Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Deniz seviyesi değişimlerinin meteorolojik faktörler kullanılarak tahmin edilmesi
Son yıllarda varlığını gözlenebilir bir şekilde hissettiren iklim değişiminin meteorolojik faktörler üzerindeki öngörülemeyen etkileri bağlantılı olarak kıyı ve deniz mühendisliği bilim alanındaki planlamalara da yön vermektedir. Deniz seviyesi değişimlerinin uzun vadede tahmin edilmesi kıyı yapıları tasarımı açısından büyük öneme sahip iken kısa süreli tahminler ise limanlardaki elleçleme operasyonlarının planlanması ve olası problemlerin önüne geçilebilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla Antalya İl'inde bulunan bir mareograf istasyonundan elde edilen deniz seviyesi yükseklikleri ve meteorolojik faktör ölçümleri kullanılarak deniz seviyesi tahmini için üç farklı senaryo oluşturulmuş ve böylece tahmin için uygulanabilir en uygun kombinasyon belirlenmiştir. Bu senaryolar geçmiş deniz seviyesi değerlerin girdi parametresi olarak kullanılması (senaryo-1), geçmiş meteorolojik faktör ölçümlerinin girdi parametresi olarak kullanılması (senaryo-2) ve hem geçmiş deniz seviyesi hem de geçmiş meteorolojik faktörlerin girdi parametresi olarak kullanılmasıdır (senaryo-3). Her bir senaryoya ait girdi parametreleri oto korelasyon ve çapraz korelasyon analizleri ile belirlenmiştir. Ardından, çoklu doğrusal regresyon (MLR) ve uyarlamalı sinirsel bulanık çıkarım sistemi (ANFIS) kullanılarak tahmin modelleri geliştirilmiştir. Geliştirilen modellerin performansları ortalama karekök hatası (RMSE) ve Nash Sutcliffe katsayısı (NSE) istatistikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar meteorolojik faktörlerin girdi parametresi olarak kullanılmasının MLR ile yapılan deniz seviyesi tahminlerinde %33'lük bir performans artışına sebep olduğunu göstermiştir. Ayrıca, sonuçlar ANFIS'in MLR'ye kıyasla deniz seviyesi değişimlerinin tahmininde daha başarılı olduğunu göstermiştir
Antalya Kemer karayolu (D-400) KM:15+100.00-40+065.64 arası seçilen şevlerde kaya düşme tehlike sınıflandırma sistemi uygulaması
Bu çalışmanın amacı, bir çok turizm merkezini birbirine bağlayan Antalya-Muğla D400 Karayolu'nun Sarısu-Kemer kesimindeki (15+100.00- 40+065.64 km'ler arası) seçilmiş şevlerde sürüş güvenliğinin kontrolüne yönelik olarak kaya düşme tehlike sınıflandırma sistemi uygulanmasıdır. Tennessee Kaya Düşme Tehlike Sınıflandırma Sistemi (Rockfall Hazard Rating System, RHRS) (Cain 2004) olarak bilinen sistemde, öncelikli ve ayrıntılı olmak üzere iki tür sınıflandırma yapılmaktadır. Öncelikli sınıflandırma sonucunda tehlikeli öngörülen şevler (A sınıfı) ayrıntılı sınıflandırmaya tabi tutulur. Ayrıntılı sınıflamada, şev yüksekliği, şev önü hendek etkinliği, ortalama araç riski, yol genişliği, düşen bloğun sürücü tarafından algılanma mesafesi, kaya düşme tarihçesi gibi saha ve yol geometrisine ait bilgiler ile gözlemsel olarak saptanan farklı türde şev yenilmeleri (düzlemsel, kama, devrilme, farklı bozunmaya bağlı kaya düşmesi, döküntüler) gibi jeolojik karakteristikler arazi çalışmaları kapsamında puanlanır. Tez çalışması kapsamında yapılan arazi çalışmaları sonunda 8 adet A-sınıfı şev belirlenmiş ve bu şevlerin ayrıntılı sınıflandırma çalışmaları yapılmıştır. Ayrıntılı sınıflandırma sonucunda hem saha ve yol geometrisi hem de jeolojik karakterizasyon aşamalarından 300 ve üzerinde puan alan şevler en tehlikeli şevler olarak değerlendirilmiştir
