Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Experimental and numerical investigation of different types of plate heat exchangers
Isı değiştiricileri farklı sıcaklıktaki akışkanların aralarındaki enerji transferi için
endüstride en çok kullanılan cihazlardır. Gıda sektöründeki ihtiyaç ile birlikte geliştirilen
ısı eşanjörleri bugünlerde gıda sektörünün yanında soğutma ve iklimlendirme
sistemlerinde, kimya endüstrisinde, ısıtma sistemleri gibi birçok alanda kullanılmaktadır.
Plakalı ısı değiştiricileri için literatürde verilen eşitlikler plakaya özgü olduğu için
birbirlerinden farklıdır. Bu tez çalışmasında birçok kullanım alanı olan endüstriyel tip
yüksek, orta ve düşük açılı üç farklı tip plakalı ısı değiştiricisi deneysel olarak incelenip
elde edilen sonuçlar kullanılarak Nusselt sayısı ve basınç kayıp katsayısı için eşitlikler
çıkartılmıştır ve literatürdeki diğer araştırmalar ile karşılaştırmaları yapılmıştır. Deneysel
çalışmanın doğrulanması ve akış dağılımları hakkında bilgi edinmek için yüksek açılı
plakalı ısı değiştiricisi sayısal olarak da incelenmiştir. Çalışmada ayrıca iki farklı plaka
sayısının etkisi de incelenmiştir. Deneysel sonuçların hem literatür ile hem de sayısal
çalışmalar ile uyum içerisinde olduğu görülmüştür. Kanal içerisindeki hız dağılımları
grafikler halinde verilmiştir ve buradaki dağılımlardan yararlanarak muhtemel
iyileştirmeler hakkında bilgiler vermiştir
An assessment of local services provided to the rural districts in metropolitan municipalities: The case of Kumru district at Ordu province
1982 Anayasası ile büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimleri teşekkül
ettirilebileceği hususunun düzenlenmesi akabinde, 1984 yılında İstanbul, Ankara ve
İzmir'de büyükşehir belediyeleri kurulmuştur. Akabinde de büyükşehir belediyelerinin
sayıları artmış, 2004 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun da yürürlüğe
girmesi ile büyükşehir belediyeleri etkili birer yerel merkez haline getirilmiştir. 2012
yılında kabul edilen ve önemli maddeleri 2014 yılında yapılan mahalli genel seçimlerle
beraber yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir belediyelerinin sayısı 30’a
yükseltilmiş, köylerin ve beldelerin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleye
dönüştürülmüş, belediyelerin il ve ilçe mülki sınırları kapsamında hizmet sunması
modeline geçilmiştir. Kırsal alana tanınan kimi muafiyet ve indirimlerin ise süresiz hale
getirilmesi için kırsal mahalle ve kırsal yerleşik alan uygulaması modeli de 2020 yılı
itibariyle uygulamaya konulmuştur. Ancak kırsal alanlara yönelik belediyelerin hizmet
sunma sürecinde yaşanan bu önemli model değişikliği ile birlikte eski ve yeni
uygulamanın kıyaslanması önem kazanmıştır. Bu çalışmada da kırsal mahalle muhtarları
ile belediyeler açısından il mülki sınırı uygulamasının yarar ve sakıncalarının
belirlenmesi, eski ve yeni uygulamanın mukayese edilmesi ve mevcut modelin
iyileştirilmesi maksadıyla alınması gereken aksiyonların tespiti amaçlanmıştır. Çalışma
kapsamında nitel yöntem tercih edilmiş olup, konuya dair araştırma soruları baz alınarak
Ordu Büyükşehir Belediyesi, Kumru Belediyesi ile kırsal alanlarda bulunan mahalle
muhtarları ile belirlenen sorular kapsamında yarı yapılandırılmış derinlemesine
görüşmeler yapılmıştır
Combustion Characteristics of r-GO/g-C3N4/LaFeO3 Nanohybrids Loaded Fuel Droplets
Graphene oxide (GO), reduced graphene oxide (r-GO) and graphitic carbon nitride (g-C3N4) are two-dimensional carbon-based nanosheets that show promise in reducing emissions with their superior catalytic activity in capturing species such as NOx and CO2 thanks to their oxygen- based functional groups and active edges on their surfaces. These active surfaces also provide a scheme for the substitution of materials with high calorific value or high catalytic activity for combustion. This study focuses on the fabrication of functional nanohybrid structures customized for combustion with LaFeO3 metal oxide nanoparticles substituted on these nanosheets and their effect on the combustion behavior of gaso-line. The fabrication of r-GO/g-C3N4/LaFeO3 nanohybrid structures was carried out by a two-step hydrothermal method. The structural character-izations of the samples were confirmed by SEM and XRD analyses and their chemical states were confirmed by Raman and XPS techniques. Combustion experiments were carried out by droplet scale combustion of gasoline-based nanofuel droplets containing dilute (0.2 wt.