Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Antalya İl Sağlık Müdürlüğü çalışanlarının fiziksel aktivite düzeyleri ve duygu durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı kamu sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite düzeylerini ve duygu durumlarını tespit etmek, çalışanların fiziksel aktivite düzeyleri ile duygu durumları arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmada nicel araştırma modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi; Antalya İl Sağlık Müdürlüğü'nde çalışan 72 erkek ve 92 kadın, toplam 164 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi" (UFAA), duygu durumlarını tespit etmek için "Pozitif-Negatif Duygu Ölçeği" (PNDÖ) ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, Kolmogorov-Smirnov, Independent Sample t Test, Mann-Whitney U ve İkili Korelasyon testleri kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesi sonucunda araştırmaya katılan çalışanların egzersiz yapma nedenlerinin başında "sağlıklı hissetmek" ve "günlük stresten kurtulmak" olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan çalışanların orta şiddetli, şiddetli ve toplam fiziksel aktivite skorlarında cinsiyetlere göre anlamlı fark olduğu (p<0,05), pozitif duygu puanlarında cinsiyetlere göre anlamlı fark olduğu (p<0,05), negatif duygu puanlarında egzersiz yapma durumuna göre anlamlı fark olduğu (p<0,05), çalışmaya katılanların pozitif duygu puanları ile yürüme skorları arasında pozitif korelasyon (r=0,162, p<0,05) olduğu, ve negatif duygu puanları ile şiddetli aktivite skorları arasında ise negatif korelasyon (r=-0,164, p<0,01) olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmaya katılan bireylerin sağlık ve psikolojik faydalar elde etmek amacıyla fiziksel aktivite yaptıkları görülmüştür. Bunun yanında şiddetli aktivite ile negatif duygulanım arasında ters yönlü bir ilişki olduğu ve çalışan kadınların erkeklere göre daha az pozitif duygulanım gösterdiği görülmüştür
Sarısu-Kemer (Antalya) arasındaki jeolojik yapıların olası mühendislik problemleri üzerindeki etkisi
Antalya ili Sarısu- Kemer arasındaki jeolojik yapıların olası mühendislik problemleri üzerine etkilerini araştırmak için yapılan bu çalışmada, karayolları ve çevresinde bulunan şevler incelenmiştir. Bu şevlerin süreksizlik özellikleri incelenerek, duraylılıkları kinematik analizlerle belirlenmiştir. Çalışma alanında yer alan birimler Prekambriyenden günümüze kadar oluşmuş olan kayaç birimlerinden meydana gelmektedir. Bu kayaç birimleri allokton yapı göstermekte olup bunlar Antalya Nap'ları veya Antalya Birlikleri olarak adlandırılmaktadır. Antalya Nap'ları alttan üste doğru; Çataltepe Nap'ı, Alakırçay Nap'ı, Tahtalıdağ Nap'ı, ve Tekirova Ofiyolit Nap'ından meydana gelmektedir. Bu birimlerin üstünü Tersiyer-Kuvaterner yaşlı çökeller örtmektedir. Süreksizliklerin ölçüldüğü şevler genellikle Tahtalıdağ Nap'ı ve Tekirova Ofiyolitleri içerisindeki Kırkdirek formasyonunda yer almaktadır. Çalışma alanında yer alan kaya kütlelerinde; süreksizlikler genellikle yakın, orta ve yer yer geniş aralıklı, genellikle dolgusuz ve yer yer kısmen dolgulu, orta geniş, orta dar, dar açıklığa sahip, 2, 3 ve 4 pürüzlü- dalgalı, orta- yüksek devamlılığa sahip kaya kütleleri olarak sınıflandırılmıştır. İnceleme alanında yer alan kaya birimlerini oluşturan yamaçlarda, olası kinematik kontrollü şev duraysızlıklarının belirlenebilmesi için dört lokasyonda