Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Statistical comparison of the activity care of methods used in risk analysis; Application example of research laboratory working with chemical substances
Ülkemizde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte tehlike sınıfı
gözetmeksizin kamu ve özel sektöre ait bütün işyerlerine belirli aralıklarla risk değerlendirmesi yapma
zorunluluğu getirilmiştir. Bu yasal düzenlemede amaç; işyerlerindeki mevcut tehlikeler ile bu tehlikelerden
kaynaklanabilecek risklerin tespiti ve bu riskleri ortadan kaldıracak çözüm önerileri geliştirilmesi ile
işyerlerinde yaşanabilecek iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi, ayrıca alınacak tedbirlerin
sürekliliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle işyerlerinde yapılacak risk değerlendirmelerinin amacına uygun,
doğru analiz metotları kullanılarak yapılması büyük önem taşımaktadır. Hatalı yapılan bir risk analizi ile
gerçekleştirilecek risk değerlendirmesinin iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlenmesi mümkün
olmayacaktır. Risk değerlendirme çalışmalarının amacına ulaşabilmesi için dikkat edilmesi gereken
adımlardan en önemlisi metot seçimidir. Risklerin önem derecesinin belirlenmesi ve alınacak tedbirlerin
öncelik sıralamasının bu değere uygun yapılması gerekmektedir. Tez çalışması kapsamında kimyasal
maddelerle çalışma yapılan bir araştırma laboratuvarında iki farklı risk analiz metodu kullanılarak aynı tehlike
kaynağı için iki ayrı risk öncelik sayısı elde edilerek risk önem dereceleri belirlenmiştir. Sonuçlar istatistiksel
metot uygulanarak analiz edilmiş ve karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda iki metodun birbirine
alternatif olamayacağı, aralarında anlamlı bir uyum olmadığı tespit edilmiştir. İş kazalarının ve meslek
hastalıkların önlenebilmesi için alınacak risk kontrol tedbirlerinin etkinliği bakımından tehlikeli ve çok
tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için Fine-Kinney risk analiz metodu uygulamalarından daha etkin sonuçlar
elde edileceği belirtilmiştir.With the entry into force of the Occupational Health and Safety Law No. 6331 in our country, it is obliged to
carry out risk assessments at regular intervals for all public and private workplaces regardless of danger class.
The purpose of this legal regulation; to identify existing hazards in the workplace and the risks that may arise
from these hazards and to develop solutions to eliminate these risks, to prevent work accidents and
occupational diseases in the workplaces, and to ensure the continuity of the measures to be taken. For this
reason, it is of utmost importance that the risk assessments to be made in the workplaces are carried out by
using the correct analysis methods appropriate for the purpose. It will not be possible to prevent occupational
accidents and diseases from the risk assessment to be carried out with an incorrect risk analysis. One of the
most important steps to be taken in order to achieve the purpose of risk assessment studies is the choice of
method. The importance of the risks should be determined and the prioritization of the measures to be taken
should be made in accordance with this value. Within the scope of the thesis, two different risk priorities
were obtained for the same source of danger by using two different risk analysis methods in a research
laboratory where chemical substances were studied. The results were analyzed and compared using the
statistical method. As a result of statistical analysis, it was determined that the two methods could not be
alternative and there was no significant agreement between them. It is stated that the effectiveness of the risk
control measures to prevent occupational accidents and occupational diseases will be more effective than the
Fine-Kinney risk analysis method for the workplaces in the dangerous and very dangerous class
Evaluation of suspended scaffoldings i̇n terms of occupational health and safety used i̇n construction works
Dünyanın gelişmekte olan ülkeleri arasında yer alan ülkemizde başarılı olunan tekstil, ziraat ve
madencilik gibi sektörlerin yanında son yıllarda yapı işlerinden olan inşaat sektöründe de gelişmeler
yaşanmıştır. Birçok iş kalemini içerisinde barındıran inşaat sektörü ekonomiye yaptığı katkı açısından
önemli bir sektördür. Yapı işlerinden olan inşaat sektörü madencilik ve metal sektörleri ile birlikte iş
sağlığı ve güvenliği açısından en tehlikeli sektörleri oluşturmaktadır. İnşaat işlerinde meydana gelen iş
kazalarının nedenleri arasında çalışanların yüksekten düşmesi önemli bir paya sahiptir. Yüksekten
düşme şeklinde meydana gelen iş kazalarının önemli bir kısmı ise iskelelerden düşme şeklindedir. Bu
araştırmanın amacı yapı işlerinde kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve güvenliği açısından
eksikliklerinin neler olduğunu bulmak ve bu eksikliklerin nasıl giderileceği konusunda önerilerde
bulunularak yüksekte yapılan çalışmalarda çalışanların karşılaştıkları tehlikeleri önlemektir. Bu
çalışmada inşaat sektöründe kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve güvenliği açısından
değerlendirilmesi için yirmi maddeden oluşan kontrol listesi hazırlanmıştır. Hazırlanan kontrol listesi
kapsamında Mersin, Yenişehir mevkiinde devam etmekte olan üç tane konut inşaatında saha
araştırmaları yapılmıştır. Yüksekte yapılan çalışmalarda kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve
güvenliği açısından kurulum ve kullanım aşamaları ile çalışanların sağlık ve güvenlikleri noktasında
uygunlukları ve eksiklikleri tespit edilip asma iskelelerin kontrol listesi açısından uygunluk oranları
belirlenmiştir. Ayrıca yapı işlerinde iskele kullanımı ile ilgili daha önceden yapılmış literatür