%) and high (0.7 wt.%) concentrations of GO, r-GO, g-C3N4, g-C3N4/LaFeO3 and r-GO/g- C3N4/LaFeO3 nanoparticles. The experimental process was recorded with a high-speed camera and a thermal camera. The nanofuel droplets con-taining 0.2 wt.% g-C3N4/LaFeO3 nanohybrid structures had the highest maximum flame temperature of 519 K, and the nanofuel droplets con-taining 0.7 wt.% r-GO/g-C3N4/LaFeO3 particles had the highest maximum aggregate temperature of 1177 K. The ignition delay time decreased for all droplets with 0.2 wt.% and 0.7 wt.% particle loadings. At 0.2 wt.% concentration, g-C3N4 doped fuel droplets exhibited the lowest extinction time, while at 0.7 wt.% concentration, the lowest extinction time was measured for r-GO/g-C3N4/LaFeO3 doped fuel droplets. Fuel droplets containing g-C3N4 particles had the highest burning rate and were the fastest extinguishing fuel droplets in the electric field. In this study, it has been demonstrated that the combustion rate and energy value of hydro-carbon fuels can be increased and soot formation can be reduced at the same time with the new generation of graphene-based functional mate-rials to be created, and thus, many combustion problems can be solved simultaneously with these functional particles.Q22-s2.0-8517659481
Investigation of the effect and efficiency on sound transmission loss capacities of different organic materials
Günümüzde gürültünün rahatsızlık veren etkisinin azaltılabilmesi amacıyla malzemeler
üretilmektedir. Ses yalıtım özelliğine sahip malzemelerin önerisi, tasarımı ve seçimi, iç
mekân akustik kontrolünde önemli bir paya sahiptir. Bunun için gerçekleştirilebilecek
deneysel kriterler arasında, ses iletim kaybı ve ses yutma katsayısı gibi parametrelerin
ölçümü ve analizi, empedans tüpleri, alfa kabinleri ve yankılanma odaları gibi cihazların
bulunduğu laboratuvarlarda gerçekleştirilmektedir.
Çalışmada, öncelikle farklı ortamlar için gürültü önleyici akustik özelliğe sahip
malzemeler ve bu malzemelere uygulanan testler araştırılmıştır. Literatürde akustik
malzemelere uygulanan testler yer almasına rağmen uygulamanın daha sınırlı olduğu
gözlemlenmiştir. Test maliyetlerinin yüksek olup sert karakteristik özelliğe sahip
malzemelerin test edilmesi, empedans tüpüne zarar verebilmektedir. Test düzeneğine
zarar vermeden, çoklu test yapabilmenin minimum süre ve minimum maliyetle
gerçekleştirilebileceği ihtiyacı önemli olabileceğinden Alfa Kabin benzeri model sistemi,
gürültü ve ses yalıtımı esas alınarak tasarlanmıştır. Doğal ve sentetik içerikli birçok
malzeme ile 500-8000 Hz. frekans aralığında deneyler yapılarak 30dB’in üzerinde ses
geçiş kaybı değerleri elde edilerek firma tarafından ölçülmüş değerlerle
karşılaştırıldığında yakın olduğu tespit edilmiştir. Standartlarla doğruluğu kanıtlandıktan
sonra yeni akustik malzemeler geliştirmek amacıyla geri dönüştürülebilir doğal içerikli
numuneler hazırlanmıştır. Bunlar yüksek ses geçiş kaybına sahip, Türkiye’de yetişen
düşük karbon salınımlı, insan sağlığına duyarlı, iç mekân kalitesine zarar vermeyen ve
sanayide kullanılabilecek numunelerdir. Geliştirilen malzemelerin, piyasadaki sentetik
malzemelere alternatif olabileceği karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. En yüksek ses
geçiş kaybının, kozalaklı ve yumurta formlu numunede 63,27dB, konkav ceviz kabuğu
ve yumurta formunda 62,41dB olduğu tespit edilmiştir. Numunelerin ANSYS
programının akustik modülünde analiz işlemleri gerçekleştirilerek sonuçları
karşılaştırmalı grafikler halinde verilmiştir. Tasarlanan model sisteminde çok sayıda
deneysel ölçüm, daha düşük maliyetle, çok kısa sürede ve kolaylıkla yapılabilmektedir.
