Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Analysis of natural language processing techniques and development of Turkish named entity recognition tool for travel-tourism voice assistant
Bu tezde, seyahat sektöründe Türkçe dilinde bir seyahat asistanının doğal dil işleme teknikleri kullanılarak nasıl geliştirilebileceği konusunda çalışmalar yapılacaktır. Bu çalışmayı yaparken, literatürde daha önce yapılmış olan doğal dil işleme çalışmalarının araştırılması ve bu çalışmalarının Türkçe 'ye uyarlanabilirliğinin verilerle ölçülmesi hedeflenmiştir. Türkçe doğal dil işleme alanındaki akademik çalışmaların başarısının incelenmesi, bunların doğruluk oranlarının nasıl arttırılabileceğinin saptanması ve bulunan sonuçların pratik uygulamalara nasıl uygulanabileceğinin çalışması yapılacaktır. NLP tekniklerine odaklanan akademik çalışmalara odaklanılarak ve bir Türk Mobil Seyahat Asistanında bu teknikler kullanılarak elde edilen sonuçları karşılaştırılacaktır. Doğal dil işleme, doğal dilde yazılmış metinlerin veya konuşulmuş seslerin işlenerek bilgisayar ile anlamlandırılması üzerine çalışmalar yürütülen, bilgisayar bilimi ve dil bilimciliğinin bir alt bilim dalıdır. Türkçe doğal dil işleme ise bu alanda yapılan çalışmaların Türk dil ve morfolojik yapısına göre uyarlanması ve gerektiğinde daha önce kullanılmamış tekniklerin kullanılarak dilin yapısına uygun olarak yeni yöntemlerin keşfedilmesidir. Bilgisayarların dili "anlama" terimi, insanın anladığı gibi değildir. Bilgisayarlara, dili anlamak için verilen modelleri kullanmak üzere denetimli, yarı denetimli ve denetimsiz yaklaşımlar kullanan modeller ve veriler sağlanmalıdır. Burada başarı anlama oranları, bir bilgisayarın dili konuşan bir insana kıyasla niyeti ne kadar iyi anladığı olarak tanımlanabilir. Bu tanımı temel alarak, NLP' deki en son modelleri kullanarak, dili anlayan bilgisayarların başarı oranları, mevcut bilgisayarların ve verilerin işlem gücünün artmasıyla arttı. Literatür tarandığında Türkçe doğal dil işleme alanında birçok çalışma yapıldığını görmekteyiz. Ses dalgalarının incelenerek ses tanıma ve yazıya aktarılması çalışmalarına konuşmadan yazıya yazıdan konuşmaya işlemleri denilmektedir. Bunun yansıra biçimbilimsel, sözdizimsel, anlamsal çözümleme gibi yöntemler kullanılmakta ve geliştirilmektedir. Bu alanda yapılan diğer çalışmalar otomatik yazım hatalarının denetlenmesi ve düzeltilmesi, dil çeviri gibi pratik, her daim elimizin altındaki alanlara da yaygınlaşmıştır. Büyük verinin artmasıyla birlikte bilginin ulaşılabilirliğinin zorlaşması ile bilgi çıkarımı, bilgi getirimi, soru cevap sistemlerinin geliştirilmesi, özet çıkartma gibi uygulamalar doğal dil işleme tanımı altında gerekli yerini bulmuştur. Bu alanda daha önce de sesli asistan geliştirme çalışmaları yapılmıştır. Ancak yaygın olarak kullanılmamıştır ve araştırma aşamasında kalmıştır. Doğal dil işleme alanında çalışmaların yürütülebilmesi için güncel olarak makine öğrenimi yöntemleri kullanılmıştır. Makine öğrenmesi tekniklerinin bu alanda kullanılabilmesi için de mevzu bahis alanda büyük veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Konu özelleştikçe veriye ulaşmak daha da zorlaşmıştır. Bu tez kapsamında da seyahat alanında sesli niyetin toplanarak ve üzerinde çeşitli DDİ teknikleri kullanılarak veri haline getirilmesi ve bu verinin makine öğrenmesi yöntemlerine girdi olarak sağlanabilmesi hedeflenmiştir. Sesli asistan alanında çalışmalar yapılmasına rağmen seyahat alanında bugüne kadar çalışma yapılmamıştır. Bu da taranan literatürden gözlemlenmektedir. Bu çalışmada ses yoluyla alınan niyetin içerisinden gürültü (noise) olarak