Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Bilgi iletişim teknolojilerinin Türkiye'nin ihracat performanslarına etkisi
Hem iktisadi büyüme ve kalkınma açısından hem de küreselleşmenin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yarattığı yeniliklere uyum sağlama açısından ülkeler, sahip oldukları teknoloji düzeylerini artırmaya çalışmaktadırlar. Teknolojinin en önemli koşullarından biri bilgidir. Dolayısıyla bilgiye verilen önemin giderek artıyor olması şaşırtıcı değildir. Hem dünya genelinde hem de Türkiye'de yaklaşık çeyrek asırdır bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) ekonomik etkileri üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle maliyet azaltıcı unsurları nedeniyle bu teknolojiler ülkelerin dış ticaret dağılımını ve hacmini de etkilemektedir. Bu tezde, Türkiye'nin ihracat yaptığı 200 ülkenin 2007-2018 arası verileri kullanılarak bilgi ve iletişim teknolojilerinin Türkiye'nin ihracat performansına etkisi incelenmektedir. İhracat için ele alınan bir çekim modeli, BİT etkilerini içeren alternatif değişkenler ile genişletilmiştir. Analizin temel sonuçlarına göre göre bilgi ve iletişim teknolojileri Türkiye'nin ihracatını artırmaktadır. Bu temel bulgu, yapılan duyarlılık analizleriyle desteklenmektedir. Tezin bulgularından yola çıkarak, BİT altyapısının geliştirilmesi ve BİT faaliyeti olan firmalara teşvik verilmesi gibi çeşitli politika önerileri yapılmaktadır. Ayrıca politika yapıcılar için BİT ve ihracat arasındaki ilişkinin gücünün ihracat yapılan ülkenin ticaret anlaşması yapılan/yapılmayan ve yüksek gelirli/görece düşük gelirli olmasına bağlı olarak farklılaştığının hesaba katılması önerilmektedir
Atmış yaş üstü bireylerin yaşam kalitesini etkileyen yönetsel ve aktivite içerikli faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Fiziksel ve zihinsel aktivite yapan ve yapmayan altmış yaş üstü bireylerin yaşam kalitesi ve diğer özellikleri arasındaki farkı ve ilgili parametreler arasındaki ilişkileri belirlemektir. Çalışmanın diğer amacı ise; ilgili kurumlarda çalışan yönetici ve personelin egzersiz yaptırmak üzere istihdam edilmesi düşünülen personelin nitelik ve niceliksel özelliklerini ortaya koymaktır. Çalışmanın ilk bölümünde; altmış yaş üstü toplam324 (n=208) kadın ve (n=116) erkek gönüllüye anket ve ölçekler uygulanmıştır. Araştırmaya katılan altmış yaş üstü bireyler için düzenlenmiş olan kişisel bilgi ve Fiziksel aktivite belirleme anket formu, Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) ve Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümüne ise; 23 yönetici ve çalışan (n=16) kadın ile (n=7) erkek gönüllü katılmıştır. Araştırmaya katılanlara "Yaşlı Evleri Çalışan ve Yöneticileri Bilgi Anketi" uygulanmıştır. Çalışmadan sonucunda; fiziksel aktivite yapan ve yapmayan bireylerin, yaşam kalitelerin farklı olduğu görülmektedir(p0,05). Fiziksel ve zihinsel egzersiz yapma durumuyla yapılan egzersiz yılı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Zihinsel egzersiz ve PASE toplam puan arasında fark olduğu görülmüştür (p<0,05).Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda; Kurumlarda en çok Spor yöneticiliği (n=19) en az ise Rekreasyon (n=12) bölümlerinden mezun kişilerin istihdam edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kurumlarda en çok alanı ve branşında uzman (n=39) spor eğitmenlerinin istenildiği görülmüştür. Katılımcılar en çok "Spor Bilimleri Fakülteleri" ile iş birliği yapılması gerektiği cevabını vermişlerdir (n=16). Fiziksel ve zihinsel aktivite arasında ilişki olduğu görülmüş ama fiziksel aktivitenin yaşam kalitesi üzerine daha etkili olduğu görülmektedir. Altmış yaş üstü bireylere hizmet veren kurumlarda en çok iş birliği yapılması düşünülen kurumun spor bilimleri fakültesi olduğu anlaşılmaktadır (%36,36).Çalışan ve yöneticiler, en çok Spor Yöneticiliği bölümünden mezun olanların istihdam edilmesi gerektiğini düşündüklerini belirtmişlerdir (%29,68)
Doğa koruma yaklaşımlarında eğitime bağlı değişimlerin ortaokul öğrencileri örneğinde değerlendirilmesi
Günümüzde tüm dünyayı etkileyen yoğun çevre sorunları yaşanmakta olup, doğa koruma alanları özellikleri itibariyle bundan daha fazla etkilenmektedir. Buna insanların doğal alanlara ve bunların korunması konusundaki yaklaşımlarının yetersizliği de eklendiğinde, korunan doğal alanların zarar görmesi kaçınılmaz olmaktadır. Doğanın korunması ve gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünyanın bırakılması için tüm bireylere çeşitli sorumluluklar düşmektedir. Doğal alanların korunması ve sorunlarının önlenmesi için erken yaşta verilen eğitimin önemli olduğu birçok araştırıcı tarafından bildirilmektedir. Araştırmanın amacı; ortaokul öğrencilerinin doğa koruma yaklaşımlarının belirlenmesi ve eğitime bağlı değişimlerinin değerlendirilmesidir. Doğa koruma eğitiminin küçük yaşlarda başlamasının önemini ortaya koymayı da amaçlayan bu çalışmanın hedef grubu ortaokul öğrencileridir. Çalışma Antalya ili kent merkezinde bulunan ortaokulların konumu, öğrenci başına düşen açık-kapalı alan miktarı, yapım yılı, öğretmen sayısı, öğrenci sayısı ve okul branş durumu gibi kriterlere göre değerlendirilmesinin ardından, Konyaaltı ilçesi Ayten Çağıran Ortaokulu seçilmiştir. Görüşme yoluyla sorgulamanın daha güvenli ve hızlı olması nedeniyle; Ayten Çağıran Ortaokulu'nda 709 öğrenciye doğa koruma konusunda bilgi düzeyi ve farkındalıklarının belirlenmesinde standart formlarla yerinde anket yöntemi uygulanmıştır. Uygulanan anket formaları değerlendirilerek eğitim sunumu hazırlanmış ve öğrencilere sunumu yapılmıştır. Sunum sonrası anket formu tekrar uygulanmıştır. Eğitim sunumu öncesi ve sonrası uygulanan anket formları SPSS programına veri girişi yapılarak oluşan farklıların görülebilmesi için analizler yapılmıştır
Çardak süpürgesi (Limonium Gmelinii) bitkisinin fitoremediasyonda kullanılabilirliği
Tuzluluk ve bor toksisitesi görülen topraklarda, ekonomik bir külfet getirmeksizin doğal olarak yetişebilen türlerin devamlılığının sağlanması ve kullanılabilirliğinin artırılması, dünyada önemi gittikçe artan bir konu halini almıştır. Tuzlu toprakların ıslahı ile ilgili dünya üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve pek çok bitki remediasyonda kullanılmıştır fakat süs bitkilerinin kirlenmiş toprakların iyileştirilmesinde kullanılması hakkında çok az çalışma vardır. Fitoremediasyon çalışmaları da daha çok ağır metal kirliliği üzerine yapılmış olup, tuzluluk üzerine yapılmış çalışmalar azdır. Tuzlu ve bor toksisitesi olan toprakların tarıma kazandırılmasında, ekonomik değeri yüksek ve bu koşullara dayanıklı bitkilerin yetiştiriciliğinin gerçekleştirilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma ile toprak bozulmasının hız kazandığı günümüzde kurak ve tuzlu alanların iyileştirilmesinde kullanılabilecek bir halofit olarak