kinematik analizler yapılmıştır. Buna göre 1, 2 ve 3 nolu şevlerde süreksizlik denetimli herhangi bir duraysızlık beklenmemektedir. Diğer lokasyonlarda yer alan şevlerde ise; 4, 5 ve 7 nolu şevlerde düzlemsel kayma, 6, 8 ve 11 nolu şevlerde düzlemsel ve kama türü yenilme, 9 ve 10 nolu şevlerde sadece kama türü yenilmenin olabileceği belirlenmiştir. Dördüncü lokasyonda yer alan 12 nolu şev yüzeyinde ise 55/028 duruşlu fay düzlemi boyunca düzlemsel bir yenilmenin meydana geldiği belirlenmiş ve bu yenilmenin nedenleri ve sonuçları incelenmiştir. Bu çalışmada kinematik analizler sonucunda düzlemsel ve kama türü duraysızlıkların gelişebileceği olası şev yönelimleri ve lokasyonlar belirlenmiştir. Bu değerlendirmeler 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 şevlerin duraysız olduklarını göstermiştir. Şev eğim açılarının mevcut eğim yönü değiştirilmeden sırasıyla; 650, 460, 770, 360, 530, 600, 710, 680 ye düşürülmesi ile süreksizliklere bağlı duraysızlık problemlerinin ortadan kalkacağı tespit edilmiştir. 12 nolu şev yüzeyinde görülen düzlemsel kayma türündeki duraysızlığın ise KD yönünde kayma oluşturduğu, bu kaymanın şev yüzeyi ile aynı konuma sahip 58/028 duruşlu normal fay düzlemi olduğu belirlenmiştir
EMS mutageni kullanılarak klorosulforon (Su Grubu) herbisitine karşı dayanıklı soya (Glycine max L.) mutantlarının geliştirilmesi ve ALS geninin dizi analizi
Soya (Glycine max L.) yağ bitkileri içerisinde en fazla üretime sahip olan bir baklagil bitkisidir. Dünyada hem yağ hem de protein kaynağı olarak kullanılmaktadır. Her bir kültür bitkisinde olduğu gibi soyada da verimi kısıtlayan en önemli unsurlardan bir tanesi yabancı otlardır. Dünyada ve ülkemizde transgenik olmayan soya yetiştiriciliğinde kullanılabilecek soyaya ruhsatlı herbisit sayısı çok kısıtlı düzeydedir. Sürekli aynı türden herbisit kullanımı, yabancı otlarda direnç oluşumuna neden olmakta ve mücadelesi bu nedenle her geçen gün zorlaşmaktadır. Dar yapraklıların yanında, geniş yapraklı yabancı otların tek bir herbisit aracılığıyla soyaya zarar vermeden kontrol edilebilmesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada sülfonilüre (SU) gurubu yabancı ot ilaçlarına dayanıklı soya mutantlarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Arısoy soya çeşidinin 10.000 adet tohumuna %0.1 oranında EMS uygulanmış ve 4150 adet M1 bitkisi yetiştitirilmiştir. M1 popülasyonundan elde edilen 300.000 M2 bitkisi SU grubu herbisite karşı dayanıklılık bakımından test edilmiştir. Testlemelerde sürat ve güvenilirliği sağlamak için M2 bitkileri tarla yanında hidroponik sistem altında da gözlemlenmiştir. Tarla testlemelerinde 7, hidroponik sistemde 3 bitki olmak üzere toplam 10 potansiyel dayanıklı bitki seçilmiştir. Hidroponik sistem altında yapılan konfirmasyon testlemelerinde tarladan seçilen 1 bitkinin dayanıklı olduğu teyit edilmiştir. Dayanıklı bitkide herbisitin önerilen dozunun 2 (60 ppm) ve 3 (90 ppm) katları ile tekraren testlemeler yapılmış ve kontroller ölürken, dayanıklı bitkide hiç bir semptomun oluşmadığı bir kez daha görülmüştür. Elde edilen bu dayanıklılığın ALS geninde meydana getirmiş olduğu değişikliklerin incelenmesi için moleküler seviyede analizler yapılmıştır. Bu amaçla dayanıklı bitki kendilenmiş ve 8 döl yetiştirilmiştir. 