Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Gastronomi festivallerinin ortaya çıkışı, yönetimi ve stratejiler üzerine Alanya'da nitel bir araştırma
Bu çalışmada bir gastronomi festivalinin ortaya çıkışı süreci, yönetimi ve bu tür festivallerde izlenilen stratejik yaklaşımların Alanya destinasyonu örneğinde ele alınması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel yöntem tercih edilmiş ve veri toplama aracı olarak odak grup görüşmesi, bireysel görüşme ve doküman incelemesi birlikte kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formunun hazırlanması için ilk aşamada odak grup toplantısı (8 katılımcı) organize edilmiştir. Ardından ise amaçlı ve kartopu örnekleme yöntemi birlikte kullanılarak Alanya'da etkinlik turizmi ile ilgilenen toplam 12 kişi ile iletişime geçilmiş ve bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen bulgular içerik analizine tabi tutulmuştur. Analiz bulguları, festivallerin turizmde rolü, festivallerin düzenlenme amaçları, gastronomi festivallerinin süreci ve gastronomi festivallerinde strateji konusu olmak üzere dört ana tema altında toplanmıştır. Araştırma sonucunda festivallerin turizmde teşvik edici, destekleyici ve tamamlayıcı olmak üzere üç rolünün olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bulgular festivallerin psiko-sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik ve turizm gibi çeşitli nedenlerle organize edilebileceğine dair çeşitli çıkarım sağlarken ürün, festival adlandırılması, yer ve mekânın seçimi gibi daha birçok bileşenin bir gastronomi festivalinin ortaya çıkışında ve yönetiminde önem arz ettiğini göstermiştir. Son olarak bulgular gastronomi festivallerinde stratejik planlamaların ve ortaya çıkan stratejilerin olabileceğine ilişkin birtakım çıkarımlar sunarken festival teması çerçevesinde kaynaklara dayalı stratejik yaklaşımların da bu tür etkinliklerde izlenilen strateji biçimi olduğunu göstermektedir
Simgesel anlatım bağlamında, Göz ve Boğa imgelerinin günümüz Türk heykel sanatındaki yeri
Tapınmanın ihtiyaç doğrultusunda ilerlemesiyle somut göstergeler önem kazanmış, duvar çizimleri ve taşınabilir tılsım niteliğinde objeler, ilkel toplumlar tarafından üretilmiştir. Bunun altında yatan üretim ihtiyacı dini ritüellerin çevresinde şekillenmiş olup, mistik değerler kazanmıştır. Sanat tarihi örnek gösterildiğinde, Orta Asya ve Mezopotamya Uygarlıklarından günümüze ulaşan dini mitlerin resimli ve üç boyutlu anlatımları, mistik olanın kavramsal tasvirleri sembolik nitelik taşımakla beraber, kültür diye adlandırdığımız olgunun alt yapısını oluşturmaktadır. Üretilen nesnelere değer atfedip, estetik haz için kullanmak, beraberinde kabul edilebilir sezgisel bağlantıyı kurmuştur. İnsan toplulukları uzlaşarak; duygularını, düşüncelerini bildirmek için işaretlere ve nesnelere başvurmuş, bunun neticesinde simge kavramı ortaya çıkmıştır. Simgesel anlatım içerikli faaliyetlerin günümüz insanoğlu için anlam ve önemi kendisinden önceki oluşturulan temel ile anlaşılır kılınabilmektedir. Sembol ya da simge kullanımı heykel sanatında bir kitle, grup veya topluluğa evrensel ölçekte gerçekleşen sezgisel tavrıyla ve multidisipliner yaklaşımıyla iletişim olanağı sağlamaktadır. Geliştirdiği bu yöntemle iletişim kolaylığı sağlayan yazılı olmayan ve kurallara bağlanamayacak bir dil geliştirmektedir. Türk plastik sanatları içerisinde yer alan sanatçıların heykellerini güncel olarak sembol örneklerine dayandırabiliriz. Bu heykellerin ait olduğu büyüsel ve sembolik kavramlar, geleneksel tarzın dışında değişik bir pencere açmış, ait olduğumuz kültüre dair yaklaşımları kendine özgü üslubuyla plastik anlayışında izleyicilere sezinletmektedir. Simge dediğimiz gösterge başlangıçta bir araçtır. Sonrasında