Van Yüzüncü Yıl University Research Information System
Not a member yet
    65114 research outputs found

    Strategic Deployment of Hydrogen with Nuclear-Renewable Synergy: Pathways to Carbon Neutrality and Sustainable Development Goals

    No full text
    This work explores the combination of nuclear-renewable hybrid systems and hydrogen production as a pathway to reach carbon neutrality and support the objectives of sustainable development goals (SDGs). The proposed system integrates nuclear energy, a photovoltaic (PV) system, and wind energy to deliver a consistent and dependable clean energy supply. The assessment examines the system's economic viability by analyzing critical financial indicators, including NPV and IRR, under different scenarios. These scenarios include revenue from both energy production and hydrogen and oxygen sales, which significantly enhance profitability. This study highlights the synergy between wind and PV power, where their complementary generation patterns - wind often peaking at night and solar during the day - reduce variability and maximize energy utilization. Hydrogen integration further strengthens financial performance by adding flexible energy storage and offering additional revenue streams from hydrogen sales, especially during periods of excess energy generation. This enhances grid stability, reduces curtailment, and supports decarbonization efforts. The results highlight the critical role of well-designed policy frameworks, financial incentives, and technological progress in reducing expenses and tackling key obstacles, including the substantial upfront investments and infrastructure needs associated with hydrogen production and storage

    Fractal Signal Processing

    No full text
    This paper presents a novel low-pass filtering framework based on Fractal First -order and Second -order designs, formulated within the framework of fractal calculus. By incorporating the structure of fractal time, the proposed filters can effectively process signals with intricate, non-differentiable characteristics. The fractal second -order low-pass filter is applied to a simulated noisy ECG signal, demonstrating significant noise suppression while preserving the essential morphological features of the waveform. A comparative study with the classical Bessel low-pass filter further illustrates the advantages of the fractal approach in capturing scale-invariant and self-similar properties of biomedical signals. These results highlight the potential of fractal-order filters for advanced biomedical signal processing

    YEMLER BİLGİSİ VE TEKNOLOJİSİ

    No full text
    Tarihsel süreç içerisinde iki ya da sınırlı birkaç yemin karıştırılması ile başlayan karma yem üretimi basit bir karıştırma işlemi ile yapılırken günümüzde ileri teknolojik makinelerin ve bilgisayar programlarının kullanıldığı, karmaşık ve yüksek üretim kapasiteli fabrikalara dönüşmüş durumdadır. Yem fabrikalarının üretim işleyişinin anlaşılması yem üreticileri, tüketicileri ve hayvansal üretim mühendislerinin, üretimin başarılı bir şekilde yapılması, sürdürülebilmesi ve oluşabilecek aksaklıkların öngörülmesi ile bunların çözülmesinde hayati öneme sahiptir.&nbsp;Hayvancılık sektörü, küresel gıda güvenliğinin sağlanmasında stratejik öneme sahip bir üretim alanı olup, bu sektörün sürdürülebilirliği büyük ölçüde hayvanların dengeli, yeterli ve kaliteli beslenmesine dayanmaktadır. Hayvan besleme faaliyetlerinin temel girdisini ise yemler oluşturmakta; yemlerin kalite ve besin madde değerleri ise doğrudan kullanılan hammaddelerin niteliğine bağlıdır. Yem fabrikalarında hammadde seçimi, yalnızca hayvanların büyüme performansı, verimliliği ve sağlığını değil, aynı zamanda ürün maliyetlerini, çiftliklerin rekabet gücünü ve nihai olarak gıda zincirinin güvenilirliğini de etkilemektedir. Modern yem endüstrisi, artan dünya nüfusu, doğal kaynakların kısıtlılığı ve değişen tüketici beklentileri gibi çok boyutlu zorluklarla karşı karşıyadır. Bu bağlamda, hammaddelerin besin madde içerikleri kadar, tedarik sürekliliği, ekonomik erişilebilirliği, işlenebilirlik özellikleri, depolama ve lojistik koşulları ile gıda güvenliği kriterlerine uygunluğu da kritik önem taşımaktadır. Hammadde temininde yerel üretim, ithalat, yan ürün kullanımı ve alternatif protein kaynaklarının değerlendirilmesi gibi stratejiler, yem fabrikalarının operasyonel verimliliğini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkilemektedir. Yem hammaddeleri genel olarak enerji kaynakları (tahıllar ve yan ürünleri), protein ve amino asit kaynakları (yağlı tohum küspeleri, hayvansal ve bitkisel proteinler), mineral ve vitamin katkıları ile fonksiyonel ve biyoteknolojik bileşenler şeklinde sınıflandırılmaktadır. Bu hammaddelerin rasyona dahil edilmesinde; kimyasal bileşim, sindirilebilirlik, antinutrisyonel faktörler, hayvan türüne ve yaşına uygunluk, yem formülasyon maliyeti ve mevzuata uyum gibi çok sayıda değişken dikkate alınmaktadır. Bu çalışma, yem fabrikalarında kullanılan hammaddelerin sınıflandırılması, kimyasal ve besin madde içerikleri, işlevleri, kalite kontrol kriterleri ve kullanım stratejilerini bilimsel veriler ışığında ele almayı amaçlamaktadır. Böylece hem akademik araştırmacılar hem de sektör profesyonelleri için, yem üretiminde doğru hammadde seçiminin önemi ve bu sürece etki eden faktörler hakkında kapsamlı bir referans sunulması hedeflenmektedir.</p

