Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Green accounting for a sustainable future
Sanayi Devrimi sonrası teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hıza ulaşması,
bununla birlikte dünya nüfusunun da hızla artması ve toplumların aşırı tüketime
yönlendirilmesi gibi sebeplerin sonucunda çevresel sorunlar da ortaya çıkmış ve süreç
içerisinde artış göstermiştir. Ortaya çıkan ekolojik sorunlar canlı yaşamını ve ekonomik
sistemlerimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Küresel çaptaki bu sorun karşısında önlem
amaçlı idari ve yasal bazı düzenlemeler yapılmış, bunun paralelinde bilinçli insanların da
hükümetlerden ve işletmelerden beklentileri doğal olarak değişime uğramıştır. Bu değişim
sürecinde hükümetler, düzenleme ve denetleme fonksiyonları doğrultusunda çevreye duyarlı
politikalar geliştirmek ve bu politikalara uyumun denetlenmesinden sorumludur. Değişime
ve devlet politikalarına uyum sağlayamayan işletmeler uzun vadede pazar paylarında
azalma, ek vergiler gibi finansal yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. Öte yandan artan rekabet
koşullarının etkisi göz önüne alındığı zaman “sürdürülebilirlik” ilkelerinin uygulanması
işletmelerin çıkarları için olumlu sonuçlara sebep olacaktır. Bunların sonucunda işletmelerin
“sürdürülebilirlik” ve “yeşil ekonomi” kavramlarına verdiği önem sürekli artmaktadır.
Çevresel sistemlerin yol açtığı sorunların giderilebilmesi adına işletmeler tüm üretim
sürecindeki faaliyetlerinden ve ürün yaşam ömrünün dolmasından sonra ürünün geri
dönüştürülmesinden sorumlu tutulmaktadır. “Yeşil muhasebe” kavramı tüm bu süreçlerdeki
harcama, yatırım ve bazen cezaların ayrı bir kalem olarak takip edilebilmesini, ürün
maliyetinin daha kapsamlı ve doğru hesaplanabilmesini ve mali olarak raporlanabilmesini
sağlamak amacıyla geleneksel muhasebeye alternatif olarak geliştirilmektedir. Bu çalışmada
işletmenin ayrılmaz bir parçası olan muhasebe açısından “yeşil” kavramı incelenerek
muhasebe eğitimi alan öğrencilerin konu hakkındaki bilgi ve algı düzeylerini tespit etmek
amacıyla düzenlenen anket çalışmasının analizleri yapılmıştır
Investigation of logistics businesses' perfections of logistics 4.0: A case of the Mediterranean Region
Endüstriyel devrimlerin tamamı yaşanan dönemdeki üretim faaliyetlerini doğrudan etkilemiştir. Nihai dönem olan Dördüncü Endüstri Devrimi teknoloji üzerine kurulmuş olan bir dönemdir. Endüstri 4.0'ın lojistiği doğrudan etkilemesi sonucu ortaya çıkan Lojistik 4.0 kavramı güncel ve teknolojinin etkisiyle gelişim gösteren bir yeniliktir. Lojistik 4.0 lojistik sektöründe yürütülen faaliyetlerin teknoloji etkisiyle ilerlemesini önceliğine alan ve buna yönelik olarak da sektörün gelişimini içeren bir kavramdır. Bu kapsamda araştırmanın amacı Lojistik 4.0 etkisiyle sektörel açıdan uygulanan teknolojileri ve sektörün Lojistik 4.0'a bakış açısını derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma yöntemleri ve nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılarak lojistik sektöründe hizmet veren işletmelerin Lojistik 4.0 yeniliğine olan farkındalık düzeyi ve yaklaşımı incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi Akdeniz Bölgesinde faaliyet gösteren lojistik işletmelerinden oluşmakta olup; örneklem sayısı 161 olarak belirlenmiştir. Yürütülmesi tasarlanan nicel analiz için 206 lojistik işletmesi yöneticisi ile anket çalışması yürütülmüştür. Nitel araştırma yöntemleri arasından yapılandırılmış görüşme yöntemi ile 20 katılımcıya ulaşılmıştır. Nicel veri analizi for Windows 25.0 programı; nitel veri analizi MAXQDA 2022 programı ile yürütülmüştür. Çalışmanın sonucunda sektörel açıdan taşınan yük türüne göre Lojistik 4.0 algısında farklılıkların söz konusu olduğu, Lojistik 4.0 ile güncel teknolojinin, ekonomik üstünlük ve rekabet avantajının sağlanabildiği, sektörün Lojistik 4.0 teknolojileri ile uyumlu çalışma kapsamında yatırımlara yöneldiği sonucuna ulaşılmıştır