değerli olduğunu düşündüğümüz "Limonium gmelinii (çardak süpürgesi)" bitkisi araştırılmıştır. Deneme 1 bitki x 1 toprak x 3 konu (NaCl, Na2SO4, B) x 4 doz ((0, 50, 100, 150 mM NaCl), (0, 50, 100, 150 mM Na2SO4), (0, 5, 10, 15 mg/l B)) x 5 tekerrür olarak, 60 saksıda, 3'er bitki olmak üzere sera ortamında yürütülmüştür. NaCl ve Na2SO4 uygulamalarında, Na değerleri toprağa kıyasla bitkide artmış olup, NaCl uygulamalarına göre Na2SO4 uygulamalarında daha fazla bulunmuştur. Bitki, ortalama olarak 10500 ppm Na'yı topraktan almış ve önemli bir zarar görmeden depolamıştır. NaCl uygulamalarında, Cl birikimi toprakta değil bitkide olmuş olup, NaCl 3 uygulamaları ile bitki ortalama Cl değeri 33700 ppm'e kadar çıkmıştır. Na2SO4 uygulamalarında, toprağa kıyasla bitkide SO4 değerleri yüksek olup, ortalama SO4 değeri 59300 ppm'e kadar çıkmıştır. Na2SO4 uygulamalarında, yaprak üzerinde gözle görülür bir şekilde yoğun tuz birikimi meydana gelmiştir. B uygulamalarında ise toprak B değerlerinde önemli bir artış olmazken bitkide artış olup daha sonra azalma meydana gelmiştir. Bitkinin sahip olduğu tuz salgı bezleri sayesinde yüksek bor konsantrasyonunu uzaklaştırarak, B toksisistesini giderdiği ve tolere ettiği düşünülmektedir. Yapılan çalışma ile Limonium gmelinii bitkisinin, 150 mM NaCl, 150 mM Na2SO4 ve 15 mg/lt B uygulamalarına karşı toleranslı olduğu, toprağa uygulanmış bu konuların farklı dozlarını bünyesine alarak, topraktaki toksisiteyi giderdiği belirlenmiştir. Dolayısıyla, yapılan çalışma ile elde edilen veriler ve gözlemler neticesinde Limonium gmelinii bitkisinin NaCl, Na2SO4 ve B toksisitesi ile karşı karşıya olan topraklarda, fitoremediasyon amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır
Hidrofobik malzemelerle kaplanmış nişasta bazlı köpük tabak üretimi
Genleştirilmiş polistiren tabakların gıda ambalajlama ve servisinde kullanımı hafif ve ucuz olması nedeniyle özellikle son yıllarda çok fazla yaygınlaşmıştır. Fakat çevre üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı dünyanın pek çok yerinde kullanımı yasaklanmaya veya kısıtlanmaya başlamıştır. Son yıllarda biyobozunur köpük tabak üretimi üzerine pek çok çalışma yapılmaktadır. Nişasta bazlı köpük tabaklar biyobozunur olması ve yeterince mekanik dirence sahip olması açısından büyük umut vadetse de suya karşı yeterince direnç gösterememesi, ticari olarak kullanımının yaygınlaşmasındaki en önemli engellerden biridir. Bu çalışmada glioksal ile çapraz bağlanmış buğday nişastası veya buğday-patates nişastası karışımından hazırlanan %35'lik nişasta süspansiyonuna, nişastanın %0,5'i kadar guar gam ve %7'si kadar buğday lifi eklenip pişirilerek köpük tabaklar üretilmiştir. Tabakların suya karşı direncini arttırmak amacıyla, tabaklar polilaktik asit (PLA), polikaprolakton (PCL) ve polimetil metakrilat (PMMA) çözeltileri kullanılarak kaplanmıştır. PLA ve PCL kloroformda çözülerek, PMMA çözeltisi ise benzende çözülerek kaplama çözeltileri hazırlanmıştır. Farklı malzemelerle kaplanan köpük tabakların yoğunlukları, yüzde su emme miktarları ve hızları, mekanik özellikleri belirlenmiştir. Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrometresi (FT-IR) ile kaplanmış tabakların yüzeyi incelenmiş, taramalı elektron mikroskobu (SEM) altında tabakların yüzey ve yan kesitleri görüntülenmiştir. Simüle edilmiş toprağa gömülen köpük tabak parçalarının yüzde ağırlık kayıpları ve görsel değişimleri izlenmiştir. Köpük tabakların yoğunlukları, nişasta kaynağından etkilenmezken (p>0,05) kaplama malzemelerinin tabakların yoğunlukları üzerinde önemli seviyede (p<0,05) etkili olduğu ve tabakların yoğunluklarını arttırdığı bulunmuştur. Buğday ve buğday-patates nişastasından üretilen köpük tabakların ortalama yüzde su emme miktarlarının sırasıyla %50 ve %53 olduğu, aralarındaki farkın istatiksel açıdan önemli olmadığı belirlenmiştir. PLA (%12) ve PMMA (%8) ile kaplanan köpük tabakların ortalama yüzde su emme miktarları önemli seviyede (p<0,01) azalmıştır. Kaplanmamış tabakların ortalama su emme hızının 8,413 g/dk olarak bulunmuş, kaplama uygulaması tabakların su emme hızını önemli seviyede azaltmıştır. PCL, PLA ve PMMA ile kaplanan örneklerin su emme hızları sırasıyla 1,783 g/dk, 0,247 g/dk ve 0,014 g/dk olduğu, özellikle PMMA ile kaplamanın, örneklerin su emme hızını en etkili şekilde azalttığı belirlenmiştir. Buğday nişastasından üretilen köpük tabakların bükme mukavemetinin (1,848 MPa) ve elastik modulünün (66,026 MPa), buğday-patates nişastalarından üretilen köpük tabakların bükme mukavemetinden (1,388 MPa) ve elastik modülünden (50,598 MPa) daha yüksek olduğu bulunmuştur. PLA (1,525 MPa) ile kaplanmış tabakların bükme mukavemeti kaplanmamış tabaklarınkine (1,180 MPa) benzer çıkarken PMMA (1,801 MPa) ve PCL (1,967 MPa) ile kaplanmış tabakların bükme mukavemetinin kaplanmamış tabaklarınkinden istatiksel olarak önemli seviyede yüksek olduğu tespit edilmiştir. FT-IR analizi ile kaplama malzemelerinin nişasta bazlı köpük tabakların yüzeylerini başarılı bir şekilde kapladığı tespit edilmiştir. Yüzey SEM görüntülerine göre buğday-patates nişastasından üretilen tabakların buğday nişastasından üretilen tabaklara göre yüzeylerinde daha az çatlak olduğu, gözenek sayısının daha az ve gözenek çapının daha küçük olduğu belirlenmiştir. Kaplama malzemelerinin köpük tabakların yüzeylerindeki çatlakları ve gözenekleri doldurduğu, bundan dolayı köpük tabakların yoğunluklarının, bükme mukavemetlerinin, elastik modüllerinin arttığı, yüzde su emme miktarlarının ve hızılarının azaldığı tespit edilmiştir. Kesit SEM görüntülerinden PCL, PLA ve PMMA'nın ortalama kaplama kalınlıkları sırasıyla 48,37 µm, 29,93 µm ve 44,07 µm olarak bulunmuştur. Simüle edilmiş toprağa gömülen kaplanmamış tabakların 3. günde, PCL ile kaplanmış tabakların 42. günde, PLA ile kaplanan tabakların ise 84. günde tartılamayacak şekilde parçalandığı görülmüştür. PMMA ile kaplanan tabakların ise 120. günde ortalama %95 oranında parçalara ayrıldığı belirlenmiştir. Denemesi yapılan kompostlama koşullarında tamamıyla parçalara ayrılması en uzun zaman alacak tabakların nişasta kaynağından bağımsız olarak PMMA ile kaplanan tabaklar olduğu sonucuna varılmıştır
Solucan kompostunun biber (Capsicum annuum var. longum) ve karnabahar (Brassica oleracea var. botrytis) fidelerinde büyüme ve gelişme üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında ısıl işlem uygulanmış ve uygulanmamış farklı dozlardaki solucan kompostu uygulamalarının Casper F1 karnabahar (Brassica oleracea var. botrytis) çeşidi ve Sivrillo F1 biber (Capsicum annuum var. longum) çeşidinde fide büyüme, gelişme ve kalitesi ile makro ve mikro mineral madde içerikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırmada 3 tekerrürlü olarak yürütülmüş ve %70Torf+%27 Perlit+%3Vermikülit, %70Vermikompost I (Isıl işlem