ise araç-değer ve günümüzde ise başlı başına bir değer olarak sanatçının kendi us görüş ve düşüncesinde yeniden üretilir ve yaratılır. Ancak simge dediğimiz olgu ilk anlamını da yitirmeden bugüne ışık tutarak süreklilik arz eder ve sanatçıya yeni düşünce ve imge yaratma konusunda yol ve yöntem önerir. Bu çalışmada simgesel anlatım bağlamında göz ve boğa imgelerinin tarihsel köklerine inebilmek, insan yaşamında ne denli önemli olduklarını ortaya çıkarabilmek, sanat dediğimiz olgu içindeki yerine vurgu yapabilmek ve bu bağlamda da günümüz Türk heykelindeki etkisini görünür hale getirerek kodlarını çözümleyebilmek için öneri sunabilmek hedeflenmektedir. Yine konuya ilgi duyanlara yol gösterebilmek ve kaynakça oluşturmak amaç edinilmektedir
Japon bıldırcınlarında korku düzeyi ile bazı verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkiler
Korku, kanatlılarda kayıplara neden olan ve zorlanım meydana gelmesinde etkili olan önemli faktörlerden birisidir. Kanatlılarda korku durumunun en önemli ölçütlerinden biri olan tonik immobilite, hayvanın kısa bir süre hareketini kısıtlayan bir tepkidir. Bu çalışmada hem ticari öneme sahip, hem de diğer kanatlı hayvanlar için model hayvan olarak kabul edilen Japon bıldırcını kullanılması ile korku düzeyinin kalıtımı ve diğer verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada daha önce herhangi bir seleksiyon denemesine tabi tutulmamış toplam 42 erkek ve 126 dişiden oluşan bir damızlık sürüsünden elde edilen 400 bıldırcın kullanılmıştır. Bıldırcınlara çıkışta kanat numarası takılarak tartımları yapılmıştır. Haftalık canlı ağırlıklar bireysel olarak ölçülmüş, beşinci ve altıncı haftalarda da tonik immobilite ölçümleri yapılmıştır. Haftalık canlı ağırlık değerleri kullanılarak Gompertz doğrusal olmayan regresyon modeli ile bireysel büyüme analizleri gerçekleştirilmiştir. Tüm bıldırcınlar altı haftalık yaşta kesime sevk edilmiştir. Kesimde karkas, yenilebilir iç organ, abdominal yağ, göğüs, but, kanat ve sırt-boyun ağırlıkları ölçülmüştür. Bıldırcınların çıkıştan kesim yaşı olan altıncı haftaya kadar canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla 7.33, 15.16, 28.70, 49.23, 70.35, 91.04 ve 115.24 g olarak bulunmuştur. Bıldırcınların beşinci ve altıncı haftalarda ölçülen tonik immobilite ortalamaları 81.84 s ve 87.54 s olarak tespit edilmiştir. Gompertz büyüme eğrisi modeli parametreleri olan β0, β1, β2 ortalamaları sırasıyla 265.78, 3.92, 0.046 olarak bulunmuş, modelin bükülme noktası yaşının ve ağırlığının da sırasıyla 35.06 gün ve 97.78 g olduğu belirlenmiştir. Altı haftalık yaşta kesilen bıldırcınların sıcak karkas, taşlık, yürek, karaciğer, abdominal yağ ve yenilebilir iç organ ağırlıklarına ilişkin ortalamalar sırasıyla 82.75, 2.89, 1.12, 2.49, 1.27, 6.50 g olarak bulunmuştur. Soğuk karkas, göğüs, but, kanat ve sırt-boyun ağırlıklarının da sırasıyla 86.29, 32.94, 19.79, 6.15, 25.64 g olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada tüm özellikler için kalıtım dereceleri tek ve çok özellikli yöntemlerle tahmin edilmiş olup, çok özellikli yöntemle tahmin edilen kalıtım derecelerinin bir miktar daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Beşinci ve altıncı haftalarda ölçülen tonik immobilite özelliklerine ilişkin kalıtım dereceleri tek özellikli yöntemle 0.01 ve 0.05; çok özellikli yöntemle 0.11 ve 0.21 olarak düşük seviyeli tahmin edilmiştir. Haftalık canlı ağırlıklar ve Gompertz modelinin parametreleri için tahmin edilen kalıtım dereceleri yüksek seviyelidir. Kesim-karkas özelliklerinin ağırlık değerleri için orta-yüksek, oran değerleri için düşük-orta seviyeli kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Tonik immobilite ölçümleri ile tüm verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkiler düşük seviyeli ve genellikle istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Tonik immobilite özelliklerine ilişkin kalıtım dereceleri tek ve çok değişkenli istatistiksel yöntemlerle tahmin edilmiş ve düşük seviyeli olarak 0.01-0.20 arasında olarak bulunmuştur. Tonik immobilite özelliğinin diğer verim özellikleriyle olan genetik ilişkileri de düşük seviyeli (-0.19-0.20) olarak tahmin edilmiştir. Söz konusu özelliğin düşük seviyeli kalıtım derecesine sahip olması ve diğer verim özellikleri ile düşük genetik ilişkili olması nedeniyle korku düzeyinin iyileştirilmesinin de dikkate alındığı bir kanatlı ıslahı çalışmasında bu özelliğin seleksiyon indekslerinde doğrudan yer almasında bir sakınca bulunmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak kanatlılarda korku düzeyinin de iyileştirilmesine yönelik gerçekleştirilecek bir ıslah çalışmasının uzun süreli ve çok özellik kullanılarak yapılması gerektiği anlaşılmaktadır
1924 Anayasası'ndan günümüze Türkiye'de yürütme organının değişimi
Osmanlı Devleti gerileme döneminden itibaren yönetsel arayışlar içine girmiştir. 1876 Meşrutiyet sistemi ile Padişahın yetkileri sınırlandırılmış ve Osmanlı'da Meclis sitemi getirilmiştir. Gerçi Padişahın Meclise karşı hukuki üstünlüğü devam etmişse de Meşrutiyetin ilanı ve meclisin ihdas edilmesi Cumhuriyete giden yolda önemli bir kilometre taşını oluşturmuştur. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşında dağılması ve Milli Mücadele ile yeni bir devletin kurulması, yeni devletin hangi sistemle yönetileceği sorununu da beraberinde getirmiştir. Sorun 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilan edilmesi ile noktalanmıştır. Bu sistem ile hem meclisin üstünlüğü hem de Devletin yönetici olarak en üst merci olarak Cumhurbaşkanı kabul edilmiştir. Meclisin ve Cumhurbaşkanının hukuki statüsü ise 1924 Anayasasında net bir şekilde ortaya konulmuştur. Meclise getirilen tasarıda Cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanınmışsa da Meclis bunların bir kısmını kabul etmeyerek karma bir sistem oluşturmuştur. Böylece meclis üstünlüğüne dayalı, Cumhurbaşkanının da Yürütmenin başı olan bir sitem kurulmuştur. Bu sistem "Tek Parti Dönemi" olarak isimlendirilen 1924-1946 yılları arasında CHP Genel Başkanının aynı zamanda Cumhurbaşkanı olmasına imkân vermiştir. Fakat çok partili hayata geçilmesi ile birlikte çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. 1961 Anayasası ile Yürütmenin Başı Cumhurbaşkanı olmuşsa da Meclis güçlü yapısı bu dönemde de devam etmiştir. Fakat 1980 yılına kadar kurulan hükümetlerdeki başbakanlar yetkilerini tam olarak kullanamamaktan şikâyet etmişlerdir. 1980 Anayasası da Cumhurbaşkanına geniş yetkiler vermiştir. Fakat Cumhurbaşkanı makamı ile Başbakanlık makamı arasında yetki tartışmaları kaçınılmaz hale gelmiştir. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçim sorunu, adeta bir sistem sorununa dönüştürülmüş ve yapılan halk oylaması ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sitemi getirilmiştir. 2014 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan'ın halk tarafından seçilmesi ile de yetki tartışması yaşanmaya başlamıştır. Bu sorunları aşmak maksadıyla 2017 yılında yapılan halkoylaması ile de Başbakanlık müessesi kaldırılmıştır. Onun yerine "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" ihdas edilmiştir. Henüz değerlendirme için çok yeni bir sistem olmakla birlikte "Tür Tipi Başkanlık Sistemi" olarak lanse edilen sistem, çeşitli eleştirilere maruz kalsa da günümüzde bu sistem geçerliliğini devam ettirmektedir. Bu tezde 1924 anayasasında yürütmeye tanınan yetkiler ile 2017 referandumu ile yürütmeye tanınan yetkiler verilmeye çalışılmıştır
