Alanya Alaaddin Keykubat University Institutional Repository
Not a member yet
    2347 research outputs found

    Evaluation of postoperative changes in the course of mandibular canals impacted by cystic lesions

    Get PDF
    Background This study aims to determine the positional alterations in the course of mandibular canal, which were caused by the common cystic lesions in the posterior mandible. Also, the effects of treatment methods on bone formation were evaluated. Methods We designed a retrospective cohort study with patients which were treated due to cystic lesions in the maxillofacial region between the years 2012–2018. Forty eight subjects were included and grouped regarding histopathologic diagnoses (radicular dentigerous and odontogenic keratocyst) and treatment methods (enucleation and marsupialization). The mean (range) of patients’ age was 31.25 (18–66) years, and there were 32 male and 16 female individuals. The displacement of mandibular canals was verified on preoperative cone-beam computed tomographic images. The measurements of displacement and bone formation were performed on panoramic radiographs. In the statistical analysis of the data, descriptive statistics, parametric independent sample t-test, non-parametric Kruskal Wallis test, and one-way analysis of variance test were utilized. Results All the evaluated mandibular canals were replaced by a mean(SD) of 5.46(2.59)?mm after the lesions eliminated, which was significant in the marsupialization group (p?=?0.002). The bone formation was significantly higher in the enucleation group (p?=?0.003). The multiple regression analyses revealed that the treatment methods significantly influenced the replacement of mandibular canal (p?<?0.001) and the bone formation (p?=?0.026). Conclusion In cases where there is an adequate distance between the lesion and the mandibular canal, the enucleation technique was found to be superior in terms of bone formation and the amount of bone height obtained

    Doğrudan Yabancı Yatırımların ve Ticari Açıklığın Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkileri: CESEE Ülkeleri Örneği

    Get PDF
    Bu çalışmanın amacı, Merkez, Doğu ve Güneydoğu Avrupa (CESEE) bölgesinde yer alan 22 ülke için doğrudan yabancı yatırımların ve ticari açıklığın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda 1990-2019 dönemi için yıllık veriler kullanılmış ve panel veri yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırmaya ait veriler Dünya Bankası sitesinden derlenmiş ve araştırmada Havuzlanmış En Küçük Kareler (POLS) yöntemi, Sabit Etkiler (FE) yöntemi ve Genelleştirilmiş Momentler Metodu (GMM) yöntemleri tercih edilmiştir. Ampirik bulgulara göre, CESEE ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımlar ve ticari açıklık ekonomik büyümeyi istatistiki olarak anlamlı ve pozitif etkilemektedir. Buna göre, CESEE ülkelerinde politika yapıcılar ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla doğrudan yabancı yatırım girişlerini arttıracak teşvik ve sübvansiyon gibi politika uygulamalarına devam etmelidirler. Bunun yanı sıra, CESEE ülkelerinde politika yapıcılar ekonomik büyümeyi hızlandırmak için uluslararası ticareti teşvik edici politikalar uygulamalı ve ticaret engellerini gevşetmelidirler