Ülkemizde yetişen kozalak ve ceviz kabuğunun seçilmesinin temel amacı, çam ve ceviz
ağacının ekiliminin arttırılmasıyla yeşil alanların ve atmosferdeki oksijen miktarına katkı
sağlayabilmektir. Numunelerin ILO ve WHO standartlarına göre insan sağlığına zararlı
85dB ve üzeri ses üreten makine ve cihazların ses yalıtımında kullanılabileceği
öngörülmüştür
Factors affecting out of home food consumption in Turkey
Günümüzde beslenme alışkanlıklarındaki değişimler, işgücüne katılımın artması, gelir ve
satın alma gücündeki artışlar, kentli nüfusun büyümesi, hanehalkı boş zaman kısıtının
azalması, kültürel ve sosyal yapıdaki değişmeler ev-dışı gıda tüketim harcamalarının
toplam tüketim harcamaları içerisindeki payının artmasına neden olmaktadır. Ev-dışı gıda
tüketim harcamaları özellikle gıda tüketim analizlerinde ve yoksulluk çalışmalarında
sıklıkla göz ardı edilmektedir. Ayrıca literatürde ev dışı gıda harcamalarının mutlak veya
oransal büyüklükler üzerinden araştırıldığı, alışkanlık veya davranış biçimi olarak analiz
edilmesinin göz ardı edildiği gözlemlenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı,
hanehalklarının ev dışı yemek tüketim alışkanlıklarını etkileyen faktörleri araştırmaktır.
Çalışmada gıda dışı tüketimi belirleyen sosyoekonomik faktörler 2018 yılı Türkiye
İstatistik Kurumu Hanehalkı Bütçe Anketi verileri yardımıyla lojistik regresyon yöntemi
kullanılarak analiz edilmiştir. Model tahmin sonuçlarından elde edilen önemli bulgulara
göre; evli olanlar ile kadın bireylerde ev-dışı gıda tüketim harcaması yapma olasılığı
yüksek, çalışan bireylerde az iken; yaş arttıkça ve eğitim seviyesi düştükçe bireylerin evdışı gıda tüketimi yapma olasılığı azalmaktadır. Demografik değişkenlerin yanı sıra hane
büyüklüğünün artışı ve ev sahipliği durumlarına göre de ev-dışı gıda tüketimi yapma
olasılığı azalmaktadır. Ek olarak, alışveriş hizmetlerine ulaşabilme durumu, kredi kartı
sahipliği, internet alışveriş sıklığı ve pazar alışkanlığı gibi değişkenlerin de ev-dışı gıda
tüketim yapma olasılığı üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonucunda elde
edilmiş bulgular istenilen anlam düzeyinde olup etki yönlerine göre beklentileri karşılar
niteliktedir
Haavelmo hypothesis in saving spiral: The case of Turkey
Bu tez çalışmasında, gelişmekte olan ülkelerde aşırı yabancı sermaye girişlerinin
yurt içi tasarrufları azaltabileceği öne sürülen Haavelmo hipotezinin Türkiye
ekonomisinde geçerliliğinin test edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda,
çalışmanın analizinde iki farklı model kurgulanmaktadır. Birinci modelde, toplam
tasarruf mevduatları; ikinci modelde döviz tevdiat hesapları bağımlı değişken olarak
modelde yer almaktadır. Doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları ve ticari açıklık
değişkenleri ise bağımsız değişkenleri oluşturmaktadır. 1998:Q1-2023:Q1 dönemini
kapsayan çalışmada iki farklı model oluşturulmasının nedeni, Türkiye’de Haavelmo
hipotezinin geçerli olması durumunda, yabancı sermaye girişlerinin döviz tasarruflarını
artırıp artırmadığını tespit etmektir. Başka bir ifadeyle, “Türkiye’de yabancı sermaye
girişleri yurt içi tasarrufları azaltırken aynı zamanda döviz tasarruflarını artırıyor mu?”
hipotezinin test edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın analizinde yapılan ARDL sınır
testi sonuçlarına göre; analiz döneminde Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım girişleri
ile yurt içi tasarruflar arasında negatif bir ilişki olduğu, portföy yatırımları ile yurt içi
tasarruflar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Döviz
tasarruflarının bağımlı değişkeni oluşturduğu ikinci modele ilişkin analiz sonuçlarına
göre; yabancı sermaye girişleri ile döviz tevdiat hesapları arasında istatistiksel olarak
anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Analiz sonuçlarından hareketle, Türkiye
ekonomisinde Haavelmo hipotezinin geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle,
Türkiye’de yabancı sermaye girişleri yurt içi tasarruflarının azalmasına yol açmaktadır.