bildiğimiz model üzerinde etkisi olmayan kısımlar arındırılarak varlık ismi tespitine gönderilecektir. Varlık tespiti aşamasında bu cümlenin içerisinden anlamlı veriler alınıp seyahat edilecek yer, yön, tarih, kişi vb. dataları çıkarıp bunları birbirleriyle anlamlarını inceleyip modele oturtacaktır. Bu aşamada kişi isteğine göre listelenen sonuçlardan hangisini seçtiğini de ses yoluyla belirtecektir ve rezervasyon sayfasına ya da kişinin bilgilerinin istendiği sayfaya yönlendirilecektir. Buradan sonra kişinin bilgileri sesli soru cevap sistemi ile alınıp sesten yazıya çevrilecektir. Makine öğrenmesi algoritmaları çağrı merkezi çalışanlarının ve müşterilerinin gerçek konuşmalarından da öğrenerek veri kümelerini geliştirecektir ve bir süre sonra kendi kendine birçok sesli niyeti anlayıp çözüme ulaştıracak yapıya gelecektir. Türkiye'de doğal dil işleme alanında hali hazırda var olan kütüphanelerin (Zemberek) ve web servislerinin (İTÜ NLP Web Service) sağladığı yöntemler araştırılacaktır. Aynı zamanda son yıllarda Transfer Öğrenimi (transfer learning) yöntemleri de doğal dili anlama ve işleme alanlarında hızlı ilerlemeler kaydetmiştir. Bunlar ile deneylerle kullanılabilirliği araştırılacaktır. Bu yöntemlere ek geliştirmeler yaparak çalışmanın tamamlanması öngörülmüştür. Veri analizi yöntemleri ile daha önceden alınmış biletlerin konuşmalarından benzerlik algoritmaları ile şimdiki konuşmanın anlamını çıkarmaya çalışmak da bir gidiş yolu olarak öngörülmüştür. Bunlar AR-GE sonucunda başarı oranına göre karar verilerek en doğru kararı veren algoritma ile devam edilecektir
Kauçuk beyazsineği Singhiella simplex Singh (HEMİPTERA: ALEYRODİDAE) ile parazitoiti Encarsia protransvena viggiani (HYMENOPTERA: APHELİNİDAE)'nin mevsimsel ilişkisi
Kauçuk beyazsineği Singhiella simplex Asya kökenli bir zararlı olup ilk kez 1931 yılında Singh tarafından Hindistan'da tespit edilmiştir. Her geçen yıl farklı ülkelere yayıldığı ve bu ülkelerden Ficus spp'nin birçok türünde ekonomik zarara neden olduğu bildirilmiştir. Çalışmada ülkemizde ilk kez 2016 yılında Antalya ilinde tespit edilen S. simplex'in parazitoiti Encarsia protransvena ile mevsimsel ilişkisi araştırılmıştır. İki yıl üst üste devam eden çalışmada sarı yapışkan tuzak örneklemesi ve yaprak örneklemelerinden yararlanılmıştır. Sarı yapışkan tuzak örneklemeleri 2018 yılı Ağustos ayı ile 2020 yılı Ağustos ayı boyunca Antalya ilinde park, bahçe ve ana caddelerde peyzaj amaçlı yetiştirilen Ficus retusa üzerinde yürütülmüştür. Sarı renkli yapışkan tuzaklar iki farklı ilçede bulunan F. retusa ağaçlarının doğu, batı, güney ve kuzey yönlerine 1'er adet sarı yapışkan tuzak olacak şekilde asılmıştır. Yaprak örneklemeleri ise Antalya merkez Kepez, Muratpaşa ve Konyaaltı ilçelerinde haftalık periyotlarla yürütülmüştür. F. retusa bitkilerinin kuzey, güney, doğu ve batı yönlerinden yaklaşık 10 cm olacak şekilde toplamda 120 sürgün toplanmıştır. Yapraklardaki S. simplex'in ergin öncesi yumurta, nimf ve pupa dönemleri ile parazitlenmiş nimflerin sayımı yapılmıştır. Parazitlenmiş nimflerdeki parazitoitin larva ve pupa dönemleri ayrı ayrı sayılmıştır. Sarı yapışkan tuzaklarda beyazsinek erginleri her iki yılda da şubat ayının ikinci yarısı görülmeye başlamışken parazitoit erginleri her iki yılda da mart ayı başında görülmeye başlamıştır. Sarı yapışkan tuzaklarda yakalanan S. simplex sayısı nisan ayında artmaya başlamış ve her iki yıldada eylül ayında 2018 yılı 674.5 tuzak/ergin ve 2019 yılı 781 tuzak/ergin ile en yüksek sayısına ulaşmıştır. E. protransvena sayısındaki artış mayıs ayında başlamış ve takip eden yaz aylarında düşük seviyede