Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Yerel siyasette değişen iletişim kanallarının kullanımı: farklı siyasal tabanlı ilçe belediye web sayfalarına yönelik gösterge, bilimsel bir analiz
Toplum hayatının hemen hemen tüm alanlarında yaşanan hızlı değişimler, gündelik yaşamımızda bilgiye ulaşma yollarında da yaşanmaktadır. Matbaanın icadı ile başlayan süreçte, bugün artık bilginin iletildiği kanallar arasında sanal ortamları da gösterebilmekteyiz. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda bilgi kanalları, zaman ve mekândan bağımsız olarak hizmetimize sunulmaktadır. Geleneksel olarak kullanılan kitle iletişim araçlarından farklı yapısı sayesinde internet, kısa sürede çok sayıda insana ulaşabilme özelliğiyle dikkat çekmektedir. Yerel siyasetin en önemli temsilcileri olan belediyeler de interneti ve onun sağladığı imkânları kendi görev alanları içerisinde kullanmaktadırlar. Ancak, görevleri kentsel altyapıyı oluşturarak, toplumun ihtiyaç duyduğu alanlarda hizmet sunmak olan Türkiye’deki belediyelerin, internet ortamındaki kanalları ve görünen yüzleri olan web sayfalarının, sunulan hizmetler ve içerik açısından farklılık gösterdiği gözlenmektedir. Belediyeler, sahip oldukları siyasi tabana ait göstergeleri web ortamında da kullanarak siyasi faaliyetleri sürdürme ve topluma hizmet etme çalışmalarını bir arada yürütmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada belediyeler, Türkiye’deki en çok nüfusa sahip ilçe belediyeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlk beş ilçe belediyesi arasından, farklı siyasi partilere ait belediyelerin web sayfaları, Barthes’in göstergebilim analizindeki düz anlam ve yan anlam yöntemiyle incelenmiştir. Belediyelerin web sayfalarındaki fotoğraflar vasıtasıyla, hizmet ettikleri topluma bilgiyi ulaştırma yöntemlerinde de farklılıkların gözlendiği bu çalışmada, yerel siyasette günümüzün en önemli bilgi kanalı
olarak tanımlanabilecek internetin kullanımına yönelik bir değerlendirme yapılmıştır
Measures for the placement of awareness on health and safety in working with chemicals
Güvenli bir çalışma ortamı, yapılan çalışma ve kullanılan madde seçimlerinde insan sağlığı ve
çevre için öncelik arz etmesi, verilen eğitimin ihtiyaç ve gereksinimleri karşılaması gelecekte bilinçli
nesiller oluşturmak için çok önemlidir. Güvenli bir çalışma ortamı ancak sağlıklı çalışma
standartlarının oluşturulmasıyla sağlanabilir. Sebep olan kaynaklar ve sonuçları incelenerek
değerlendirilir, iyileştirmeler yapılır. Ülkemize baktığımızda kimyasal madde kullanımında meydana
gelen kazaların büyük çoğunluğu bilinçsiz kullanım ve yetersiz tedbirler sonucu ortaya çıkmaktadır.
Çalışma ortamına dahil olan her birey ve materyal, kazalara sebep olan kaynaklar arasındadır.
İyileştirmelerin verimli olabilmesi, etken faktör, bireylerin izlenmesi ve yapılan bu gözlemlerin
değerlendirilmesiyle mümkündür. Yaşadığımız kazalara kalıcı çözümler getirebilmek, en aza
indirmek ancak kazalara sebep veren faktörlere odaklanarak üstesinden gelinebilir. Hatalar bilinirse
ve farkında olunursa doğru yöntemlere daha çabuk ulaşılır. Kimyasal maddeler giderek daha fazla
güncel hayatımızın içinde yer almakta ve geleceğimizi tehdit etmektedir. Üstelik artan yan ürünleri ve
çeşitleri farklı risk ve tehditleri de beraberinde getirmektedir. Hızla çeşitlilik gösteren bu maddeler
gıda katkı maddeleri, temizlik ürünleri, böcek ilaçları, zirai ilaçlar ve insan sağlığı için kullanılan
ilaçlarda koruyucu veya yan etki olarak kendini göstermektedir. Günümüzde organik yetiştirme ve
beslenmeye verilen önem artsa da, vazgeçemediğimiz bir çok ihtiyaç alanında yapay maddeler yerini
korumaktadır. Doğal maddelerin kimyasal reaksiyona uğrayarak oluşturduğu bu yeni suni maddelere
kimyasal madde adı verilmektedir. Kimyasal madde üretimi her alanda artmaktadır. Bir çoğu doğada
kendiliğinden yok olamadığı gibi geri kazanımı da mümkün değildir. Bu sebeple üretimi kadar
güvenli kullanımı da önem arz etmektedir. Kimyasallarla çalışma bilincinin yerleştirilmesi, eğitim
seviyelerine ve çalışma ortamına göre detaylandırılması, kullanılan kimyasallara yönelik eğitimlerin
verilmesi ve bu bilincin küçük yaşlardan itibaren aşılanması güvenli çalışma ortamına yapılacak en iyi
yatırımdır. Gerekli tedbirlerin alınmasında, kullanılan kimyasalların içeriği ve geçmişte yaşanan
kazalar büyük oranda yol gösterecektir. Geçmiş çalışmalarda edinilen kimyasal bilgi deneyimi ve
geliştirilmiş koruyucu ekipmanlardan yararlanmak da çok fazla yarar sağlayacaktır. Ama en önemlisi