görmüş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit, %70 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3Vermikülit, %35 Torf+%35 Vermikompost I (Isıl işlem görmüş)+%27 Perlit+%3 Vermikulit, %35 Torf+%35 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit, %20 Torf+%25 Vermikompost I (Isıl görmüş)+%25 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit, %100 Vermikompost I (Isıl işlem görmüş) ve %100 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş) olmak üzere toplam 8 uygulama yer almıştır. Çalışma süresince karnabahar ve biber fideleriyle ilgili çıkış oranı (%), ortalama çıkış süresi (gün), çıkış indeksi, fide boyu (cm), fide kalınlığı (mm), hipokotil uzunluğu (cm), epikotil uzunluğu (cm), kuru ağırlık (g), yaş ağırlık (g), kök boğazı çapı (mm), yaprak sayısı (adet/bitki), yaprak alanı (cm2), klorofil miktarı ile makro (%) ve mikro (ppm) mineral madde içerikleri incelenmiştir. Karnabahar fidelerinde incelenen kriterler değerlendirildiğinde yaprak sayısı, fide boyu, klorofil miktarı, kuru madde, hipokotil ve epikotil uzunluğu bakımından en iyi sonuçlar %70Torf+%27 Perlit+%3Vermikülit uygulamasında bulunmuştur. Çıkış oranı, fide kalınlığı, fide boyu, yaprak alanı, yaş ağırlık, Ca ve Mn değerleri en yüksek %35 Torf+%35 Vermikompost I(Isıl görmüş)+%27 Perlit+%3 Vermikulit, karışımından elde edilirken, fide boyu, P ve Fe değerleri en yüksek %35 Torf+%35 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit ortamında, N, K, ve Mg değerleri %70 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3Vermikülit uygulamasında, kuru madde içeriği, %100 Vermikompost I (Isıl görmüş)'de ve Zn değeri ise %100 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)'de belirlenmiştir. Biber fidelerinde incelenen kriterler değerlendirildiğinde kuru ağırlık, yaş ağırlık, kök boğazı çapı, yaprak sayısı, klorofil miktarı ve N değerleri en iyi %70Torf+%27 Perlit+%3Vermikülit uygulamasından elde edilmiştir. Fide boyu, epikotil uzunluğu ve yaprak alanı %20 Torf+%25 Vermikompost I (Isıl görmüş)+%25 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit ortamında, çıkış oranı, yaprak alanı ve Ca %35 Torf+%35 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit karışımında bulunurken, fide kalınlığı %35 Torf+%35 Vermikompost I (Isıl görmüş)+%27 Perlit+%3 Vermikulit'de Mg değeri %100 Vermikompost I (Isıl görmüş) uygulamasında, hipokotil uzunluğu ve K değeri %100 Vermikompost II (Isıl işlem görmemiş) uygulamalarından en iyi sonuçlar alınmıştır. Ayrıca P, Mg, Fe, Mn ve Zn değerleri en iyi sonucu %70 Vermikompost I (Isıl işlem görmüş)+%27 Perlit+%3 Vermikülit uygulamasında vermiştir. Araştırma sonucunda ısıl işlem görmüş ve görmemiş solucan kompostunun karnabahar ve biber fidelerinde farklı etkiler gösterdiği, en iyi sonuçların klasik olarak ticari fide üretiminde kullanılan torf, perlit ve vermikülit karışımından elde edildiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda torfa alternatif olabilecek ortamların ısıl işlem görmüş ve görmemiş solucan kompostları, perlit ve vermikülit karışımlarının olabileceği tespit edilmiştir
Örtüaltında ilkbahar döneminde yetiştirilen domates bitkisinin gerçek su tüketiminin (ETc) ve bitki katsayısının (Kc) belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemiz sera üretiminin en yoğun olduğu Akdeniz Bölgesinde, üretimi ve ticari potansiyeli en çok olan domates bitkisinin plastik seralarda ilkbahar yetiştiriciliğindeki su tüketimi ve farklı gelişme dönemlerindeki bitki katsayılarının elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca yaprak alan indeksi (LAI) değerleriyle fotosentetik aktif radyasyon (PAR) miktarı arasındaki ilişki de incelenmiştir. Deneme, 2020 yılında ilkbahar yetiştiriciliği döneminde, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Deneme Alanında yer alan, yarısı çim örtüsü ile kaplı plastik sera içinde,domates bitkisi ve çim için üçer tekerrürlü olmak üzere toplam 6 adet drenaj tipi lizimetrede yürütülmüştür. Domates fideleri seraya 24.02.2020 tarihinde dikilmiş ve deneme 29.06.2020 tarihinde sonlandırılmıştır. Sulamalar, toprak nem açığına dayalı olarak sürdürülmüştür. Çalışmada kullanılan tüm iklimsel veriler sera içindeki otomatik meteoroloji istasyonundan elde edilmiştir. Kıyas bitki (çim) ile domates bitkisinin gerçek su tüketimi, sera içindeki lizimetrelerde ölçülerek domates bitkisinin farklı gelişme dönemlerindeki bitki katsayıları ortaya konulmuştur. Çalışma süresince sera koşulundaki kıyas bitki su tüketimi (ETo değeri) 329.12 mm, ortalama günlük ETo değeri ise 2.61 mm gün-1 olarak saptanmıştır. Sera koşullarında ilkbahar yetiştirme döneminde yetiştirilen domates bitkisinin 127 günlük gelişme periyodu süresince ölçülen bitki su tüketimi (ETc değeri) 526.91 mm, ortalama ETc değeri ise 4.18 mm gün-1 olarak elde edilmiştir. Sera içi koşullarda ilkbahar yetiştirme döneminde yetiştirilen domates bitkisinin ortalama Kc değerleri ise fidelerin seraya dikiminden sonraki 21. güne kadar (başlangıç dönemi) için 0.73, dikimden sonraki 21- 84. gün arası (gelişim dönemi) için 1.49, dikimden sonraki 85-105. günler arası (maksimum Kc dönemi) için 1.88 ve dikimden sonraki 105-127. gün arası (geç dönem) için 1.63 olarak bulunmuştur. İlkbahar dönemi yetiştiriciliğinde domates verimi 21.2 t da-1 olarak saptanmıştır. Araştırma boyunca domates bitkisi taçının üstü, ortası ve altına olacak şekilde üç farklı yüksekliğe yerleştirilen fotosentetik aktif radyasyon (PAR) sensörlerinden elde edilen ortalama PAR değerleri sırasıyla 293.8, 162.4 ve 149.2 μMol m-2 s-1 olarak belirlenmiştir. Bitki boyu uzadıkça bitkinin alt yapraklarına gelen ışınımın azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Yaprak alan indeksi (LAI) ve fotosentetik aktif radyasyon (PAR) oranı arasında güçlü bir ilişki (R2=0.83) olduğu ve araştırma boyunca domates bitkisinin yaprak alan indeksi değeri artıkça, bitki taç örtüsünde ölçülen PAR oranı değerinin azaldığı belirlenmiştir
Milli Eğitime bağlı devlet okullarında yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarına ilişkin öğretmen görüşleri
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı devlet okullarında yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarına ilişkin öğretmen görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2019 – 2020 eğitim öğretim yılında Antalya ili Konyaaltı ilçesinde yabancı uyruklu öğrencisi bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet ilk ve ortaokullarında çalışan öğretmenler oluşturmaktadır. 