artış gözlemlenirken, sarı yapışkan tuzaktaki E. protransvena sayısı 2018 yılı ekim ayında 106.5 tuzak/ergin ve 2019 yılı ekim ayında 120.25 tuzak/ergin ile en yüksek sayıya ulaşmıştır. Sürgün örneklemelerinde en yüksek S. simplex pupa ve nimf sayıları ile E. protransvena larva ve pupa sayıları sırası ise 10.63 birey/sürgün ve 3.77 birey/sürgün ile 2019 yılı ekim ayında gözlemlenmiştir. Yaprak örneklemelerine göre beyazsineğin ve parazitoitinin en yüksek olduğu aylarda parazitlenme oranları 2018 yılı ağustos, eylül, ekim ve kasım aylarında sırasıyla %16.07, %18.98, %27.12 ve %34.75 olarak gözlemlenirken, 2019 yılı ağustos, eylül, ekim ve kasım aylarında sırasıyla, %14.56, %12.23, %21.82 ve %23.12 olarak tespit edilmiştir. Yapışkan tuzak ve yaprak örneklemeleri sonuçlarına göre zararlı ile mücadeleye popülasyon yoğunluğunun düşük olduğu mart ve nisan aylarında başlanmasının daha etkili olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile ülkemiz için yeni bir zararlı olan S. simplex ile parazitoiti E. protransvena arasındaki mevsimsel ilişkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler peyzaj bitkisi olarak yetiştirilen Ficus türlerinde zararlı S. simplex ile mücadeleye katkı sağlayabilecektir
Orontojenik keratokist ve dentijeröz kist olgularındaki P16 CAPRIN-1 ekspresyonlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı dentijeröz kist ve odontojenik keratokistlerin, CAPRIN-1 ve p16 antikorları ile immünohistokimyasal boyanma özellikleri yönünden karşılaştırılması ve moleküler seviyede odontojenik keratokistlerin davranışları hakkında yeni bir görüş edinilmesidir. Yöntem: 2014 – 2019 yılları arasında opere edilen ve dentijeröz kist veya odontojenik keratokist teşhisi alan kırkar olgu randomize olarak seçilerek CAPRIN-1 ve p16 antikorlarının saptanması için immünohistokimyasal boyama yöntemi ile incelenmiştir. Nükleer ve/veya sitoplazmik boyanma "pozitif" olarak değerlendirilmiştir. Pozitif olgularda boyanan hücre sayısına göre yüzde olarak ifade edilen hücre boyanma oranı ve hücre boyanma yoğunluğu belirlenerek her örnek için boyanma yoğunluğu dağılımı (BYD) skoru hesaplanmıştır. Boyanma izlenmeyen olgular, söz konusu antikorlar açısından "negatif" kabul edilmiştir ve BYD skoru sıfır olarak belirlenmiştir. BYD skorlarına göre olguların ekspresyon düzeyi negatif, hafif, orta veya yüksek olarak derecelendirilmiştir. Bulgular: Seksen örnek içerisinde 16 preparat bozuk epitel bütünlüğü veya immünohistokimyasal değerlendirmeyi olumsuz etkileyebilecek seviyede enflamasyon sebepleriyle çalışmadan çıkartılmıştır. Dentijeröz kist grubunda 14 negatif ve 17 pozitif, odontojenik keratokist grubunda 15 negatif ve 18 pozitif p16 ekspresyonu görülmüştür. Grupların kendi içlerinde negatif ve pozitif olgu sayıları arasındaki farkı anlamlı bulunmamıştır. Dentijeröz kist için BYD skor aralığı ve ortalaması 0-120 ve 16.9 (±30.9), odontojenik keratokist için 0-180 ve 14.8 (±33.6) olarak ölçülmüştür. İki grubun BYD skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Dentijeröz kist grubunda 10 negatif ve 21 pozitif, odontojenik keratokist grubunda üç negatif ve 30 pozitif CAPRIN-1 ekspresyonu görülmüştür. Grupların kendi içlerinde negatif ve pozitif olgu sayıları arasındaki fark sadece odontojenik keratokist grubunda anlamlı bulunmuştur (p= 0.000 ). Dentijeröz kist için BYD skor aralığı ve ortalaması 0-160 ve 31.1 (±35.7), odontojenik keratokist için 0-160 ve 57.3 (±42.3) olarak ölçülmüştür. Odontojenik keratokist grubunda CAPRIN-1 ekspresyonu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p= 0.043). Sonuç: CAPRIN-1, odontojenik keratokistlerdeki artmış mitotik aktivite, yüksek nüks riski veya uydu kisti varlığı gibi karakteristik özelliklerin moleküler temelleri hakkında aydınlatıcı olabilir
