Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Investigation of tribological properties of wood plastic composite materials for the automotive industry
Bu çalışmada, kestane ve geven dolgulu polipropilen kompozit malzemelerin
karakterizasyonu ve tribolojik özellikleri incelenerek otomotiv sektöründe tribolojik
parçalarda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında ağırlıkça % 5, % 10,
% 15, % 20 oranlarında kestane ve ağırlıkça %10, %20, %30, %40 oranlarında geven
katkılı polipropilen (PP) kompozit numuneler üretilerek pim-disk cihazında, kuru ortam
şartları altında 10 N, 30 N ve 50 N yük ve 0,5 m/s, 1 m/s ve 1,5 m/s kayma hızlarında
aşınma ve sürtünme deneyleri yapılmıştır.
Sertlik testleri sonucunda en yüksek sertlik değeri 77,4 ile %20 oranında kestane
ilaveli PP/20Kestane kompozitinde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda kayma hızı ve
sürtünme katsayısı arasındaki ilişki incelendiğinde, kayma hızı 0,5 m/sn’ den 1,0 m/sn’
ye arttırıldığında, sürtünme katsayılarındaki artış PP polimerinde %7,39 oranında,
PP/5Kestane kompozitinde %10,48 oranında, PP/10Kestane kompozitinde %9,45
oranında ve PP/15Kestane kompozitinde %7,17 oranında elde edilmiştir. PP/20Kestane
kompozitinde ise bu değer %7,51 elde edilmiştir. Aynı şekilde kestane katkılı malzemeler
olan PP/5Kestane, PP/10Kestane, PP/15Kestane ve PP/20Kestane için sırasıyla %12,28;
%11,53; %10 ve %13,04 oranlarında elde edilmiştir. Sonuçlara göre kayma hızının
artması sürtünme katsayısını da arttırmaktadır. Sürtünme katsayısının ayrıca yüke bağlı
değişimi de gözlemlenmiş olup yük arttıkça katsayının arttığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Malzemelerin aşınma oranı üzerindeki etkisi incelendiğinde ise; 0,5 m/sn’ den 1,0 m/sn’
ye arttırıldığında PP polimerinin aşınma oranı %16,39 armış olup PP/10Geven,
PP/20Geven, PP/30Geven ve PP/40Geven için sırasıyla %18,74; %14,28; %23,00 ve
%7,96 oranlarında arttığı belirlenmiştir. PP/5Kestane, PP/10Kestane, PP/15Kestane ve
PP/20Kestane için sırasıyla %12,28; %11,53; %10 ve %13,04 oranlarında elde edilmiştir.
Aynı şekilde yüke bağlı değişim de incelenmiş olup aşınma direncinin yük arttıkça
azaldığı gözlemlenmiştir
As an urban public policy analysis: The relation between vocational education and training (VET), and municipalities
It is one of the most basic requirements of today for sustainable social and economic development that individuals have the knowledge, skills and competencies appropriate to the requirements of the age. Vocational education and training (VET) is an important role that determine social and economic development levels of countries as well as urban growth. In general, vocational education is considered a work of the national government, but it is directly or indirectly linked with urban public policy too. Urban public policy aims not only to manage cities spaces, economics structure but also it purposes to enhance urban development, urban growth and resident welfare. The central focus of this study is to investigate the relationship between vocational education and training (VET) and local governments in terms of urban public policy and implementation tools. The study