araştırmalarından da yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda asma iskelelerde cephe
tekerlekleri ile eğim algılayıcı mekanizmaların bulunmadığı belirlenmiştir. Bu eksikliklerin giderilmesi
için asma iskele kullanımında yapı işlerinde iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliği ve asma iskele kullanım
talimatları doğrultusunda hareket edilip gerekli emniyet ve güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Böylece
çalışanların ve işyerinin güvenliği sağlanabilmektedir.Our country is among the developing countries of the world and there have been developments in our
country at construction sector in recent years beside the successuful sectors such like textile,
agricultureand and mining. The construction sector, which contains many business items, is an
important sector in terms of its contribution to the economy. Construction, mining and metal sectors are
the most dangerous sectors in terms of occupational health and safety. Among the reasons of the work
accidents occurring in construction works, the fact that the employees fall from the high has a significant
share. A significant part of the work accidents, in the form of falling from the high, is occuring in the
form of falling from the scaffoldings. The aim of this research is to find out what are the deficiencies
of suspended scaffoldings used in construction works in terms of occupational health and safety and to
prevent the dangers faced by employees working at high places by making recommendations on how
to overcome these deficiencies. In this study, a checklist consisting of twenty items was prepared in
order to evaluate the suspended scaffoldings used in build sector in terms of occupational health and
safety. Within the scope of the prepared checklist, field surveys were made at three residential buildings
in Mersin, Yenişehir. In terms of occupational health and safety, the installation and the use stages of
the suspended scaffoldings used at high work places and the health and safety of the employees are
researched in order to find out the deficiencies and unappropriate situations. After that the compliance
rates of the suspended scaffolds in terms of the checklist were determined. In addition, previous
literature surveys about the scaffoldings used in construction works have also been utilized. As result
of this research, it has been determined that the facade wheels and the slope sensing mechanisms are
not present at the suspended scaffoldings. In order to eliminate these deficiencies, during the use of
suspended scaffoldings, the necessary safety and security measures should be taken in terms of the
occupational health and safety regulation at construction works and suspended scaffolding using
instructions. Thus, the safety of the employees and the workplace can be ensured
Big data in logistics: Mersin province
Sanayi devriminin gerçekleşmesiyle üretilen buhar makinaları ve yapılan bilimsel araştırmalar
2000'li yıllarda teknolojik gelişmelerin hızla artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda günümüzde
teknolojinin hemen hemen her alanda hayatımıza etki ettiği bilinmektedir. Yerelde ve küresel anlamda
faaliyet gösteren işletmeler, teknolojiyi en iyi kullanabilen işletmelerin rekabet avantajı yakalayabildiği
bilinciyle, imkânları dâhilinde teknolojik yatırımlar yapmaktadırlar. Bu anlamda her geçen gün yeni
teknolojik gelişmeler beraberinde yeni kavramlar ortaya çıkartmaktadır. Bu kavramlardan en güncel
olanı ve teknolojik anlamda en iddialı olanı ''Büyük Veri'' kavramıdır.
Büyük veri, çeşitli alanlarda verilerin analiz edilmesi ve depolanması hususunda kolaylık
sağlayan, günümüzde ki en önemli teknolojik gelişmelerinden biri haline gelmiştir. Büyük veri
kavramsal olarak çok güncel olup, işletmeler, kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla bilginin hacmi, çeşitliliği,
hızı ve değerinin anlaşılmasını, gelişmesini ve etkilerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu
çalışmanın uygulama aşamasında büyük veri teknolojilerine yatırım yapan lojistik şirketleriyle yapılan
görüşmelerde; sektörün küresel anlamda ilerlemesi için zorunlu bir yatırım haline dönüşen büyük veri
yatırımlarının gerek devlet tarafından gerekse bu sektörde öncü olan lojistik işletmeleri tarafından
desteklenmesi gerektiğine dair görüşler tespit edilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, büyük veri kavramını ve bileşenlerini tanımlayarak, lojistik sektöründeki
uygulamalarını ve yönetimini açıklamaktır. Bu çalışmada ayrıca büyük verinin çeşitli alanlarda da
kullanılabilirliğine dair örneklere yer verilerek günümüzde büyük verinin önemine açıklık getirilmiştir.
Sonuç olarak, bu çalışmada olası büyük veri uygulamalarının gelecekteki kullanım alanlarının
gelişmesine ve mevcut kullanım alanlarının daha da geliştirilmesine dair bazı öneriler sunulmuş,
ülkemizde ve dünyada lojistik sektöründe büyük veri kullanımının ne derecede önemli olduğu ve
lojistik sektörü için büyük veri kullanımının büyük bir fırsat olduğu açıklanmıştır.The steam engines and scientific researches produced by the realization of the industrial
revolution led to a rapid increase in technological developments in the 2000s. In this context, it is known
that technology affects our lives in almost every field. Companies operating in local and global sense
make technological investments within the capabilities of being aware of the fact that the enterprises
that make best use of technology can gain competitive advantage. In this sense, every day new
technological developments bring out new concepts. The most up-to-date and technologically ambitious
one is the concept of ''Big Data''.