Restoran müşterilerinin algılamaları ve davranışları ile tabak artıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Restoran işletmeleri en fazla yiyecek artığı üreten kurumlardan biridir. Tedarik, depolama, hazırlık, üretim, servis ve tüketim gibi hemen hemen bütün aşamalarda yiyecek artıkları ortaya çıkabilmektedir. Restoranlarda ortaya çıkan yiyecek artıklarının önemli bir kısmını da tabak artıkları olarak ifade edilen tüketici kaynaklı artıklar oluşturmaktadır. Tabak artıkları hem işletme kaynaklarının etkin kullanımı hem de müşterilerin yiyecekle ilgili düşünceleri konusunda önemli bilgiler verebilmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmanın amacı restoran işletmelerinde tabak artık miktarının belirlenmesi, tabak artık miktarıyla ilişkili müşteri ve işletme özelliklerinin ortaya konulması ve artık miktarıyla müşterilerin yiyecek kalite algısı, memnuniyetleri ve davranışsal niyetleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma verileri 2020 Nisan ayı içinde internet ortamında hazırlanan anket formuyla toplanmıştır. Kartopu ve kolayda örnekleme yöntemlerinin birlikte kullanılmasıyla toplam 565 geçerli anket sayısına ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre hamur işi ürünlerde et ve sebze ürünlerine kıyasla daha fazla miktarlarda tabak artığı bırakılmıştır. Bununla birlikte tabakta bırakılan artık miktarının müşterilerin cinsiyet ve yaşlarına bağlı olarak değiştiği tespit edilmiştir. Benzer şekilde hamur işi yiyecek artıkları da restoranın türüne ve restorana kiminle gidildiğine bağlı olarak değişmiştir. Diğer taraftan yiyecek kalite algısının ve memnuniyetin tabak artıklarını etkilediği ve tabak artıklarının da düşük düzeyde de olsa müşterilerin davranışsal niyetleri üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar, tabak artık miktarının müşteri algılamaları ve davranışlarını anlamada ve değerlendirmede kullanılabilecek önemli bir değişken olduğunu göstermektedir
Etnik restoran deneyiminin yerel yiyecek tüketme niyeti ve destinasyonu ziyaret etme niyetine etkisi: yiyecek imajının aracılık rolü
Araştırmanın amacı etnik restoran deneyiminin destinasyonda yerel yiyecek tüketme ve destinasyona seyahat etme niyetlerine etkisini incelemektir. Amaç doğrultusunda nicel bir araştırma deseni benimsenmiş ve "Yapısal Eşitlik Modellemesi" yaklaşımından yararlanılmıştır. Bu araştırma bağlamında "destinasyon" kavramı, deneyim yaşanan etnik restoranın köken olarak ait olduğu (orijin) ülkeyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Etnik restoran deneyiminin destinasyon yiyecek imajı aracılığında ve doğrudan bu niyetlere etkisi olup olmadığı, alanyazında yer alan çalışmalar ışığında geliştirilen hipotezler ile ortaya konmuştur. Veriler Antalya'da hizmet veren 11 etnik restoranda deneyim yaşamış müşterilerden toplanmıştır. Müşterilere ulaşılırken restoranlarda yapılmış Instagram paylaşımları ve Google yorumları incelenerek oluşturulan havuz kullanılmış, toplanan 387 anketin verileri ile analizler gerçekleştirilmiştir. Hipotezlerin sınanabilmesi için PLS algoritmasına dayalı olan Yapısal Eşitlik Modeli (PLS-SEM) kurulmuştur. Çalışmanın bulgularına göre etnik restoranda yaşanan deneyim, destinasyon yiyecek imajı ve destinasyonda yerel yiyecek tüketme niyeti üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir. Öte yandan etnik restoran deneyimi, destinasyona seyahat etme niyetinin ortaya çıkışında doğrudan bir etkiye sahip değildir. Bu bağlamda destinasyon yiyecek imajının