claims that urban vocational policy also contributes to the structure of urban economics in terms of boosting enterprises' human resource capacities. Therefore, vocational education directly affects the development of individuals, businesses, and urban growth potential. In order to clarify that, I benefit from secondary data resources, including plans, reports, urban parliament decisions, etc. The study reached three conclusions, as follows: Firstly, vocational education is an urban policy implementation tool that is considered based on the social municipality’s approach. Secondly, it is used to improve vulnerable groups’ skills to ensure employment participation, and It contributes to fulfilling the needs of qualified personnel required by the business world operating in urban economics. Thirdly, municipalities have conducted vocational education and training programs with the support of national and international projects. Moreover, the municipalities have benefited from the project funding, which increases the physical capacity of the municipalities’ education centres and covers the costs of the activities
The effect of macroeconomic variables and expectation indices on BIST service index
Ekonomide tarım sanayi ve hizmet olmak üzere üç temel sektörü mevcuttur. Hizmet sektörü, teknolojinin gelişmesi ve ihtiyaçların değişmesiyle birlikte diğer sektörleri geride bırakarak gelişimi hız kazanmıştır. Bunun sebebi hizmet sektörünün diğer sektörlere göre daha fazla gelir sağlamasıyla birlikte ekonomiye katkısının yüksek olmasıdır. Bu yüzden gelişmiş ülke ekonomilerin yanı sıra gelişmekte olan ülke ekonomilerinde de sektere yapılan yatırımlar artmıştır. Bu çalışmada Türkiye'nin hizmet gelirlerinin ekonomideki göstergesi olduğu düşünülen Borsa İstanbul Hizmetler Endeksi (LXUHIZ)'nün etkileyenleri araştırılmaya çalışılmıştır. Çalışmada Hizmetler Endeksini etkilediği düşünülen 01:2013-07:2023 dönemini LVIX korku endeksi, hizmet güven endeksi (LHZGE), Brent petrol fiyatı (LBRENT), işsizlik (ISZLK) ve enflasyon (LTUFE) verileri kullanılmıştır. Değişkenlere birim kök testi uygulanarak en uygun modelin Otoregresif Dağıtılmış Gecikme (ARDL) modeli olduğu anlaşılmıştır. Yapılan ARDL sınır testi uzun dönem sonuçlarına göre LVIX'deki %1'lik bir artışın LXUHIZ'de %0,289'luk bir azalışa, aynı şekilde LISZLK'deki %1'lik bir artışın endeks üzerinde %1,208'lik bir azalışa sebep olduğu sonucuna ulaşılmıştır. LTUFE'deki %1'lik bir artışın ise endeks üzerinde %1,604'lük bir artışa sebep olduğu analiz edilmiştir. Kısa dönem sonuçlarına bakıldığında ise LVIX'deki ve LTUFE(-2)'deki %1'lik bir artışın LXUHIZ'de sırasıyla %0,098'lik ve %1,097'lik, bir azalışa sebep olmaktadır. LVIX(-2) bakıldığında ise LXUHIZ ile pozitif yönlü olduğu ve LVIX(-2)'deki %1'lik bir artışın endeks üzerinde %0,057'lik bir artışa sebep olduğu sonucuna ulaşılmıştır
Büyükşehir Belediyelerinde Kırsal MahalleKırsal Yerleşik Alan Uygulaması ve Bir Model Önerisi