8 dölün 2 si hassas ve 6 sı dayanıklı olarak açılım göstermiştir. Bu altı dayanıklı bitkiden elde edilen DNA'larda yapılan sekans analizleri neticesinde 8 nokta mutasyonu tespit edilmiş ve bunların 7 tanesinde anlamlı amino asit değişikliği bulunmuştur. Arabidopsis thaliana model bitkisinin ALS gen protein sekans dizilimi baz alındığında, dayanıklı mutant döllerinde tirozin-154 serin (Tyr154-Ser), alanin-155 valin (Ala155-Val), valin-163 aspartat (Val163-Asp), prolin-197 serin (Pro197-Ser), glisin-609 valin (Gly609-Val), threonin-616 metiyonin (Thr616-Met) ve glutamin-644 histidin (Gln644-His) amino asit değişiklikleri tespit edilmiştir. Dayanıklılık gösteren 6 mutant dölde ortak olan tek mutasyon Arabidopsis thaliana ALS gen sekansına göre 197. noktadaki prolin-197 serin değişikliğidir. Bu veriler ışığında soyadaki herbisit dayanıklılığı hem moleküler hem de fenotipik olarak gösterilmiştir. EMS mutasyon yöntemi ile elde edilen bu dayanıklılığın genetik dayanıklılık olduğu belirlenmiştir
Şehrengizlerde söz varlığı
Şehrengizler, Türk edebiyatında XVI. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlamış bir türdür. Bu türde, bir şehrin doğal ve mimarî güzelliklerinin yanı sıra o şehirde yaşayan ve meslek erbabı dediğimiz esnaf güzelleri de anlatılmaktadır. Şehrengizlerin; dönemin şehir hayatını, yaşayışını, mesleklerini ve doğal güzelliklerini barındırması sebebiyle Osmanlı'nın sosyal tarihine kaynaklık ettiği söylenebilir. Bu tezde XVI. yüzyıldan XIX. yüzyılın sonuna kadar yazılmış ve günümüze kadar çeşitli kaynaklarda yayımlanmış şehrengizler ele alınmıştır. İlk olarak şehrengizlerin şekil ve muhteva özellikleri verilerek şehrengiz türü tanıtılmıştır. Daha sonra şehrengizlerde yer alan güzellere yer verilerek bu güzellerin yaşadıkları yüzyıllar, şehirler, meslekleri ve tasvirlerinde kullanılan övgü sözcükleri belirlenmiş; güzeller isimlerine göre alfabetik olarak sıralanmıştır. Böylece şehrengizlerde tanıtılan güzellerden yola çıkılarak o dönemin sosyal yaşamı, esnafları, gerçek güzellerin övgülerinde kullanılan sözcükler ve tüm bunların sonucunda ortaya çıkan güzel tasvirleri verilmeye çalışılmıştır
Crispr/Cas9 yoluyla Lsi-1 geni (Putative) susturulmuş domates (Solanum lycopersicum L.) bitkilerinde silikon alımının belirlenmesi
Domates (Solanum lycopersicum L.), patatesten sonra Dünya'da en çok tüketilen ve gıda sanayii için çok önemli bir sebzedir. Tuzluluk ve kuraklık gibi abiyotik stresler, domatesin yaşam döngüsünü olumsuz yönde etkilemek suretiyle verim düşüşüne sebep olmaktadırlar. Abiyotik streslerin yol açtığı olumsuzlukların giderilmesinde silisyumun faydaları ve silisyum alım mekanizmaları çeltik, arpa, mısır ve bazı diğer bitkilerde yapılan çalışmalar ile aydınlatılmıştır. Ancak, literatürde domateste silisyum alım mekanizması ile sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada, domateste silisyum alımından sorumlu genlerden biri olduğu in silico olarak gösterilmiş olan SlLsi1 geni CRISPR/Cas9 sistemi ile kesilmiştir. T1 bitkileri üzerinde yapılan sekans analizleri, CRISPR/Cas9 ile yapılan genetik modifikasyonun kalıtımsal olduğunu göstermiştir. SlLsi1 geninin domateste silisyum alımından sorumlu gen olduğunun fizyolojik ve transkriptomik analizlerle kanıtlanması planlanmış, ancak yüksek kimerizm oranına sahip, yetersiz sayıda T1 bitkisi elde edilmiştir
CDS primlerinin borsa endeksleri ile ilişkisi: kırılgan 5'li ve G7 ülkeleri üzerine bir inceleme