Balıkçıların örgütlenme eğilimleri: Antalya ili örneği
Üretici örgütleri, ortaklarının sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan, günümüzde ülkelerin gelişmişlik kriteri olarak da kabul edilen yapılardır. Üreticiler örgütlenmeyi, faaliyetlerini daha verimli ve kaliteli gerçekleştirebilmek, üretimden pazarlamaya dek tüm süreçlerde karşılaşılan risklerin üstesinden gelebilmek için tercih etmektedirler. Ülkemizde su ürünleri sektöründe faaliyet gösteren ekonomik amaçlı üretici örgütleri ise; 1163 sayılı yasayla kurulan kooperatifler ile 5200 sayılı yasa ile kurulan üretici birlikleri ve bunların üst örgütleridir. Söz konusu örgütler çok amaçlı olduklarından, su ürünleri piyasasının düzenlenmesinden, üreticilerin haklarının korunmasına, üretim ve satışla ilgili eğitim hizmeti sağlanmasından, ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada, Antalya ilindeki balıkçıların örgütlenme eğilimleri, örgütlenme yapıları ve örgütlenmelerini etkileyen faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında Antalya ilinde aktif olarak faaliyet gösteren 14 adet su ürünleri kooperatifinin 75 ortağı ve Antalya İç Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliğinin 35 ortağı ile yüz yüze anket yöntemi ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama aşaması olan anket uygulama dönemi av sezonu dönemi olarak planlanmış ve Kasım 2017- Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çalışmada kooperatif ve üretici birlikleri ortakları ile ilgili üç grup veri elde edilmiştir. Bunlardan ilki anket yapılan ortakların sosyo-ekonomik özellikleri ile ilgili olup, ikinci grup veriler, balıkçılık mesleğine ilişkin, üçüncü grup veriler ise ortakların üretici örgütü ile ilişkileri, düşünceleri ve değerlendirmeleri ile ilgili verilerdir. Çalışmada, ortakların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı testler yapılmış, yapılan testlerin sonucunda bağlantılı olarak öngörülen veriler için khi kare analizi, üretici örgütü ile ortakları ilişkisini belirleyen etkenleri belirlemek için de çok değişkenli istatistik analizlerinden faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, her iki üretici örgütü ortaklarının genç/orta yaş grubu aralığında olduğu, bir kısmının balıkçılıktan başka gelir kaynaklarının da olduğu, eğitim seviyelerinin genel olarak düşük olduğu, ancak su ürünleri üretici birliği ortaklarının su ürünleri kooperatifleri ortaklarına göre daha yüksek düzeyde eğitimli olduğu belirlenmiştir. Ortakların balıkçılık mesleği ile ilişkileri incelendiğinde; her iki üretici örgütü ortaklarının balıkçılık tecrübelerinin ortalama 20 yıl ve üzerinde olduğu, balık fiyatının düşük ve maliyetlerin yüksek olmasından dolayı yeterli kazancı elde edemeseler de balıkçılığı bırakma düşüncelerinin olmadığı, çoğunun balıkçılık faaliyetini gerçekleştirdiği işletme kapasiteleri ve tekne büyüklüklerine göre küçük ölçekli üreticiler olduğu, su ürünleri kooperatif ortaklarının masraf kaleminde en yüksek giderin akaryakıtın, üretici birliği ortaklarının masraf kalemlerinde ise en yüksek gider olarak balık yeminin yer aldığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ortakların üretim girdilerini uygun fiyat ile elde edebilmeleri, gelirlerini artırabilmeleri, ürünlerini iyi koşullarda pazarlayabilmeleri ancak etkin bir örgütlenme ile mümkün olabilir. Nitekim üreticilerin söz konusu örgütlere ortak olma nedenlerinin başında ekonomik ve teknik destek alabilme amacı gelmekte ise de, ortaklar tarafından kooperatiflerin faaliyetleri ile üretici birliğinin gelişimi yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan yine ortaklar tarafından, koşullarının sınırlı olmasına, yeterli desteğe sahip olmamasına ve beklenen başarıyı tam olarak