Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
    6529 research outputs found

    Hemofili hastası çocuk ve adölesanlarda ağız ve diğ sağlığı bulgularının değerlendirilmesi

    No full text
    Amaç: Çalışmamızın amacı hemofili hastası çocuk ve adölesanların, diş çürüğü, oral hijyen durumları, tükürük tamponlama kapasitesi, tükürük akış hızı, Streptococcus mutans (S. mutans) ve laktobasil seviyelerini değerlendirmek, yaş ve cinsiyet ile uyumlu sağlıklı hastalarla sonuçları karşılaştırmaktır. Yöntem: Yaşları 4-17 (ort: 9,90±4,38) arası değişen, 43 hemofilili erkek ve yaşları 6-15 (ort: 9,62±2,34) arası değişen sağlıklı 40 erkek çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Hemofili hastaları ve sağlıklı kontrol grubunun başlangıç oral hijyen indeksi (OHI), plak indeksi (PI), gingival indeksi (GI), diş taşı indeksi, DMFT, dft, tükürük akış hızı, tükürük tamponlama kapasitesi ve S. mutans ve laktobasil değerleri kaydedilmiştir. Oral hijyen eğitimleri verilip, gerekli tedavileri için ilgili kliniklere yönlendirilen hemofili hastalarının altıncı ayda aynı ölçümleri tekrar yapılmış ve elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun başlangıç OHI, PI, GI, diş taşı indeksi, DMFT değeri ve S. mutans düzeyi kontrol grubundan istatistiki olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,005). Çalışma grubunun 6 ay sonraki OHI, PI, diş taşı indeksi ve S. mutans seviyelerinde başlangıç değerlerine göre anlamlı bir iyileşme görülmüş olup, kontrol grubu ile aralarındaki istatistiksel farklılık ortadan kalkmıştır. Çalışma grubu tükürük akış hızı ve tamponlama kapasitesinin altıncı ayda arttığı görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Hemofili hastalarına oral hijyen eğitimleri verildikten sonra yapılan 6. ay kontrol randevularında oral hijyen durumunun istatistiki olarak anlamlı ölçüde düzeldiği ve sağlıklı kontrol grubuyla aynı seviyeye geldiği görülmüştür. Bu sebeple, sistemik hastalıklara sahip çocuklarda, multidisipliner tedavi yaklaşımı önemlidir

    Nicotiana Benthamiana bitkisinde in vivo Endo H ile deglikozile edilmiş PA83'ün diğer PA83 formları ile karşılıklı stabilite çalışmaları

    No full text
    Şarbon hastalığının etken organizması olan Bacillus anthracis, genellikle otçul hayvanların yaygın şekilde aşılanamadığı ülkelerde ortaya çıkmaktadır. Bu bakteri insanlara kutanöz, gastrointestinal veya sporlarının solunması ile ortaya çıkan inhalasyon formu ile bulaşabilmektedir. Bakterinin spor formu, sahip olduğu yüksek ölüm oranları ve uzun zamandır potansiyel bir biyolojik savaş ajanı olarak kabul edilmesiyle bilim adamlarını hızlı ve etkili bir şekilde koruyucu bağışıklık sağlayan, gelişmiş bir güvenlik profiline sahip, rekombinant aşılar geliştirmeye yöneltmiştir. Rekombinant protein ekspresyon sistemleri arasında yer alan bitkiler, diğer ekspresyon sistemlerine kıyasla düşük maliyetleri ve uygun güvenlik profilleri ile umut verici bir platformunu temsil etmektedir. Ancak B. anthracis PA'sı, ökaryotik sistemlerde ekspresyon sırasında anormal şekilde glikozile olabilen potansiyel N-bağlı glikozilasyon bölgeleri içermektedir. Daha önceki çalışmalar, glikozile edilmemiş bir pp-PA83 formunu, peptit-N-glikosidaz F (PNGase F) enzimi ile birlikte ekspresyonuna dayanan bir In vivo deglikozilasyon yaklaşımını Nicotiana benthamiana'da tasarlayarak üretmişlerdir (Mamedov vd. 2016). Laboratuvarımızda gerçekleştirilen çalışmaların sonraki aşamalarında başka bir deglikozile edici enzim olan Endo-β-N-asetilglukosaminidaz H (Endo H)'in, PNGase F enziminin katalizi sırasında meydana gelen deaminasyona sebebiyet vermeden proteini katalizlediği bulunmuştur (Mamedov vd. 2017). Bu tez çalışmasında Endo H tarafından bu şekilde In vivo olarak üretilen deglikozile PA83 proteini, PNGase F ile deglikozile edilen muadili ve proteinin glikozile formu saflaştırma deneylerinden sonra farklı zaman periyotlarında ve sıcaklıklarda uzun stabilite testlerine tabii tutulmuştur. Endo H ile deglikozile edilen PA83, uzun zaman dilimlerinde dahi diğer PA83 formlarından daha iyi bir stabilite gösterdiği kanıtlanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar, bitki üretimli deglikozile PA83'ün şarbona karşı güvenli, etkili ve düşük maliyetli bir rekombinant alt ünite aşısı için iyi bir aday olabileceği göstermektedir