Türkiye’de 2014 yılı itibariyle büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde köyler mahalle statüsüne dönüştürülerek anılan kırsal mekânlara belediyelerin hizmet sunması uygulamasına geçilmiştir. Kırsalda yaşayan vatandaşların yerel yükümlülükler karşısında korunması maksadıyla beş yıl süresince önemli istisna ve muafiyetler tanınması gerekmiştir. Ancak bahsedilen süre sonrasında kırsal alanlarda yaşayan vatandaşların bu yönetsel modele ekonomik anlamda uyum sağlayamayacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle kırsal alanlarda yaşayan vatandaşlara tanınan indirim ve muafiyetlerin süresiz hale getirilmesi uygulamasına geçilmiştir. Ancak bir yerleşim yerinin kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan olarak belirlenmesine dair yapılan düzenlemede yer alan kriterlerin yeterli
olmadığı, subjektif bir mahiyet içerdiği de görülmüş, özellikle kırsal ile kentsel alanın bütünleştiği yerlerde bahsedilen haklardan kentsel yaşam süren vatandaşların da istifade edebileceği anlaşılmıştır. Bu maksatla da kırsal alanların korunması, tanınan haklardan sadece kırsal yaşam süren vatandaşların yararlanması ve bu yerlere hizmet sunan idarelerin mali yapıları ile hizmet kalitelerinin korunması adına ilgili mevzuatta yer alan ve idarelere takdir yetkisi sunan “ve benzeri hususlar” ifadesinin içeriğinin objektif bir şekilde belirlenmesi gerekliliği doğmuştur. Bu amaçla da kentsel ve kırsal alanın bütünleştiği Mersin ili Mezitli ilçesi örneği çerçevesinde bir alan araştırması yapılarak kırsal yaşamın ve hizmet sunucularının menfaatlerini koruyacak ölçüde yeni kriterlerin tespit edilmesi ve bu çalışma kapsamında bir model önerisi sunulması amaçlanmıştır
Women's participation and representation in local governments: The case of Adana
Türkiye nüfusunun yarısına tekabül eden kadınların yerel yönetimlerde temsilinin
oldukça düşük seviyede olduğu çeşitli çalışmalarla ortaya konulmuştur. Yapılan
çalışmaların çoğunda kadın temsilinin ulusal temsilde ve yerel temsilde eşitliğinin
sağlanamamasında toplumun siyasal kültürünün etkisi, kadınların ekonomik
güvencelerinin olmayışı, yeterli düzeyde bilgi ve donanımlarının olmayışı, partilerin aday
listelerinde erkeklere öncelik vermeleri gibi sebepler sayılmaktadır. Oysa kadınların
geleneksel rolleriyle bağdaştırdıkları yerel yönetimlere katılımı ve yerel yönetimlerde
temsillerinin daha ulaşılabilir olduğuna dair kanaat yaygındır. Fakat Türkiye’de kadınlar
yerel siyasette ulusal siyasetten dahi daha düşük seviyede yer almaktadırlar. Bu çalışmada
Adana özelinde kadınların yerel temsilinde eşitlik olup olmadığı araştırılmıştır. Adana ili
ekonomik yönden gelişmiş, nüfusunun yarısını kadınların oluşturması, kozmopolit,
dinamik yapılı ve bütün siyasi partilerin seçmen kitlesinin yer alması nedeniyle
seçilmiştir. Daha sonra Ankara, Bursa, Aydın ve Gaziantep illeri yerelde kadın temsili
bağlamında irdelenmiştir. Ankara ve Bursa illeri Türkiye’deki en fazla nüfusa sahip olan
beş ilden ikisi olduğu için seçilmiştir. Aydın ve Gaziantep illerinde büyükşehir belediye
başkanlarının kadın olmasının kadınların yerel temsiline etkisinin bulunup bulunmadığını
incelemek için seçilmiştir. Daha sonra bu örnekler Adana ile mukayese edilmiştir. Bu
örneklerden hareketle kadınların yerelde temsilinin bu hakları elde etmelerinin üzerinden
yaklaşık 100 yıl geçmesine rağmen erkeklerle eşit seviyeye gelemediği tespit edilmiştir.