karşılayamamasına rağmen üretici örgütlerinin ayakta durma çabaları ve ortak sayılarının giderek artması Antalya‟da balıkçıların örgütlenmesi açısından olumlu bir sonuç olarak değerlendirilebilmektedir. Ülkemizde, üretici örgütlenmesindeki yapısal ve işlevsel farklılıklarına rağmen, güçlü ve başarılı üretici örgütlenmesi ile dikkat çeken Avrupa Birliği‟ne uyum amacıyla, çalışmalar devam etmektedir. Ancak ortakların da çalışmada belirttiği gibi, Türkiye‟de de Avrupa Birliği örgütlenmesinde olduğu gibi bağımsız, tarımsal piyasaya yön veren, ortaklarına sosyal ve ekonomik açıdan destek sağlayan, yaygın, gelişmiş ve güçlü örgütlenme için üreticilerin dayanışma içerisinde, eğitimli, balıkçılık mesleği ve örgütlenmenin öneminin farkındalığına sahip, ortaklarının haklarını koruyabilen örgütlerin var olabilmesi için yeterli bir devlet desteğine ihtiyaç vardır
İskemik inme geçiren hastalarda kronik bakım modeli'ne temellendirilmiş eğitimin ve telefonla izlemin özyönetime, yaşam kalitesine ve hasta memnuniyetine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı iskemik inme geçiren hastalarda Kronik Bakım Modeli'ne temellendirilmiş eğitimin ve telefonla izlemin özyönetime, yaşam kalitesine ve hasta memnuniyetine etkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Kliniği'nde iskemik inme tanısı ile tedavi edilen, örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan 34 girişim, 34 kontrol grubu olmak üzere toplam 68 hasta ile Eylül 2018-Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler Kronik Bakım Modeli'ne temellendirilmiş Kişisel Bilgi Formu, özyönetimi değerlendirmek için İnme Öz Etkililik Ölçeği ve İnme Özyönetim Değerlendirme Formu, İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalara StrokeCARE girişim protokolü kapsamında taburculuk öncesi birebir eğitim verilmiş, sonrasında eğitim kitapçığı ile hastalar desteklenmiş, telefonla izlem ve hatırlatıcı SMS uygulamaları yapılmıştır. Ön test verileri hastanede yatarken, son test verileri taburculuğun 3. ayında poliklinikte toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SAS 9.4 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların öz etkililik ve yaşam kalitesi puan ortalamalarının, kontrol grubundaki hastalara göre daha yüksek olduğu, ancak aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamsız olduğu (p>0.05); kronik hastalık bakımı memnuniyet düzeyleri puan ortalamalarının kontrol grubundan daha yüksek ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p0.05). Sonuç: Araştırmada StrokeCARE girişim protokolünün uygulanabilir olduğu, iskemik inme geçiren hastaların özyönetim ve yaşam kalitesini iyileştirdiği ve memnuniyet düzeylerini artırdığı görülmüştür
Yama giydirilmiş dalga kılavuzu (YGDK) teknolojisi ile X bandı bant geçiren filtre tasarımı
Düzlemsel bant geçiren filtreler temel olarak herhangi bir RF / Mikrodalga cihazının önemli bir parçası olarak kabul edilir. İletişim ve radar sistemlerine yönelik artan talepler, daha yekpare ve hafif yapılardan üstün performans sağlayan ve diğer devrelerle kolayca entegre edilebilen filtreler gerektirir. Bu tezde, metal dalga kılavuzları ile mikroşerit yapıların özelliklerini birlikte taşıyan Yama Giydirilmiş Dalga Kılavuzu (YGDK) adı verilen yeni bir düzlemsel teknoloji ele alınmaktadır. Bu tezde Yama Giydirilmiş Dalga Kılavuzu teknolojisini ve Çentikli Taban Yapılar (ÇTY) kullanarak iki adet üçüncü dereceden yekpare filtre tasarladık. Her iki tasarım da mikroşerit teknolojisiyle geniş bant adaptasyonu sağlamak için YGDK-Micro şerit konik geçişi kullanılmıştır. Çalışmada X-bandı uygulaması için tasarlanmış bir Geniş Bant bant geçiren filtre tasarlanmıştır. Filtre, YGDK ve YGDK'nın hem üst hem de alt düzlemine yüklenen iki tip Çentikli Taban Yapılar (ÇTY) tarafından oluşturulmuş olup 10 GHz'de kesirli bant genişliği (FBW = 40%) şeklidedir. Üretim kolaylıkları nedeni ile ayrıca C-bandı bölgesinde çalışan 6.175 GHz' merkez frekansında 500 MHz bant genişliğine sahip ilk huzme genişliği (FBW = 8.3%) olan bir filtredir. YGDK'nın üst düzleminde YGDK ve 3-ÇTY hücreleri aracılığı ile oluşturulmuştur