    Richard Rorty'de bilim ve siyaset felsefesi

    No full text
    Richard Rorty, kendisinin "doğanın aynası" olarak adlandırdığı geleneksel felsefe anlayışını Platon'dan Descartes, Kant ve Analitik düşünürlerine kadar takip ederek ciddi bir şekilde eleştirmiştir. O, felsefeye onarımcı bir yöntemle yaklaşarak zihin doğası ve özne-nesne ayrımı gibi geleneksel felsefenin sorunsallarının çözülmek yerine kenara bırakılması gerektiğini söylemiştir. Böylece epistemolojinin en çok tartışma konusu olan "gerçeklik" kuramı dış dünyayı doğrudan yansıtma olarak değil toplumsal pratik olarak tarif etmiştir. Bu yaklaşım onun düşüncesinde pragmatizmi siyasallaştırmasına yol açmıştır. Böylece O, Pragmatizmi politik liberalizmin gereksinimlerini elverişli hala getiren bir düşünce tipi olarak tanımlayarak pragmatizmin filozoflara tanıdık gelebilecek versiyonunu göstermiştir. Liberal demokrasinin Aydınlanma rasyonalizminden ayrılma zamanının geldiğini söyleyen Rorty felsefenin demokrasinin üstünlüğünü garanti altına alabilecek evrensel ve değişmez argümanlar sunamadığını söylemiştir. O, postmodernist ve pragmatist görüşleriyle bilim felsefesine de ayni yöntemle yaklaşmıştır. Bilim felsefesinde tartışılan kesinlik, nesnellik, yöntemsel gibi kuramları çerçevesinde tarif edilen güçlü akıl kuramı yerine güç gerektirmeyen toplumsal anlaşma çerçevesinde tarif edilen zayıf akıl kuramını yerleştirmiştir. Böylece bilimi Pozitivist ve mantıkçı pozitivist düşünürlerinden farklı olarak ele alan Rorty felsefe, bilim ve siyaset arasında pragmatik bir bağ kurarak insan bilimi ile doğa bilimi arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıştır. Böylelikle, aydınlanma rasyonalitesini içermeyen bir bilimsel siyaset felsefesi inşa etmiştir

    Örtü toprağı olarak perlitin verimikompostla birlikte kullanımının kültür mantarı yetiştiriciliğinde verim ve kaliteye olan etkisi