    Wholesale market brocage and accounting

    No full text
    Dört mevsim yaşanan ülkemiz gelişmekte olan bir ekonomiye sahip ülke olarak tanımlanmaktadır. Gelişmekte olan ekonomimizin temelinde ise tarım sektörü yer almaktadır. Bu nedenle tarım sektöründe aktif bir rolü bulunan ve hal komisyonculuğu faaliyeti ile meşgul olan meslek mensupları tarım sektörü içinde hareketliliğe katkıda bulunmakta ve özellikle küçük ölçekli üreticilerin ekonomiye katılımlarını artırarak büyük bir devinim sağlamaktadırlar. Diğer sektörleri etkileme gücü ve üretici ile tüketici zinciri arasında yer alma kapasitesi dikkate alındığında meslek mensuplarının tarım sektöründeki önemi daha anlaşılabilir hale gelmektedir. Hal Komisyonculuğu faaliyeti için, yapısal özellikleri nedeni ile muhasebe ve vergi işlemlerinde farklı uygulama ve mevzuat zorunlu hale getirilmiştir. Hatta bu zorunlulukların denetimleri ciddi şekilde sıklaştırılmış ve yaptırımların caydırıcı olmasına önem gösterilmiştir. Farklı uygulamalar ve belge düzenlemesine sahip olan Hal Komisyonculuğu faaliyetinin güncel mevzuat uygun olarak belge düzeni ve muhasebe kayıtlarının nasıl yapılması gerektiği hakkında literatürde eksik olduğu görülmektedir. Bu açıdan çalışmada hal komisyonculuğu işlemlerinin muhasebe kapsamında teori ve uygulamalarının bir arada gösterilerek örnekler yardımıyla açıklanması amaçlanmaktadır. Bu çerçevede literatüre önemli bir katkıda bulunulması düşünülmektedir.Our country, which has four seasons, is defined as a country with a developing economy. The agriculture sector is the basis of our developing economy. For this reason, professionals who have an active role in the agricultural sector and are engaged in market brokerage activities contribute to the mobility in the agricultural sector and provide a great momentum by increasing the participation of especially small-scale producers in the economy. Considering the power to influence other sectors and the capacity to take place between the producer and the consumer chain, the importance of the members of the profession in the agricultural sector becomes more understandable. Due to its structural features, different practices and legislations have been made mandatory in accounting and tax transactions for the activity of Wholesale Market Brokerage. In fact, the inspections of these obligations have been seriously tightened and importance has been given to the deterrent of sanctions. It is seen that there is a lack in the literature about how the document order and accounting records should be made in accordance with the current legislation of the Market Brokerage activity, which has different applications and document arrangement. In this respect, in this study, it is aimed to explain the theory and applications of market brokerage transactions within the scope of accounting with the help of examples. In this context, it is thought to make an important contribution to the literatur

    [???????????? ?????????? Fas-??????? ? ????????? ?? ???????????????????? ????????????? ? ?????????, ??? ????????? ??????? ??????????????? ???????]

    No full text
    Flow-mediated vasodilation (FMD) has been demonstrated to be a useful, non-invasive tool for the detection ofendothelialdysfunction in atherosclerotic cardiovascular disease, the leading cause of mortality in end-stage kidney disease. The Fas/Fas ligand system of apoptosis resulting from activation of the caspase cascade- contributes to the pathophysiology of atherosclerosis. This ‘apoptotic’ system plays a central role in immune homeostasis. Vascular endothelial cells and inflammatory cells are the main resources of the Fas ligand. In this study, we aimed to investigate the role of soluble Fas ligand (sFasL) as a marker of FMD in peritoneal dialysis (PD) patients. Methods. A total of 43 patients undergoing maintenance PD and 40 healthy donors were enrolled in this cross-sectional observational study. Demographics, anthropometric measurements and clinical examinations were obtained. Endothelial function was evaluated by FMD of the brachial artery with high-resolution ultrasonography. Serum sFasL concentrations were measured with an enzyme-linked immunosorbent assay kit. Results. The enrolled partisipants were devited on 2 groups: PD patients who had been treated at least 12 weeks (group 1; mean age 41±14 years, M/F: 22/21) and gender matched 40 healthy controls (group 2; mean age 50±12 years, M/F: 19/20). The forearm FMD and serum sFasL levels were significantly lower in PD patients (3.95±2.01 vs 8.83 ± 6.17; p<0.001 and 54 ± 24 vs 73 ± 30; p=0.001). Forearm FMD was correlated with sFasL (r=0.289; p=0.008), age, BMI and uric acid (r= 0,32; p=0.003, respectively), hemoglobin (r= 0,293; p=0.007), calcium (r= 0,26; p=0.016), phosphate (r=- 0,250; p=0.023), magnesium (r= 0,255; p=0.020), 24 h SBP (r=- 0,257; p=0.019), creatinine and iPTH (r=- 0.50 and r=- 0,45; p[removed

    A study on the effect of techniques (Drop Shot- Lob- Slice) not included in the international tennis number (ITN) test on match results in elite athletes