Antik Yunan düşüncesinde - sanatında etnik anlatımlar ve onların bölgesel sanatla karşılaştırılması
"Antik Yunan düşüncesinde – sanatında etnik anlatımlar ve onların bölgesel sanatla karşılaştırılması" başlıklı doktora tezi kapsamında antik kaynaklar aracılığıyla günümüze kadar ulaşan "yabancı" terminolojisinin özellikle arkeolojik verilerde vurgulanan "yabancı" betimlemelerinin tespit edilerek birbiriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tez çalışması kapsamında konu dört bölüm altında irdelenmiştir. Birinci bölümde antik kaynaklarda bahsi geçen yabancı ve yabancı anlamında kullanılan terimler üzerinde durulmuştur. Zamansal olarak ise Homeros'tan başlayıp Erken Roma Dönemi'ne kadar olan süreçteki antik kaynaklar incelenmiştir. Ağırlıklı olarak incelenen antik kaynaklar arasında Homeros, Herodotos, Euripides, Sophokles, Thukydides, Xenophon, Platon ve Aristoteles'in eserleri önemli bir yer tutmaktadır. Yapılan incelemeler sonucunda toplam 51 adet yabancı ve yabancı anlamında kullanılan terim tespit edilmiştir. Tespit edilen terminoloji kullanım alanlarına göre 5 farklı ana başlık altında toplanarak değerlendirilmiştir. Yapılan incelemeler antik kaynakların Yunanca orijinal metinlerine dayanmaktadır. İkinci bölüm Antik kaynaklarda barbar/yabancı olarak adlandırılan halkların listesinden oluşmaktadır. Burada listelenmiş halkların ayrıca kısa bir tanıtımı da yapılmıştır. Üçüncü bölümde arkeolojik verilere dayanarak antik kaynaklarda yabancı olarak adlandırılan halkların kendi sanatı değerlendirilmiştir. Arkeolojik veriler arasında mezar anıtlarındaki insan tasvirli kabartmalar, heykeller ve vazolar üzerindeki sıklıkla anlatımlar kullanılmıştır. Halklar coğrafyasına göre bölünmüştür. Her etnik grup ayrı bir bölüm altında incelenmiştir. Ayrıca her bölümün girişinde halkların coğrafyası, etnik kökeni ve Yunan kaynaklarındaki bilgileri verilmiştir. Dördüncü bölümde ise Yunan sanatında yabancıların resmedilmesi incelenmiştir. Özellikle Yunan vazo sanatında bir yabancının Yunanlılardan ayıran belirli giysi, silah, saç ve sakal stili gibi görsellere değinilmiştir. Tez çalışması kapsamında değerlenen bu bilgiler bütüncül açıdan önemli bir veri akışı sağlanmıştır. Yunan kaynakları tarafından barbar/yabancı olarak adlandırılan halklar hem kendi sanatları ile hem de Yunan sanatındaki görseller ile karşılaştırılmıştır. Söz konusu bu halkların Yunan kaynaklarındaki ve sanatındaki tanımlamalar kendi tanımlamalarıyla benzerlik gösterip göstermediği sorusuna cevap aranmıştır
Yeni çağ inanışları: faaliyet alanları, etkileri ve görünümlerinin sosyolojik analizi (Antalya örneği)
Kutsal ile dünyevi olan arasındaki ilişkiyi anlama teşebbüsü çağlar boyu süregelmiştir. Toplum tiplerinin geçirdiği dönüşümler beraberinde dini hayatı da şekillendirmektedir. Her yeni yapıya adapte olma sürecinde dinin yeniden üretimi söz konusudur. Modern toplum yapısının din ile olan ilişkisi geleneksel yapıdan farklı bir görünüm sergilemektedir. Birey temelli bu yapıda dini inançlar da ihtiyaç ve isteklere göre farklılıklar ve çeşitlilikler ekseninde kurgulanarak bireylere sunulmaktadır. Böyle bir ortamda gelişen yeni dini oluşumlar, kutsal olan ile ilişki kurma noktasında bir mana arayışında olan birey için bir seçim imkânı ve alternatifler sunabilmektedir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan ve derinlemesine