etnik restoran deneyimi ve destinasyona seyahat etme niyeti ilişkisinde tam aracı rolü olduğu görülmüştür. Destinasyon yiyecek imajı, etnik restoran deneyimi ve destinasyonda yerel yiyecek tüketme niyeti arasında ise kısmi aracı değişken olarak rol üstlenmektedir. Elde edilen bulgular çerçevesinde ilgili çalışmanın hem teorik hem metodolojik hem de uygulamaya yönelik katkılar sunduğu söylenebilir. Bu tez çalışması, ortaya koyduğu ilişkiler ve etnik restoran literatürüne dair kavramsal değerlendirmeleri ile alanyazında yer alan boşluğu doldurmakta ve etnik restoran olgusuna dair bir bakış açısı sunmaktadır. Aynı zamanda bu çalışmada kullanılan ölçeklerin Türkçe literatüre kazandırılmış olması ve PLS-SEM yaklaşımının turizm ve gastronomi literatüründe kullanılabilirliğini göstermesi, gelecekte benzer konular üzerine yoğunlaşacak araştırmalara yol gösterici olabilir. Uygulamada ise karar vericilere orijin ülkeyi ve yerel gastronomisini, yurtdışında yer alan etnik restoranlar aracılığıyla tanıtma ve pazarlama üzerine fikir sunabilecek önerilerde bulunulmaktadır
Restoranlar bağlamında balık tüketimi: Planlı davranış kuramı ve yiyecek korkusu üzerinden bir inceleme
Bu tez çalışmasında, planlı davranış kuramı kavramsal çerçeve olarak belirlenmiş ve bu doğrultuda kuramın üç temel bağımsız değişkenine yiyecek korkusu değişkeni de ilave edilmiştir. Bu değişkenlere bağlı olarak yiyecek korkusu, balık tüketimine yönelik tutum, öznel norm ve algılanan davranışsal kontrol (ADK) değişkenlerinin katılımcıların restoranda balık tüketme niyetleri üzerine etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca yiyecek korkusu değişkeninin, balık tüketimine yönelik tutum ve restoranda balık tüketme niyeti değişkenleri arasında anlamlı bir düzenleyici (moderatör) etkiye sahip olup olmadığı da araştırılmıştır. Antalya ilinde yapılan çalışmada, veri toplama aracı olarak anket formları kullanılmıştır. İlgili alanyazından elde edilen ve çalışmanın amacına uygun olarak uyarlanan ölçeklerden yararlanılarak toplamda 517 katılımcı anketine ulaşılmıştır. Elde edilen verilerle birlikte ölçme aracının yapı geçerliği ve güvenirliği uygun analizlerle kontrol edilerek doğrulanmıştır. Ölçeklerin faktör yapısını ve alt boyutlarını belirlemek için açımlayıcı faktör analizi (AFA) yöntemi kullanılırken, belirlenen faktör yapısının doğrulanması için ise doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Son olarak ölçme aracının geçerliği ve güvenirliğinin doğrulanması için, bu amaçla sık kullanılan yöntemlerden biri olan Cronbach Alpha (α) analizinden yararlanılmış ve çalışmada öngörülen hipotezlerin test edilmesi için regresyon analizi kullanılmıştır. Regresyon analizine göre; balık tüketimine yönelik tutum, öznel norm ve ADK değişkenlerinin katılımcıların restoranda balık tüketme niyetleri üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğunu saptanmış, yiyecek korkusu değişkeninin restoranda balık tüketme niyeti üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca yiyecek korkusu değişkeninin, balık tüketimine yönelik tutum ve restoranda balık tüketme niyeti değişkenleri arasında anlamlı bir düzenleyici (moderatör) etkisi olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular sonucu çalışmada öngörülen beş hipotez de kabul edilmiştir. Bu durumda çalışma sonuçlarına dayandırılarak, planlı davranış kuramının restoranda balık tüketme niyetinin açıklanmasında verimli bir şekilde kullanılabileceği ve yiyecek korkusu değişkeni ile genişletilebileceği ifade edilebilir
Çoklu katyon ortamında polielektrolit faz geçiş dinamiğinin ışık saçılımı yöntemi ile incelenmesi