A New Design to Enhance the Enzyme Activities: Investigation of L-Asparaginase Catalytic Performance by IMAC Effect on g-C3N4 Nanolayers
Recently, graphite carbon nitride (g-C3N4) has come to the fore as a new material with its carbon-based two-dimensional structure, simple preparation procedure, and excellent physicochemical stability properties. This study aims to investigate the activity and kinetic studies of the L-asparaginase enzyme via immobilized metal ion affinity chromatography (IMAC) process of g-C3N4 nanolayers. Firstly, g-C3N4 nanolayers were synthetized and Ni2+ ions were binded their surfaces. The synthesized samples were investigated by SEM, ICP-MS, XRD, and FTIR. The highest L-ASNase adsorption on Ni2+-g-C3N4 nanostructures was 444.1 mg/g, at 3 mg/mL L-ASNase concentration. Optimal medium conditions for L-ASNase adsorption occurred at pH 8.0 and 25 °C. The immobilized enzyme showed improved stability relating to the soluble enzyme in extreme situations. On the other hand, the storage stability and reusability of the immobilized enzyme were found to be approximately 64 and 53% of the original activity after 29 days at room temperature and 10 cycles, respectively. From the Michaelis–Menten constants Km and Vmax, both of them decreased after immobilization compare to the free one. The obtained outcomes showed that the g-C3N4 is a suitable matrix for L-asparaginase immobilization with ideal catalytic efficiency and improved stability.Q30010257058000012-s2.0-8516419469
An investigation on the structure and action forms of ethnic and religious terrorist organizations and the processes of combating against them: The samples of PKK and DAESH
Terör ve terörizm kavramlarının kullanımı çok daha eskiye uzansa da çağdaş dünyada Soğuk
Savaş’ın sonlarına doğru söz konusu kavramlar yeni bir evrede yeniden tanımlanmaya
başlamıştır. Ayrıca yeni dünya düzeninde sıcak savaştan çekinen devletlerin birbirlerini
yıpratarak siyasi hedeflerine ulaşmaları için terör örgütleri birer araca, terörizm de bir
yönteme dönüşmeye başlamıştır. Bu tezde söz konusu kavramların içeriği derinlemesine
irdelenerek bu önemli tehdidin daha yakından tanınmasına imkân sağlanması istenmektedir.
Bu bağlamda gerek kavramlar üzerindeki tanım kargaşasının giderilmesi gerek konunun
karşılaştırmalı bir perspektiften çok yönlü olarak açıklanması planlanmıştır. Konu
Türkiye’nin terörle mücadelesi özelinde bir çerçeveye sahip olup terör, terör örgütleri ve terör
eylemleri bu bağlamda örneklendirilmiştir. Dolayısıyla etnik motifli terör örgütlerine örnek
olarak PKK, dini motifli terör örgütlerine örnek olarak ise DEAŞ seçilmiştir. Doküman
incelemesi yaklaşımına uygun bir nitel araştırma yürütülmüş olup konuya ilişkin akademik
monografilere, makalelere, bildirilere, basın-yayın arşivlerine, gazetecilerin eserlerine ve açık
kamusal kaynaklara dayanılmıştır. Birinci bölümde terör ve terörizmin kavramsal olarak ele
alınışının yanında terörizmin tarihine ve terörizmin türlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde
ise etnik ve dini motifli terörizm ayrı ayrı olarak ele alınmıştır. Etnik motifli terörizm, tarihsel
süreç içerisinde dünyadan farklı örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. Dini motifli terörizm ise
sadece bir dine mahsus olmayıp farklı inanışlar içerisinden de ortaya çıkan terör grupları
bulunduğunu ortaya koymak adına farklı din ve inanışlar içerisinden radikalleşerek ortaya
çıkan terör grupları üzerinden açıklanmıştır. Tezin üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerinde
ise inceleme konusu olarak seçilen PKK ve DEAŞ terör örgütlerinin ortaya çıkış süreçleri,
organizasyon yapıları, amaçları, eylemleri ve bunlarla mücadele süreçleri değerlendirilmiştir.
