Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Bursa Misi (Gümüştepe) köyü geleneksel konut mimarisi
Geleneksel Türk Evleri, halkımızın katkılarıyla oluşmuş kültürel değerler bütünüdür. Orta Asya'da ilk şeklini çadır yaşamından alan ve gelenekselleşen ev tipleri, esas şeklini Anadolu'da bulmuştur. Şamanizm ile biçimlenmeye başladığı tahmin edilen geleneksel Türk evleri, İslamiyet'le birlikte daha farklı şekle dönüşmüştür. Türk örf ve adetleri ile İslamiyet'in getirdiği kurallar çerçevesinde planlanan evlerde iç ve dış mekânlar, bu kuralların getirdiği esaslara göre şekillenmiştir. Anadolu'da esas ve son şeklini alan bu evler, değişik bölgelerde görülen farklı iklim ve yöre özelliklerine göre, farklı nitelikler taşıyan malzemelerden yapılmıştır. Marmara Bölgesi'nde en çok kullanılan malzeme ahşaptır. Bursa'ya bağlı Nilüfer İlçesi'ndeki, eski adı Misi Köyü, günümüzdeki adıyla Gümüştepe Mahallesi evlerinin asıl malzemesi de ahşaptır. Osmanlı döneminde önemli bir yerleşim yeri olan Misi'deki evler, yapıldığı dönemin kültürünü, sosyo – ekonomik yapısını gözler önüne sermektedir. Ayrıca, her ne kadar göz ardı edilmişlerse de, Misi'nin tarihi değerini artıran kültür varlıklarımızdır. Bu tez çalışmasının amacı, kapsamı, kaynak araştırması, materyal kullanımı, uygulanan metod ve yöntem, Misi'deki Geleneksel Türk Evlerinin özellikleri hakkında bilgi vermektedir. Tezin birinci bölümünde; Geleneksel Türk Evi ve İnsan ilişkisi, Geleneksel Türk Evlerinin tanımı, özellikleri, mimari ve tarihsel gelişimi, plan özellikleri ve tipleri konusunda bilgiler yer almaktadır. İkinci bölüm; Bursa'nın merkezindeki Geleneksel Türk Evlerinin özellikleri konusuna ayrılmıştır. Üçüncü bölümde; Misi'deki Geleneksel Türk Evleri'nin özellikleri tanıtılmış, bunlar plan tiplerine göre tasnif edilerek incelenmişlerdir. Dördüncü bölümde; tanıtılan evlerin yöresel açıdan değerlendirmeleri ve karşılaştırmaları yapılmıştır
Anaerobik parçalanma prosesinin farklı sektörel atıklar için uygulanması
Tez çalışmasının amacı, anaerobik parçalanma prosesinin sahip olduğu sınırlı sayıda dezavantajın, kombine prosesler ve yenilikçi teknolojiler uygulanarak ortadan kaldırılmasının sağlanmasıdır. Bu kapsamda, farklı substratlar için proses performansının geliştirilmesine yönelik üç farklı çalışma gerçekleştirilmiştir. İlk çalışmanın amacı; anaerobik parçalanma prosesinde hidroliz verimlerinin düşük olması nedeniyle metan üretim verimi düşük olan lignoselülozik atıklara ön arıtma uygulanarak metan üretim veriminin artırılmasıdır. Bu kapsamda, Antalya bölgesinde yoğun üretimi yapılan muz meyvesinin hasat döneminde oluşan muz hasat atıklarına termal alkali H2O2 ön arıtma uygulanmış ve metan üretim potansiyelinin artırılması için ön arıtma prosesinin optimizasyonu yapılmıştır. Termal alkali H2O2 ön arıtma prosesinin optimizasyonu sonucunda; 6 saat reaksiyon süresi, %2,73 H2O2 konsantrasyonu ve 50°C reaksiyon sıcaklığı koşulları optimum ön arıtma proses koşulları olarak tespit edilmiştir. Optimum ön arıtma koşullarında muamele edilen muz hasat atıklarının metan üretim verimi, ham muz hasat atıkları numunesine göre %40 artmıştır. Optimum ön arıtma proses koşulları için metan üretim modeli, metan üretiminde ham numuneye göre %43,2 oranında artış öngörmüştür. Termal alkali H2O2 ön arıtma prosesinin muz hasat atığının, bağ yapısı ve yüzey özelliklerinin değişmesinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anaerobik