Big data has become one of the most important technological advances today, providing
convenience in analyzing and storing data in various fields. Big data is conceptually very up-to-date
and used to describe the understanding, development and impact of the volume, diversity, speed and
value of information through businesses, institutions and organizations. During the implementation
phase of this study, during interviews with logistics companies investing in big data technologies; It has
been determined that the big data investments, which have become a compulsory investment for the
global progress of the sector, should be supported both by the state and by the logistics companies that
are leading in this sector.
The aim of this study is to define the concept of big data and its components and to explain
its applications and management in the logistics sector. In this study, the importance of big data is
clarified by giving examples about the usability of big data in various fields. In conclusion, in this study,
some suggestions have been made for the development of future usages of potential big data
applications and further development of existing usages
Design of selective catalytic reduction system with the use of metal nanoparticles and testing
Bu çalışmada, katalitik özelliğe sahip olan farklı metal nanopartiküllerinin kullanımıyla katalizörlerin
üretilmesi ve üretilen katalizörlerin tasarlanan seçici katalitik indirgeme sisteminde (SCR) test edilmesi
amaçlanmıştır. Emdirme yöntemi kullanılarak Ag-Nb-Pt/Kordiyerit (ANP), Ti-V-Cu/Kordiyerit (TVC)
ve Ti-V-Mo/Kordiyerit (TVM) katalizörleri üretilmiş ve bu katalizörlerin karakterizasyonu SEM, BET
ve XRD analizleri yapılarak belirlenmiştir. İstenen özelliğe sahip olan katalizörler gerçek dizel motor
egzoz emisyonu kullanılarak SCR test sisteminde performans testlerine tabi tutulmuştur. Testler 30000
h
-1
alan hızında, farklı motor yükleri altında (1 kW, 2 kW, 3 kW ve 4 kW) ve farklı sıcaklıklarda (200
oC ile 300 oC arasında) gerçekleştirilmiştir. İndirgeyici olarak oksijenli hidrokarbon olan alkoller
(etanol, propanol, n-bütanol, n-pentanol ve bunların eşit oranda karışımı) kullanılmıştır. ANP
katalizörünün performans testi yapıldıktan sonra diğer katalizörlerle kombin yapılarak ANP-TVC,
ANP-TVM ve ANP-TVC-TVM katalizörleri oluşturulmuş ve bu katalizörlerin performans testleri
gerçekleştirilmiştir. Egzoz gaz sıcaklığının artışıyla bütün katalizörlerin NOx dönüşüm verimlerinin
arttığı belirlenmiştir. Katalizörlerin ve indirgeyicilerin kullanımı ile %42-%90,6 arasında değişen NOx
dönüşüm oranları tespit edilmiştir. En yüksek NOx dönüşüm verimi 1 kW motor yükü altında, 300 oC
sıcaklıkta, n-bütanol kullanımıyla elde edilmiştir ve en iyi aktiviteyi ANP-TVC-TVM katalizörü
göstermiştir.Bu çalışmada, katalitik özelliğe sahip olan farklı metal nanopartiküllerinin kullanımıyla katalizörlerin
üretilmesi ve üretilen katalizörlerin tasarlanan seçici katalitik indirgeme sisteminde (SCR) test edilmesi
amaçlanmıştır. Emdirme yöntemi kullanılarak Ag-Nb-Pt/Kordiyerit (ANP), Ti-V-Cu/Kordiyerit (TVC)
ve Ti-V-Mo/Kordiyerit (TVM) katalizörleri üretilmiş ve bu katalizörlerin karakterizasyonu SEM, BET
ve XRD analizleri yapılarak belirlenmiştir. İstenen özelliğe sahip olan katalizörler gerçek dizel motor
egzoz emisyonu kullanılarak SCR test sisteminde performans testlerine tabi tutulmuştur. Testler 30000
h
-1
alan hızında, farklı motor yükleri altında (1 kW, 2 kW, 3 kW ve 4 kW) ve farklı sıcaklıklarda (200
oC ile 300 oC arasında) gerçekleştirilmiştir. İndirgeyici olarak oksijenli hidrokarbon olan alkoller
(etanol, propanol, n-bütanol, n-pentanol ve bunların eşit oranda karışımı) kullanılmıştır. ANP
katalizörünün performans testi yapıldıktan sonra diğer katalizörlerle kombin yapılarak ANP-TVC,
ANP-TVM ve ANP-TVC-TVM katalizörleri oluşturulmuş ve bu katalizörlerin performans testleri
gerçekleştirilmiştir. Egzoz gaz sıcaklığının artışıyla bütün katalizörlerin NOx dönüşüm verimlerinin
arttığı belirlenmiştir. Katalizörlerin ve indirgeyicilerin kullanımı ile %42-%90,6 arasında değişen NOx
dönüşüm oranları tespit edilmiştir. En yüksek NOx dönüşüm verimi 1 kW motor yükü altında, 300 oC
sıcaklıkta, n-bütanol kullanımıyla elde edilmiştir ve en iyi aktiviteyi ANP-TVC-TVM katalizörü
göstermiştir
Evaluation of ergonomic risk factors in employees in construction sector
İnşaat sektörü, Türkiye’de bulunan üretim sahalarını doğrudan ilgilendiren, ülkenin gelişmesine
ve ülke ekonomisine kayda değer bir katkı sunan sektörlerden biridir. İnşaat sektörü, özellikle 20’nci
yüzyıl boyunca ilerlemiş teknolojik gelişmelerden sonra ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 100-150
yıl kadar önce yapılması mümkün görünmeyen veya yapımı çok zaman alan yüksek yapılar,
havalimanları, pistler, barajlar, endüstriyel fabrikalar, tesisler yapılır hale gelmiştir. Teknolojinin
gelişmesiyle birlikte üretilen makinaların ve inşaat araç gereç ve malzemelerinin inşaat sektöründe
kullanımı sonucunda bu seviyeye ulaşılmıştır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca hayatın ve bilimin her
yönünde yaşanan muazzam teknolojik gelişmeler, inşaat işkolunda ihtiyaç duyulan araç gereç ve
malzemelerin farklılaşmasına ve gelişmesine, farklı şekillerde kullanılmasına neden olmuştur. Bu
gelişmeler kendileri ile beraber meslek hastalıklarını da ortaya çıkartmıştır. Gerek kimyasal gerek