Böylece terör örgütlerinin yapıları, ideolojik kaynakları ve eylem biçimleri farklılıkları ve
benzerlikleriyle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş olup Türkiye’nin terörle mücadelesinde
kendisinden istifade edilebilecek bir kaynak meydana getirilmiştir
Relationship between public expenditures, tax revenue, institutional quality and economic growth: The case of E7 countries
Bu çalışmada, 2002-2020 dönemine ait verileri kullanarak E7 ülkelerinde kamu
harcamaları, vergi geliri, kurumsal kalite ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin
incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH), kamu
harcamaları (KH), vergi geliri (VG) ve kurumsal kalite (KK) değişkenleri kullanılmıştır.
Yatay kesit bağımlılığını değerlendirmek için dört Kesitsel Bağımlılık (CD) testi
gerçekleştirilmiş ve seriler arasında yatay kesit bağımlılığı tespit edilmiştir. Ardından,
serilerin durağanlık seviyelerini belirlemek için CADF panel birim kök testi yapılmış ve
kamu harcamalarının seviyesinde durağan olduğu diğer değişkenlerin ise birinci farkında
durağan olduğu belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkiyi belirlemek
için Westerlund (2008) eşbütünleşme testi uygulanmış ve değişkenlerin uzun dönemde
birlikte hareket ettiği bulunmuştur. Uzun dönem katsayıları Arttırılmış Ortalama Grubu
(AMG) tahmincileri ile tahmin edilmiş ve kamu harcamaları ile kurumsal kalitenin
ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin negatif olduğu, vergi gelirinin ise anlamsız
olduğu gözlemlenmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi Dumitrescu ve Hurlin
(2012) panel nedensellik testi ile incelenmiş ve kurumsal kalite ile ekonomik büyüme,
vergi geliri ile ekonomik büyüme ve ekonomik büyüme ile kamu harcamaları arasında
tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, kurumsal kaliteden vergi
gelirine ve kamu harcamalarından kurumsal kaliteye tek yönlü nedensellik ilişkileri
bulunmuştur. Bu bulgular, E7 ülkelerinin uzun dönemli ekonomik büyümelerini artırmak
için kurumsal reformlara, kamu harcamalarına, vergi toplama sistemlerine ve ekonomik
büyümeyi destekleyici politikalara odaklanmaları gerektiğini göstermektedi
Innovative approach against cancer: Thymoquinone-loaded PHEMA-based magnetic nanoparticles and their effects on MCF-7 breast cancer
Breast cancer is most common cancer among women in the World. Thymoquinone (TQ) exhibits a wide range of biological activities such as anticancer, antidiabetic, antimicrobial, analgesic, antioxidant, and anti-inflammatory effects. However, its effectiveness in cancer treatment is hindered by its poor bioavailability, attributed to its limited solubility in water. Hence, novel strategies are required to enhance the bioavailability of TQ, which possesses remarkable anticancer characteristics. The aim of this study is to prepare pHEMA-based magnetic nanoparticles carrying TQ (TQ-MNPs) to improve bioavailability, and therapeutic efficacy against breast cancer. For this purpose, TQ-MNPs were synthesized and characterized with Fourier transform infrared spectrophotometer (FTIR), scanning electron microscopy (SEM), dynamic light scattering (DLS), magnetic field using a vibrating sample magnetometer (VSM). The loading capabilities of synthesized magentic nanostructures were evaluated, and release investigations were conducted under experimental conditions that mimic the cellular environment. The findings of the studies indicated that the TQ carrying capacity of MNPs was deemed satisfactory, and the release efficiency was adequate. MNPs and TQ-MNPs showed biocompatibility against HDFa cells. TQ-MNPs showed stronger anti-proliferative activity against MCF-7 breast cancer cells compared to free TQ (p < 0.05). TQ-MNPs induced apoptosis in MCF-7 breast cancer cells.Q30012848236000012-s2.0-851996870723908397
The impacts of universities on urban economics: The case of Tarsus Universty
Üniversitelerin tarihi kökenleri incelendiğinde ilk olarak Orta Çağ’a özgü bir kurum
olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern anlamda üniversitelerin bilim, öğretim ve
araştırma kurumları olarak anlaşılması ise birkaç yüzyıllık bir geçmişe sahiptir.