ihtiyaç ve gereksinimlere cevap veren eğitimlerle ilerleme sağlanabilir. Tehlikeli kimyasallarla
çalışmaya başlamadan önce alınan eğitimlerle daha bilinçli öğrenci, eğitimci ve çalışanlar sayesinde
kimyasal kazalar ortadan kaldırılabilir veya daha az seviyeye indirgenebilir. Tehlikeli kimyasallarla
çalışmada iş sağlığı ve güvenliği bilincinin yerleştirilmesi eğitim sektöründe alınması gereken tedbir
ve verilmesi gereken eğitimlerle mümkündür. Temelde aşılanan bilgi ve farkındalıkla daha bilinçli
nesil ve kullanıcılar oluşturulabilir. Oluşturulan bu farkındalık ile ihtiyaç ve gereksinimlere yönelik
koruyucu ve önleyici tedbirler daha hızlı geliştirilebilir ve iyileştirilebilir.Asecure working environment, giving priority to human health and environment in the study
and selection of substances used, meeting the needs and requirements of education are very crucial
matters in order to create conscious generations in the future. A safe working environment can only be
achieved by establishing healthy working standards. Causes are evaluated by examining the sources
and results, and improvements are made. Having a look at our country, the vast majority of incidents
taking place in the use of chemicals happens as a result of unconscious use and insufficient
precautions. Every single individual and material involved in the work environment is among the
sources of accidents. Improvements could be efficient by evaluating the factor, the individual and the
evaluation of these observations. Bringing lasting solutions to our incidents, minimizing them can
only be overcome by focusing on the factors causing the accidents. It would be much easier to reach
the correct methods only if mistakes are known and be aware. Chemicals are increasingly taking place
in our current lives and jeoperdize our future. Also, increasing by-products and varieties bring a lot of
risks and threats. These substances, which are diversified very fast, appear as protective or side effects
in food additives, cleaning products, insect counties, pesticides and human health drugs. Today, the
importance given to organic cultivation and nutrition has gone up, however, artificial substances
remain in most of important areas that we cannot be given up. These new artificial substances formed
by natural reactions by chemical reactions are named as chemicals. Chemical production is going up
in every single field. Majority of them do not disappear spontaneously in nature and cannot be
recovered. Consequently, it is very important to use as secure as production. Placing the awareness of
working with chemicals, detailing them according to education levels and working environment,
organising training for the chemicals used and instilling this awareness from an early age is the
greatest investment to be made in a safe working environment. The content of the chemicals used and
the accidents that happened in the past will lead to a big extent in taking necessary precautions. The
experience of chemical knowledge gained in previous studies and the use of improved protective
equipment will also benefit a lot. However, most importantly, progress can be successed through
training that responds to needs and requirements. With the help of more conscious students, educators
and employees, before training with hazardous chemicals, chemical accidents can be eliminated or
reduced to a much lower level. It is possible to establish occupational health and safety awareness in
working with dangerous chemicals with the precautions to be taken in the education sector and the
trainings to be given. Fundamentally instilled knowledge and awareness can create more conscious
generations and users no doubt. With this consciousness, protective and preventive measures can be
developed and improved more rapidly
Psychosocial risk factors and occupational diseases in teachers working in private education institutions
En önemli üretim faktörlerinden biri olan işgücü, çalışma esnasında pek çok risk unsuru ile karşılaşır.
Bu riskler bir yandan kişilerin yaşam kalitesini tehdit ederken diğer yandan da üretimin aksamasına
neden olur. Böylelikle genellikle yegane gelir kaynağı ücret geliri olan bu kişiler tüm yaşamlarını
olumsuz yönde etkileyebilecek olan büyük bir sorunla karşılaşmış olurlar. Bu sebeple de işgücünün
maruz kaldığı risklerin ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan önemli sonuçlarının bulunduğu
söylenebilecektir.