    No full text
    Dünya’nın en popüler spor branşlarından biri olan tenisin geliştirilmesi için kullanılan ölçme ve değerlendirme yöntemlerinden biri de Uluslararası Tenis Numarası (ITN) testidir. Sınırlı sayıda vuruş tekniklerini içeren ITN testi 2004 yılında dünya genelinde uygulanmaya başlamıştır. Bu teste dahil olmayan fakat maç sonucuna etki eden vuruş teknikleri de vardır. Bu çalışmanın amacı ITN testinde yer verilmeyen vuruş tekniklerinin elit sporcularda maç sonucuna etkilerinin incelenmesidir. Araştırma kapsamında Kadın Tenis Birliği (WTA), Profesyonel Tenisçiler Birliği (ATP) ve Uluslararası Tenis Federasyonunun (ITF) düzenlemiş olduğu turnuvalardan rastgele seçilmiş 24 erkek, 24 kadın maçının (toplam 44 erkek, 42 kadın sporcu) analizi yapılmıştır. Seçilen maçlar 16 toprak kort (8 kadın, 8 erkek), 16 sert kort (8 kadın, 8 erkek) ve 16 çim kort (8 kadın, 8 erkek) maçlarından oluşmaktadır. Analizlerde toplam kazanılan sayı, toplam vurulan forehand, backhand, backhand slice, forehand slice, return forehand slice, return backhand slice, lob, drop shot, hatalı forehand, hatalı backhand vuruşları ile ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma oranlarına ait bulgular elde edilmiştir. Araştırma verilerinin istatistiksel çözümlemesi için, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Elde edilen sayısal değerler p<0.05 anlamlılık seviyesi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda cinsiyetler arasında yapılan bağımsız örneklem t-testine göre toplam forehand hataları (p=0,01), toplam backhand hataları (p=0,01), toplam forehand slice vuruşları (p=0,01), toplam return forehand slice vuruşları (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunurken, ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,84) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kazanan ve kaybeden kadın sporcular arasında yapılan bağımsız örneklem t- testine göre toplam backhand vuruşları (p=0.01), toplam forehand hataları (p=0,01), toplam backhand hataları (p=0,01), ve ITN testinde v bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunları kazanma (p=0,04) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kazanan ve kaybeden erkek sporcular arasında toplam forehand hataları (p=0.01), toplam backhand hataları (p=0.01) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunları kazanma (p=0,03) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kort zemin farklılıklarına göre yapılan ANOVA testi sonuçlarında kadın sporcularda toplam backhand vuruşları (p=0.01), forehand hataları (p=0.01), backhand hataları (p=0.01), return forehand vuruşları (p=0.01), return backhand vuruşları (p=0.01), forehand slice vuruşları (p=0.03) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kort çeşitleri ile yapılan ANOVA testi sonuçlarında erkek sporcularda forehand hataları (p=0.01), return forehand vuruşları (p=0,01), return backhand vuruşları (p=0,01) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Elde edilen bulgular ışığında maçı kazanan sporcuların ITN testinde bulunmayan teknikleri (drop shot, slice , lob) kullanarak maç sonucuna etki ettikleri tespit edilmiştir. Performans sporcuları, ITN testinde bulunmayan bu tekniklere antrenman programlarında daha fazla yer vererek maç içi taktik varyasyonlarını çoğaltabilir ve bunun sonucunda katıldıkları turnuvalarda daha başarılı sonuçlar elde edebilirler.Dünya’nın en popüler spor