Çalışmada yer alan örneklerden hareketle Türkiye’deki kadınların yerel temsilinde
eşitliğini sağlamaya yönelik çözüm önerileri sunularak kadınların ulusal temsilde
eşitliğine katkı sağlamak amaçlanmaktadı
Synthesis of PES membranes modified with polyurethane–paraffin wax nanocapsules and performance of bovine serum albumin and humic acid rejection
Membrane fouling is a serious handicap of membrane-based separation, as it reduces permeation flux and hence increases operational and maintenance expenses. Polyurethane–paraffin wax (PU/PW) nanocapsules were integrated into the polyethersulfone membrane to manufacture a composite membrane with higher antifouling and permeability performance against humic acid (HA) and bovine serum albumin (BSA) foulants. All manufactured membranes were characterized by scanning electron microscopy (SEM), scanning electron microscopy-energy dispersive spectrometry (SEM-EDS), and contact angle. The contact angle of the pristine polyethersulfone (PES) membrane was measured
73.40 + 1.32. With the embedding of nanocapsules, the contact angle decreased to 64.55 + 1.23 for PES/PU/PW 2.0 wt%, and the pure water flux of all composite membranes increased when compared to pristine PES. The pristine PES membrane also has shown the lowest steady-state fluxes at 45.84 and 46.59 L/m2 h for BSA and HA, respectively. With the increase of PU/PW nanocapsule ratio from 0.5 to 1.0 wt%, steady-state fluxes increased from 51.96 to 71.61 and from 67.87 to 98.73 L/m2 h, respectively, for BSA and HA. The results depicted that BSA and HA rejection efficiencies of PU/PW nanocapsules blended PES membranes increased when compared to pristine PES membranesQ2WOS:0010635667000012-s2.0-851743910453776874
Implementation of transition to the metaverse in higher education institutions: A study on universities in Turkey
Eğitim, insanlık tarihinin en eski ve en önemli konularından biri olarak insanların hayatlarında birçok ihtiyacını karşılamaktadır. Yaşanan her türlü yenilikte değişerek ve gelişerek insan yaşamının en önemli parçası haline gelen eğitimin en önemli aşaması, yükseköğretim alanında olan yeniliklerdir. Son zamanlarda kurgusal evren ve beraberinde gelişen teknolojiler, her sektörü etkilediği gibi bilim üreten yükseköğretim kurumlarını da etkilemiştir. Kurgusal evren, sınırsız insan ihtiyaçlarının kısıtlı imkânlarının yanı sıra, isteklerin ihtiyaca dönüştüğü, gerçek olmayan fakat gerçekliğe çok yakın, hayallerin gerçekleştiği, yeni bir gelecek, yeni bir dil ve yeni kurulacak bir evren olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir ülkenin geleceğinin başarılı bir eğitim sistemi ile; kurgusal evrenin ise yeni bir gelecek ile ilişkilendirilmesi sebebiyle birbirini tamamlayan eğitim ve kurgusal evrenin yükseköğretim kurumlarındaki güncel durumu detaylı olarak incelenmiştir. Bu bilgilerden hareketle bu tez çalışmasında, Türkiye'deki yükseköğretim kurumları incelenerek, kurgusal evrene geçiş yapan üniversitelerin kendi internet sitesinde paylaştığı belgeler ve ilgili kanıtlar incelendikten sonra, ders veren üniversitelerdeki öğrencilerin kurgusal evren araçlarıyla gerçekleştirilen derslere ilişkin algılarını saptamak ve yeni teknolojilere hazır oluşluk düzeyini belirlemek için Türkiye'deki 24 üniversiteden 295 öğrenciye anket uygulanarak veri toplanmıştır. Elde edilen veriler, "SPSS 29.0" programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda ise, öğrencilerin metaverse algısı, cinsiyete göre anlamlı bulunurken; teknoloji, dijitalleşme, sosyal ve yaşam biçimi algısının ise anlamlı bir farklılık göstermediği sonucu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin metaverse, teknoloji, dijitalleşme ve yaşam biçimi algısı yaşa göre anlamlı bir farklılık gösterirken, sosyal algısının ise anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bunlara ilaveten öğrencilerin metaverse, teknoloji, dijitalleşme, sosyal ve yaşam biçimi algılarının tamamında eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık görülmüştür. Ek olarak öğrencilerin metaverse, teknoloji ve dijitalleşme algısı öğrenim görmekte olduğu üniversiteye göre anlamlı bir farklılık gösterdiği, sosyal ve yaşam biçimi algısının ise anlamlı bir farklılık göstermediği sonuçlarına ulaşılmıştır
Construction of DNA Codes From Composite Matrices and a Bio-Inspired Optimization Algorithm
Indexed keywords
SciVal Topics
Metrics
Funding details
Abstract