parçalanma prosesi ile kombine edilen termal alkali H2O2 ön arıtmanın muz hasat atıklarından yenilenebilir enerji üretilerek değerlendirilmesinde efektif bir ön arıtma metodu olduğu düşünülmektedir. İkinci çalışmanın amacı; farklı organik atıkların nütrient içeriklerindeki eksiklik ve fazlalıkları nedeniyle anaerobik parçalanmada kurulamayan substrat dengesi ve nütrient eksikliğine bağlı düşük metan üretim veriminin, birlikte anaerobik parçalanma prosesi ile aşılmasıdır. Bu kapsamda, Antalya bölgesinde faaliyet gösteren alkollü içecek üretim tesisinin atıkları olan şilempe, üzüm posası ve anasonun birlikte anaerobik parçalanabilirlikleri incelenmiştir. Şilempe, üzüm posası ve anasonun karakterizasyon analizleri yapılmış, birlikte anaerobik parçalanabilirlikleri farklı substrat oranlarında incelenmiş ve kinetik modellemesi yapılarak substratların birlikte anaerobik parçalanmadaki rolleri atık yönetimi kavramı ile birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, %70 şilempe ve %30 üzüm posası karışımı anaerobik parçalanma ile metan üretimi için hesaplanan α = 1.09 değeri ile en yüksek sinerjistik etkiyi göstermiştir. Atıkların anaerobik parçalanma prosesindeki kinetik katsayılarının belirlenmesi için deneysel metan üretim verimleri Modifiye Gompertz modeli, Cone modeli, Reaction Curve modeli ve Birinci Derece Kinetik model ile modellenmiştir. Kinetik modellerle deneysel metan üretim sonuçları yüksek determinasyon katsayıları (R2 = 0,91-0,99) ile başarıyla modellenmiştir. Çalışma sonucunda, %70 şilempe ve %30 üzüm posası karışımı için reaksiyon hız sabiti (k) 0.253-0,371 gün-1, gecikme fazı süresi (λ) 0,009-0,014 gün, maksimum metan üretim hızı (Rm) 37,4-48,9 mL CH4/gUKMeklenen olarak hesaplanmıştır. Birlikte anaerobik parçalanma prosesinin alkollü içecek üretim atıklarının değerlendirilmesinde uygun bir yaklaşım olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üçüncü çalışmanın amacı ise seyreltik atıksuların anaerobik parçalanma prosesi ile arıtılmasında gözlenen düşük metan üretiminin ve düşük biyokütle büyüme problemlerinin membran prosesler ile aşılmasının sağlanmasıdır. Bu kapsamda, sürekli AnMBR sisteminde evsel atıksuyun arıtılabilme performansı incelenmiştir. Çalışma sonucunda 23 saat hidrolik bekletme süresi ve 3 LMH akı ile 12 saat hidrolik bekletme süresi ve 5,7 LMH akıda ortalama %94,3 ve %93,2 KOİ giderim verimleri elde edilmiştir. Tüm işletme süresince elde edilen ortalama metan üretim verimi 200 mL CH4/gKOİ'dir. 121 gün süren işletme döneminde ölçülen trans membran basıncı değerleri 10 mbar ile 30 mbar arasında değişmiş olup tıkanma açısından problem yaratacak değerler gözlenmemiştir. Doktora tez çalışması kapsamında elde edilen çıktılar, anaerobik parçalanma prosesinin uygun çözümler ile Antalya ölçeğinde uygulanma potansiyeli olduğunu göstermektedir. Doktora tezi, anaerobik parçalanma prosesinin dezavantajlarını ortadan kaldırılmasında, yol gösterici nitelik taşımaktadır
İmam Maturidi'nin Te'vilatü'l-Kur'an isimli tefsirinde mu'tezili söylemin eleştirisi