Uluslararası finans piyasalarının gelişmesi ile birlikte ekonomik sınırlar ortadan kalkmaya başlamış ve küresel sermayenin ülkelere giriş-çıkışı hız kazanmıştır. Bu nedenle yatırımcıların sermayelerini bir ülkeye yatırmadan önce, o ülkenin riskliliği hakkında anlık ve sürekli olarak bilgi alabilme isteği doğmuştur. Bu doğrultuda, yatırımcıların alacaklarının geriye ödenmemesi riskine karşı bir çeşit sigorta görevi gören Kredi Temerrüt Takası sözleşmeleri geliştirilmiştir. Bu sözleşme primlerine ise CDS primi adı verilmektedir. Bir ülkenin içerisinde bulunduğu finansal durum hakkındaki olumlu veya olumsuz bütün bilgiler, anlık olarak CDS primlerine yansımaktadır. Ülke hakkında olumlu bir bilgi var ise CDS primleri azalırken, olumsuz bilgi durumunda ise CDS primleri artmaktadır. Yatırımcılar açısından CDS primi yüksek olan ülkeler riskli ülke, CDS primleri düşük olan ülkeler ise düşük riskli veya risksiz ülke olarak tanımlanmaktadır. CDS primlerinde meydana gelen bu artış veya azalış, ülkelerin ihtiyaç duyduğu sermayenin maliyetlerine de doğrudan etki etmektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde risk, kredi riski ve kredi türevlerinin tanımları ve türlerinden detaylı olarak bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise ülke riski ve Kredi Temerrüt Takasları (CDS) hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ilk olarak CDS primleri ile borsa endeksleri arasındaki ilişkiyi konu alan çalışmalardan oluşmuş detaylı bir literatür taraması bulunmaktadır. Sonrasında ise çalışmamızda kullanılan test ve modeller kısaca açıklanmış olup, Kırılgan 5'li ve G7 ülkelerinin CDS primleri ile borsa endeks kapanış fiyatları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu doğrultuda ilk olarak Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri yapılmıştır. Ülkeler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için ise Granger Nedensellik, Johansen Eşbütünleşme, Vektör Hata Düzeltme Modeli ve Pearson Korelasyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, Kırılgan 5'li grubundan Hindistan ve Türkiye'nin, G7 grubundan ise Almanya, Japonya ve Kanada'nın CDS primleri ile borsa endekslerinin kısa dönemli bir ilişki içerisinde olduğu görülmektedir. Uzun dönemde ise Kırılgan 5'li grubundan yalnızca Türkiye'nin, G7 grubundan ise Japonya ve Fransa'nın CDS primleri ile borsa endekslerinin bir ilişki içerisinde olduğu sonucu tespit edilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde risk, kredi riski ve kredi türevlerinin tanımları ve türlerinden detaylı olarak bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise ülke riski ve Kredi Temerrüt Takasları (CDS) hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ilk olarak CDS primleri ile borsa endeksleri arasındaki ilişkiyi konu alan çalışmalardan oluşmuş detaylı bir literatür taraması bulunmaktadır. Sonrasında ise çalışmamızda kullanılan test ve modeller kısaca açıklanmış olup, Kırılgan 5'li ve G7 ülkelerinin CDS primleri ile borsa endeks kapanış fiyatları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu doğrultuda ilk olarak Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri yapılmıştır. Daha sonra ülkeler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için Granger Nedensellik, Johansen Eşbütünleşme ve Korelasyon Katsayısı analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, Kırılgan 5'li grubundan Hindistan ve Türkiye'nin, G7 grubundan ise Almanya, Japonya ve Kanada'nın CDS primleri ile borsa endekslerinin kısa dönemli bir ilişki içerisinde olduğu görülmektedir. Uzun dönemde ise Kırılgan 5'li grubundan yalnızca Türkiye'nin, G7 grubundan ise Japonya ve Fransa'nın CDS primleri ile borsa endekslerinin bir ilişki içerisinde olduğu sonucu tespit edilmiştir