biyolojik gerekse fiziksel tehlikelerden kaynaklı birçok hastalık baş göstermiş ve insan sağlığını
etkilemeye başlamıştır. Gelişen teknoloji ile beraber ülkemizdeki inşaat sektörü de ortaya çıkan
ihtiyaçları giderecek derecede gelişmiş ve işkolu olarak inşaat ön plana çıkmaya başlamıştır. Yurt içi
ve yurt dışında çeşitli önemli projelere imza atılmasıyla beraber, inşaat sektörü, alt dallarıyla beraber
ekonominin parlayan yıldızı haline gelmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda, inşaat sektöründe meslek
hastalıkları, iş ve işçi sağlığı ile iş ve işçi güvenliği hususları daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye’nin,
sosyal ekonomik ve kültürel olarak bütünleşme gayreti bulunan Avrupa Birliği, inşaat sektöründe
meslek hastalıkları ve güvenlik konularında önemli kriterlere sahiptir. Özellikle yurt dışı inşaat
faaliyetlerinde Türk inşaat firmaları çok fazla yer almaya başladığı için Avrupa standartlarına uymak
zorunda kalmışlardır. Bunun yanında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme çabalarının doğal sonucu
olan uyum çalışmaları kapsamında, inşaat sektörümüzdeki iş ve işçi güvenliği olumlu şekilde
etkilenmektedir. Sektörde faaliyet gösteren birçok işçi ve çalışan, kimyasal, fiziksel ve biyolojik
etkilerden dolayı meslek hastalığına yakalanmaktadır. Bunun yanında iş esnasında ortaya çıkan tehlikeli
durumlar sonucunda oluşan kazalarda yaralanmalar veya ölümler meydana gelmektedir. Yetersiz
mevzuat, yetersiz denetim ve kontrol ile eğitim eksikliği gibi sebeplerden dolayı işçi sağlığı, iş ve işçi
güvenliği hususlarında tatmin edici seviyeye ulaşılamadığında, bu durumdan ülke ekonomileri de
olumsuz etkilenmektedir. İş ve işçi kazaları ile meslek hastalıkları sonucu, yetişmiş ve kaliteli işgücü
kaybı yaşanmasından dolayı, güvenli çalışma koşullarının oluşturulması bakımından toplumsal
duyarlılık, farkındalık ve bilinç de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde inşaat sektöründe
görülen meslek hastalıkları, işkolunun kendine has çalışma şartları, meydana gelen kaza ve olaylar
araştırılmış, eksik olan hususlar tespit edilmiş ve alınması gereken önlemler ortaya konmuştur. Ayrıca
inşaat sektöründe; kalıp işçiliği, duvar işçiliği, demir işçiliği gibi farklı aşamalarda, işe özgü belirlenen
21 farklı çalışma şekli üzerinde gözlemler gerçekleştirilmiş, REBA ve QEC yöntemleri ile
değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda, inşaat sektöründe bina inşaatında
çalışılan her dal için risk düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara göre inşaat sektöründeki tüm
alanlarda, çalışan işçilerin kas iskelet sistemine zarar verildiği, el, kol, bilek, omuz, boyun, diz, bel ve
sırt bölgelerinde sağlık sorunları meydana geldiği, uzun süre çalışan işçilerin tedavi görmek zorunda
kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışma koşullarında belli değişiklikler ve iyileştirmeler yapılması,
kullanılan malzemelerin uygun hale getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.The construction sector is one of the sectors that directly concern production sites in Turkey and
make a significant contribution to the country's development and the country's economy. The
construction industry has undergone a serious change especially after the advanced technological
developments during the 20th century. High-rise buildings, airports, runways, dams, industrial plants
and facilities have been constructed which cannot be done 100-150 years ago or which take a lot of
time. As a result of the use of machinery and construction tools and materials produced in the
construction sector, this level has been reached. The enormous technological developments in every
aspect of life and science over the last century have led to the differentiation and development of the
tools and materials needed in the construction business, and their use in different ways. These
developments together with them also revealed occupational diseases. Many diseases caused by both
chemical, biological and physical hazards have emerged and have started to affect human health. With
the developing technology, the construction sector in our country has been developed to meet the needs
and the construction has started to come to the fore. With the signing of various important projects both
in Turkey and abroad, the construction sector has become the shining star of the economy with its sub branches. In line with these developments, occupational diseases, occupational health and work safety
issues have become more important in the construction sector. Turkey's social, economic and cultural
integration efforts with the European Union, on security matters and occupational diseases in the
construction sector has important criteria. In particular, Turkish construction companies had to comply
with European standards, as the Turkish construction companies began to take a large part in the
construction activities abroad. Besides covered by corollary, harmonization of Turkey's efforts to join
the European Union, construction occupational health and safety in our industry is affected in a positive
way. Many workers in the sector are exposed to occupational diseases due to chemical, physical and
biological effects. In addition, accidents occur as a result of dangerous situations that occur during work.