In this work, we present a new construction method for reversible codes. We employ composite matrices derived from group rings and show how to construct these matrices so that they are also reversible. Also in this work, we give an algorithm for calculating conflict free DNA codes that satisfy the Hamming distance, the reverse, the reverse-complement, the GC-content constraints with each DNA codeword being free from reverse complement sub-strings. By employing our construction method for reversible codes and our algorithm, we construct a number of DNA codes that satisfy the above constraints. Many of the codes we obtain have better parameters than some known DNA codes and many have parameters that are new to the literature.Q3WOS:0009663936000012-s2.0-8514152860
Local and International Organizations' Co-operation for Urban Migration Policy and Urban Economics: The Case of Information Centres (BILMER)
Migration has a global impact, but it also intersects with local and national issues. In 2020, 281 million people lived outside their country of birth or citizenship, according to the United Nations Global Migration
Database. The number of persons displaced across international borders is increasing due to conflict, persecution, and violence. Most of the world’s refugees and asylum seekers live in low- and middle-income countries. There is a medal that has two sides. On the one hand, migrants have been discussed as an actor who has a negative impact on social and economic order. On the other hand, they contribute to the sustainable development of host countries in social and economic ways. However, host countries and societies try to advance politics to enhance the development potential of migration. Local, national, and nongovernmental organizations should work together to develop and implement an urban and public policy to diminish the negative effects of migration. To do that, many institutions and associations play important roles in managing the social and economic consequences of migration. In this study, I assess the role of local and international organizations' cooperation according to urban migration policy and urban economics. To clarify that, this article benefits from a project called BILMER that is conducted by the Unions of Chambers of Tradesmen and Craftsmen, municipalities and the International Labour Organization (ILO). This paper contends that cooperation on migration policy and urban economics not only reduces negative effects for refugees, but also helps to improve the institutional capacity of local partners. The findings show that the cooperation local and international organizations reinforce three
thematic areas. Firstly, the partnership develops institutional capacity of the NGO such as physical improvements, establishing communication channel and capacity building for staff. Secondly, local and international actors play an active role that is boosting the governance capacity on level of local managers. Thanks to the activities of the project, all the other actors can be a part of it and share what they've learned, which helps the partnership improve its ability to manage migration in urban areas. Finally, the cooperation with international actors on a local level has a social and economic transfer. The social and economic transfer can be used to strengthen social cohesion
Telling the Earthquake to the Palace: The Earthquake of 1894 in Istanbul and Louis Sabuncu's Initiative to Explain the Earthquake Scientifically
Yakın bir tarihte bir kez daha anlaşıldı ki deprem bugünün modern çağında dahi
insanlık önünde en yıkıcı doğal afetlerden biri olarak durmaktadır. Yani geçmişten bugüne
insanın deprem karşısındaki edilgen konumu değişmemiştir. Bu çalışmada, eski toplumların
deprem tecrübelerine örneklik teşkil etmesi adına 10 Temmuz 1894 depremi ele alınmış ve
temelde iki nokta üzerine odaklanılmıştır. Bunlardan ilki, depremin şehirde yarattığı etki,
olay sonrası yaşanan gelişmeler ve gösterilen reflekslerdir. İkincisi ise, Mabeyn-i Hümayun
mütercimlerinden Louis Sabuncu’nun, II. Abdülhamit’i deprem hakkında bilgilendirmek
amacıyla kaleme aldığı layihadır. Bu bağlamda, çalışmanın giriş kısmında, genel hatlarıyla
İstanbul’un 15. yüzyıl öncesi deprem tecrübeleri ve bu tecrübeleri aktaran kaynakların bazı
özelliklerinden bahsedilmiştir. Ardından birinci bölümde kişisel özellikleri ve hayat
serüveniyle oldukça ilginç bir karakter olan Louis Sabuncu’nun biyografisine yer verilmiştir.
İkinci bölümde kronik ve araştırma kaynaklar üzerinden Osmanlı İstanbul’unun etkilendiği
1519, 1719 ve 1766 büyük depremleri hakkında bilgi verildikten sonra 1894 depremi,
ağırlıklı olarak arşiv kayıtları ışığında ele alınmıştır. Son bölüm ise depremin ardından
başlatılan sarayı bilgilendirme girişimlerine ve Louis Sabuncu’nun deprem hakkındaki
layihasına ayrılmıştır. Ayrıca bolümün sonunda bu layihanın günümüz Türkçesine aktarımı
yapılmıştır