Bunun yanı sıra yabancı sermaye girişleri ile döviz tasarrufları arasında herhangi bir
ilişkinin olmadığı, azalan yurt içi tasarrufların döviz tevdiat hesaplarına yönelmediği
anlaşılmaktadır
Immobilization of Alpha-Amylase onto Ni2+ Attached Carbon Felt: Investigation of Kinetic Parameters from Potato Wastewater
α-amylase is an important enzyme for textile, food, paper, and the pharmaceutical industrial areas. In this study, Ni2+ attached carbon felt structures with nitrogen active site (Ni2+-N-ACF) are produced. The surface morphologies of the N-ACF and Ni2+-N-ACF are investigated by means of scanning electron microscopy (SEM) analysis. Ni2+ ions binding on the N-ACFs are determined by energy dispersive X-ray (EDX) analysis and a graphite furnace atomic absorption spectrometer (AAS). The effect of pH, ionic strength, initial α-amylase concentration, and temperature parameters is investigated for α-amylase immobilization on Ni2+-N-ACF structures. In addition, pH and temperature effect on the activities of the free and the immobilized amylase, kinetic parameters, storage, and operational stabilities are made. Lastly, starch degradation in potato waste water is tested on Ni2+-N-ACF. The obtained results show that α-amylase immobilized Ni2+-N-ACF can be used for starch degradation on an industrial scale.Q22-s2.0-8516858650
Evaluation of energy potentials of products in the chemical recycling of waste vehicle tires
Bu tez çalışmasının amacı, atık lastiklerin geri kazanım ürünlerinin enerji
potansiyelleri açısından değerlendirilmesidir. Çalışmada toz haline getirilen atık taşıt
lastiklerine mikrodalga devulkanizasyonu uygulanarak, lastik içeriğindeki sülfürün geri
kazanımı sağlanmaya çalışılmış, ayrıca özellikleri iyileştirilmiş ürünün enerji
potansiyeli değerlendirilmiştir. Bir diğer çalışmada, toz haline getirilen atık taşıt
lastiklerine piroliz işlemi uygulanarak, piroliz sonrası elde edilen ürünlerin enerji
potansiyelleri değerlendirilmiştir. Mikrodalga devulkanizasyonuyla, yapıdaki kükürt
çapraz bağları koparılabilmektedir. Bunun yanı sıra zincir yapısındaki diğer ürünler bu
ayrışmadan minimum oranda etkilenmektedir ve tüm bu süreç kısa süreli analizle
gerçekleştiğinden, kükürt geri kazanımında, yöntemin seçimini attırmaktadır.
Çalışmada, devulkanizasyon işlemi, sabit bir sürede farklı mikrodalga güçleri
uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Piroliz işlemi ise sabit sıcaklıkta belirli sürede inert
ortamda gerçekleştirilmiştir. Bu iki ön işlem sonrası elde edilen ürünlerin enerji
potansiyelleri çeşitli analiz yöntemleri ile incelenmiştir. Çalışma sonunda, işlem
görmemiş atık lastik ürünleri ile piroliz ve mikrodalga devulkanizasyonu sonrası işlem
görmüş ürünlerin enerji potansiyelleri çeşitli yöntemlerle analiz edilmiş ve verimlilikleri
değerlendirilmiştir. Tez sonunda atık lastiklerden sülfürün geri kazanılması sonrası, elde
edilen ürünlerin yakıt olarak kullanımı, enerji potansiyeli açısından değerlendirilmiş
olup, hem lastiklerin geri dönüşüm problemine çözüm sağlanmış, hem de artan enerji
ihtiyacına alternatif bir kaynak sunulmuştur
Detonasyon motorlarında engel boyutları değişiminin farklı yakıt türleri için şok dalgası oluşumuna etkisi
Bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında teorik olarak daha yüksek verime sahip
olduğu kanıtlanmış detonasyon motorlarının teorik olarak araştırılması ve HAD analizleri
ile bu teorik verilerin desteklenmesi amaçlanmıştır. Detonasyon motorları iki ana bileşen
altında incelenmektedir. Bunlardan biri ön-detonatör bir diğeri ise ana-detonatördür. Öndetonatör detonasyon motorunun şok başlatıcısı olarak kullanılır. Ön-detonatör iki bölümden
oluşmaktadır. Bunlardan birincisi yüksek basınç ve sıcaklığa sahip olan sürücü bölgesi,
ikincisi ise yanmamış yakıt ve havanın bulunduğu sürünen bölgedir.