Inadequate legislation, inadequate supervision and control due to lack of education due to reasons such
as worker health, labor and labor safety issues can not be reached satisfactorily, this situation is affected
negatively from the country's economies. Social sensitivity, awareness and consciousness are important
in terms of creating safe working conditions due to labor and workers accidents and occupational
diseases. In this study, the occupational diseases in the construction sector, the specific working
conditions of the business sector, the accidents and incidents that have occurred are investigated, the
missing points are determined and measures to be taken are presented. Also in the construction industry;
observations were made on 21 different types of work in different stages such as mold work, masonry,
iron work, and evaluations were made with REBA and QEC methods. As a result of these evaluations,
the risk level for each branch in the construction sector is determined to be high. According to these
results, it has been understood that the musculoskeletal system is damaged in all areas of the
construction sector and that health problems occur in the hands, arms, wrists, shoulders, neck, knees,
waist and back, and long-term workers have to be treated. For this reason, it is concluded that certain
changes and improvements are made in working conditions and the materials used should be made
suitable
Determination of sociodemographic characteristics, working conditionsand access levels of occupational health and safety services of underground agricultural employees in Mersin province
Tarım sektörü, gıda ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra işgücü istihdamı bakımından da
ekonomiye önemli katkılar sunmaktadır. Özellikle ülkemizde, kırsal kesimlerde okuma-yazma oranı
yetersiz kalıp, genellikle bu kesimdeki insanlar geçimlerini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır.
Nüfus artışı ve kentleşmeyle birlikte mevcut tarım alanlarının sayısı azalmakta, dolayısıyla zaten gün
geçtikçe ihtiyacın arttığı tarım faaliyetlerine olan ihtiyaç daha da artmaktadır. Hal böyleyken daha
küçük alanda daha verimli üretim imkanı sunan örtü altı tarımcılık daha fazla rağbet görmektedir.
Fakat ekonomik açıdan bu denli önem verilen sektör, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği çerçevesinde
hukuki ve insani olarak hala gereken düzeylerde önemsenmeyip geri planda tutulmaktadır. Bu
çalışmada; tarımsal faaliyetlerin önemli bir bölümünü kapsayan örtü altı tarım sektörünün, bir çok
tehlike ve riske açık olması, iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile irdelenmesi gerekliliği ve iş
kazası ve meslek hastalıklarına maruz kalma olasılığının gözardı edilemeyecek boyutlarda olmasından
yola çıkılarak örtü altı tarım çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları ve iş sağlığı
ve güvenliği hizmetlerine erişim düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı epidemiyolojik bir
araştırma yapılması planlanmıştır. Çalışmanın Mersin ili, Erdemli ilçesinin Kocahasanlı kasabasındaki
seralarda tarım işçiliği yapan örtü altı tarım çalışanları ile yürütülmesi planlanmıştır. Örtü altı tarım
çalışanlarının kayıt altına alınamaması ve toplam istihdam sayısının bilinmemesinden dolayı
araştırmanın evreni belirlenememiştir. Araştırma 5 örtü altı tarım alanı (sera) ziyaret edilerek 42 tarım
işçisi ile yapılmıştır. Veriler, araştırmaya katılım için gönüllülük esas alınarak, örtü altı tarım
işçilerinin sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları ve iş güvenliği hizmetlerine erişim
durumlarını içeren ‘’Anket Formu’’ ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı
kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare önemlilik testi, frekans ve yüzdelik değerler
kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan örtü altı tarım
çalışanlarının %52,4’ü kadın, yaş ortalaması 41,5’tir. Çalışanların %95,2’si örtü altı tarım işçiliği
konusunda bilgilendirilmediklerini, %59,5’i çalışılan mevsimin olumsuz hava koşullarına karşı sera
içerisinde herhangi bir tedbir alınmadığını, %100’ü işe başlamadan önce sağlık kontrolünün ve
periyodik (aralıklı) kontrol muayenelerinin yapılmadığını, %40,5’i örtü altı tarımda çalışmaya
başladıktan sonra sağlık sorunlarının ortaya çıktığını, %14,3’ü yaptığı iş dolayısıyla kaza geçirdiğini,
%90,5’i çalışma sırasında meydana gelebilecek sağlık sorunları için tedbir alınmadığını, %54,8’i
çalışma sırasındaki duruş şeklinden kaynaklı sağlık sorunu yaşadığını %28,6’sı kullanılmış ve boş
tarım ilacı ambalajları ile temasta bulunduğunu, %100’ü çalışma sırasında kullandığı makine veya
araç konusunda herhangi bir eğitim almadığını, %98,6’sı kullandığı kişisel koruyucu donanım (KKD)
kullanımı konusunda bilgilendirilmediğini belirtmiştir. Sonuç olarak örtü altı tarım çalışanları; sağlık
ve güvenlik kapsamına alınmamakta, kimyasal maruziyeti, iş kazası ve meslek hastalıkları riski
yüksek bir işkolu olmasına karşın ekonomik zorunluluklar ve genellikle öğrenim durumlarının düşük
(%42,9 ilkokul, %16,7 ortaokul, %33,3 lise mezunu) olması sebebiyle bu işi tercih etmektedir.In addition to meeting the food needs, the agricultural sector also makes significant
contributions to the economy in terms of labor employment. In our country, especially in rural areas,
literacy rate is inadequate and people in this sector generally earn their living from agriculture and
animal husbandry. With the increase in population and urbanization, the number of existing
agricultural areas is decreasing, thus the need for agricultural activities, which are already increasing
day by day, increases. As such, undergrowth farming, which offers more efficient production in a
smaller area, is more in demand. However, the sector, which is given such importance in terms of
economy, is still ignored at the necessary levels in terms of legal and humanitarian issues in the
framework of occupational health and safety in our country and is kept in the background.In this
study; The socio-demographic characteristics of covered agricultural workers, considering the fact
that the covered agricultural sector, which covers a significant part of agricultural activities, is open to
many dangers and risks, should be examined with occupational health and safety practices, and the
possibility of exposure to occupational accidents and occupational diseases is not negligible. A
descriptive epidemiological research is planned to determine the conditions and access levels to
occupational health and safety services.The study was planned to be carried out with the covered
agricultural workers working in the greenhouses in Kocahasanlı town of Erdemli district of Mersin.
The population of the research could not be determined due to the fact that the total number of
employed agricultural workers was not registered and the total number of employment was not
known. The research was carried out with 42 agricultural workers by visiting 5 covered agricultural
areas (greenhouses). Data were collected by ’’ Questionnaire Form’’ containing which included
sociodemographic characteristics, working conditions and access to safety services of covered
agricultural workers on a voluntary basis. SPSS 22.0 software was used for data analysis. Chi-square
significance test, frequency and percentage values were used in the analysis of the data. Statistical
significance level was taken as p <0.05. 52.4% of the covered agricultural workers participated in the
study were women and the average age was 41.5.95.2% of the employees were not informed about
covered agricultural labor, 59.5% did not take any precautions in the greenhouse against adverse
weather conditions of the season, 100% did not perform health checks and periodic (intermittent)
inspections before starting work. , 40.5% stated that health problems emerged after working under
cover agriculture, 14.3% had an accident due to the work they do, 90.5% did not take measures for
health problems that may occur during the work, 54.8% 28.6% of them were in contact with empty
pesticide packages, 100% did not receive any training in the machinery or vehicle they used during
the study, 98.6% of them used personal use of protective equipment (PPE) He was not interested. As a
result, covered agricultural workers; Although they are not included in the scope of health and safety,
chemical exposure, occupational accident and occupational diseases, although high risk of economic
necessities and generally low educational status (42.9% primary, 16.7% secondary, 33.3% high school
graduates) prefers work
Psychosocial risk factors in the academic staff and the importance of occupational health safety trai̇ni̇ng
Çalışma hayatı içerisinde çok sayıda risk unsuru bulunmaktadır. Bu risklerin her biri, emek faktörünün iş
ve özel yaşam kalitesini tehdit etmektedir. Dolayısı ile bu risklerin tespit edilmesi ve bertaraf edilmesi
oldukça önemlidir. Ancak çalışma hayatını tehdit eden risklerden psikososyal risklerin tespit edilmesi
oldukça zordur. Pek çok psikososyal risk, çalışanlar açısından çalışma hayatının seyri içerisinde normal
kabul edilmekte ve bir risk olarak değerlendirilmemektedir. Bu sebeple de risklerin ortadan kaldırılmasına
yönelik bir çabanın gösterilmesi mümkün olmamaktadır. Psikososyal risklerin ortadan kaldırılmasına
yönelik olarak yapılması gereken ilk iş, risklerin tanımlanmasıdır. Risk tanımlaması yoluyla çalışanlar
psikososyal risklerin farkına varır ve olası zararlarını keşfederler. Sonrasında da risklerin giderilmesi
amacıyla gerekli çalışmaların yapılması mümkün olur.