Çalışma hayatı içerisinde yer alan risklerin farklı boyutları bulunmaktadır. Bu risklerin bir kısmı
görünür nitelikte iken diğerlerinin fiziksel bir çıktısı olmadığından görünmesi ve tespit edilmesi
zordur. Psikososyal riskler olarak da isimlendirilen bu riskler, kişileri psikolojik açıdan zorlamakta ve
kişilerin yaşam kalitelerini düşürmektedir. Ayrıca bu riskler çalışanları demografik özelliklere, gelir
durumuna, eğitim seviyesine ve buna benzer kişilik özelliklerine göre farklı seviyelerde
etkilemektedir. Dolayısı ile fizyolojik risklerde olduğu gibi risk ve zarar tanımlamasının yapılması
kolay olmamaktadır.
Bu çalışmada Mersin ilinde özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin maruz kaldıkları
psikososyal risk faktörleri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda tüm demografik özelliklere sahip olan
çalışanların belirli bir oranda psikososyal risklere maruz kaldığı ve bu risklerin hem çalışma
verimliliğini hem de özel yaşam kalitesini düşürdüğü sonucuna varılmıştır. Bu gibi olumsuzlukların
önüne geçilmesi için alınabilecek çeşitli önlemler bulunmakta olup riskin fizyolojik çıktısının
olmaması nedeniyle ikinci planda değerlendirilmemesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.The labor force, which is one of the most important production factors, faces many risk factors during
the work. These risks threaten people's quality of life on the one hand and cause production
disruption. In this way, these people, who are generally the only source of income, are faced with a
major problem that may affect their lives in a negative way. Therefore, it can be said that the risks to
which the labor force is exposed have important economic, social and political consequences.
The risks involved in working life have different dimensions. While some of these risks are visible,
others are difficult to see and detect because they do not have a physical output. These risks, which
are also called psychosocial risks, force people psychologically and reduce their quality of life. In
addition, these risks affect employees at different levels according to demographic characteristics,
income level, education level and similar personality traits. Therefore, as in physiological risks, risk
and loss identification is not easy to make.
In this study, psychosocial risk factors of individuals working in private educational institutions in
Mersin were investigated. As a result of the study, it is concluded that employees with all
demographic characteristics are exposed to psychosocial risks to a certain extent and these risks
decrease both labor productivity and quality of life. There are various measures that can be taken to
prevent such negativities and it is concluded that the risk should not be evaluated in the second plan
due to lack of physiological output
Evaluation of suspended scaffoldings i̇n terms of occupational health and safety used i̇n construction works
Dünyanın gelişmekte olan ülkeleri arasında yer alan ülkemizde başarılı olunan tekstil, ziraat ve
madencilik gibi sektörlerin yanında son yıllarda yapı işlerinden olan inşaat sektöründe de gelişmeler
yaşanmıştır. Birçok iş kalemini içerisinde barındıran inşaat sektörü ekonomiye yaptığı katkı açısından
önemli bir sektördür. Yapı işlerinden olan inşaat sektörü madencilik ve metal sektörleri ile birlikte iş
sağlığı ve güvenliği açısından en tehlikeli sektörleri oluşturmaktadır. İnşaat işlerinde meydana gelen iş
kazalarının nedenleri arasında çalışanların yüksekten düşmesi önemli bir paya sahiptir. Yüksekten
düşme şeklinde meydana gelen iş kazalarının önemli bir kısmı ise iskelelerden düşme şeklindedir. Bu
araştırmanın amacı yapı işlerinde kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve güvenliği açısından
eksikliklerinin neler olduğunu bulmak ve bu eksikliklerin nasıl giderileceği konusunda önerilerde
bulunularak yüksekte yapılan çalışmalarda çalışanların karşılaştıkları tehlikeleri önlemektir. Bu
çalışmada inşaat sektöründe kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve güvenliği açısından
değerlendirilmesi için yirmi maddeden oluşan kontrol listesi hazırlanmıştır. Hazırlanan kontrol listesi
kapsamında Mersin, Yenişehir mevkiinde devam etmekte olan üç tane konut inşaatında saha
araştırmaları yapılmıştır. Yüksekte yapılan çalışmalarda kullanılan asma iskelelerin iş sağlığı ve
güvenliği açısından kurulum ve kullanım aşamaları ile çalışanların sağlık ve güvenlikleri noktasında
uygunlukları ve eksiklikleri tespit edilip asma iskelelerin kontrol listesi açısından uygunluk oranları
belirlenmiştir. Ayrıca yapı işlerinde iskele kullanımı ile ilgili daha önceden yapılmış literatür
araştırmalarından da yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda asma iskelelerde cephe