    No full text
    Bu çalışma vermikompostla birlikte perlit kullanımının kültür mantarı (Agaricus bisporus) yetiştiriciliğinde verim ve kaliteye olan etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama alanında bulunan iklim kontrollü mantar üretim odasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada örtü toprağı olarak torf (Kontrol-1) ve perlit (Kontrol-2) kullanılmış olup topraklardan sadece perlit ortamında; vermikompostun sıvı, katı ve sıvı ile katı formunun birlikte karışımından oluşan uygulamalar ve bunların farklı dozları denenmiştir. Örtü toprağı olarak perlit ortamında yapılan uygulama şekli ve dozları: Sıvı Vermikompost1 (S1), Sıvı Vermikompost2 (S2), Sıvı Vermikompost3 (S3), Katı Vermikompost1 (K1), Katı Vermikompost2 (K2), Katı Vermikompost3 (K3), Sıvı+Katı vermikompost1 (SK1), Sıvı+Katı vermikompost2 (SK2), Sıvı+Katı vermikompost3 (SK3) olarak planlanmıştır. Araştırmada toplam mantar verimi, pazarlanabilir mantar verimi, ilk iki flaş toplam mantar verimi, 1. Flaş mantar verimi, 2. Flaş mantar verimi, 3. Flaş mantar verimi, erkencilik, ortalama meyve ağırlığı, mekanik sertlik, kuru madde miktarı ve karpoforda yapılan L, a* ve b* renk değerleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda geleneksel örtü toprağı ile kıyaslandığında en yüksek toplam verim 35.69 kg 100 kg-1 değerle Katı Vermikompost2 (K2) uygulamasından elde edilmiştir. İlk iki flaş veriminde en yüksek değerler Kontrol-1 (31.10 kg) ve Katı Vermikompost (K2) (31.22 kg) 'den elde edilmiştir. Çalışma sonucunda perlit ortamına karıştırılan sıvı, katı ve sıvı+katı formlardaki vermikompost uygulamalarının mantar verimine oldukça olumlu etki ettiği, kimi uygulamaların kontrol sonuçlarıyla benzer veya kontrole göre verimi arttırdığı görülmüş ve torfa alternatif bir örtü materyali olma potansiyelinde olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte oldukça heyecan verici sonuçlar nedeniyle; araştırmanın örtü toprağı kaynaklı hastalık ve zararlı yönetimine köklü bir çözüm getirmesi, hem çevreci hem de sürdürülebilir nitelikte olması nedeniyle, Türk Patent Enstitüsüne başvuruda bulunulmuş, araştırma sonuçları 26/06/2019 tarih ve 2019/09514 sayı ile Sicile kaydedilmiştir

    İnsansız hava araçları'nın lojistik sektöründe kullanılmasına ilişkin profesyonel algılamaları: bazı meslek grupları ve dron pilotları üzerinde bir araştırma

    No full text
    Günümüzde lojistik faaliyetlerin teknolojiye uyum düzeyi işletmeler için rekabete tesir eden önemli bir parametre haline gelmiştir. Yeni milenyumun başından itibaren gelişme ivmesi artan taşıma araç ve vasıtaları hem taşımacılık hem de uluslararası ticaret açısından adeta devrim niteliğinde gelişmelerin eşiğinde olduğunu göstermektedir. Bu gelişimin önemli yapı taşlarından birisi hava taşımacılığı olmuştur. Yine son yıllarda hava taşımacılığının gelişme alanı en fazla olan boyutlarından birini de insansız hava araçları teknolojileri oluşturmaktadır. Bu bağlamda İnsansız Hava Araçları'na (Drone'lara) ilgi sivil amaçlarla kullanımı düşük maliyet ve teknolojik gelişme nedeniyle her geçen gün daha da artmaktadır, bundan daha önemlisi İHA'ların profesyonel lojistik faaliyetlerde kullanımı birçok ulusal ve uluslararası organizasyonun Ar-Ge planlamalarında daha fazla yer almaktadır. 21. yüzyılın Drone Çağı ile adlandırıldığı bir zamanda, İnsansız Hava Araçları (İHA) üzerine yapılan çalışmalar, havacılık sektörünün son 20 yılda gündeme damgasını vuran, dikkatleri üzerine çeken çalışmalar olarak değerlendirilmektedir. Geçmişten günümüze bu alanda yapılan çalışmalar, teknolojik gelişime bağlı olarak hızlı bir ivme ile artış göstermiştir. Ülkemizde ise, özellikle savunma sektöründe İHA faaliyetleri adeta parlayan bir yıldız görüntüsü vermekle birlikte, sivil ticari kullanım düzeyine ilişkin uygulamalar oldukça sınırlıdır. Akademik bağlamda değerlendirildiğinde ise bu konuda yazılı literatürde kayda değer bir boşluk olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada; bir taşımacılık modu olarak hava taşımacılığı içerisinde İHA'ların lojistik maksada dönük olarak kullanılabilirliği konusu, profesyonel algılamaları bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırmada ayrıca İnsansız Hava Aracı Kullanımı Lojistik Faaliyet arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Bu amaçlara dayalı olarak öncelikle birinci ve ikinci bölümde derinlemesine bir literatür taraması yapılmış, müteakiben girişilen alan araştırması için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) onaylı lisansa sahip İHA0 ve İHA1 pilotları evren olarak alınmıştır. Toplam 301 İHA pilotuna uygulanan anket sonuçları istatistik analizlerle değerlendirilmiş, bulgular sıralanmış ve sınıflandırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre İnsansız Hava Araçları'nın Lojistik sektöründe kullanılmasına yönelik Drone pilotlarının profesyonel algılamalarında demografik değişkenlere göre bir farklılığa neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca İnsansız Hava Araçları ile lojistik faaliyet arasındaki pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır. Bu tez çalışmasının İHA'ların Lojistik sektöründe kullanılmasına ilişkin ilk çalışmalardan biri olması yönüyle önem taşıdığı, sonuçlarının hem konuya ilgi duyan akademisyenlere hem de alandaki uygulayıcılara katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir

    Maguindanao'daki silahlı çatışmanın ilköğretim okullarında öğrenci akademik performansına etkisi

    No full text
    Silahlı çatışma, dünyanın bir kısmının karşı karşıya olduğu ciddi bir sorundur. İnsanların çektiği acıların, yoksulluğun, insani gelişme ve ekonomik istikrarın geri planda kalmasının temel nedenidir. Unicef (2011) raporuna göre, 2011 yılında ilköğretim çağındaki 57 milyon çocuğun okula gitmediği tahmin edilmiştir. Bu çocukların 13 milyondan fazlası silahlı çatışmalardan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen ülkelerdedir (Unicef, 2015). Öğretmenler, çocuklar ve eğitim performansı her zaman silahlı çatışmanın ön saflarında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, genel olarak silahlı çatışmalar sırasında öğrencilerin eğitimlerinin ne derecede etkilendiğini ortaya koymaktır. Bu amaçla, silahlı çatışmalar nedeniyle ailelerin yer değiştirmesinin, okul altyapısının yıkılmasının, geçim kaynaklarının tahrip edilmesinin, öğretmenlerin görevlerini yapabilme durumlarının öğrencilerin akademik performanslarını ne ölçüde etkilediğini değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemine uygun bütüncül çoklu durum şeklinde tasarlanmıştır. Çalışma, Filipinler'in Maguindanao bölgesindeki beş ilköğretim okulundan beş okul müdürü ve on öğretmen ile yapılmıştır. Veriler, dokuz sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formuyla ses cihazına kaydedilmesi yoluyla toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, silahlı çatışma hem yerel hem de ulusal düzeyde etkilidir. Genelde insanların yaşam durumunu etkiler. Öğrencilerin eğitimini ise, ailelerin yerinden olması, mülklerin imha edilmesi, ailelerin geçim kaynaklarının kesilmesi ve öğretmen faaliyetlerinin engellenmesi gibi nedenlerle kısıtlanmakta yada öğretimin tamamen ortadan kalkması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Müdürler ve öğretmenler, silahlı çatışmanın öğrencilerin okulu bırakması, okula devamsızlık ve düşük akademik performansla sonuçlandığını belirtmişlerdir. Katılımcılar, silahlı çatışmanın okul mülklerini ve ders araçlarını tahrip etmesi nedeniyle öğretmen faaliyetlerini etkilediğini ve bunun da öğrencinin performansına etkisi olduğunu söylemişlerdir. Sonuç olarak, öğrencilerin eğitimi ve öğretmenlerin faaliyetleri silahlı çatışma süresince kesintiye uğramış ve öğrenciler devamsızlık, okulu bırakma, ruh hali bozukluğu ve düşük performans gösterme durumlarını sergilemişlerdir. İyi öğrenim kalitesi, öğrencilerin gelişim performansı ve okul işleyişi bu tür sorunlardan etkilenir. Okul idaresi ve öğretmenler, silahlı çatışmanın öğrencilerin performansları ve eğitimin gelişimi üzerindeki etkilerini iyi yönetmelidir

    Saklıkent bölgesi (Korkuteli, Antalya) mermerlerinin jeolojisi, fiziko mekanik, kimyasal özellikleri, mermer plakası epoksi uygulamasında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