Yabancı uyruklu öğrencilerin okula uyumda karşılaştığı sorunlar
Dünyada her yıl artan sayıda göç hareketliliği yaşanmaktadır. Türkiye gerek çevresindeki yaşanan savaş ve siyasi istikrarsızlıklar gerekse ekonomisinin iyileşmesinden dolayı her yıl artan sayıda mülteci veya göçmen akınına uğramaktır. Mülteciler ve sığınmacılar ile ilgili Cenevre Sözleşmesi gibi bazı uluslararası düzenlemeler yapılmıştır. Ülkemizde bu sorunla karşılaştığı için uluslararası sözleşmelere dahil olmuş ve kendi ulusal kanunlarını çıkarmıştır. Göç konusunda en önemli unsurlardan biri göçmen çocuklardır. Bu çocukların eğitimi ile ilgili de yönetmelikler mevcuttur. Fakat yabancı uyruklu öğrenciler eğitim hayatlarında çeşitli baskılar ve zorluklarla karşılaşmaktadır. Literatür incelenince genellikle lise ve üniversite düzeyinde yapılmış çalışmaların mevcut olduğu belirlenmiştir. Yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerine yönelik yapılan kısıtlı çalışmalarda ise verilerin öğretmen ve idarecilerden elde edildiği görülmektedir. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin okula uyumda karşılaştıkları sorunları bu öğrencilerin bakış açısıyla belirlemektir. Bu bağlamda Akdeniz bölgesinde bir ilin ilkokul 3. ve 4. sınıfında eğitim alan toplam 12 yabancı uyruklu öğrenciden veriler toplanmıştır. Çalışma nitel bir araştırmadır. Cevaplar incelenince Türkçe öğrenmede üç ana konuda zorluk çekildiği belirlenmiştir. Bunlar, atasözleri, yazılışı uzun olan kelimeler ve eş anlamlı kelimeler. Yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin Türkçeyi okulda açılan kurslardan, öğretmenlerden, arkadaşlarından, Türkçe izlenen çizgi filmlerden ve aile üyelerinden öğrendikleri belirlenmiştir
Mobil EEG tabanlı açlık ve tokluk sınıflandırılması
Hastanelerde ve laboratuvarlarda gerçekleştirilebilen yüzeysel elektroensefalografi (EEG) ölçümleri günümüz teknolojilerinin gelişmesiyle giyilebilir ve taşınabilir düzeye ulaşmıştır. Yapay zeka destekli beyin bilgisayar arayüzü (BBA) sistemleri engeli olan bireylerin EEG sinyallerinin işlenmesi ile dış dünyayla etkileşimde bulunmasında önemli rol oynamaktadır. Özellikle artan nüfusla beraber evde bakım ihtiyacı olan bireylerin temel ihtiyaçlarına destek olacak araştırmalar yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada, EEG ölçümleri üzerinden kişilerin açlık ve tokluk durumunu bilgisayar ortamında tespit edecek BBA sisteminin tasarlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, çalışmanın ilk aşamasında 20 sağlıklı katılımcının gözler açık, gözler kapalı ve Olay İlişkili Potansiyel (OİP) senaryolarında EEG sinyalleri kaydedilerek veri tabanı oluşturulmuştur. Ön işlemede, alçak geçiren, yüksek geçiren ve çentik filtreler kullanılarak EEG sinyalleri gürültüden arındırılmıştır. OİP sinyallerinin maksimum, minimum, ortalama, medyan, varyans, basıklık, mod, maksimum ve minimum değerler arasındaki fark, standart sapma ve çarpıklık değerleri elde edilerek özellikler çıkartılmıştır. Gözler açık ve kapalı EEG ölçümlerin analizinde ise Dalgacık Paket Dönüşümü (DPD) yöntemi kullanılmıştır. Özellik seçiminde, Lineer Diskriminant Analiz (LDA) sınıflandırıcısının girdisi olan özelliklerden en başarılı doğruluk oranına sahip özellikler yapay zeka algoritmalarının girdisi olarak kullanılmıştır. Çalışmada, Çok Katmanlı Yapay Sinir Ağı, Destek Vektör Makinesi, k En Yakın Komşuluk ve Karar Ağacı algoritmaları kullanılarak Coiflet 1 ve Daubechies 4 dalgacıklarının aç ve tok durumlardaki EEG sinyalinin sınıflandırma performansları karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda, üç farklı ölçüm yöntemi ve analiziyle doğruluk oranı %97,62, %95 ve %85 olarak tespit edilmiştir