tekerlekleri ile eğim algılayıcı mekanizmaların bulunmadığı belirlenmiştir. Bu eksikliklerin giderilmesi
için asma iskele kullanımında yapı işlerinde iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliği ve asma iskele kullanım
talimatları doğrultusunda hareket edilip gerekli emniyet ve güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Böylece
çalışanların ve işyerinin güvenliği sağlanabilmektedir.Our country is among the developing countries of the world and there have been developments in our
country at construction sector in recent years beside the successuful sectors such like textile,
agricultureand and mining. The construction sector, which contains many business items, is an
important sector in terms of its contribution to the economy. Construction, mining and metal sectors are
the most dangerous sectors in terms of occupational health and safety. Among the reasons of the work
accidents occurring in construction works, the fact that the employees fall from the high has a significant
share. A significant part of the work accidents, in the form of falling from the high, is occuring in the
form of falling from the scaffoldings. The aim of this research is to find out what are the deficiencies
of suspended scaffoldings used in construction works in terms of occupational health and safety and to
prevent the dangers faced by employees working at high places by making recommendations on how
to overcome these deficiencies. In this study, a checklist consisting of twenty items was prepared in
order to evaluate the suspended scaffoldings used in build sector in terms of occupational health and
safety. Within the scope of the prepared checklist, field surveys were made at three residential buildings
in Mersin, Yenişehir. In terms of occupational health and safety, the installation and the use stages of
the suspended scaffoldings used at high work places and the health and safety of the employees are
researched in order to find out the deficiencies and unappropriate situations. After that the compliance
rates of the suspended scaffolds in terms of the checklist were determined. In addition, previous
literature surveys about the scaffoldings used in construction works have also been utilized. As result
of this research, it has been determined that the facade wheels and the slope sensing mechanisms are
not present at the suspended scaffoldings. In order to eliminate these deficiencies, during the use of
suspended scaffoldings, the necessary safety and security measures should be taken in terms of the
occupational health and safety regulation at construction works and suspended scaffolding using
instructions. Thus, the safety of the employees and the workplace can be ensured
Effects of organizational commitment and job satisfaction on job performance: The case of customs enforcement
Örgütsel bağlılığın iş tatmini ile olan ilişkisi kurumsal başarıda belirleyici bir rol
oynamaktadır. İş tatmininin yüksek olduğu çalışanlara sahip örgütler, çalışanlar tarafından
benimsenerek kişisel hedef ve amaçların örgütsel hedef ve amaçlarla bağdaştırılması ve bu yolla
kurumsal başarının bireysel başarı gibi görülmesi sağlanabilmektedir. Bu empatiyi sağlama başarısı
göstermiş örgütler başarıyı yakalarken, işgörenler ise oluşan iş tatminiyle birlikte bireysel hedeflerini
gerçekleştirerek daha mutlu olmaktadırlar. Bunun sebebi olarak performans kavramının çalışan ile
doğrudan bağlantılı bir kavram olması gösterilebilir. Teknolojik gelişmeler ve yenilenen üretim
tekniklerini emek faktöründen bağımsız düşünmek zordur. Örgütlerin çalışanlarından yeterli verimi
alamaması diğer üretim faktörlerinin atıl hale gelmesi sonucunu doğura bilmektedir. Verimden uzak iş
görenlerin iş tatmin düzeylerinde azalma ve bununla beraber içerisinde bulundukları örgüte karşı
bağlılıklarında zayıflama ortaya çıkabilir. Bunun önlenmesi bağlamında örgütlerin çalışanlarını yakın
takibe alması ve ihtiyaçlarını cevaplandırabilmesi gerekmektedir. Bu yönde başarı sağlayabilen
örgütlerde gelecek kaygısı diğer örgütlerden çok daha az olmakta ve işletmelerin temel hedefi olan
“kârlılık, büyüme ve faaliyette süreklilik” gerçekleştirilebilecektir. Bu çalışmanın amacı da, Gümrük
Muhafaza Teşkilatı çalışanlarının örgütsel bağlılık ve iş tatmininin iş performansına ne derecede etki
ettiğini ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın örneklemini Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren
Gümrük Muhafaza Teşkilatı çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmada veriler anket tekniği kullanılarak
toplanmış ve sonuç olarak 480 anket formu analize tabi tutulmuştur. Çalışmada güvenirlik, faktör,
aritmetik ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır.