    No full text
    Jeolojik olarak mermer; dolomitik kireçtaşları gibi doğal kayaçların başkalaşım geçirdikten sonra yeniden kristalleşmesi ile oluşan başkalaşım geçirmiş kayaçlardır. Ticari olarak mermer; istenilen boyutta kesilip, cilalanıp, parlatılabilen ve istenilen şekilde ebatlanabilen kayaçları temsil etmektedir. Çalışmanın amacı, Saklıkent-Korkuteli bölgesinde bulunan mermerlerin fizikomekanik özelliklerinin Türkiye Standartlarına göre yorumlaması yapılarak, mermer plaka tamiri işlemi olan epoksi uygulamasında karşılaşılan sorunları tespit ederek çözüm önerileri sunmaktır. Mermer ocağından alınan numunelerin XRF analizleri yapılarak elde edilen jeokimyasal sonuçlara sonuçlara göre jeoistatistik olarak değerlendirilip gerekli yorumlamalar yapılmıştır. Mermer ocağından elde edilen iki çeşit mermerinde don sonrası ağırlık kaybının, basınç dayanımının, eğilme ve aşınma dayanım değerlerinin Ts 1910 kaplama olarak ve Ts 10449 doğal yapı taşı standartlarını ortak olarak karşıladığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca epoksi uygulama sırasında mermer plakasının su içeriğinin, epoksi sonrası file seçiminin, epoksi son kullanma tarihinin, epoksi hattında çalışan personelin değişim sıklığının ve günlük epoksi uygulanmış plaka sayısının önemli olduğunu göstermektedir

    Türkiye'de yayılış gösteren ALKANNA TAUSCH (BORAGINACEAE) cinsine ait taksonların moleküler sistematiği

    No full text
    AlkannaTausch cinsi dünya üzerinde yaklaşık 67 türden oluşan, Akdeniz ve İran-Turan bölgelerinde yayılış gösteren küçük bir cinstir. Dünya da yayılış gösteren Alkannatürlerinin yarıdan fazlası ülkemizde bulunmaktadır. Bu çalışmada ülkemizde yayılış gösteren Alkanna cinsinin filogenetikilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Türkiye‟de kaydedilen45 taksondan (39 tür)A. viscidulaBoiss., A.stribrnyi Velen.ve A. shattuckia Posttürleri toplanamadığı için42 takson(36 tür)ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan arazi çalışmaları ile moleküler ve morfolojik verileri elde etmek için 100 farklı lokaliteden yaklaşık 250 örnek toplanmıştır. Bu örneklerden cpDNA trnL-F ve nrDNA ITSbölgelerinin dizileri edinilmiş ve edinilen bu DNA dizileri kullanılarak maksimum parsimoni,maksimum olasılık ve Bayesian filogenetik analizleri gerçekleştirilmiştir. ITSdizileri ile yapılan çalışmada NCBI‟dan Türkiye‟de yayılış gösteren türlere ait 25 sekans dizisi ile Türkiye Florası‟nda bulunmayan A. pindicola Hausskn., A. sandwithiiRech.f.ve A. scardica Griseb. türleri de yer almıştır.Alkannacinsinin monofilisi hem trnL-F DNA bölgesi hem de ITSDNA bölgesi tarafındanyüksek oranda desteklenmiştir. ITSbölgesi, trnL-Fbölgesine göre daha bilgi verici bulunmuş, Alkannataksonlarının filogenetik ilişkilerini daha iyi çözmüştür. trnL-F bölgesi Alkannataksonlarının filogenetik ilişkilerini çözmede yetersiz kalmıştır. ITSbölgesinegöre yapılan analizler cins içerisinde Batı ve Doğu olmak üzere iki tür grubuna işaret etmektedir. Bu çalışma tür gruplarını göstermesi açısından da ilk çalışmadır. Buna göreAlkannataksonlarının filogenetik ilişkileri ile yayılışları arasında paralel bir ilişki olduğu saptanmıştır. Doğu ve Batı tür gruplarını oluşturan taksonların ait oldukları fitocoğrafik bölgeler incelendiğinde birkaç istisna takson dışında, Doğu tür grubu genellikle İran-Turan fitocoğrafik bölgesine ait taksonlardan oluşurken, Batı tür grubunun Akdeniz fitocoğrafik bölgesine ait taksonlardan oluştuğu belirlenmiştir. Doğu ve Batı tür gruplarında habitat tercihine göre de toprak ve kayalık alanda yetişen taksonlar olarak da bir ayrımın söz konusu olduğu belirlenmiştir. Simpatrik yayılış gösteren farklı türler arası haplotip paylaşımı oldukça yaygın bulunmuştur. Bu durum lokal olarak farklılaşmayı desteklememektedir. Haplotip iipaylaşımı türler arası gen havuzlarının birbirlerinden tam olarak ayrılmadığı görüşünü desteklemiştir.Daha önce A. angustifoliaSümbülolarak yayınlanan ve sonrasındaA. verecundatürü ile sinonim yapılan Akseki ve Taşkent A. verecundapopulasyonlarının ITSdizilerinin aynı çıkması ve ortak haplotipe sahip olmaları aynı tür oldukları görüşünü desteklemektedir. Dahaönce IUCN kırmızı listesinde „Yetersiz Verili (DD)‟ sınıfında yer alan A. amanatürü bu çalışma kapsamında 2015 yılında Amanos dağlarından yeniden toplanarak „Kritik (CR)‟ tehlike kategorisi önerilmiştir. Alkannataksonlarının akrabalıkilişkilerinin ortaya konulması amacıyla moleküler verilerin yanında morfolojik verilerde kullanılmıştır. Morfolojik çalışmalar kapsamında Alkanna cinsine yeni eklenen türlerin de yer aldığı yeni bir teşhis anahtarı oluşturulmuş, cinsin betimi yapılmış ve türlerin tanıtımı verilmiştir. Alkanna cinsine ait 42 taksonda toplam 18 farklı morfolojik karakter belirlenerek maksimum parsimoni analizi gerçekleştirilmiştir. ITSbölgesinden elde edilen filogenetik ağaçlar Alkanna cinsi içerisindefenotipik taksonların statülerini kısmi olarak desteklemiştir. Bu çalışmada hem genetik hemde fenotipik veriler kullanılarak cinse ait taksonların statüleri sınanmıştır. Tez konusu kapsamında Türkiye‟de yetişen Alkannataksonları moleküler verilere göre filogenetik ilişkileri yönünden incelenmiştir. Filogenetik analizler akrabalık ilişkilerineve yayılışlarına dair açıklayıcı bilgiler vermiştir. Bu bağlamda yapılan bu araştırma ülkemizde Alkannacinsine ait taksonların filogenetik ilişkilerini iki farklı DNAbölgesine göre açıklamaya çalışan kapsamlı ilk çalışmadır. Alkannacinsinin filogenetik ilişkilerinin bütünüyle çözülebilmesi için farklı gen bölgelerinin kullanılması gerektiği öngörülmüştür