Korkuteli ilçesinde kültür mantarı yetiştiriciliğinde kar etkinliği
Bu araştırmanın ana amacı kültür mantarı yetiştiriciliğinde kâr etkinliğinin değerlendirilmesi ve etkinsizliğe sebep olan faktörler ile bunların etki düzeylerinin belirlenmesidir. Çalışmada kâr etkinliği değerlendirmesi yapılması için üretim maliyetlerinin gelir ve kar üzerindeki etkisinin de belirlenmesi gerekmiştir. Bu nedenle, kültür mantarı yetiştiriciliğinde girdi çıktı ilişkisinin sayısal olarak ortaya konulması da araştırmanın amaçları arasında yer almaktadır. Buna göre, çalışma kapsamında mantar yetiştiriciliğinin sürdürülebilirliğine yönelik politika önerileri geliştirmek ve sürecin karlılığının artırılmasın katkı sağlayıcı çıktılar üretilmesi istenmiştir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) on yıllık verilere göre Türkiye'de yıllık ortalama 35.571 ton mantar üretilmektedir. Bu verilere göre, Türkiye dünya mantar üretiminde on altıncı sırada yer almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise Türkiye'de 2020 yılında 55.455 ton kültür mantarı üretilmiştir. Aynı yıl Antalya ili Korkuteli ilçesinde 33.518 ton kültür mantarı üretilmiştir. Bu veriler, Korkuteli ilçesinin 2020 yılında Türkiye'nin toplam mantar arzının %60'ını tek başına karşıladığını göstermektedir. Türkiye'de Korkuteli ilçesi kültür mantarı yetiştiriciliğinin başkenti olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, üretim sürecinin kârlılığını değerlendirmek için Korkuteli ilçesinde gayeli örnekleme yöntemi ile seçilen 60 üretici ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Üreticilerin 2020 Ekim-Kasım döneminde üretime bağlı olarak değişken masrafları incelenmiştir. Üreticilerin ortalama birim brüt kârı 205,09 TL olarak hesaplanmıştır. Üreticilerin en fazla katlandığı bedelin sırasıyla kompost, değişken işçilik ve enerji maliyeti olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Birim üretim alanına göre ortalama kompost maliyeti 175,45 TL'dir. Değişken işçilik maliyeti 41,05 TL, enerji maliyeti ise 20,95 TL olarak hesaplanmıştır. Araştırma kapsamında, işletmelerin ilgili maliyetlerinin brüt kâra etkisi olasılıklı kâr sınırı analizi yöntemi ile tahmin edilmiştir. Sonuç olarak ortalama birim brüt kâr etkinsizliği %44 olarak bulunmuştur. Üreticinin cinsiyeti, eğitim ve memnuniyet düzeyi ile hasat süresi ve Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlılığı kâr etkinsizliğini azaltan faktörler olarak belirlenmiştir. Üreticilerin yaşı, atık kompostu bahçede kullanması ve mantar satışını aracı ile yapması ise etkinsizliği artıran unsurlar olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda kültür mantarı yetiştiriciliğinde kâr etkinliğini artırmak için; ilçede kadın üreticilerin teşvik edilmesi, uygulamalı eğitim ve kursların sayısı ve kalitesinin artırılması, üreticilerin memnuniyet düzeylerini artıracak yöntemler geliştirilmesi ve ÇKS kayıtlılığın teşvik edilmesi önerilmiştir. Ayrıca atık kompost merkezi kurulması ve kapatılan üretici birliğinin yeniden açılmasının da kâr etkinsizliğini azaltabileceği sonucuna ulaşılmıştır
Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının vatanseverlik değeri ve vatanseverlik eğitimi hakkındaki görüşleri
Bu araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının vatanseverlik değeri ve vatanseverlik eğitimi hakkındaki görüşlerini belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim (Fenomonoloji) deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde, Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi'nde öğrenim gören son sınıf 83 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından uzman görüşü alınarak hazırlanan, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma grubundan elde edilen veriler içerik analiz yönteminden yararlanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın sonuçları genel olarak incelendiğinde, çalışma grubunu oluşturan öğretmen adaylarının vatanseverlik kavramı hakkında bilgi sahibi olduklarını, değerin öğrencilere kazandırılmasının öneminin farkında olduklarını, sosyal bilgiler dersi ve iyi vatandaş yetiştirme amacı ile vatanseverlik değerinin ilişkisini bildiklerini, Sosyal Bilgiler Öğretim Programı içerisindeki yerinin ve öneminin farkında olduklarını, sosyal bilgiler öğretmeni olarak değerin kazandırılmasındaki rolünü bildiklerini söylemek mümkündür. Farklı olarak ilköğretim düzeyinde verilen vatanseverlik eğitiminin, değerin kazandırılmasında istenilen düzeyde öğrenciye katkı sağlamadığı sonucuna; sosyal bilgiler lisans eğitimi programında ise yeterli düzeyde vatanseverlik eğitiminin verilmesine karşın alınan derslerin içeriğinin vatanseverlik değeri için yeterli olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca öğretmen adaylarının vatanseverlik ve vatanseverlik eğitimi kavramlarına yönelik olumlu benzetimlerde bulunduklarını ve olumlu düşünceye sahip olduklarını söylemek mümkündür
Kültürel bir değer olarak Türkiye'de oyuncağın tarihsel değişimi
Tüm kültürlerde çocukların en önemli eylemlerinden biri olan oyun aynı zamanda çocuk kültürünün, kültür temelli gerçek bir evrensel olgudur. Çocuklar için vazgeçilmez olan oyunun en temel materyallerinden biri ise oyuncaklardır. Oyuncaklar, çocuğa kendiliğinden deneyimleri aracılığıyla oyun oynama fırsatı ve yaşadığı toplumun kültürel formlarıyla şekillenme olanağı sağlar. Bu açıdan bakıldığında oyuncak tarihi, insanlığın toplumsal tarihi, sanayi, bilim ve teknoloji tarihi, kültür ve sanat tarihi, eğitim tarihi araştırmalarına referans olduğu gibi çocuk sosyolojisinin tarihine de kaynak oluşturur. Yaşam pratikleri, yaygın alışkanlıklar ve toplumsal değer yargılarının gün geçtikçe değişmesi, tarih boyunca "değer" olarak bilinen ve uygulanan pek çok değer gibi kültür temsilcisi oyuncakların da unutulmasına ve değersizleşmesine yol açmaktadır. Teknolojik gelişmeler çocuk dünyasına farklı oyuncaklar kazandırırken aynı zamanda çeşitli oyuncakların yok olmasına da neden olmuştur. 30-40 yıl önce çocukların oynadıkları oyuncakları günümüzde görmek neredeyse mümkün değildir. Bir kültür hazinesi olan oyuncakların tarihsel sürecinin incelenerek oyuncak kültüründe ne gibi değişimler olduğunu ortaya koymak, gelecekte Türkiye'de oyuncak kültürü ile ilgili çalışmalara ışık tutması acısından önem taşımaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada bilgi ve belgeler dahilinde cumhuriyetten günümüze Türkiye'de üretilmiş ya da ithal edilmiş oyuncakların belirlenerek literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Nitel araştırma modelinde gerçekleştirilen araştırmada belge analizi ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada 183 oyuncak ve 82 oyuncak sektörüne ilişkin belge olmak üzere toplam 265 adet oyuncak ve efemera görseli kullanılmıştır. Belgeler doğrultusunda Türkiye'de üretilen endüstri öncesi ve endüstri sonrası Türk toplumsal yaşamına giren oyuncak çeşitleri, oyuncakları üreten firmalar ve oyuncakları satışa sunan mağazalar betimlenmişti