7 ilkokul ve 7 ortaokulda çalışan 177 sınıf öğretmeni ve 298 branş öğretmeni olmak üzere toplam 475 öğretmen araştırmanın çalışma gurubunu oluşturmaktadır. Anket, bu okullarda görev yapan öğretmen sayısı kadar çoğaltılmış ve dağıtılmıştır. Sonuç olarak toplanan anketlerden 247'si değerlendirmeye alınmıştır. Örneklemin belirlenmesinde, ilk aşamada tabakalı örnekleme, ikinci aşamada tesadüfi örnekleme kullanılmıştır. (Balcı, 2001: 107). Buna göre 247 anket yeterli görülmüştür. Veri toplama aracı olarak, ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarına ilişkin görüşlerini belirlemeye yönelik araştırmacı tarafından geliştirilen bir ölçme aracı kullanılmıştır. Ölçme aracının geliştirilmesi sürecinde öncelikle geniş kapsamlı bir alan yazın taraması gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak yabancı uyruklu öğrencisi bulunan okullarda görev yapan öğretmenlerle görüşmeler yapılmış ve elde edilen bilgiler bir bütün olarak değerlendirilerek bir soru havuzu oluşturulmuştur. Üçüncü olarak bu soru havuzu eğitim yönetimi alanında uzman iki kişinin ve iki öğretmenin değerlendirmelerine sunulmuş ve görüşlerine dayalı olarak ankete son şekli verilmiştir. 2 bölümden oluşan ölçme aracının ön uygulama öncesi formatının birinci bölümünde kişisel bilgilere, ikinci bölümünde ise yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarını öğretmenlerin gözünden tespit etmek üzere kararlaştırılmış olan 53 maddeye yer verilmiştir. Ölçme aracında Likert tipi beşli derecelendirme ölçeği (1: Hemen hemen hiç, 2: Nadiren, 3: Bazen, 4: Sık Sık, 5: Hemen hemen her zaman) olarak düzenlenmiştir. Ölçme aracına açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde anlamlılık testlerinin tümünde p≤.05 düzeyi esas alınmıştır. Verilerin analizinde yüzde, frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, parametrik testlerden ilişkisiz örneklemler için t-testi, ve tek faktörlü varyans analizi; parametrik testlerin varsayımlarının karşılanamaması durumunda parametrik olmayan testlerden Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarına ilişkin olarak, öğretmenlerin eğitim öğretim sürecine ilişkin tutum ve davranışlarının, yüksek düzeyde olumlu etki ettiğini düşündükleri ortaya çıkmıştır. Daha sonra ise sırasıyla okul yönetiminin eğitim öğretim sürecine ilişkin tutum ve davranışlarının, öğretmenlerin destekleme ve tamamlama önlemlerinin, velilerin eğitim öğretim sürecine ilişkin tutum ve davranışlarının ve öğrencilerin eğitim-öğretim yeterliliklerinin yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarına yüksek düzeyde olumlu katkı sağladığı tespit edilmiştir
Bizans siyasi tarihinde Laskaris ve Palaiologos'ların taht mücadeleleri
13. Yüzyıl Bizans İmparatorluğu'nda siyasi tarih bakımından uzun bir süreçti. 1204 yılında yapılan IV. Haçlı seferi yüzyılın başında Bizans İmparatorluğunu tarih sahnesinden silmişken Laskaris hanedanlığı İznik'te yeniden İmparatorluğu kurdu. Batı Anadolu Rumların yeniden temellenip yükselmesi için seçilen önemli bir konumdu. Bölgenin yöneticileri Theodoros Laskaris'e destek olarak Batı Anadolu'da devlet kurma fikrine sıcak bakmadı. Laskaris, Anadolu Selçuklu Devleti'nden aldığı destekle İmparatorluğunu kurdu. İznik Rum İmparatorluğu Latin İmparatorluğuna karşı kazandığı zaferlerle Rum halka kendisini ispatladı. İoannes Vatatzes dönemi, İznik Rum İmparatorluğu'nun yükselme devridir. Bu dönemde Latin İmparatorluğuna karşı alınan zaferlerden kısa süre sonra İstanbul kuşatılacak duruma gelindi. İznik Rum İmparatoru Vatatzes'in içeride ve dışarıda düşmanlarla savaşması her durumda dikkatli olmasını gerektirdi. Yine bu dönemde tarih sahnesine ücretli askerlerin komutanı olarak Mikhail Palaiologos çıktı. Palaiologos ailesi uzun süre Bizans