branşlarından biri olan tenisin geliştirilmesi için kullanılan ölçme ve değerlendirme yöntemlerinden biri de Uluslararası Tenis Numarası (ITN) testidir. Sınırlı sayıda vuruş tekniklerini içeren ITN testi 2004 yılında dünya genelinde uygulanmaya başlamıştır. Bu teste dahil olmayan fakat maç sonucuna etki eden vuruş teknikleri de vardır. Bu çalışmanın amacı ITN testinde yer verilmeyen vuruş tekniklerinin elit sporcularda maç sonucuna etkilerinin incelenmesidir. Araştırma kapsamında Kadın Tenis Birliği (WTA), Profesyonel Tenisçiler Birliği (ATP) ve Uluslararası Tenis Federasyonunun (ITF) düzenlemiş olduğu turnuvalardan rastgele seçilmiş 24 erkek, 24 kadın maçının (toplam 44 erkek, 42 kadın sporcu) analizi yapılmıştır. Seçilen maçlar 16 toprak kort (8 kadın, 8 erkek), 16 sert kort (8 kadın, 8 erkek) ve 16 çim kort (8 kadın, 8 erkek) maçlarından oluşmaktadır. Analizlerde toplam kazanılan sayı, toplam vurulan forehand, backhand, backhand slice, forehand slice, return forehand slice, return backhand slice, lob, drop shot, hatalı forehand, hatalı backhand vuruşları ile ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma oranlarına ait bulgular elde edilmiştir. Araştırma verilerinin istatistiksel çözümlemesi için, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Elde edilen sayısal değerler p<0.05 anlamlılık seviyesi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda cinsiyetler arasında yapılan bağımsız örneklem t-testine göre toplam forehand hataları (p=0,01), toplam backhand hataları (p=0,01), toplam forehand slice vuruşları (p=0,01), toplam return forehand slice vuruşları (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunurken, ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,84) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kazanan ve kaybeden kadın sporcular arasında yapılan bağımsız örneklem t- testine göre toplam backhand vuruşları (p=0.01), toplam forehand hataları (p=0,01), toplam backhand hataları (p=0,01), ve ITN testinde v bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunları kazanma (p=0,04) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kazanan ve kaybeden erkek sporcular arasında toplam forehand hataları (p=0.01), toplam backhand hataları (p=0.01) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunları kazanma (p=0,03) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kort zemin farklılıklarına göre yapılan ANOVA testi sonuçlarında kadın sporcularda toplam backhand vuruşları (p=0.01), forehand hataları (p=0.01), backhand hataları (p=0.01), return forehand vuruşları (p=0.01), return backhand vuruşları (p=0.01), forehand slice vuruşları (p=0.03) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kort çeşitleri ile yapılan ANOVA testi sonuçlarında erkek sporcularda forehand hataları (p=0.01), return forehand vuruşları (p=0,01), return backhand vuruşları (p=0,01) ve ITN testinde bulunmayan tekniklerin kullanıldığı oyunlarda sayı kazanma (p=0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Elde edilen bulgular ışığında maçı kazanan sporcuların ITN testinde bulunmayan teknikleri (drop shot, slice , lob) kullanarak maç sonucuna etki ettikleri tespit edilmiştir. Performans sporcuları, ITN testinde bulunmayan bu tekniklere antrenman programlarında daha fazla yer vererek maç içi taktik varyasyonlarını çoğaltabilir ve bunun sonucunda katıldıkları turnuvalarda daha başarılı sonuçlar elde edebilirler

