında sağlık turizmi konulu 271 yüksek lisans ve doktora tezi analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, tezlerin büyük bir kısmının nitel yöntemlere dayandığını ancak yöntemlerin açıkça tanımlanmasında ve örneklem seçiminde eksiklikler bulunduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle, araştırma yöntemlerinin detaylandırılmaması ve geçerlilik-güvenilirlik analizlerinin yetersizliği dikkat çekmektedir. Ayrıca, betimsel istatistikler ve içerik analizi gibi temel yöntemlerin yaygın kullanıldığı, ancak yapısal eşitlik modeli ve regresyon analizi gibi ileri düzey tekniklerin sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Bu durum, sağlık turizmi araştırmalarının bilimsel derinliğini artırmak için daha karmaşık istatistiksel analizlere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, sağlık turizmi alanındaki akademik çalışmaların daha sistematik bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi ve metodolojik eksikliklerin giderilmesi önerilmektedir. Bu, sağlık turizmi politikalarının geliştirilmesine ve Türkiye'nin uluslararası rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayabilir.This study aims to examine the objectives and methodologies of postgraduate theses conducted in the field of health tourism in Turkey. Health tourism is a rapidly growing sector worldwide, and Turkey has become an important destination in this field. The quality of healthcare services, geographical advantages, and cost-effectiveness make Turkey an attractive option for foreign patients. Academic studies on health tourism play a crucial role in advancing the literature in this area. Thus, it is essential for these theses to be prepared in accordance with scientific research principles and criteria to ensure the validity of the knowledge and findings obtained. Therefore, this research aims to examine the objectives and methodologies of postgraduate theses conducted in the field of health tourism in Turkey. In line with this purpose, the objectives, research models, samples, data collection tools, and data analysis sections of the theses related to health tourism were analyzed. The study analyzed 271 master's and doctoral theses on health tourism published between 2010 and 2024. The findings reveal that most theses are based on qualitative methods but lack clear definitions of methodologies and have shortcomings in sample selection. Notably, research methods were not detailed sufficiently, and validity-reliability analyses were found to be inadequate. Moreover, while descriptive statistics and content analysis are commonly employed, advanced techniques such as structural equation modeling and regression analysis are limited. This indicates a need for more sophisticated statistical analyses to enhance the scientific depth of health tourism research. In conclusion, it is recommended that academic studies in the field of health tourism be conducted with a more systematic approach and that methodological deficiencies be addressed. This will contribute to the development of health tourism policies and enhance Turkey's international competitiveness