İmparatorluğu'na hizmet etmişti. Tarih onları Laskaris hanedanlığından sonra İmparatorluğun başına getirecekti. İoannes Vatatzes ve II. Theodoros Laskaris döneminde yaşadığı olumsuzluklar Mikhail Palaiologos'un Anadolu Selçuklu topraklarına sığınmasına neden oldu. Mikhail Palaiologos II. Theodoros Laskaris'in ölümüyle imparatorluğu ele geçirdi. Mikhail Palaiologos bu darbeyi yaparken imparatorluğun çeşitli kanatlarından destek aldı. Onun devrinin önemli sayılan ikinci olayı Pelagonia zaferidir. Bu zaferle düşmanlarını boyun eğdirdiği gibi imparatorluktaki yerini de sağlamlaştırdı. İstanbul'un Latin İmparatorluğundan alınarak tekrar başkent oluşuyla Mikhail Palaiologos tarihe İkinci Konstantin olarak geçti. Papalık, II. Lyon Konsili ile hedeflediği amaca ulaştı. Ancak bu süreç Mikhail Palaiolgos ile Ortodoks din adamları arasında düşmanlık başlattı. Mikhail Palaiologos Ortodoks din adamlarına ve Katolikliğe karşı çıkanlara yaptığı zulümler nedeniyle halkın gözünde ihtişamını kaybetti. Charles Anjou, Mikhail Palaiologos'un sonunu getirmeye çalışırken Mikhail Palaiologos, Aragon Kralı III. Pedro ile işbirliği yaparak Charles Anjou'nun elinden Sicilya Krallığını aldı. Mikhail Palaiologos batıdan gelecek tehlikeye karşı kendisini hazırlarken Anadolu'daki Türkleri hesaba katmadı. Bizans İmparatorluğu'na son verecek olan Türkler 1282 yılına gelindiğinde Aydın kuzeyine, Sakarya ırmağına kadar gelmişti
Uluslararası hukukta sığınma hakkı
Sığınma hakkı temel insan haklarını korumaya yönelik bir kurumdur. Bu sebeple, bireyin uluslararası hukukun süjesi olabileceği görüşünün benimsenmeye başlanması ve uluslararası hukuk anlayışının gelişmesiyle birlikte, bireylere sığınma hakkı tanınmasının gerekliliğine ilişkin öğretide bazı teoriler öne sürülmüştür. Sığınmanın tarihsel ve teorik kökenlerine bakıldığında, söz konusu hakkın devlet otoritelerince tanındığı ve haktan bireyin faydalandığı görülmektedir. Ancak öğretide sığınma hakkının hukuki niteliğine ilişkin önemli tartışmalar bulunmaktadır. Bu tartışmaların temeli sığınma hakkının niteliğine ilişkindir. Sığınma hakkı sadece devletin egemenlik yetkisinden kaynaklanan bir başka yetki midir yoksa devletlerin belirli koşullarda tanıma yükümlülüklerinin bulunduğu bireysel bir hak mıdır? Devletlerin bireylere sığınma hakkı tanımasına ilişkin bir yetkisinin bulunduğuna şüphe yoktur. Zira yetki, devletlerin egemenlik yetkisinin bir sonucudur. Ancak sığınma hakkının tek kapsamının bu olduğu söylenemez. Sığınma hakkından faydalanacak olanlar bireylerdir ve sığınma hakkı ile korunmak istenen değerler temel insan haklarına ilişkindir. Sığınma hakkının ihlal edilmesi, insan haklarının ihlal edilmesi demektir. Bu bağlamda, aksi görüşler ve uygulamalar olsa da, sığınma hakkının bireysel niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir. Sığınma hakkı ile ilgili olarak devletlerin uygulamaları ve akdettiği sözleşmelerin kapsamı ile ulusal ve uluslararası yargı kararları arasında uyuşmazlıkların olduğu görülmektedir. Yargı kuruluşları sığınma hakkının insani boyutunu ortaya koymaya çalışırken, devletler genellikle sığınmacıların kendilerine yükleyecekleri yükümlülüklerden kaçmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla ilgili çatışma durumları da göz önünde bulundurularak sığınma hakkının hukuki niteliğinin ve insan hakları ile bağlantısının ortaya konulması uluslararası hukuk bakımından son derece önemlidir