Bu çalışmada psikososyal risk faktörleri açısından en yüksek risk grubu içerisinde sayılabilecek bir
meslek grubu olarak akademisyenler seçilmiştir. Akademisyenlik mesleği, başlangıcından itibaren
oldukça meşakkatli bir meslektir. Fizyolojik riskler açısından çok düşük bir risk grubu içerisinde yer
almasına karşılık, psikososyal riskler açısından yüksek bir oranda riski bünyesinde barındırmaktadır.
Akademisyenlerde görülen psikososyal risk etmenlerini ölçmek amacıyla Mersin ilinde bulunan
üniversitelerde görevli akademisyenlere anket uygulanmıştır. Anket olarak Kopenhag Psikososyal Risk
Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanmış şekli kullanılmıştır. Böylelikle akademisyenlik mesleğine
sahip olan kişiler arasında psikososyal risk faktörlerinin niteliksel ve niceliksel analizi gerçekleştirilmiştir.There are many risk factors in working life. Each of these risks threatens the quality of work and private
life of the labor factor. Therefore, it is very important to identify and eliminate these risks. However, it is
quite difficult to identify psychosocial risks from work life-threatening risks. Many psychosocial risks are
considered normal for employees in the course of their working life and are not considered as a risk.
Therefore, it is not possible to make an effort to eliminate the risks. The first thing to be done to eliminate
psychosocial risks is to identify the risks. Through risk identification, employees become aware of
psychosocial risks and discover potential harm. Then, it is possible to carry out the necessary studies to
eliminate the risks.
In this study, academicians were selected as the occupational group that can be considered as the highest
risk group in terms of psychosocial risk factors. From the beginning, the profession of academician is a
very demanding profession. Although it is in a very low risk group in terms of physiological risks, it has a
high rate of risk in terms of psychosocial risks. In order to measure the psychosocial risk factors seen in
academicians, a questionnaire was applied to academicians working in universities in Mersin. The
questionnaire was adapted to the Turkish version of the Copenhagen Psychosocial Risk Assessment
Scale. In this way, qualitative and quantitative analysis of psychosocial risk factors among academicians
has been carried out
İş sağlığı ve güvenliğinde ergonomik yaklaşım: Bankacılık sektörü örneği
İş kazaları ve meslek hastalıkları tüm çalışanları tehdit etmektedir. İş kazaları ve meslek
hastalıkları nedeniyle meydana gelen ekonomik ve sosyal kayıplar çalışanı, çalışanın ailesini,
işletmeyi ve devleti etkilemektedir. Çalışma ortamının ergonomik koşullar açısından uygunluğu
çalışanların işlerini etkin bir biçimde yapabilmesi açısından oldukça önemlidir. Ergonomi; çalışma
ortamının, çalışanların işlerini etkin ve verimli bir şekilde yapmalarını sağlayacak şekilde
düzenlenmesi olarak tanımlanabilir.
Bu tezin temel amacı, bankacılık sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından ergonomik
yaklaşımın önemini ortaya koymaktır. Çalışmanın teori kısmında konu ile ilgili ayrıntılı bir literatür
taraması yapılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise bir bankanın çalışma ortamı ergonomik
koşullar açısından incelenmiştir.Work accidents and occupational diseases threat all workers. Economic and social losses that happen
due to work accidents and occupational diseases have an effect on worker, worker’s family, business
and state. Suitability of working environment in terms of ergonomic conditions is very important for
workers to do their jobs in an efficient way. Ergonomics can be defined as their organization of
working environment in a way that worker’s can do their job efficiently and effectively.
The man purpose at this thesis is to reveal the importance of ergonomic approach in terms of
occupational health and safety in banking sector. The detailed literatüre review is done in the
theoretical part of the study. In the application part of the study, working environment of a bank is
examined terms of ergonomic conditions
Analysis of international oil production using game theory
Petrol, günümüzde birçok sektörün üretim sürecinde gerek hammadde olarak gerekse de enerji
olarak önemli bir girdi faktörüdür. Ülkeler arasında ham petrol rezervlerinin eşit bir şekilde dağılmaması
kimi ülkeleri kaynak ülke konumuna, kimi ülkeleri de petrole bağımlı ülke konumuna getirmektedir.
Böylece petrole sahip olma isteği rekabete neden olmaktadır. 1960’lı yılların başında birçok ülkenin bir
araya gelerek Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)’nü kurması petrol piyasalarındaki rekabeti
devasa boyutlara taşımıştır. OPEC’in ham petrol piyasalarındaki rekabet anlayışının yanında petrolü
politik bir araç olarak görmesi ise 1973 yılında batıya yönelik uyguladığı petrol ambargosu ile
kanıtlanmıştır. Söz konusu ambargo ile yaşanan ekonomik durgunluklar ham petrol piyasalarının
modellenmesi ve OPEC davranışlarının test edilmesi gibi akademik çalışmaları da hızlandırmıştır.