    Bir Halk Anlatısı Karşılaştırması: ŞAHMERAN İLE ??????? ?????? ????- (Bakır Dağının Sahibesi)

    No full text
    Bir ulusun dilini, tarihini ve kültürünü incelerken rehber bir kaynak olarak başvurulan folklor anlatıları, o ulusun kimliğini temsil etmesi nedeniyle önemli bir rol üstlenir. Folklor araştırmaları bu açıdan yalnızca dil ve edebiyat alanında değil, aynı zamanda sosyoloji, tarih ve kültür bilim çalışmalarına da yol gösterir. Oldukça geniş araştırma alanına sahip olan sözlü halk edebiyatının ürünleri; halk türküleri, maniler, bilmeceler, menkıbeler, deyimler ve atasözleri, efsaneler, mitler ve en çok da masallardır. Milletlerin kültür birikimi sonucunda oluşan ve ortak miras haline gelen masallarda, düş ve gerçek hayat arasındaki uzlaşma aktarılırken; her millet tasarladığı hayat standardı, refahı ve mutluluğu elde etmek için verdiği mücadelesini kendine özgü sembollerle dile getirmektedir. Halk için büyük anlam ifade eden bu semboller, özgün hayvanlar ya da bazı mitolojik varlıklardan oluşabilir. Kuşkusuz, bu sembollerden biri de yılan simgesidir ve yüzyıllardır yılan sembolü birçok kültürde ve inanışta önemli bir yere sahip olmuştur. Esrarengiz bir güce sahip olduğu düşünülen yılan; genellikle uğur, sağlık, koruyucu ruh, yaşama gücü, gençlik, ölümsüzlük, sonsuzluk, şifa, yeniden canlanma ve insanı kötülüğe sürükleyen nefis gibi sembolik anlamlar taşımıştır. İlkel dönemden beri insanoğlunun hayatında önemli bir yere sahip olan yılan, günümüzde de önemli bir metafor olarak görülmektedir. Yılan kavramı; Mezopotamya, Anadolu ve Mısır kültüründe Tanrı, Tanrıça ve hükümdarlarla ilişkilendirilmiştir. Antik Yunan’da yılan sağlıkla özdeşleştirilmiştir. İskandinav ve Kelt kültüründe kurnaz ve çift başlı bir yaratık olarak tasvir edilmiştir. Bu durumda, kimi din ve kültürde yılana olumlu özellikler yüklenip kutsal sayılırken, kimi kültürde ise lanetli bir varlık olarak kabul edilmiştir. Tarihsel serüveninin getirdiği bilinçaltı ve tarihin hafızasında bıraktığı gizemli tortu nedeniyle yılan imgesi; bilimde, edebiyatta, mitolojide, inançta ve sanatta yaşamaya devam etmektedir. Çalışmamızın temel amacı iki farklı halka ait olan “Şahmeran” anlatısı ile “Bakır Dağının Sahibesi” masalı incelenerek; her iki toplumun sözlü kültüründen alınarak edebiyata kazandırılan eserlerden hareketle bu kültürlere ait masal ve efsane içeriği, konusu, olay örgüsü, amaç ve masal, efsane bitişini değişik açılardan ele almaktır. Ayrıca anlatılarda yer alan başkahramanların (yılan kadın) fiziksel ve ruhsal özellikleri başta olmak üzere, yardımcı karakteri de inceleyip, köklerini, ortak ve farklı yönlerini tespit ederek, karşılaştırma sonucunda kültürlerine ait çıkarımda bulunmaktır. Karşılaştırma sonucunda; ortak olan ya da yakın benzerlik gösteren pek çok husus olduğu görülmüştür. Kültürel unsurlar zamana / mekâna göre küçük değişkenlikler gösterirken, her iki anlatının özünde içerdiği öğüt ve geleneksel yapısı korunmuştur. Temelde kültürler arası alışveriş ve tarihi bağların yanı sıra; inanış, toplumun geçim kaynakları, iklim ve coğrafi koşullarda bu benzerliklerin şekillenmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu bağlamda çalışmamız, gelecekte karşılaştırmalı folklor alanındaki yeni araştırmalara yol gösterme mahiyetinde ışık tutarak, yeni tartışma başlıkları açmayı hedeflemektedir. Çalışma Hippolyte Taine’in muhit, ırk, zaman teorisi ile benzerlik gösterse de farklı bir karşılaştırma denemesidir

    Self-differentiation and self-concealment: serial mediation by self-compassion and intolerance of uncertainty

    No full text
    Objectives: Self-concealment is an important issue that hinders progress fin the psychological help process. Considering its negative consequences in the field of mental health, it is important to address its relationship with risk factors and protective factors. Therefore, the present study examined whether self-differentiation was related to self-concealment and whether this relationship was mediated by self-compassion and intolerance of uncertainty. Method: The participants in this study consisted of 300 university students, 183 females and 17 males, whose ages ranged between 18 and 42. All measurement tools used in the research ere applied anonymously. Results: Meditation analysis results showed that in the hypothetical model, serial multiple mediation of self-compassion and intolerance of uncertainty is statistically significant and explains 37% of the variance in self-concealment. In addition, the single mediation effect of self-compassion was found to be higher than the multiple-serial mediation effect of self-compassion and intolerance of uncertainty together. The findings were discussed in the light of the literature. Conclusions: This study may be a resource to the mental health professionals at the stage of planning protective and preventive intervention studies