Polielektrolitler suda iyonlaşarak çözünen polimer yapılardır. Tüm yaşam formlarında bulunan, biyoteknoloji, gıda ve ilaç endüstrisinde sıklıkla kullanılan polielektrolitlerin faz durumları, polimer yoğunluğu, çözücü çeşidi, iyon-tuz yoğunluğu ve sıcaklık parametrelerine bağlıdır. Zincir yapısından dolayı entropik durumları ve ortamdaki elektrostatik Coulomb kuvvetlerden dolayı uzun menzilli etkileşimler, polielektrolitlerin faz yapısını ve faz geçiş dinamiğini karmaşık hale getirmektedir. Bu tez çalışmasında esnek bir polielektrolitin çoklu katyon ortamında yoğunluğa ve sıcaklığa bağlı olan faz diyagramı ve faz geçiş dinamiği deneysel olarak çalışılmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde, suda çözünebilen esnek polielektrolit olan Sodyum Polistiren Sülfonat (NaPSS) Baryum Klorür (BaCl2) tuzuyla oluşturduğu ikili çözelti sisteminin sıcaklığa bağlı faz geçiş diyagramı deneysel olarak ölçülmüş ve faz geçiş dinamikleri farklı polielektrolit konsantrasyonlarda araştırılmıştır. İkinci kısımda ise, sistemdeki iyon çeşitliliği arttırılarak NaPSS , BaCl2 sistemine ek olarak, Sodyum Klorür (NaCl) tuzu eklenmiş ve oluşan üçlü çözelti sistemin fazları ve faz geçiş dinamiği çalışılmıştır. Çözeltilerin ışık geçirgenliği ölçülerek faz diyagramı çıkarıldıktan sonra kritik sıcaklık etrafında farklı ani soğutma derecelerinde meydana gelen faz geçiş dinamiği Küçük Açılı Işık Saçılımı deneysel yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Elde edilen veriler ve görüntülerin analizi Labview programıyla yapılmıştır. Yapılan deneyler sonrasında milimolar düzeyindeki iyon yoğunluğunun faz diyagramını değiştirdiği görülmüştür. Hem ikili ve hem de üçlü sistemde ani soğuma adımlarının faz dinamiği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bulgular sonucunda faz geçişlerinin baskın bir yoğunluk popülasyonunun büyümesi ile meydana gelmediği, hem ikili hem de üçlü sistemde bir araya gelen polielektrolitlerin kritik bir büyüklüğe ulaşmadan her ölçekte faz geçişini tamamladığı görülmüştür. Nötr polimer sistemlerini açıklayan faz geçiş teorileri, polielektrolit faz geçişini açıklamakta eksik kalmaktadır
Erkek çocuklarının feminen kız çocuklarının maskülen davranışlarına karşı anne-baba yaklaşım stratejileri
Toplumsal cinsiyet kavramı; tutum ve davranış biçimlerinin, başkalarının bireyden beklentilerinin ve bireyin kendisi ile ilgili sahip olduğu duygu ve düşüncelerin oluşumundan bunların yönlendirilmesine kadar oldukça geniş bir alanda önemli bir rol üstlenmektedir. Tüm toplumlarda var olan bu kavram birçok çalışmanın konusu olmuştur. Toplumsal cinsiyetin çok erken yaşlarda kendisini gösterdiği bilinmekte ve ilerleyen dönemlerde edinilen ilk izlenimler kalıp yargılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireyin yaşamının temelini oluşturan ve tutum, davranış ve değer kazandırılmaya en uygun dönem olan erken çocukluk döneminde toplumsal cinsiyet olgusunun irdelenmesi oldukça önemlidir. Kadınların ikincil pozisyonda konumlandırıldığı; kız/erkek çocukların ayrımcı ve baskıcı uygulamalara maruz kaldığı; medya ve popüler kültürün çocukların yaşamlarına, tercihlerine, sorumluluklarına ve hatta kişilik özelliklerine yön verdiği; toplumsal cinsiyet rollerinin sürekli olarak üretilip yeniden bize sunulduğu dünyamızda çocukların ve ebeveynlerin toplumsal cinsiyete yönelik algılarının sorgulanması ve var olan durumun betimlenmesi son derece önemli olacaktır. Bu çalışmanın temel amacı; erken çocukluk dönemindeki erkek çocuklarının feminen, kız çocuklarının maskülen davranışlarına karşı anne-baba yaklaşım stratejilerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul ilinde yaşayan, 60-72 aylık çocuğa sahip anne babalar oluşturmaktadır. Katılımcılar 8 anne ve 8 baba olmak üzere toplamda 16 bireyden oluşmaktadır. Annelerin ikisi ilköğretim, ikisi ortaöğretim, ikisi lisans ve diğer ikisi de lisansüstü eğitim düzeyine sahiptir. Her eğitim düzeyinden iki anneden biri kız diğeri erkek çocuğa sahiptir. Aynı şekilde babalar da ilköğretim, ortaöğretim, lisans ve lisansüstü düzeylerden ikişer kişi olacak şekilde seçilmiştir. Her eğitim düzeyinden iki babadan biri kız ve diğeri erkek çocuğa sahiptir. Ebeveynlere ve onların algıları üzerine odaklanılması bu çalışmanın nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma ile desenlenmesini olanaklı kılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma ile desenlenen bu çalışmada farklı bireylerin deneyimlerinden durumu en iyi şekilde betimleyebilecek olan verileri toplamak ve çalışma grubunun algılarını derinlemesine betimleyebilmek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup veriler anne baba çocuk demografik bilgi formu ve açık uçlu soruların yer aldığı anne baba görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; meslek, oyuncak, oyun, kıyafet ve renk tercihlerinde çocukların ve ebeveynlerin toplumsal kalıp yargılara sahip oldukları, özellikle kıyafet tercihlerinde, kız çocuklarının popüler kültür öğelerinden etkilendikleri sonucuna ulaşılmıştır. Sorumluluklar temasına ilişkin bulgular incelendiğinde; ev içi sorumlulukları daha çok kadınların üstlendiği tespit edilmiştir. Kişilik özellikleri temasına ilişkin bulgular karşıt kalıp yargısal durumlar açısından incelendiğinde; çocukların karşı cinsiyete atfedilen özelliklere sahip olması durumunda bazı ebeveyn görüşlerinin toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ile örtüştüğü ve bu ebeveynlerin kalıp yargılar doğrultusunda görüş bildirdiği sonucuna ulaşılmıştır
Gömülü yirmi yaş cerrahilerinde dental loupe kullanımının intraoperatif ve postoperatif etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Gömülü 20 yaş dişi çekimini takiben gelişen komplikasyonlar genellikle geçici olmasına rağmen, postoperatif dönemde hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Meydana gelebilecek komplikasyonları önlemek için çeşitli destekleyici yaklaşımlar önerilmiş olmasına karşın, ideal yaklaşım konusunda görüş birliği sağlanamamıştır. Dental loupe kullanımı, periodontal cerrahi işlemler ve kök ucu cerrahi işlemlerde başarı oranını artırmaktadır. Literatürde daha önce gömülü yirmi yaş dişi çekiminde dental loupe kullanımı ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu sebeple çalışmamızda gömülü 20 yaş dişi operasyonlarında dental loupe kullanımının, operasyon süresi ve operasyon sonrasında ağrı, ödem ve trismus üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bilateral, mezioangular pozisyonlu gömülü 3. molar dişin çekimi çenenin bir tarafında x3.3 büyütmeli dental loupe kullanılarak, diğer tarafında ise büyütme olmaksızın 20 hastada eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Ödem, hastaların yüzlerinde belirlenen referans noktaları üzerinden preoperative dönemde ve postoperatif 3. ve 7.günlerde esnek cetvel kullanılarak yapılan ölçümler ile değerlendirilmiştir. Ağrı şikayetlerinin değerlendirmesi Görsel Analog Skala (VAS) ile yapılmıştır. Bulgular: Gözlem sayısı 7 erkek , 13 kadın hastanın mandibulasından iki taraflı toplanan veriler doğrultusunda 40 olarak kaydedildi. Büyütme altında ve büyütme olmaksızın yapılan cerrahilerde; operasyon süresi, operasyon sonrası 3. ve 7.günlerde ağrı, ödem ölçümlerinde istatistiksel olarak fark görülmemiştir. (p değerleri 0.069 ila 0.895 arasında). Sonuç: Dental loupe kullanımında operasyon süresi uzamıştır. Postoperative ağrının hızlı bir azalma göstermesinin, dental loupe ile yapılan işlemin atravmatik olması ilgili olabileceği sonucuna varılmıştır
Kalsiyum aljinatta immobilize edilmiş Saccharomyces cerevisiae hücreleri ile etanol üretimi üzrine inhibitör maddelerin etkisinin belirlenmesi
Günümüzde, enerjinin büyük bir bölümü petrol, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Hızla tükenen enerji kaynakları göz önüne alındığında bu durum gelişmiş ülkeleri alternatif yollar bulmaya yönlendirmiştir. Bu nedenle doğal tarımsal kaynaklarla ya da ucuz ve içeriği uygun lignoselülozik hammaddeler ile etanol üretimi gerçekleştirilmektedir. Saf karbon kaynaklarından etanol üretimi fermentasyon ve distilasyon aşamalarından oluşurken lignoselülozik materyallerden etanol üretimi ön-işlem, hidroliz, fermentasyon ve distilasyon aşamalarından oluşmaktadır. Bu işlemler sırasında fermentasyon ortamında olumsuz etki gösterebilecek inhibitörler oluşmaktadır. Bu maddeler biyokütle gelişimi engelleyerek ürün verimini azaltmaktadırlar. Yapılan bu çalışmada etanol üretimi için immobilize edilmiş Saccharomyces cerevisiae hücreleri kullanılmıştır. İmmobilizasyon ile hücrelerin inhibitörlere olan tolerans aralıklarını arttırmak amaçlanmıştır. Çalışmada inhibitör olarak HMF, furfural, fenol, asetik ve formik asit tek tek ve miks olmak üzere farklı konsantrasyonlarda kullanılmıştır. İnhibitörlerin karışımının fermentasyon üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla 10 farklı deneme Plackett-Burman Dizayn ile oluşturulmuştur. Yapılan fermentasyonlar sonucunda besiyerinde 8 g/L HMF inhibitör etki göstermiştir. Furfural ile yapılan fermentasyonlarda 8 g/L furfural inhibitör etki göstermiştir. Fenol ile yapılan fermentasyonlarda 5 g/L fenol inhibitör etki göstermiştir. Asetik asit ile yapılan fermentasyonlarda 7,5 g/L asetik asit inhibitör etki göstermiştir. Formik asit ile yapılan fermentasyonlarda 1,5 g/L formik asit inhibitör etki göstermiştir. Elde edilen istatistik sonuçlarında ise miks olarak yapılan fermentasyonlarda furfuralın etkisinin diğer inhibitörlere kıyasla daha etkili olduğu görülmüştür. Çalışmanın diğer kısmında ise en iyi etanol elde edilen fermentasyonlara 10 farklı matematiksel model uygulanmıştır. Kontrol fermentasyonunda etanol üretimi için MMF uygun model olarak seçilmiştir. HMF ve furfural ilavesi ile gerçekleştirilen fermentasyonlarda etanol üretimi için MGM uygun model olarak seçilmiştir. Fenol ilavesi ile gerçekleştirilen fermentasyonda etanol üretimi için Baranyi uygun model olarak seçilmiştir. Asetik asit ilavesi ile gerçekleştirilen fermentasyonda etanol üretimi için MGM uygun model olarak seçilmiştir. Formik asit ilavesi ile gerçekleştirilen fermentasyonuda etanol üretimi için MMF uygun model olarak seçilmiştir. Miks fermentasyonlarda ise etanol üretimi için Weibull uygun model olarak seçilmiştir. Etanol üretim proseslerinde hammaddelere ve yapılan ön işlemlere bağlı olarak inhibitör maddeler yan ürün olarak meydana gelmektedir. Bu çalışma ile de immobilize hücrelerin HMF, furfural, fenol, asetik ve formik asit gibi inhibitörlere karşı tolerans aralıkları belirlenmiştir. Ayrıca bu inhibitörlerin karışım olarak kullanıldığı miks fermentasyonlar ile hücrelerin tolerans aralığı farklı bir açıdan da gözlemlenmiştir. Yapılan çalışma literatür ile karşılaştırıldığında immobilizasyon işleminin tolerans aralığını genişlettiği ve hücreleri koruduğu görülmüştür. Aynı zamanda belirlenen tolerans aralıkları ile zaman, maliyet ve enerji açısından çalışmalar için olumlu bir kapı açmaktadır