görüşme tekniği ile gerçekleştirilen bu araştırma, bireylerin Yeni Çağ hareketlerine katılma süreçlerinin altında yatan faktörlerin tespit edilmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda bu hareketlere katılan bireylerin kişisel özelliklerinin, yaşadıkları deneyim ve tecrübelerin neler olduğunun, gündelik yaşam pratiklerindeki değişimin, manevi tatmin düzeylerinin, beden algılarının, sosyal etkileşimlerindeki farklılaşmaların, dini duygu ve düşüncelerindeki değişimlerin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda yoga, meditasyon, reiki, biyoenerji, hipnoz ve Access bars uygulamalarına katılan, Antalya ilinde yaşayan 24 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, içerik analizi ile incelenmiştir. Önceden belirlenen kategoriler altında temalar ve kodlama birimleri oluşturulmuş, görüşmeler öyküleştirilerek birer anlatıya dönüştürülmüş ve yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre Yeni Çağ inanışlarına katılım birçok farklı neden üzerinden okunabilmektedir. Sosyokültürel etkileşim, metafiziksel deneyimler, gündelik rutinler, psiko-sosyal sebepler, mekânsal ve görsel etkileşimler, alternatif inanç sistemlerinin çoğalması ve yaygınlaşması, bu süreci etkileyen temel sebepler olarak ifade edilebilir. Yaşam tarzlarının, kültürlerin, inançların, tüketim kalıplarının kişiden kişiye değişkenlik göstermesi, bireylerin uygulamaları deneyimleme süreçleri ve etkilenme boyutlarının da farklı olmasına sebebiyet verebilmektedir. Bireylerin hareketlere katılım sürecinden sonra sosyal hayatlarında, duygu ve düşünce dünyalarında hem olumlu hem de olumsuz değişimler yaşandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte Yeni Çağ inanışları ve din arasında farklı yönlerden ilişkiler kurulduğu, bireylerin dini inanç ve anlam dünyalarını şekillendirmede Yeni Çağ inanışlarından yararlandıkları, ibadet ve pratiklerde farklılaşmalar yaşandığı ortaya koyulmuştur
Sınırlı dağılımlı örgüler, Priestley uzayları ve onların arasındaki dual kategorik denklikler
Bu tez çalışmasında, kategori teorisi baz alınarak ağırlıklı olarak iki konu üzerinde durulmuştur. Bu konular "Priestley Dualitesi" ve "Priestley Dualitesinin Bir Genişlemesi" başlıkları altında ele alınmıştır. Priestley dualitesi, sınırlı ve dağılımlı örgülerin kategorisi ile Priestley uzaylarının kategorisinin denk kategoriler olduğunu ifade eder. Bunu yaparken denk izleç (equivalence functor) denilen bir çeşit kategorik fonksiyonlardan yararlanılmıştır. Bu izleçler tez içerisinde açıkça ifade edilmiştir. Bu şekilde; Stone cebirleri, Kleene cebirleri, Ockham cebirleri, De Morgan cebirleri, Wajsberg cebirleri gibi bir çok alanda matematiğe katkı sağladığı görülen örgü teorisinin geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu alanda özellikle 1970'li yılların başlarında Hilary Priestley'in yaptığı çalışmalar oldukça ünlüdür. Priestley Dualitesinin Bir Genişlemesi başlığı altında ise aslında Priestley dualitesinin bir genellemesi aynı yöntemle formülüze edilmiştir. Bu genellemeyi vermemizin sebebi; Priestley dualitesinin çok fazla koşul içermesidir. Çünkü matematikte böyle yapılar her zaman bulunamayabilir. Bunu yaparken de örgü homomorfizmlerini bitişme koruyan fonksiyonlar ve sürekli ve sıra-korur fonksiyonları ise Priestley bağıntıları olarak genişlettik. Bu genellemeyi vermemizin tek sebebi Priestley dualitesinin yapısı değildir. Bu dualiteden yararlanılarak, Halmos-Wright dualitesi denilen, Boole cebirlerinin bir genişletilmiş kategorisi için bir dualite formülüze edilmiştir. Ayrıca, Boole cebirlerinin kategorisi ile Stone uzaylarının kategorisi arasında bir dual denklik ifade eden meşhur Stone dualitesi, Priestley dualitesinin bir sonucu olarak elde edilmiştir