Bu tez kapsamında, gaz fazındaki asetilen, etilen, etan, metan, kerosen ve hidrojen
yakıtı, 3 farklı ekivalans ve 5 farklı blokaj oranında ön-detonatörde şok dalgası oluşturmak
için kullanılmıştır. Geometri içerisinde yanma sonucunda oluşan şok dalgasının yüksek
basınç ve sıcaklıklara ulaşması viskoziteyi arttırmaktadır. Viskozitesi artan gazın, Reynolds
sayısı dolayısıyla hız değeri azalmaktadır. Ön-detonatörde, gazın viskozitesi nedeniyle
azalan hızın yükseltilmesi amacıyla geometri içerisine farklı yüksekliklerde ve genişliklerde
(0.5-0.75-1-1.25-1.5) türbülans arttırıcı engeller yerleştirilmiştir. Türbülanslı bu yapının gaz
karışımının homojenliğini arttırdığı, bunun sonucunda da engellerin şok dalgasının oluşma
süresini kısalttığı tespit edilmiştir.
Tez kapsamında farklı blokaj oranlarına sahip geometrilerin basınç, sıcaklık, hız ve
şok dalgasının oluşum süresi gibi parametreler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Analizler
bilgisayar destekli hesaplama programına kodlanarak farklı blokaj oranlarında otomatik
olarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler daha sonra grafikler ve konturlar ile
yorumlanmıştır. Yapılan çalışmalar ışığında ön-detonatör tasarımları yapmak
kolaylaştırılmıştır. Ön-detonatör çıkışında elde edilen şok dalgası ana-detonatorde
beslenerek şok dalgasının sürekliliğinin sağlanmasında bir yaklaşım geliştirilmiştir.
Bu tez kapsamında, yakıt püskürtme süreci ile ilgili enjektör tasarımı, enjektör sayısı
ve enjektör konumlandırmaları ile ilgili ön tasarım çalışmaları da gerçekleştirilmiştir. Bu
çalışmalar çift faz akış göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Çift fazlı akış olması detonasyon
motorunun yüksek ısı akısı ve sıcaklığı göz önüne alındığında motorun soğutulması
işleminde avantaj olacaktır. Tasarlanan enjektörlerin analizleri 2D ve 3D koşullarda UDF
kullanılarak HAD programınca gerçekleştirilmiştir.
Bu tez kapsamında isterler doğrultusunda ön-detonatör ve ana-detonatörün tasarımı için bir yaklaşım geliştirilmiş ve çalışmalarda kullanılması adına bilimsel literatüre
kazandırılmıştır. Bu verilerden faydalanarak geliştirilebilecek detonasyon motorları ile
ülkemiz uzay ve havacılık sanayisine araştırma-geliştirme faaliyetleri kapsamında destek
sağlanmış olacaktır. Çalışma kapsamında sunulan veriler ışığında deflegrasyon dalgasının
detonasyon dalgasına dönüşüm süreçlerinde fiziksel ve kimyasal parametrelerin etkileri
üzerine sunulan veriler alev temelli çalışmaların gelişimi açısından önem arz etmektedir
Risk assessment for the electrical construction work industry with analytical hierarchy process, analytical network process and fuzzy logic approach: A company case
Bu çalışmada elektrik yapım işi sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın; Analitik
Hiyerarşi Süreci, Analitik Ağ Süreci ve Bulanık Fine-Kinney yöntemleri ile tehlike
kategorileri önceliklendirilmeye çalışılmıştır. Analitik Hiyerarşi Süreci ve Analitik Ağ
Süreci yöntemlerinde SuperDesicion paket programı kullanılmış, Bulanık Fine-Kinney
metodu için ise Fuzzy Logic kullanılmıştır. Önce Analitik Hiyerarşi Süreci ve Analitik
Ağ Süreci sonuçları birbirleriyle karşılaştırılmış, ardından klasik Fine-Kinney
metodundan elde edilen verilerle bulanık Fine-Kinney metodundan elde edilen veriler
karşılaştırılmıştır. Nihayetinde bu yöntemlerin tümü bir arada değerlendirilerek, karar
vericiye mevcut tehliklerin hangilerine öncelik verilmesi konusunda öneride
bulunulmuştur.
Tüm yöntem sonuçları birbirleriyle karşılaştırıldığında bulanık Fine-Kinney yönteminin
en uygun sonuç ürettiği kanısına varılmış ve Elektrik kategorisindeki tehlikelerin
öncelikli olarak ele alınarak giderilmesi gerektiği kanısına varılmıştır