Bu çalışma, İmam Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân isimli tefsirinde Mu'tezilî söyleme yönelttiği eleştirileri konu edinmektedir. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş kısmında, diğer bölümlerde işlenecek konulara zemin oluşturmak amacıyla Te'vîlât'ın ve Mu'tezile'nin tefsir tarihindeki yeri kısaca ele alınmış, ardından Mâtürîdî'nin Mu'tezile algısına ve eleştiri üslubuna değinilmiştir. Böylece, Mu'tezile'nin tefsir tarihindeki ve Mâtürîdî'deki algılanma biçimleri arasında fark olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Mu'tezile'nin Kur'ân'ı yorumlama yöntemleri ile ulûmü'l-Kur'ân'ın bazı konularıyla ilgili görüşleri hakkında Mâtürîdî'nin dile getirdiği eleştiriler incelenmiştir. Bununla, Mu'tezile'nin Kur'ân tasavvurunun ve yorum biçimlerinin Mâtürîdî nezdindeki konumu belirlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Mu'tezile'nin temel prensiplerinden tevhid, adalet, va'd-va'îd ve el-menzile beyne'l-menzileteyn ilkeleri ile bu ilkelerin alt başlıklarını oluşturan meselelere dair eleştirilere yer verilmiştir. Yine bu bölümde, Mâtürîdî'nin zikri geçen konularla ilgili yaklaşımları da ortaya konmak suretiyle Mâtürîdî ve Mu'tezile arasında karşılaştırma imkânı sunulmuştur. Üçüncü bölümde Mâtürîdî'nin Mu'tezile'ye eleştiri yönelttiği; ancak ortak bir temaya sahip olmayan muhtelif bahislerle ilgili tenkitler ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde Mu'tezile'nin, Mâtürîdî tarafından herhangi bir eleştiri yöneltilmeyen emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i 'ani'l-münker ilkesi ve sarfe teorisi hakkında kısaca bilgi verilmiş, yanı sıra Mâtürîdî'nin bu iki konuyla ilgili eleştiri yöneltmemesinin muhtemel nedenleri tartışılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışma boyunca elde edilen bulgulara yer verilmiştir
Türk Hukuku'nda üst sınır ipoteği ve uygulaması
Alacaklının alacağını daha kolay elde edebilmesi için bu hakkın teminat altına alınmasını sağlayan aynî ve şahsî teminatlar söz konusudur. Şahsî teminatlar, alacaklının alacağına kavuşması noktasında tam anlamıyla bir koruma sağlayamamaktadır. Buna karşılık aynî teminatlar, günümüz ekonomik koşulları göz önünde bulundurulduğunda, tam bir koruma zemini hazırlayarak alacaklının rahat bir nefes almasını sağlar. Günümüzde en çok uygulama alanı bulan aynî teminat ise ipotektir. İpotek, bir taşınmaz rehni türü olup, alacağın zamanında ifa edilmemesi nedeniyle, alacaklıya alacağa teminat gösterilen taşınmazın icra organları vasıtasıyla satışı ile satış bedelinden alacağını tahsil etme hakkı tanıyan bir aynî haktır. İpotek, alacağın belirli olması halinde tesis edilebileceği gibi, alacağın henüz belirli olmadığı durumlarda da tesis edilebilmektedir. Bu kapsamda alacağın belirli olması halinde kurulan ipotek türü anapara ipoteği iken, alacağın henüz belirli olmadığı durumlarda kurulacak ipotek türü ise üst sınır ipoteğidir. İpoteğin tesisi sırasında belirli olmayan ya da sonradan değişmesi muhtemel alacakların teminat altına alınmasını sağlaması açısından büyük önem arz eden üst sınır ipoteği, günümüz ekonomisinin temelini oluşturan kredi işlemlerinden doğan borçların teminat altına alınmasında sıkça başvurulan bir aynî haktır. Bu kapsamda söz konusu çalışma ile üst sınır ipoteği kavramı, taşınmaz rehnine hakim olan ilkeler açısından değerlendirilmiş, kuruluş ve kapsamı açıklanarak benzer bir kavram olan anapara ipoteğinden farkları üzerinde durulmuştur. Son olarak TMK, İİK ve sair mevzuatlarda düzenlenen ipoteğin sona ermesine ilişkin hususlar, üst sınır ipoteğinin özellikleri de göz önünde bulundurularak açıklanmıştır