Çalışma sonucunda duygusal bağlılığın görev performansı ve bağlamsal performansa olan etkisinin
negatif yönlü, devamlı bağlılığın görev performansı ve bağlamsal performansa olan etkisinin doğrusal
ve pozitif yönlü olduğu, normatif bağlılığın ise yalnız bağlamsal performansa olan etkisinin doğrusal
ve pozitif yönlü olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra içsel tatminin görev performansı
ve bağlamsal performansa olan etkisinin doğrusal ve pozitif yönlü olduğu, dışsal tatminin ise görev
performansı ve bağlamsal performansa anlamlı herhangi bir etkisinin olmadığı görülmektedir.The relationship between organizational commitment and job satisfaction plays a decisive role
on corporate success. Organizations with higher job satisfaction are embraced by their employees who
accommodate personal goals and objectives with organizational goals and objectives and in this way
the consideration of corporate success as personal success can be provided. Organizations that can
achieve to provide such an emphaty reach to success, while employees become more happy by
achieving their personal goals with higher job satisfaction since the concept of performance is directly
associated with employees. Nowadays, it is not plausible to consider technological developments and
renewed production techniques independent from the labor factor. When organizations cannot get
expected efficiency from their employees, other production factors may become inactive. The
decrease on employees job satisfaction levels may also lead a decrease on their organizational
commitment. In order to overcome such issues, emphasis should be placed on employees and their
needs should be responded. In organizations which succeed in such a direction, future anxiety is
relatively low and organizations main goals including “profitability, growth and operational
sustainability can be established. The main objective of this study is to determine employees’
organizational comment and job satisfaction on the impact of job performance who currently work at
Customs Enforcement Organizations. The sample of the present study involves employees working at
Customs Enforcement Organizations under the responsibility of the Minister of Commerce. The data
were collected using a questionnaire technique and 480 completed questionnaires were analyzed. In
this study; reliability, factor, mean, standard deviation, frequency, percentage, correlation and
regression analyzes were performed. The results of this study revealed that emotional commitment
was negatively associated with job performance and contextual performance, continuous performance
was positively associated with job performance and contextual performance, normative performance
was only positively associated with contextual performance. On the other hand, the empirical
evidence also indicated that internal satisfaction was positively associated with job performance and
contextual performance, whereas external satisfaction was not associated with job performance and
contextual performance
Arduino based control test set design usable in matlab simulink environment
DC Motorlar konum ve hız kontrolü gerektiren uygulamalarda düşük hızlarda yüksek tork
kapasitelerine sahip olmaları nedeniyle sıklıkla kullanılmaktadır. Açık çevrim kontrol edildiklerinde
tatmin edici sonuçlar elde edilemediği için kapalı çevrim olarak kontrol edilirler. DC Motorların
yüksek hassasiyet gerektirmeyen uygulamalarda kontrolü için PID denetleyiciler kullanılır.
Endüstriyel kontrolde PID kontrol yaygın olarak kullanılmaktadır ve bu nedenle çıkış değeri üzerinde
büyük etkisi olan PID parametrelerinin belirlenmesi önem kazanmaktadır. PID Kontroller nesnesi ile
PID Tuner ara yüz programı kullanılarak PID katsayıları bulunabilir. Kullanıcılar tarafından kolay
kullanılması amacıyla tasarlanan Arduino mikrodenetleyicisi gerçek zamanlı kontrol uygulamalarında
yaygın olarak kullanılmaktadır. Arduino ile motor sürücü kullanılarak DC Motor istenilen PWM
değerinde çalıştırılır.
Bu tez çalışmasında bir DC Motorun çeşitli ölçüm ve deneyler sonucunda bulunan
matematiksel parametreleri kullanılarak Matlab-Simulink ortamında simülasyon ve gerçek zamanlı
davranışları incelenmiştir. DC Motor sürücü sisteminin simulink benzetim modeli yapılmış ve elde
edilen sonuçlar oluşturulan gerçek zamanlı deneysel model ile karşılaştırılmıştır. Gerçek zamanlı
kontrol için oluşturulan simulink modeli kullanılarak Arduino mikrodenetleyicisine bağlı DC
Motorun PWM (Pulse Width Modulation/Darbe Genişlik Modülasyonu) tekniğiyle üretilen kontrol
sinyalleri ile gerçek zamanlı kontrolü sağlanmıştır. Ölçülen hız bilgileri PID kontrolöründen
geçirilerek DC Motorun hızı kontrol edilmiştir. Simülasyon ortamında belirlenen PID katsayıları
gerçek zamanlı kontrole uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar simülasyon ortamında elde edilen
sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca DC Motorun gerçek zamanlı kontrolünde PI ve PID kontrolörler
kullanılarak elde edilen hız(rpm) sonuçları karşılaştırılmıştır. PI ve PID kontrolör kullanılarak aynı
koşullarda yapılan deneyler sonucunda ISE, ITSE, IAE ve ITAE gibi farklı kriterler kullanılarak
kontrolörlerin performansı kıyaslanmıştır.
DC Motorun sistem modelleme çalışmalarında tercih edilmesi ve kullanıcıların kolaylıkla
ulaşabildiği bir eleman olduğu için yapılan bu deney seti öğrenciler, öğretmenler ve diğer
kullanıcıların faydalanabileceği biçimde hazırlanmıştır.DC Motors are frequently used in applications requiring position and speed control due to
their high torque capacities at low speeds. When satisfactory results are not obtained when the open
loop is controlled, they are controlled as closed loop. PID controllers are used to control DC motors in
applications that do not require high precision. PID control is widely used in industrial control and
therefore it is important to determine the PID parameters that have a large impact on the output value.
The PID Controls object can be used to find PID coefficients using the PID Tuner interface program.
Designed for easy use by users, the Arduino microcontroller is widely used in real-time control
applications. Using the Arduino motor drive, the DC Motor is operated at the desired PWM value.
In this thesis, simulation and real-time behavior of a DC Motor in Matlab-Simulink
environment are investigated by using mathematical parameters obtained from various measurements
and experiments. Simulink simulation model of DC motor drive system is made and the obtained
results are compared with real time experimental model. Using the simulink model for real-time
control, real-time control of the DC Motor connected to Arduino microcontroller is provided by PWM
(Pulse Width Modulation) control signals. Measured speed information is passed through PID
controller and the speed of DC Motor is controlled. PID coefficients determined in simulation
environment were applied to real time control. The results were compared with the results obtained in
the simulation environment. Furthermore, the speed (rpm) results obtained by using PI and PID
controllers in real time control of DC Motor were compared. The performance of the controllers were
compared using different criteria such as ISE, ITSE, IAE and ITAE.
Since DC Motor is preferred in system modeling studies and is easily accessible to users, this
experiment set has been prepared for students, teachers and other users
Classification of rice grains obtained from processed rice paddy with machine learning
Günümüzde pirinç çeltiğinin çekilmesi sonucu kabuğundan ayrılan pirinç tanelerinin sınıflandırılması
el ile yapılmaktadır. Bu yöntem ilgili sektörde zaman kaybı ve iş gücü verimsizliğine neden olarak
ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu soruna çözüm üretmek amacıyla daha önceden çekilmiş pirinç
tanelerin makine öğrenmesi yöntemiyle sınıflandırılması bu tez sonucunda amaçlanmaktadır. Söz
konusu sınıflandırılma işlemi için makine öğrenmesi yöntemlerinden faydalanılmıştır. Makine
öğrenmesi yöntemleriyle ile makineler ses, görüntü, sinyal, metin gibi verileri kullanarak sınıflandırma,
nesne tanıma, ses tanıma ya da dil çevirileri gibi özelleşmiş görevleri en az hatayla yerine getirir duruma
gelmişlerdir. Son yıllarda makine öğrenme yöntemlerinin sürekli geliştirilmesiyle görüntü işleme, ses
işleme ve robotik gibi alanlara bu yöntemler önemli bir yer bulmuştur.
Bu tezde kullanılan makine öğrenmesi yöntemleri ile ilgili sektörde zaman kaybı ve iş gücü
verimsizliğinin giderilmesi hedeflenmekte, ilerleyen süreçlerde sınıflandırılmaya ihtiyaç duyulan diğer
sektörlerde de mevcut sorunların giderilmesine katkıda bulunulacak çalışmalara temel oluşturması
amaçlanmaktadır.
Tezde pirinçlerin fotoğraflanması ve parçalanması süreci ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Parçalanma
sürecinde Sobel Kenar Bulma Algoritması’ndan faydalanılmıştır. Pirinçlere ait görüntülerin
özelliklerinin çıkarılmasında, boyut kestirimi, RGB, HSL, HSV, CIEXYZ, CIELAB renk uzayları ve
değerlerinin tespiti ve GLCM özellik vektörü ile ilgili ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir.
Teze ismini veren makine öğrenmesi bahsinde kullanılan yöntemler Karar Ağaçları (Decision Tree),
Destek Vektör Makineleri (Support Vector Machine), Naive Bayes, K En Yakın Komşu Algoritması
(K-Nearest Neighborhood Algorithm) ve Derin Öğrenme Yöntemi (Deep Learning) olmuştur. Bu
modellere ait bilgiler ile uygulamada nasıl kullanıldıkları ve uygulamaya ilişkin sonuçlar son bölümde
paylaşılmıştır.
Tez sonucunda uygulanan makine öğrenmesi yöntemlerine ait sonuçlar karşılaştırmalı olarak
gösterilmiş ve en başarılı makine öğrenmesi yöntemi İkinci Dereceden Destek Vektör Makineleri
olmuştur.Nowadays, the classification of the rice grains separated from the husk by pulling the rice paddy is
made by hand. This method results in economic loss by causing time loss and labor inefficiencies in the
related sector. In order to produce a solution to this problem, in this study, it is aimed to classify
previously extracted rice grains by machine learning method. Machine learning method has been used
for this classification. With this method, machines are able to perform specialized tasks such as
classification, object recognition, voice recognition or language translations with the least error by using
data such as voice, image, signal and text. In recent years, with the continuous development of machine
learning methods, this method has found an important place in fields such as image processing, sound
processing and robotics.
With this thesis, it is aimed to eliminate time loss and labor inefficiency in the related sector by using
machine learning method and to provide the basis for the studies that will contribute to the elimination
of existing problems in other sectors that need to be classified in the following processes.
In this thesis, the process of photographing and shredding of rice is explained in detail. Sobel Edge
Detection Algorithm was used in the process of fragmentation. In order to obtain the properties of the
images of rice, detailed information about size estimation, determination of color spaces and values of
RGB, HSL, HSV, CIEXYZ, CIELAB and GLCM feature vector were explained.
Machine learning designs, which give its name to this thesis, are Decision Trees, Support Vector
Machines, Naive Bayes, K-Nearest Neighborhood Algorithm and Deep Learning Method. The
information about these models, how they are used in practice and the results related to the application
are shared in the last section.
At the end of the thesis, the results of machine learning method are shown comparatively and the most
successful network model is Quadratic Support Vector Machines
Psychosocial hazard and risks in occupational health and safety
Günümüzde iş sağlığı ve güvenliğinin psikososyal boyutu giderek önem kazanmaktadır. 6331
Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nunda psikososyal tehlike ve risklerin belirlenmesi ve önlenmesi
konusuna yeterince önem verilmediği görülmektedir.
Literatürde psikososyal tehlike ve risk ayrımı tam olarak yapılamamakla beraber kavramlar iç
içe geçmiş durumdadır. Psikososyal faktörlerin iş sağlığı ve güvenliğindeki öneminin net olarak
anlaşılamaması, çalışma ortamındaki sorunların gözlemlenmesi ve çözüm bulunması açısından, yetersiz
kalınmasına neden olmaktadır. Bir iş yerinde sağlıklı bir çalışma ortamı oluşabilmesi için, bu tehlike ve
risklerin, önlenmesi ve belirlenip ortadan kaldırılması zorunludur. Psikososyal tehlike ve psikososyal
riskler; stres, depresyon, intihar ve ölüm gibi sonuçlara neden olabilmekte ve işletmenin örgütsel
işleyişini bozabilmektedir.
Bu çalışmada literatürde, iç içe geçmiş olarak görülen ve bazen birbirinin yerine kullanılan
psikososyal tehlike ve risk kavramlarının ayrımının net bir biçimde yapılıp, iki kavram arasındaki
farkların ortaya konması amaçlanmıştır. Uygulama kısmında ise, Mersin ilinde inşaat sektöründe
faaliyet gösteren bir firmanın şantiyesinde anket çalışması yapılarak, çalışanların psikososyal tehlike ve
risk kavramları hakkındaki bilinç düzeylerini ölçmek ve farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir.
İstatistiksel analizlerin yapılmasında SPSS Paket programı kullanılmıştır.Nowadays, pschyosocial aspect of occupational health and safety gains importance day by day.
Determination and prevention of psychosocial hazard and risks seems to be ignored by The
Occupational Health and Safety Law (No. 6331).
In literature, the difference between pschyosocial risks and hazards is not identified adequately,
in addition these two terms are confused to each other. Because the importance of pschyosocial factors
in occupational health and safety is not understood enough, this situation cause to fail in observing and
finding solution to the problems of workplace environment. In order to build healthy workplace
atmosphere, these hazards and risks have to be prevented and eliminated. Pschyosocial hazards and
risks cause stress, depression, suicide and distrupt the organization’s function.
It is aimed to point out the differences between two concepts, which are seemed to be
complicated and confused to each other in the literature, with this thesis. In the application part of the
thesis, it is targeted to measure consciousness level of workers of a firm, which operates in construction
sector in Mersin, about pschyosocial hazards and risk concepts and to build awareness about these terms
by applying questionnaire to the workers. SPSS Software Package was used for statistical analyses
Investigation of the effect of ceramic, carbon and ceramic-carbon coated brake discs on braking performance
Araçlarda duruş mesafesi ve fren kabiliyeti can ve mal kaybını önlemede büyük önem
taşımaktadır. Frenler; hareket halinde olan aracı yavaşlatmak ve durdurmak, taşıtın hızını kontrol altında
tutmak ve diğer taraftan duran taşıtı yerinde tespit freni ile sabitlemek için kullanılır. Frenler; kinetik
enerji veya potansiyel enerjinin sürtünme, hız ve kütle ile birlikte ısı enerjisi üretmesi, oluşan bu ısının
atılması gibi iki ana işlevi yerine getirir. Frenleme anında, iki parçanın yani disk ve balata malzemesi için
belirlenmiş termik sabit sıcaklığın üstüne çıkıldığında balatanın sürtünme katsayısı düşmektedir. Diskte
ise ani soğuma ve sıcaklık artışı, sıcaklığa bağlı yorulma kaynaklı çatlamalara ya da deformasyonlara
neden olmaktadır. Sonuç olarak frenleme performansı düşüşe geçmektedir. Çalışmamızda dört adet binek
otomobilin fren diski alınıp, kıyaslama için bir adet i kaplanmamış (orijinal bırakılmış), diğerleri ise
seramik, karbon ve seramik-karbon olarak yüzey kaplama yöntemleri ile kaplama yapılmıştır.
Kaplamalarda amaç, sürtünme katsayılarının yükseltilmesi, sıcaklıklarının azalması ve darbe
dayanımlarının arttırılması hedeflenmektedir. Disklerin ve balataların mikroskobik yüzey incelemeleri,
yüzey sertlik ölçümleri, yüzey pürüzlük ölçümleri, test öncesi ve sonrası ölçümleri yapıldı. SAE’nin J
2522 (Glabol etkinlik değerlendirmesi) standardına uygun, mümkün olan en eşit koşullarda fren
dinamometresinde geniş ve kapsamlı fren etkinlik testine sokuldu. Testlerde disk-balata ikilisinin aşınma,
sürtünme ve sıcaklığa bağlı fren zayıflaması davranışları incelendi.Vehicles may have stalling distance and braking capability, and the loss of goods is a major
concern. Brakes; slowing down and resetting the speed of the vehicle, to control the speed of the vehicle.
Brakes; kinetic energy, or potential energy produced by friction, velocity, and mass. Braking is surprising,
to make the fit of two pieces of disc and shoe material clear. Cracks or deformations are caused on the
disc in case of sudden cooling and heat-related fatigue. As a result, the braking performance has been
reduced. Vehicle gin disc is taken, one is coated, the surfaces are coated with carbon, ceramic and carbon.
The purpose of the coatings is to increase the coefficient of friction, decrease the temperatures and
increase the impact strength. Microscopic surface scans of discs and paddles, surface hardness
measurements, surface roughness measurements, pre- and post-test measurements were performed. SAE
was introduced into a wide and appropriate brake activity test, in accordance with J2522 (Glabol
efficiency grade) standard. In the tests, the behavior of the brake lining due to wear, friction and
temperature was examined
Green supply chain management sample of Mersin province
Sanayi Devrimi ile birlikte küreselleşen dünyada rekabet edilebilirlik işletmeler için daha
önemli hale gelmiştir. İşletmeler birbirleriyle rekabet edebilmek için çevreye verdikleri zararı gözardı
etmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda, işletmelerin havaya yaydığı zararlı gazlar, sulara bırakılan
kimyasal maddeler ve katı atıklar gibi olumsuz etkiler doğada kalıcı zararlara sebep olmuştur. Bu
sorunlar ile baş edebilmek için başta gelişmiş devletler olmak üzere uluslararası büyük işletmeler,
sivil toplum örgütleri ve çevre bilinci olan tüketiciler çevreye verilen zararın en az düzeye indirilmesi
hususunda çalışmalar yapmaktadır. Bu uygulamaların bir tanesi de yeşil tedarik zinciri yönetimidir.
Yeşil tedarik zinciri yönetimi hem işletmeye hem de çevreye fayda sağladığı için tüm sektörlerde
uygulanması gerekmektedir. Bu sektörlerden biri de gıda sektörüdür. Gıda sektörü; tarım ürünlerinin
değerlendirilmesi, sanayiye hammadde temini, toplumun beslenmesi, istihdama ve dış ticarete katkısı
sebebiyle her ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınması için büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden gıda
sektöründe üretim arzının arttırılabilmesi ve sürdürülebilirlik konusunda bilincin sağlanabilmesi için
yeşil tedarik zinciri yönetimi oldukça önemlidir. Araştırmanın amacı, yeşil uygulamaların ve yeşil
tedarik zincirine zorlayan nedenlerin işletme performansı üzerindeki etkisini ortaya çıkartmaktır.
Araştırmanın örneklemi Mersin’de faaliyet gösteren gıda ürünleri imalatı yapan 114 işletmeden
oluşmaktadır. Araştırmada anket yolu ile elde edilen veriler faktör, korelasyon ve regresyon analizine
tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda yeşil tedarik zinciri uygulamalarının ve yeşil tedarik zinciri
yönetimine zorlayan nedenlerin işletme performansını etkilediği tespit edilmiştir.In the globalized world, with the Industrial Revolution, competitiveness has become more
important for enterprises. In order to compete with each other, businesses have started to ignore the
damage they cause to the environment. As a result, adverse effects such as harmful gases emitted to
the air, chemicals released to the waters and solid wastes have started to cause permanent damage to
the environment. In order to cope with these problems, especially developed countries, international
large enterprises, non-governmental organizations and environmentally conscious consumers are
working to minimize the damage to the environment. One of these applications is green supply chain
management. Since green supply chain management benefits both the business and the environment,
it must be implemented in all sectors. One of these sectors is the food sector. Food industry; It is of
great importance for the economic and social development of each country because of the evaluation
of agricultural products, supply of raw materials to industry, nutrition of society, contribution to
employment and foreign trade. For this reason, green supply chain management is very important in
order to increase the production supply in the food sector and to raise awareness about sustainability.
The aim of the research is to find out the impact of green supply chain implementations and GSCM
pressure/driver practices on business performance. The sample of the research consists of 114
enterprises that produce food products in Mersin. In the research, the data obtained through the survey
were analyzed by factor analysis, correlation analysis and regression analysis. As a result of the
research, green supply chain implementations and GSCM pressure/driver practices affected business
performance