    Antalya körfezi ve yakın çevresinde aletsel dönemde oluşmuş depremlerin tektonizma ile ilişkisi

    No full text
    Doğu Akdeniz Bölgesi'nde yer alan 35º-37º K paralelleri ile 30º-31º D meridyenleri arasında sınırlandırılmış bölge için M.Ö. 141 – M.S. 2019 yıllarını kapsayan zaman diliminde oluşan deprem verileri Coğrafi Bilgi Sistemleri (GIS) kullanılarak sayısallaştırılmıştır. Antalya Körfezi ve çevresinin sismik aktivitesi değerlendirilerek depremlerin yoğunluk oluşturduğu bölgeler belirlenmiştir. Meydana gelen depremlerin episantr değerleri ve büyüklüğü gibi parametreler incelenmiştir. Parametreler değerlendirilip, ilgili grafikler elde edilmiştir. Geçmiş çalışmalarda belirlenmiş olan faylar ve deprem kataloğundan elde edilen veriler arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Antalya Körfezi ve çevresinde meydana gelen depremlerin yıllara, derinliklerine ve büyüklüklerine göre dağılımları incelenmiştir. 3704 deprem verisi değerlendirildiğinde Antalya Havzası'nda meydana gelen depremlerin dağılımları belirli bir düzen içinde olmayıp genel olarak dağınık şekilde olduğu gözlenmiştir. Bölgenin sismisitesi incelendiğinde bölgedeki meydana gelen depremlerin %84'ünün sığ odaklı depremler olduğu anlaşılmıştır. Doğu Akdeniz tektonizmasının şekillenmesinde Nubia Levhası, Avrasya Levhası ve Arabistan Levhası'nın yerdeğiştirmesi etkili olmuştur. Antalya Körfezi nin güneyinde yer alan Helenik (Ege) ve Kıbrıs Yayları çevresinde sismik aktivite daha fazla olduğu belirlenmiştir. Antalya Körfezi ve çevresindeki batimetrik yükselti kıyıdan Anaximander Deniz Dağı ve Florence Yükselimi'ne doğru yükseldiği gözlemlenmiştir. Bölgede yer alan hâkim fay çeşidinin doğrultu atımlı faylanma olduğu görülmektedir Antalya Fay Zonu olarak adlandırılan bölgede ise normal fayların olduğu gözlenen diğer sonuçlar arasındadır

    853

    full texts

    6,529

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Akdeniz Üniversitesi DSpace
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