Asya ve Avrupa'dan gelen göçmenlerin mekan algısı: Antalya örneği
Bu çalışmada, Türkiye'nin en önemli turizm şehirlerinden ve aynı zamanda en çok yabancı göçü alan şehirlerinden birisi olan Antalya şehrinin merkez ilçeleri çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, Antalya şehir merkezinde yaşayan yabancı uyruklu göçmenlerin şehri tanımada ve şehir ile ilgili algılarının oluşmasında, şehrin hangi fonksiyonları ve mekânsal elemanlarının etkin rol oynadığını, amaçları doğrultusunda hangi mekânları kullandıklarını ve bu mekânlara dair algılarını araştırarak; göçmen grupları arasında, kullanılan mekân ve algı yönünden benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu tespit etmektir. Araştırmanın yöntemi, anket analizidir. Literatür taraması sonucunda oluşturulmuş olan anketler, araştırma kapsamındaki Asya ve Avrupa kıtalarından gelmiş olan göçmenlere uygulanmıştır. Uygulanan anket sonuçları, gerekli analiz süreçlerinden geçirildikten sonra, oluşturulan veri tabanı ArcGIS 10.4.1 programına aktarılarak konuya dair haritalar üretilip yorumlanmıştır. Verilerin analizi sonucunda elde edilen en dikkat çekici bulgulardan biri Kepez ilçesinin, Avrupa kıtasından gelen göçmenler tarafından birkaç cevap dışında neredeyse hiç telaffuz edilmemiş olmasıdır. Bir diğer dikkat çeken bulgu, araştırma grubundaki göçmenlerin yarısından fazlasının dört yıldan uzun süredir Antalya'da yaşadıklarını belirtmelerine rağmen şehrin başlangıç ve bitişi olarak daha çok merkez ilçeleri ile onların sınır komşusu olan ilçeleri algılaması, Doğu-Batı yönünde yer alan ilçe adlarının ise neredeyse hiç telaffuz edilmemesidir. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulguların, gelecekte konuya dair çalışacak olan kişi ve kurumlara, yapacak oldukları çalışmalarda yarar sağlayacağı düşünülmektedir
Kendileme yoluyla elde edilmiş hıyar hatlarının morfolojik ve moleküler karakterizasyonu
Bu çalışmada 90 adet F5-F7 kademesindeki hıyar (Cucumis sativus L.) hattı ve 6 adet ticari çeşitin morfolojik ve moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. Doksan adet hıyar hattının 52'si sofralık, 21'i dikenli, 10'u badem ve 7'si tarla tipi hıyardan oluşmaktadır. Morfolojik karakterizasyon için UPOV ve TTSM tarafından belirlenen kriterlerinden yararlanılarak 27 adet özellik değerlendirilmiştir. Seçilen hatların meyve boyu, meyve sayısı, bitki başına verim, meyve rengi, meyve eti sertliği gibi özellikleri incelenmiş ve bazı hatların kontrol olarak kullanılan ticari çeşitlerden daha iyi sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Moleküler çalışmalarda ise 15 adet SRAP primeri ile 112 toplam bant, 20 adet polimorfik bant ve 28 adet iPBS primeri ile 301 adet toplam bant ve 123 adet polimorfik bant elde edilmiştir. Moleküler ve morfolojik çalışmalardan elde edilen veriler ile yapılan analizler sonucunda hatlar arasındaki genetik benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuştur