Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
    6529 research outputs found

    Yeni kronoloji ve yeni bulgular ışığında Phryg seramiği ve yayılım alanı

    No full text
    Anadolu toprakları Antik dönem boyunca birçok topluluğa ev sahipliği yapmıştır. Bu önemli topluluklarından birisi de MÖ 2. binyıl sonlarında bir göç hareketiyle Anadolu'ya gelen Phrygler'dir. Phrygler inanç sistemleri, sosyo-ekonomik ilişkileri, mimarisi, seramik üretimi, tekstil ve madencilikteki becerileri ve efsaneleri ile kısacası bıraktıkları maddi ve manevi kültürel mirası ile Anadolu'nun tarihsel süreci içinde ön plana çıkan topluluklardan biri olmuştur. Gordion'da yürütülen kazı çalışmaları, Phryglerin MÖ 10. yüzyılda güçlü bir merkezi krallık görünümü aldığını göstermektedir. Eldeki tez çalışmasında amaç, Phryg seramiğinin gerek başkent Gordion'daki gerekse de diğer yayılım gösterdiği alanlardaki örnekleri ile birlikte ele alınıp, Erken Demir Çağı'ndan başlayarak Orta Phryg Dönemi sonlarına kadar devam eden süreçte tipolojileri ve kronolojileri değerlendirilerek güncel sonuçların bir bütün halinde sunulmasıdır. Phryg seramiği Anadolu'nun batı platosu merkezli olmak üzere, Anadolu'nun birçok yerinde görülmektedir. Fakat bu konuda şu ana kadar yapılan çalışmalar seramik yoğunluğuna göre oldukça sınırlı sayıdadır. Bu durum Phryg seramiği hakkında yapılan araştırma sırasında karşılaşılan zorluklardan biri olarak belirtilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu tez içerisinde Phryg seramiği, Gordion merkezli çalışılmıştır. Bu durumun ana sebebi Gordionda'ki yerleşim katmanlarının çok iyi bilinmekte olmasıdır. Diğer bir sebep ise Gordion'da karşımıza çıkan seramik geleneğinin MÖ 9. yüzyıldan MÖ 4. yüzyıla kadar aralıksız devam etmesi ve benzer durumun Phryglerin birincil yerleşim yerlerinden olan batı platosundaki kentlerinde de görülmesinden kaynaklanmaktadır. Phryg seramiğinin yayılım alanını belirlemek için toplam 120 civarı buluntu veren merkez incelenmiştir. Bu merkezlerden 73 tanesi Kızılırmak'ın batısında, 45 tanesi ise doğusunda yer almaktadır. Kızılırmak'ın doğusu ile batısında karşılaşılan seramik geleneklerinin birbirinden farklı olmasından kaynaklı olarak, tez kapsamında varılan sonuçlarında değerlendirilmesiyle birlikte Phrygia'nın batı ve orta bölümlerinde görülen seramik geleneğinin Phryg seramiği için en temel şekilde kabul edilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Ayrıca Kızılırmak Kavsi içerisinde ve Tabal Ülkesi'nde karşılaşılan Alişar IV seramik geleneğinin her ne kadar Phryg seramiği ile benzer birçok noktası olsa da ayrıldığı noktaları da göz önünde bulundurarak şu an için Phryg seramiği kapsamında değerlendirilmemesi gerekmektedir

    Akdeniz ve Ege bölgesinde yetiştirilen buğdaylarda sarı pas (Puccinia striiformis f. sp. tritici) ırklarının belirlenmesi

    No full text
    Puccinia striiformis f. sp. tritici (Pst)'nin neden olduğu sarı pas, buğdayın en önemli hastalıklarından birisidir. Bu çalışmada, 2018 ve 2019 üretim sezonlarında Akdeniz ve Ege bölgelerinde buğday yetiştirilen alanlardan Pst izolatları toplanmıştır. Her iki bölgeden toplanan Pst izolatlarının virülensliklerini belirlemek ve SSR primerleri ile izolatlar arasındaki genetik farklılığı ortaya koymak amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Virülens testi sonuçlarına göre, izolatların çoğunun dayanıklılık genleri üzerinde farklı virülenslik frekansına Yr6 (%100), Yr9 (%84), Yr7 (%78), Yr1 (%50), Yr8 (%50), Yr43 (%47), YrSp (%41) Yr17 (%38), Yr27 (%31), Yr10 (%25), Yr24 (%22), Yr32 (%22), Yr44 (%6) ve YrTr1 (%6) sahip oldukları belirlenmiş ve izolatlar 6 virülens grup (VG) içinde kümelenmiştir. Tüm izolatların sadece Yr5 ve Yr15'e karşı avirülent olduğu saptanmıştır. Ayrıca, izolatlar genotipik verilere göre 4 moleküler grupta (MG) kümelenmiş ve Ege bölgesindeki izolatlar tüm MG'ler içinde yer alırken, Akdeniz bölgesindeki izolatlar üç MG'de (MG1, MG2 ve MG3) bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, moleküler varyans analizi sonuçları, izolatlar arasındaki genetik varyasyon %52.20 (p= 0.001) ve bölgeler içindeki izolatlar arasında %33.13 (p= 0.001) olarak hesaplanmıştır. Ancak, bölgeler arasındaki %14.66'lık genetik varyasyon (p= 0.129) istatistiksel açıdan önemli değildir. Virülens testleri ve genotipik verilere göre her iki bölgeninde karışık Pst yapısına sahip olduğunu ve bölgeler arasındaki göçün fazla olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, Pst'ye karşı dayanıklılık için yürütülen buğday ıslah programlarına katkı sağlayacak ve popülasyon yapısı ile patojen hareketinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır

    Apokrif ve kanonik metinler bağlamında Hristiyanlıkta kutsal metin anlayışı

    Full text link
    19. yüzyıl sonlarında başlayarak kademeli olarak devam eden apokrif metinlerin keşfi ile Batı'da apokrif metinlere ilgi artmış ve birçok araştırmaya konu olmuştur. Batılı araştırmacıların da ortaya koyduğu bilgiye göre, kilise tarafından meşru kabul edilen metinler kanonik, meşru kabul edilmeyen metinler ise apokrif olarak nitelendirilir. Hırsitiyanlığın ilk yıllarında, dinî metinlerin ilk örnekleri olarak kabul edilen Pavlus'un Mektupları'ndan itibaren inananlar tarafından birçok metin üretilmiş ve kullanılmıştır. Ancak sözü edilen metinlerden sadece 27 tanesi Yeni Ahit içerisinde yer bulabilmiştir. Kanon içerisine dahil olmayan ve apokrif olarak nitelenen eserlerin hangi gerekçelerle kanon dışı bırakıldıkları çalışmamızın ana sorusunu oluşturmaktadır. İfade edilen soruya cevap ararken Pavlus'un Hıristiyan inanç esaslarına etkisi, İsa'nın din anlayışı ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Hıristiyan cemaatler arasındaki mücadeleyi bilmek ve sözü edilen mücadeleden galip çıkarak Yeni Ahit Kanonu'nun şekillenmesinde etkili rol oynayan Ortodoks anlayışı kavramak, konunun anlaşılmasına katkı sağlayacağından, zikredilen konulara da genel hatlarıyla değinilmiştir. Hırsitiyanlıkta dini metinlerin ortaya çıkış nedenleri aktarılmaya çalışılmış, Kanona niçin ihtiyaç duyulduğu üzerinde durulmuştur. Kanonun oluşum süreci aktarılarak konuya ışık tutulmaya çalışılmış, bu süreçte apokrif metinlerin serüveni konu edilmiştir. Kanon oluşturulurken bir metnin kanona dahil olabilmesi için sahip olması gereken kriterler sıralanmış ve apokrif metinlerin kanonik kabul edilmeme nedenlerini ortaya koyma gayreti gösterilmiştir. Ayrıca çalışmamız apokrif metinler hakkında bilgiler vererek Hıristiyanlıkta apokrif metin olgusuna dikkat çekmeyi amaçlamıştır

    Üçlü sarkaç izolatörlerle sismik olarak izole edilen çelik konstrüksiyon binaların optimum tasarımı

    No full text
    Sismik izolasyonun yapıların periyodunu artırdığı ve kat ötelemelerini düşürdüğü gerçeğini göz önünde bulundurarak, yapıların deprem dayanımı üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Fakat yapıların güvenli sınırlar içerisinde kalacak şekilde belirli deformasyonlara izin verilmesi kaydıyla izole binaların sabit tabanlı binalardan daha hafif tasarımlara sahip olabileceği ve böylece yapının tasarım maliyetini de düşürebileceği araştırılmalıdır. Bu çalışmanın amacı sismik izole ve sabit tabanlı yapıların optimum ağırlık tasarımlarını yapmak ve sonuçların karşılaştırılmasıyla sismik izolasyonun yapı ağırlığına etkisini gözlemlemektir. Araştırma için, 4 adet 2D çelik çerçeve ve 4 adet 3D uzay çelik çerçeve modeli tasarlanmıştır. Her bir çerçeve modeli hem sismik izole olarak hem de sabit tabanlı olarak ele alınmıştır. Sismik izolasyon için sürtünme bazlı izolatör aygıtlarından olan üçlü sürtünmeli sarkaç izolatör mesnetler kullanılmıştır. Optimum tasarımlar için yapay arı kolonisi, karga arama ve Archimedes optimizasyon algoritmalarına dayalı olarak bir optimizasyon programı geliştirilmiştir. Sınırlayıcı fonksiyonları katlar arası ötelenme, en üst kat ötelemesi, mukavemet ve geometrik sınırlayıcılardır ve bu sınırlayıcılar için LRFD-AISC yönetmeliğine uyulmuştur. Yürütülen optimizasyon analizleri sonucunda sismik izolasyonun yapıların ağırlığını önemli oranda azalttığı görülmüştür

    Myra kaya mezarları

    No full text

    Arkeolojik ve tarihi açıdan Doğu Kazakistan'daki Türk dönemi anıtları (VI-XII.yy.)

    No full text
    Erken Orta Çağ dönemi, Orta Asya nüfusunun ve bitişik bölgelerin etnik-kültürel oluşumundaki ana dönemlerden biridir. M.S. I. binyılın ikinci yarısında Orta Asya ve Güney Sibirya topraklarında Gök-Türk, Uygur Kağanlıkları, Yenisei'deki Kırgız ve İrtiş'teki KimekKıpçak konfederasyonu ve diğer bir dizi devlet düzeyindeki birlikleri ortaya çıktı, zirveye ulaştı ve yıkıldılar. Sayısız çeşitli arkeolojik anıtlar bırakmış Doğu Kazakistan kavimleri de bu devlet birliklerinin oluşturulmasında önemli yer aldılar. Bölgenin görkemli anıtları arasında kurganlar, taş heykeller, dörtgen ritüel yapılar, steller ve kaya resimleri bulunmaktadır. Coğrafi olarak, Doğu Kazakistan bölgesi bozkır ve orman-bozkır bölgesidir, kuzeyde güney Sibirya ile sınırlıdır. Doğu Kazakistan her zaman insan yaşamı için son derece elverişli bir bölge olmuştur. İrtiş ırmağının geniş vadileri, verimli toprakları, muhteşem çeşitli otlakları, sayısız demir dışı metal yatakları, çeşitli av hayvanları ile buzul sonrası dönemden beri insanları cezbetmiştir. Sibirya ve Altay'ı Yedisu ve tüm Orta Asya ile bağlayan bu bölge, kuşkusuz halkların tarihsel gelişiminde önemli bir rol oynadı. Ancak bu geniş mekânda Orta Çağ'da gerçekleşen tarihi olaylar ve insan kültürünün gelişim aşamaları hakkında bilgilerimiz eksik ve henüz daima bir kronolojik tablo oluşturmak için bilgiler yetersizdir. Kısmen bu araştırmada, bu kronolojik tablodaki en önemli tarihsel dönemlerden biri için bu boşluğu doldurumaya çalışırız. Tezin ana amacı, Orta Çağ Doğu Kazakistan topraklarında bulunan ve kronolojik ölçekte tahsis edilen Erken Türk Dönemi ve Kimek-Kıpçak kültürlerinin arasındaki sürekliliği maddi kültür verileri üzerine analiz yaparak göstermektedir. Araştırma süreci geniş bir kronolojik aralığı kapsamaktadır (M.S. I binyılın ortsası – M.S. II binyılın başlangıcı) ve bölgesel bir nitelikte yapılan çalışmadır. Temel araştırma yöntemleri, karşılaştırmalı-tipolojik ve retrospektif analiz unsurlarını içerir. Ek olarak, alan araştırmaları yöntemi kullanılmıştır

    Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığı ve terör örgütleri: ASALA-PKK-HİZBULAH örnekleri

    Full text link
    Terör örgütleri tarih boyunca devletler açısından bir güvenlik sorunu olarak varlığını devam ettirmiştir. Küreselleşmenin nispeten yavaş, dünyanın daha az etkileşimde bulunduğu dönemlerde yerel olarak kalan terör örgütleri, artan küresel ilişkilerle birlikte ulusüstü bir sorun olmaya başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelişen imkânlarla artan uluslararası ticaret, taşıma ve seyahat gibi etkenlerle küresel çapta ilişkiler daha da gelişmiştir. Ticaret, taşıma ve seyahat alanında yaşanan bu hızlı gelişim, geleneksel anlamdaki ulusal sınırları da silmeye başlamıştır. Artık ulusal sınırlar daha geçirgen ve kontrol edilmesi zor bir hal almıştır. Terör örgütleri de bu fırsatlardan yararlanarak küreselleşmeye ayak uydurmuşlar ve uluslararası tehditler haline gelmişlerdir. Ulusal güvenlik kavramı da bu süreçle birlikte farklılık göstermiştir. Özellikle Soğuk Savaş döneminde askeri bir anlam taşıyan güvenlik kavramı sonrasında sektörel güvenlik alanları olarak çeşitlenmeye başlamıştır. Sektörel Güvenlik kavramı açısından değerlendirildiğinde terör örgütlerinin hemen hemen her alanda tehdit unsuru oluşturduğu görülmektedir. Terör örgütleri, uluslararası suç örgütleri ile işbirliği yapmaya başlamış ve uluslararası suçlardan gelir elde etmeye başlamışlardır. Bu bağlamda uluslararası uyuşturucu madde kaçakçılığı terör örgütlerinin en önemli gelir kaynaklarından birisi olmuştur. Dünya uyuşturucu madde kaçakçılığı rotalarının en önemlilerinden olan Balkan Rotası üzerinde bulunan Türkiye de uyuşturucu madde kaçakçılığı konusunda büyük tehdit altındadır. Nitekim yarım asırdan fazladır ASALA, PKK, Hizbullah gibi terör örgütlerinin hedefinde olan Türkiye, terörle mücadelesinde, terörün finansmanı ile de mücadele noktasında da önemli bir yerde bulunmaktadır. Türkiye'nin uyuşturucu madde kaçakçılığı ile uluslararası her anlaşmaya taraf olması, uyuşturucu madde kaçakçılığı ile alakalı ağır yaptırımları bulunan hukuk kurallarının var olması Türkiye'nin bu mücadelede aktif rol aldığının göstergesidir. Ayrıca Türkiye'de uyuşturucu maddenin arzıyla mücadele eden adli birimlerin sahip olduğu deneyim, kapasite ve geçmiş döneme ait istatistikler de, Türkiye'nin dünyada uyuşturucu madde kaçakçılığı ile en önde mücadele eden ülkelerden birisi olduğunun göstergesidir

    Çok kültürlü okullarda iletişim ve etkileşimin incelenmesi: bir durum çalışması

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, çok kültürlü okullardaki iletişim ve etkileşimin diğer okullara göre farklılık gösteren yönlerini belirlemek, kültürel çeşitlilik ortamında paydaşlar arasındaki iletişim ve etkileşimin nasıl meydana geldiğini ve çok kültürlülüğün okuldaki iletişim üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini belirlemektir. Araştırmanın bir başka amacı ise öğrencilerin çok kültürlü ortamda bulunmalarının, onların birer dünya vatandaşı olarak yetişmeleri vegelecekte dünya barışına katkı sağlayabilecek duruma gelmeleri üzerindeki etkileri belirlemektir. Ayrıca bu çalışma ile çok kültürlü okul ortamının öğretmenlerin mesleki ve kişisel gelişimleri üzerinderki etkilerini saptamak hedeflenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden bütüncül tekli durum çalışması deseni kullanılmıştır. Çalışma, Antalya İl Mill Eğitim Müdürlüğü'ne bağlıDöşemealtı ilçesinde hizmet veren hem Millî Eğitim Bakanlığı hem de Uluslararası nitelikteki Cambridge programlarını birarada yürüten ve aykırı durum örneklemesine göre seçilmiş bir okulda yapılmıştır. Çalışma grubunu amaçlı örneklem yöntemlerinden maximum çeşitlilik örneklemesine göre seçilen özel okulda görevli 12 Türk öğretmen, 7 yabancı uyruklu öğretmen, 6 veli ve 5 personel oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında bireysel yüz yüze görüşmeler yapılmış, görüşmeler esnasında katılımcılara önceden hazırlanan ve anlaşılırlığı denenmiş yarı yapılandırılmış sorular sorulmuştur. Türk ve yabancı uyruklu öğretmenlere 9 adet yarı yapılandırılmış aynı soru sorulmuştur. Veli ve personele sorulmak üzere aynı 6 adet soru hazırlanmıştır. Hazırlanan sorular, görüşme formu haline getirilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilen verilerin analizi, tümevarımsal içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Katılımcılardan alınan cevaplardan yola çıkılarak okuldaki çok kültürlülük ve kültürel çeşitlilik nedeniyle meydana gelen iletişim ve etkileşimin genel olarak paydaşları olumlu şekilde etkilediği, paydaşların okul öğrencilerinin tümünün belli bir seviyede hakim olması gereken iki temel dil olan İngilizce ve Türkçeyi-bilmiyorlarsa- öğrenme gayreti gösterdikleri, ortamdaki çeşitliliğin saygı, hoşgörü ve tolerans gibi evrensel değerlerin gelişmesine katkı sağladığı, okulda öğretmenler, öğrenciler ve okul idaresi olarak yardımlaşma ve anlayışın hakim olduğu, farklı kültürlerden gelen paydaşların bir arada bulunmalarıyla din, dil, örf adet ve gelenekler konusunda bilinçlendirme sağladığı ve tüm bunların etkisiyle öğrencilerin elde ettikleri tecrübeler doğrultusunda erdemli insan özellikleriyle iyi birer dünya vatandaşı olup dünya barışına katkı sağlayabilecekleri tespit edilmiştir. Öğretmenlerin de ortamdaki kültürel çeşitlilikten dolayı kendilerini hem kişisel hem de mesleki anlamda zorlandıkları alanlar olsa bile geliştirebildiklerinden dolayı mutlu oldukları sonucuna varılmıştır. Okuldaki kültürel çeşitliliğin tüm paydaşlar üzerindeki olumlu etkilerini artırmak amacıyla veli, öğretmen ve öğrencilerin birbirlerinin kültürlerini daha etkili bir şekilde öğrenebilmeleri için daha çok sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenlenebileceği, hem Türk hem yabancı öğretmen ve personelin yabancı dil gelişimine katkı sağlamak amacıyla okulda dil kurslarının açılabileceği tespit edilmiş olup, öğretmenlerin birlikte çalışabilmelerini daha kolaylaştırmak için takım çalışmalarına daha çok yer verilmesi, okulda düzenlenen resmi toplantılarda farklı dillerde iletişim ve etkileşimi sağlamak amacıyla görevli personelin bulunduğundan emin olunması, farklı dil ve kültürlerde sözsüz iletişimin ne anlama geldiği ile ilgili eğitimlerin düzenlenmesi gerektiği sonucuna da varılmıştır