    KANATLI ETİ ÜRETİMİNDE DERİN PEKTORAL MİYOPATİ: TANI, ÖNLEME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    No full text
    Yarım asırdır etlik piliçlerin büyüme hızı ve göğüs eti verimini artırmaya yönelik uygulanan genetikseleksiyon programları yem tüketimi ve kesim yaşını önemli ölçüde düşürürken karkas miktarınıartırmıştır. Bu süreçte, tüketici tercihlerinde gözlemlenen eğilim de satın alma tercihlerinin bütün piliçyerine işlenmiş ürünler veya göğüs etine doğru kayması yönünde olmuştur. Bu durum, ıslahişletmelerinin seleksiyon kriterlerini daha büyük göğüs kası gelişimine sahip etlik piliçler üretmeyönünde değiştirmesini tetiklemiştir. Kanatlı eti üretiminde kaydedilen olağanüstü ilerleme, yalnızcason 10 yılda (2012-2023 arasında) küresel üretimi %34.16, Türkiye'de ise %35.47 oranında artırmıştır.Ancak bu hızlı gelişim, özellikle piliçlerin göğüs kaslarında idiopatik kas anormalliklerininyaygınlaşmasına yol açmıştır. Söz konusu kas miyopatileri, karkas kalitesinin düşmesine neden olmaktave tüketime uygun olmayan nitelikleri nedeniyle etin tamamının veya bir kısmının atılmasına yolaçmaktadır. Kanatlılarda bildirilen en eski ve en yaygın kas miyopatilerinden biri, yeşil kas hastalığıveya Oregon hastalığı olarak da bilinen derin pektoral miyopati (DPM)’dir. DPM yeni bir durumolmamakla birlikte, göğüs kası oranı daha yüksek karkas üretimi için seleksiyona tabii tutulmuş etlikpiliç ve hindilerde giderek daha sık görülmektedir. Anomali ilk kez 1967-1968 yıllarında Kanada, ABDve Birleşik Krallık’ta, damızlık dişi hindilerde bildirilmiştir. Daha sonra damızlık tavuklar ve 1980yılında genç etlik piliçlerde rapor edilmiştir. DPM’nin etiyolojisi tam olarak açıklığakavuşturulamamıştır. Genetik, yetiştirme koşulları, yaş, cinsiyet, kesim ağırlığı veya hareketlilik gibipek çok faktörün etkili olabileceği bildirilmektedir. Miyopatinin başlıca tetikleyicilerinden biri sürüdeyoğun fiziksel aktivite (aşırı kanat çırpma) olarak bildirilmektedir. Derin pektoral miyopati, küçükpektoral kasların (musculus pectoralis supracoracoideus) dejeneratif bir anomalisidir ve atrofi veyanekroz ile karakterizedir. Sonuç olarak, DPM, karkasın değerli bölümlerini etkilemesi ve giderekyaygınlaşması nedeniyle, kesimhaneler ve kanatlı eti işleme tesislerinde ekonomik kayıplara yolaçmaktadır; bu durum, çözüm gerektiren önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.For half a century, genetic selection programs aimed at increasing the growth rate and breast meat yieldof broilers have significantly reduced feed consumption and slaughter age while increasing carcassyield. During this process, trends observed in consumer preferences have shifted purchasing choicesfrom whole chickens to processed products or breast meat. As a result, breeding companies have revised&nbsp;their selection strategies to enhance breast muscle growth in broilers. The remarkable progress recordedin poultry meat production has increased global production by 34.16% and Turkey's production by35.47% in just the last 10 years (between 2012 and 2023). However, this rapid development has alsocontributed to the widespread occurrence of idiopathic muscle abnormalities, particularly in the breastmuscles of broilers. These muscular myopathies negatively impact carcass quality, leading to thedisposal of either part or all the affected meat due to its unsuitability for consumption. One of the earliestand most common muscular myopathies reported in poultry is Deep Pectoral Myopathy (DPM), alsoknown as Green Muscle Disease or Oregon Disease. Although DPM is not a newly emerging condition,it has become increasingly prevalent in broilers and turkeys that have undergone selection for higherbreast muscle yield. The anomaly was first reported in breeding female turkeys in Canada, the UnitedStates, and the United Kingdom during 1967-1968. It was later reported in breeder chickens andsubsequently in young broilers in 1980. The etiology of DPM has not been fully elucidated, but variousfactors such as genetics, rearing conditions, age, sex, slaughter weight, and mobility are reported to playa role. One of the primary triggers of this myopathy is intense physical activity within the flock,particularly excessive wing flapping. Deep Pectoral Myopathy is a degenerative anomaly affecting the<p class="p1" style="margin-bottom: 0px; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-variant-alternates:

    Spor Bilimleri Temel Alanında Bilimsel Çalışmalar-2

    No full text

    0

    full texts

    65,114

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Van Yüzüncü Yıl University Research Information System
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