Üniversitelerin kurumsal olarak toplumsal yapı içerisindeki rolü ve önemi her geçen gün
önemini artmaktadır. Bir başka ifadeyle, üniversiteler eğitim ve öğretim alanında yaptığı
çalışmalarla, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin sonuçlarıyla, girişimcilik
ekosistemine teknolojik, insan kaynağı açısından sağladıkları katma değerle ekonomik
kalkınmanın en önemli aktörüdür. Ekonomik kalkınmanın sonuçları ise bölgesel
kalkınma ve kentsel gelişmeyle birlikte değerlendirilebilmektedir. Üniversitelerin
bölgesel kalkınma ile kentsel gelişme arasındaki ilişkinin etkileri kentsel mekân üzerinde
somutlaşmaktadır. Bu ilişki ekonomik, kültürel, sosyal ve politik pek çok alanı yatay
kesmektedir. Üniversiteler çeşitli düzeylerde şehrin sosyal, ekonomik, kültürel gelişimine
kurumsal olarak katkı sağlarken üniversite öğrencileri de kentsel gelişmeye yaşam
pratikleriyle etki etmektedir. Bu ön kabulden hareketle çalışmada üniversitelerin kentsel
ekonomik yapının önemli bir bileşeni olduğu kabul edilmektedir. Üniversitelerin
işlevleri, görev ve sorumlulukları pek çok konu açısından incelenebilmektedir. Bu
çalışmada üniversitelerin kent ekonomisi üzerindeki etkileri girişimcilik, toplumsal katkı,
eğitim ve öğretim, demografik özellikleri bakımından incelenmektedir. Tez, nitel
araştırma yöntemlerinden durum çalışması olarak tasarlanmıştır. Araştırma kapsamında
üniversiteler ve kentsel ekonomi ilişkisini açıklamak amacıyla ikincil veriler olan plan,
program ve mevzuat düzenlemeleri doküman analizi tekniği ile incelenmiştir. Elde edilen
bulgular analiz edildiğinde Tarsus Üniversitesi, Tarsus kentini ekonomik, mekânsal,
sosyal ve kültürel bir çok alanda etkilemektedir
Evaluating the simultaneous electrochemical determination of antineoplastic drugs using LaNiO3/g-C3N4@RGH nanocomposite material
A novel electrochemical sensor based on LaNiO3/g-C3N4@RGH nanocomposite material was developed to simultaneously determine Ribociclib (RIBO) and Alpelisib (ALPE). Ribociclib and Alpelisib are vital anticancer medications used in the treatment of advanced breast cancer. The sensor exhibited excellent electrocatalytic activity towards the oxidation of RIBO and ALPE, enabling their simultaneous detection. The fabricated sensor was characterized using various techniques, including energy dispersive X-ray (EDX), Fourier-transform infrared spectroscopy (FTIR), X-ray diffraction (XR), scanning electron microscopy (SEM), and X-ray photoelectron spectroscopy (XPS), which confirmed the successful synthesis of the LaNiO3/g-C3N4@RGH composite material. Electrochemical characterization revealed enhanced conductivity and lower resistance of the modified electrode compared to the bare electrode. The developed sensor exhibited high repeatability, reproducibility, stability, and selectivity toward RIBO detection. Furthermore, the sensor displayed high sensitivity with low detection limits of 0.88 nM for RIBO and 6.1 nM for ALPE, and linear ranges of 0.05–6.2 μM and 0.5–6.5 μM, respectively. The proposed electrochemical sensor offers a promising approach for simultaneously determining RIBO and ALPE in pharmaceutical formulations and biological samples with recovery data of 98.7–102.0 %, providing a valuable tool for anticancer drug analysis and clinical research.Q10012842026000012-s2.0-8519752453
Exergy analysis of compressor-expander assisted subcooling refrigeration system
Günümüzde, soğutma sistemleri çeşitli sektörlerde önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle
iklimlendirme, gıda üretimi, sağlık sektörü ve kimya endüstrisi gibi birçok alanda, bu
sistemlere olan ihtiyaç artmaktadır. Gıda ürünlerinin raf ömrünü uzatmak ve ilaçların
etkili bir şekilde saklanmasını sağlamak için soğutma teknolojileri kritik bir öneme
sahiptir. Bu nedenle, soğutma sistemlerinin etkili bir şekilde çalışması, yaşam kalitesini
artırmak ve enerji tüketimini optimize etmek açısından önemlidir. Herhangi bir
iyileştirme, bu sistemlerin enerji talebini azaltabilir. Sistem performansını artırmak için
sıklıkla kullanılan bir yöntem, aşırı soğutma olarak bilinen, yoğuşturucu çıkışındaki
soğutucu akışkanın sıcaklığını düşürmektir. Bu çalışmada, literatürde tanımlanan aşırı
soğutma sistemlerine ek olarak, kompresör genişletici destekli aşırı soğutmalı buhar
sıkıştırma çevriminin ekserji analizi yapılmıştır. Tasarlanan çevrimde soğutucu gaz,
kondenser çıkışında iki kısma ayrılmıştır. İlave soğutucu kullanılarak, kompresörün giriş
basıncını artırmak için diğer genleşme valfine, buharlaştırıcıya ve bir genişletici
kompresöre geçerek, ana kompresörün tükettiği gücü azaltmayı hedeflenmiştir. Sistemde
düşük küresel ısınma potansiyeline sahip olan R134a, R1234yf, R32, R290, R1270 ve
R600a altı farklı soğutucu akışkan kullanılmıştır:. Her soğutucu için ekserji yıkımları ve
ekserji verim değerlerindeki artış, farklı buharlaştırıcı sıcaklıkları için hesaplanmış ve
grafiklerle gösterilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre optimum noktada en fazla birim
ekserji yıkımı R290 akışkanı kullanıldığında ve en az ekserji yıkımı da R1234yf akışkanı
kullanıldığında elde edilmiştir.. Klasik sistemde ekserji yıkımının en fazla genleşme
vanasında olduğu gözlemlenmiş ve bu değer yeni sistemde azalmıştır. Toplam ekserji
yıkımı genleştirici-kompresörlü sistemde azalmıştır
The impact of digitalization on cryptocurrency assets: An application on G20 countries
Dijitalleşme, bilgiyi sayısallaştırmakla kalmayıp aynı zamanda dijital teknolojilerin
benimsenmesiyle finansal sistemi de yakından etkilemiştir. Son yıllarda dijitalleşmenin
ortaya çıkardığı değişimle birlikte kripto varlıklara olan ilginin de arttığı görülmektedir.
Dijitalleşme süreci, kripto varlık fiyatlarını çeşitli şekillerde etkileyebilmektedir.
Öncelikle, dijitalleşme sayesinde finansal teknolojilerin gelişimi hızlanabilir ve bu da
kripto varlıkların daha geniş kitlelere erişmesini sağlayabilir. Kripto varlıkların daha
fazla benimsenmesiyle talep artabilir, bu da fiyatlarının yükselmesine neden olabilir.
Ayrıca, dijitalleşme ve finansal teknolojilerdeki ilerlemeyle birlikte kripto varlıkların
işlem hacmi ve likiditesi artabilir, bu da fiyat istikrarını sağlayabilir ve piyasaların daha
sağlıklı işlemesine katkıda bulunabilir. Bu tez çalışmasında, dijitalleşmenin kripto
varlıklar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Tez kapsamında, panel veri analizi kullanarak
söz konusu ilişki 2014-2021 döneminde G20 ülkeleri için incelenmiştir. Analiz
sonuçları, dijitalleşmenin kripto varlık fiyatlarını pozitif yönde etkilediğini
göstermektedir. Dijitalleşme verilerinin kripto varlık fiyatları üzerindeki olumlu etkisini
dikkate alarak, risk yönetimi stratejilerinin güçlendirilmesi, dijital varlık ticaret
platformlarının denetlenmesi ve yatırımcıların eğitim seviyelerinin artırılması gibi
politika önerileri, kripto varlık piyasasının sağlıklı ve güvenilir bir yapıya kavuşmasına
katkı sağlayabilir