Özellikle iki veya daha fazla karar mekanizması arasındaki çatışma durumunu modelleyen oyun teorisi
yaklaşımı ham petrol piyasalarındaki rekabetin modellenmesi çalışmalarında da kullanılmıştır. Bu
doğrultuda çalışmada OPEC’in ve OPEC’e dâhil olmayan petrol üreten ülkelerin petrol piyasalarındaki
üretim miktarlarına dayalı rekabeti, oyun teorisi temelinde analiz edilmiştir. Bu amaçla, OPEC ve
OPEC’e dâhil olmayan petrol üreten ülkeler (ham petrol piyasası oyuncuları) iki oyuncu olarak ayrılmış,
oyunculara ait 1972-2017 dönemini kapsayan üretim miktarı ve petrol fiyat serileri analizde
kullanılmıştır. Yapılan analizde, petrol üretim miktarlarının oyunculara göre ne olması gerektiği, bu
oyuncuların üretim miktarlarının birbirleri açısında en ideal noktalarının ne olduğu ve oyuncuların
üretim kararlarında birbirleri açısından kimin kimi takip ettiği tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre,
uluslararası ham petrol piyasasının varsayım olarak düopol yapısı içerisinde, OPEC’in üretim
kararlarında OPEC’e dâhil olmayan petrol üreten ülkeleri takip ettiği tespit edilmiştir.Nowadays, oil is a crucial input factor in production process of many industries both as raw
materials and energy. Due to unequal distribution of raw oil reserves among countries, some countries
are considered as source countries whereas many others are recognized as oil-dependent countries.
Therefore, demand for oil leads to a critical global competition. Moreover, the establishment of
Organization of Petroleum Exporting Countries (OPEC) in the early of 1960’s has carried the underlying
oil competition to gigantic dimensions. Apart from the competition view of the OPEC in raw oil markets,
the OPEC also considers the oil as a political tool which has been proved by the oil embargo towards
the Western countries in 1973. The economic recessions caused by such embargo policy has also boosted
the number of scientific researches concentrated on the modelling of raw oil markets and the test of the
behavior of the OPEC. The game theory approach, which models the conflict condition among two and
more decision mechanisms, is also used to modelling the competition on raw oil markets. In this context,
this study aims to analyze the competition in oil markets based on the amount of oil production among
OPEC and non-OPEC oil producing countries using game theory. For this purpose, both OPEC and non OPEC countries (raw oil market players) were considered as two players and the datasets of the amount
of oil production and oil price series for these players were utilized for the analysis during the sample
period 1972-2017. The analysis determines the required oil production for each production, the most
ideal point for the amount of oil production in terms of each other and the following procedure in terms
of each other for oil production decisions. The analysis results reveal that international raw oil market
is under the duopol structure and the OPEC follows non-OPEC oil producing countries on oil production
decisions
A research about stress and its effects, emotion regulation strategies on ship maintenance and repair employees
Bu tez araştırmasında gemi bakım ve onarım işlerinde çalışanlar için stres ve stresin
oluşturduğu etkiler hakkında bir inceleme yapılmıştır. İnceleme yapılırken duygu düzenleme
stratejileri ve iş talepleri-kaynakları (JD-R Model) modeli esas alınmıştır. Ayrıca iş kazası ve ramak
kala olay konuları ile stres arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırma için çalışanlar üzerinde anket
yöntemi uygulanmış, katılımcıların verdiği cevaplar ile çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma
anketi beş ana bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümlerdeki ana başlıkları, birinci bölüm için
sosyodemografik özellikler, ikinci bölüm için duygu düzenleme stratejilerine ilişkin bilişsel
değerlendirme ve bastırma stratejileri, üçüncü bölüm için algılanan stres düzeyinin stresin sonuçları
üzerinden tespiti, dördüncü bölüm için toplam beş adet stresör (iş koşulları, iş tatmini, iş
arkadaşlarıyla iletişim, işyerinde adalet ve yönetimin tutumu), beşinci bölüm için stresin sonuçları
oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda çalışanlar üzerinde tespit edilen stres düzeyi ile duygu
düzenleme stratejisi arasında mevcut kolerasyon durumu gözden geçirilmiştir. Bunun yanında iş
kazası ve ramak kala olaylar ile çalışanların stres durumu arasında mevcut ilişki gözlemlenmiştir.In this thesis research, stress and effects of stress for ship maintenance and repair employees
have been investigated. The emotion regulation strategies and Job Demands and Resources (JD-R
Model) model were based on the analysis. In addition, the relationship between stress and
occupational accident and near miss events was examined. For the research, questionnaire method
was applied to the employees and various evaluations were made with the answers of the participants.
The survey consists of five main sections. These sections are as follows; sociodemographic
characteristics for the first part, cognitive reappraisal and expressive suppression strategies for
emotion regulation strategies for the second part, the perceived stress level based on the results of the
stress for the thirth part, a total of five stressors (job conditions, job satisfaction, communication with
colleagues, fairness in the workplace and management's attitude) for the fourth part and the
consequences of stress for the fifth part. As a result of the research, the current correlation between
the stress level determined on the employees and the emotion regulation strategy has been reviewed.
In addition, the present relationship between occupational accidents, near miss accidents and the stress
level of the employees has been observed