    Development of broomrape (Orobanche spp., Phelipanche spp.)- resistant tomato (Solanum lycopersicum) using gene editing technology (CRISPR)

    No full text
    Domates, dünyada yoğun bir şekilde üretimi ve tüketimi yapılan, ekonomik değeri olan başlıca kültür bitkilerdendir. Çevre koşulları, toprak yapısı, bitki besleme uygulamaları, sulama yöntemleri, patojenler gibi üretimi kısıtlayan ve verimi etkileyen etmenler, domates üretiminde de oldukça kısıtlayıcıdır. Dünyada ve ülkemizde domates yetiştiriciliğini kısıtlayan unsurlardan birisi de konukçusuna bağlı olarak hayatını sürdüren tam parazitik yabancı otlardan birisi olan "canavar otları"dır (Orobanche spp. / Phelipanche spp.). Uygun çevre şartlarında, karotenoid yolağı ile sentezlenen ve konukçu bitki köklerinden salgılanan bir bitki hormonu olan "strigolaktonlar" sayesinde çimlenen canavar otu tohumları domateste zarar meydana getirmektedir. Bu tezde domateste strigolakton üretiminde temel rol oynadıkları bilinen SlCCD7 ve / veya SlCCD8 (Carotenoid Cleavage Dioxygenase 7 ve 8) genleri CRISPR- Cas9 gen düzenleme teknolojisi ile manipüle edilmiştir. Bu yöntem dahilinde tasarlanan rehber RNA'lar ve Cas9, Agrobacterium-aracılı bitki transformasyonu yöntemi kullanılarak domatese aktarılmıştır. Elde edilen birçok slccd7, slccd8 ve slccd7-slccd8 mutantının arasında, özellikle SlCCD7 geninin ekson 1 bölgesinde Thr42-Val105 arasında meydana gelen büyük bir homozigot bialellik "in-frame" mutasyonu taşıyan T2 mutantlarında, büyük olasılıkla strigolakton yolağının negatif yönde etkilediği ve Orobanche / Phelipanche spp.'ye karşı bir dayanım sağladığı düşünülmektedir. Bu "in-frame" mutasyonunu taşıyan mutantlar, agronomik özellikleri ve -olası- canavar otu dayanımları bakımından önemli birer ıslah materyali olma potansiyeli taşımaktadırlar. Bu çalışmadaki yöntemlerin, bu konu dahilinde yapılacak olan diğer çalışmalara da yol gösterici olması ümit edilmektedir

    853

    full texts

    6,529

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Akdeniz Üniversitesi DSpace
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