    Konaklama İşletmelerinde Çalışanların Çevik Liderlik Algılarının Örgütsel Özdeşleşme Üzerindeki Etkisinde İşe Adanmışlığın Aracılık Rolü: Antalya Örneği

    No full text
    Bu araştırmanın amacı çalışanların çevik liderlik algılarının örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkisinde işe adanmışlığın aracı rolünün varlığını sınamaktır. Bu bağlamda, Aralık 2021- Ocak 2022 tarihleri arasında, beş yıldızlı otel işletmelerinde çalışan işgörenlerden anket tekniği ile veri toplanmıştır (n=419). Katılımcıların seçilmesinde kolayda örneklem tekniği uygulanmıştır. Elde edilen veriler yapısal eşitlik modeli programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada çevik liderlik algısının işe adanmışlık ve örgütsel özdeşleşme üzerinde anlamlı ve pozitif etkisi olduğu ve aynı zamanda çevik liderlik tarzının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyleri üzerindeki etkisinde işe adanmışlığın kısmi aracı role sahip olduğu tespit edilmiştir

    Doğrudan Yabancı Yatırım Girişlerinin İhracat Üzerine Etkileri: Türkiye Örneği

    No full text
    Doğrudan yabancı yatırım yoluyla ihracatın artması hükümetlerin doğrudan yatırım girişini teşvik etmelerinin en önemli nedenleri arasındadır. Doğrudan yabancı yatırım girişlerinin ev sahibi ülkenin ihracatı üzerindeki pozitif etkisi ürünün yaşam evreleri modeli, uçan kazlar modeli ve yeni büyüme teorileri ile izah edilmektedir. 2008 küresel krizinin ardından Türkiye ekonomisi dâhil olmak üzere dünya ekonomisinin genelinde başlayan doğrudan yabancı yatırım ve ihracattaki istikrarsızlıklar günümüzde de devam etmektedir. Bu durumdan hareketle Türkiye ekonomisinde doğrudan yabancı yatırım girişlerinin ihracat üzerindeki uzun dönemli etkisinin belirlenmesi oldukça önemli bir hale gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye ekonomisi için 1980-2019 yılları arasında doğrudan yatırım girişlerinin ihracat üzerindeki etkisi eşbütünleşme ve nedensellik analizleriyle tahmin edilmiştir. Analizler sonucu elde edilen bulgular, Türkiye ekonomisinde doğrudan yabancı yatırım girişlerinin ihracat üzerinde pozitif etkili olduğunu göstermektedir

    Sağlık Kurumları Finansal Performansının Gri İlişkisel Analiz ile Değerlendirilmesi

    No full text
    Bu araştırmada, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) tarafından verisi yayımlanan insan sağlığı hizmetleri sektörü dahilinde faaliyet gösteren orta ve büyük ölçekli sağlık kurumlarının finansal performansını değerlendirmek amaçlanmıştır. Orta ve büyük ölçekli sağlık kurumlarının 2020 yılı finansal tablolarıyla hesaplanan finansal oranlar Gri İlişkisel Analiz (Gri İlişki Analizi- GİA) yöntemiyle değerlendirilmiştir. GİA sonucunda orta ölçekli sağlık kurumlarına kıyasla büyük ölçekli sağlık kurumlarının finansal performansının daha güçlü olduğu; likidite ve devir hızı göstergeleri açısından büyük ölçekli sağlık kurumlarının, karlılık göstergeleri açısından orta ölçekli sağlık kurumlarının daha iyi durumda olduğu, finansal yapı göstergeleri açısından iki grubun aynı etkinlik düzeyinde olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda insan sağlığı hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren sağlık kurumlarının yabancı kaynak kullanımını azaltıcı önlemler alması ve karlılıklarını artırıcı girişimlerde bulunması, orta ölçekli sağlık kurumlarının likiditesini artırması ve varlıklarını daha etkin kullanması, büyük ölçekli sağlık kurumlarının ise karlılıklarını artırıcı faaliyetler gerçekleştirmesi önerilmektedi

    515

    full texts

    2,347

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Alanya Alaaddin Keykubat University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