Okul öncesi dönemdeki çocukların problem çözme becerileri ile öğretmenlerinin problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı okul öncesi dönemdeki çocukların problem çözme becerileri ve öğretmenlerinin problem çözme becerileri arasındaki ilişkileri incelenmektir. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemi olan ilişkisel araştırma modeli ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu Antalya ilinin Konyaaltı ilçesinde üç farklı okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 4-7 yaş arası 330 çocuk ve bu çocuklara eğitim vermekte olan 33 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak "Kişisel Bilgi Formu", Aydoğan, Ömeroğlu, Büyüköztürk ve Özyürek (2012) tarafından geliştirilen "Problem Çözme Becerileri Ölçeği" (4-7 yaş) (PÇBÖ) ve Heppner ve Petersen (1982) tarafından geliştirilen, Türkçeye uyarlanma çalışması Şahin, H. Şahin ve Heppner (1993) tarafından gerçekleştirilen "Problem Çözme Envanteri" (PÇE) kullanılmıştır. Veriler Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; çocukların problem çözme becerileri puanları ile öğretmenlerin problem çözme becerileri puanları arasında anlamlı düzeyde ilişki bulunamamıştır. 48-59 aylık çocukların problem çözme becerileri toplam puanı ile öğretmenlerin problem çözme becerileri alt boyutlarından planlı yaklaşım puanı arasında negatif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki; 72 aylık ve üzeri çocukların problem çözme becerileri toplam puanı ile öğretmenlerin problem çözme becerileri alt boyutlarından kaçıngan yaklaşım puanları arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Araştırma bulguları öğretmenlerin planlı yaklaşım sergileyen davranışları arttıkça 48-59 aylık çocukların problem çözme becerilerinin arttığını; öğretmenlerin kaçıngan yaklaşım sergileme davranışları azaldıkça 72 aylık ve üzeri çocukların problem çözme becerilerinin arttığını göstermiştir. İlgili literatüre dayanılarak araştırmanın bulguları tartışılmıştır. Gelecekte yapılacak teorik ve uygulamalı araştırmalar için öneriler sunulmuştur
Ortaokul öğrencilerinin sözlü ve yazılı anlatım becerileri arasındaki ifade farklılıklarına toplumdilbilimsel bir bakış
Bu çalışmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin sözlü ve yazılı anlatımlarında bir dil değişkesi olarak kullandıkları ağız özelliklerini tespit etmek ve çıkan sonuçları toplumdilbilimsel değişkenler doğrultusunda incelemektir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden açıklayıcı durum çalışması ile yürütülmüştür. Araştırma için veri toplanırken doküman incelemesi ve yapılandırılmamış görüşmeden yararlanılmıştır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden betimsel analiz ve içerik analizi ile yürütülmüştür. Çalışma 182 ortaokul öğrencisi ile yürütülmüştür. Çalışma grubu oluşturulurken amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesinden yararlanılmıştır. Öğrencilere sözlü ve yazılı anlatım çalışmaları yaptırılmış ardından bu çalışmalarda yer alan ağız özellikleri tespit edilmiştir. Tespit edilen ağız özellikleri bulgular kısmında cinsiyet, sosyokültürel özellikler ve sınıf seviyeleri gibi toplumdilbilim değişkenleri doğrultusunda incelenmiştir. Sonrasında ise tespit edilen ağız özellikleri ses ve şekil bilgisi olarak iki grupta incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda tespit edilen ağız özelliklerine ilişkin bilgilere yer verilmiş ve araştırma problemine uygun çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Bu araştırmanın ülkemizde gelişmekte olan toplumdilbilim alanına, yapılacak olan ağız araştırmalarına ve Türkçe öğretmenlerine fayda sağlayacağı düşünülmektedir
Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran haller
Sağlık hizmetlerinin sunulması sırasında meydana gelen zararlarda doğacak olan idarenin mali sorumluluğu, bazı hallerde azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. İdarenin sorumluluğunu azaltan ve ortadan kaldıran bu halleri anlayabilmek ve ortaya koyabilmek için öncelikle idare hukukuna ait bazı temel kavramları açıklama zorunluluğu doğmuştur. Bu çalışmada, öncelikle ilk bölümde genel olarak idarenin sorumluluğu kavramı; kusurlu ve kusursuz sorumluluk halleri açıklanmış, 'sağlık hizmetleri' kavramının ne anlama geldiği ifade edilmiş, 'idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan sorumluluğu' hususu mevzuattaki görünümü ve doktrin görüşleri ile açıklanıp, yargı içtihatları ile somutlaştırılmaya çalışılmıştır. 'İdarenin sorumluluğu' ve 'idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan sorumluluğu' kavramlarının kapsamı belirlendikten ve yargı içtihatları doğrultusunda genel çerçevesi çizildikten sonra, çalışmanın ikinci ve esas bölümünde idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlarda sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran hallerin ne olduğu tasnif edilmiştir. Bu tasnif yapılırken sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran hallerde öncelikle kusurlu ve kusursuz sorumluluk ayrımına gidilmiştir. Sonrasında, sağlık hizmetlerinde kusurlu ve kusursuz sorumluluk hallerinde idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran haller, öncelikle pozitif hukuktaki durumu ve doktrindeki algılanışları ile ifade edilmiş, sonrasında yargı kararları ışığında uygulamadaki mevcut durum ortaya konulmaya çalışılmıştır
Çağdaş Türk sanatıda öncü hareketler
1980'li yılların sonlarından itibaren uluslararası etkinliklerin ve kitle iletişim araçlarının da yoğunlaşması ile global sanat ortamıyla etkileşimini arttıran Türkiye, 'çağdaş' sanat altyapısını güçlendirmiştir. 1970'lerde başlayıp, 1980'lerde yoğunlaşan öncü hareketlerin etkileri 1990'lı yıllarda sanat ortamında özümsenerek, kendini göstermiştir. Süregelen konservatif sanat anlayışına köktenci bir alternatif yaratan bu süreçte politik, ekonomik ve sosyal faktörler etkili olmuştur. Türkiye tarihinin en çalkantılı dönemlerini kapsayan bu zaman aralığında sanat ortamında gelişen yeni dinamikler, yalnızca mevcut sanat anlayışını değiştirmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni açılımlara da zemin hazırlamıştır. Türkiye'de Altan Gürman ile başlayan, sınırların sorgulandığı yaklaşımlar, başlangıçta bireysel çıkışlar ile sınırlı kalmış olsa da, ilerleyen yıllarda yeni isimlerin de eklenmesi ile Türkiye'de kavramsal yaklaşımlara öncü olan sanatçıların sayısı artmıştır. Erken tarihlerde ortaya çıkan bu kopuşlar, sonraki dönemde yeni sergileme alanlarının ortaya çıkması ve bu alana odaklanan, periyodik olarak düzenlenen sergiler ile sanat ortamına entegre olmuştur. Kavramsal yaklaşımlara yer veren ve İstanbul Bienali'ne de altyapı hazırlayan Yeni Eğilimler Sergileri, Öncü Türk Sanatından Bir Kesit Sergileri gibi etkinlikler, bu süreçte geliştirici olmuş, Türkiye sanat ortamına yeni bir soluk getirmiştir. Bu sergileri izleyen süreçte İstanbul Bienali, Türkiye'de Çağdaş Sanat'ın en belirgin kırılma noktası olmuştur. Gerek sanatçıların üretimlerinde, gerek sanat izleyicisinin kavramsal yaklaşımları alımlamasında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Tüm bu dinamiklerle beslenen süreçte çeşitlilik kazanan sanat ortamında 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren, gerek kullanılan üslup, gerek işlenen konular açısından daha özgür bir sanat ortamının hakim olduğu gözlemlenmektedir
Ortaöğretim kurumlarında disiplin uygulamaları: bir özel okul ile bir devlet okulunun karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, bir devlet lisesi ve bir özel lisenin kayıt altına alınmış disiplin uygulamalarını, elde edilen veriler doğrultusunda karşılaştırmalı olarak incelemektir. Antalya ili Muratpaşa ilçesinde hizmet veren bir devlet lisesi ve bir özel lise araştırmanın çalışma grubu olarak seçilmiştir. 2014-2019 yılları arasındaki eğitim-öğretim dönemlerinde, bir devlet lisesi ve bir özel lisede disiplin kuruluna sevk edilen öğrencilerin demografik özellikleri ve disiplin kurulu uygulamaları incelenerek karşılaştırılmış, liselerin özelliklerine göre önemli farklılıklar gösterip göstermediği veya benzer özellikleri olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın verilerine okul disiplin kurulu karar defterleri, onur kurulu defterleri ve rehberlik servisi dokümanları incelenerek ulaşılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizinin kullanıldığı bu araştırmanın modeli nitel durum çalışmasıdır. Okullar için ayrı ayrı oluşturulan tablo ile veriler toplanarak on beş alt probleme yanıt aranmıştır. Disiplin Kuruluna sevk edilen öğrencilerin demografik özellikleri, ailevi durumları, olumsuz davranışları, aldıkları cezalar ve okullarda uygulanan disiplin süreçleri elde edilen bulgular doğrultusunda yorumlanmış ve bu bağlamda bazı öneriler sunulmuştur
İlimler tasnifi geleneğinde müziğin yeri ve önemi
Müzik, insanın tarih boyunca çeşitli amaçlarla kullandığı bir araç olmuştur. Toplum ve kültürlere göre farklı tezahürlerle karşımıza çıkan müzik dinî törenler, cenazeler, kutlamalar, düğünler gibi insan yaşamının her anında yerini almıştır. Müzik, Çin ve Antik Yunan medeniyetlerinde sistematik şekline kavuşması ile beraber eğitim sisteminde de kendine yer edinmeye başlamıştır. Pisagor'un müziği matematik ile ilişkilendirmesi, Platon'un çocukların eğitiminde müziğin önemine dikkat çekmesi, Aristoksenos'un müziğe dair müstakil eserler vermesi gibi gelişmeler bu sanat bir ilim olarak ele alınmasını sağlamıştır. Müzik, Orta Çağ'ın yedi özgür sanatından biri olarak kabul edilerek aritmetik, geometri ve astronomi gibi ilimler ile birlikte değerlendirilmiştir. İslâm medeniyeti ise Beytü'l-Hikme merkezli tercüme hareketleri neticesinde söz konusu ilimlerle tanışmıştır. İslâm düşünürleri konularını belirlemek, birbirleriyle ilişkilerini saptamak, eğitim müfredatı oluşturmak gibi nedenlerle bu ilimleri sınıflama yoluna gitmişlerdir. Kindî ile başlayan bu sınıflama süreci Fârâbî, Harezmî, İhvân-ı Safâ ve İbnâ Sînâ gibi filozoflarla devam ederek köklü bir geleneğin oluşmasını sağlamıştır. İslâm düşünürlerinin yaptığı bu sınıflandırmaların birçoğunda ise müzik ilmi matematik ilimlerin içerisinde değerlendirilmiştir. Onlar, müzik ilmini yaptıkları tasniflerin içinde konumlandırmalarının yanı sıra bu ilme dair müstakil eserler de kaleme alarak müzik ilmine verdikleri önemi göstermişlerdir. Bu eserlerde kendi müzik felsefelerini ortaya koymuşlar ve ayrıca birçok müzikal konuya temas ederken enstrümanlara dair bilgiler de vermişlerdir. Nitekim bu çalışmada İslâm filozoflarının ilimler tasnifi ile müziğin bu tasnifteki yeri ve önemi değerlendirilmiştir