Yüksek organik kirlilik içeren süt endüstrisi atıksularının farklı anaerobik reaktör konfigürasyonlarında artırılması ve enerji üretilmesi
Bu tez çalışmasının amacı, peynir üretimi sırasında oluşan peynir altı suyundan (PAS) laktoz üretim prosesinde açığa çıkan süt endüstrisi kaynaklı yüksek organik kirlilik içeren ve delaktoz olarak isimlendirilen atıksuyun mezofilik koşullarda anaerobik parçalanma prosesi ile tam karışımlı yarı sürekli beslemeli anaerobik reaktör sistemi (s-CSTR) ve anaerobik membran biyoreaktörde (AnMBR) arıtılması ve metan üretim potansiyelinin karşılaştırılmasıdır. Tez kapsamında, s-CSTR ve AnMBR sistemi olmak üzere farklı reaktör konfigürasyonlarında ve farklı organik yükleme hızlarında (OLR) proses çalışma koşullarının, delaktoz arıtma ve metan üretim performansına olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca, AnMBR sisteminde farklı organik yükleme hızlarının membran tıkanma mekanizması üzerine etkileri de detaylı olarak araştırılmıştır. Tez çalışmasında atıksu olarak kullanılan delaktoz temin edilmiş ve detaylı karakterizasyon analizleri yapılmıştır. Asidik (pH 5,12) bir sıvı olan delaktozun %22,5 katı madde ve %14,28 laktoz içerdiği tespit edilmiştir. Toplam ve çözünmüş KOİ değerleri sırasıyla 235±3,4 ve 213±1,1 g/L olarak belirlenmiştir. Yüksek kirlilik yüküne sahip delaktozun yüksek organik içeriği, delaktozun anaerobik arıtma için uygun bir substrat olduğunu ortaya çıkartmıştır. s-CSTR sisteminde, atıksu giriş KOİ'si 2, 3, 4 ve 5 g/L olacak şekilde dört farklı konsantrasyon incelenmiştir. 110 gün çalıştırılan s-CSTR'de KOİ giderim verimleri sırasıyla %91,1, 90,9, 89,3 ve 87,6 olarak bulunmuştur. Artan atıksu KOİ konsantrasyonu ile KOİ giderim verimi düşmüştür. Ayrıca, sistemde KOİ birikimi tespit edilmiştir. Elde edilen metan üretim verimleri ise sırasıyla 86,6, 119,3, 89,0 ve 58,1 mL CH4/gKOİgiderilen olarak bulunmuştur. En yüksek metan üretim verimi 3 g/L KOİ konsantrasyonunda elde edilirken, 5 g/L KOİ konsantrasyonunda metan üretim verimi %50 düşmüştür. Metan üretim verimindeki düşüşün, yarı sürekli modda işletilen reaktörde delaktoz kaynaklı iyon birikmesi ve inhibisyon nedeniyle olduğu saptanmıştır. Sistemde biriken Cl- ve NH4+ iyonlarının anaerobik prosesi inhibe edebilecek miktarda olmadığı, ancak özellikle K+ (6704 ppm; yüksek miktarda biriken ) ve Na+ iyonlarının inhibisyona katkısı olduğu tespit edilmiştir. AnMBR sistemi 1,6, 3,4, 4,3 ve 6,8 kg/m3gün olmak üzere dört farklı organik madde yükleme hızında (OLR), sabit atıksu arıtma proses parametrelerinde (Hidrolik alıkonma süresi-HRT: 3 gün, Akı: 5 LMH ve Çamur yaşı-SRT: ∞) toplam 169 gün çalıştırılmıştır. Metan üretim verimleri sırasıyla 299,4, 174,9, 305,2 ve 258,8 mLCH4/KOİgiderilen olarak tespit edilmiştir. En yüksek metan üretim verimi 4,3 OLR'de elde edilmiş ve teorik metan üretim veriminin %79'una ulaşılmıştır. AnMBR sisteminin KOİ giderme ve metan üretim verimi açısından s-CSTR sisteminden daha iyi performans sergilediği görülmüştür. KOİ giderim verimi s-CSTR sisteminin aksine, artan OLR ile artmış ve her OLR koşulunda %98,8'den yüksek KOİ giderim verimi elde edilmiştir. AnMBR sisteminde, membran kirlenme mekanizmasının incelenmesi amacıyla çamur numunelerine EPS ve SMP, CST, SRF ve partikül boyutu dağılımı analizleri yapılmıştır. Farklı OLR'lerde işletilen membranlar, deneme bitiminde sistemden çıkarılarak yüzeyleri SEM ve FTIR ile incelenmiş ve ağır metal ile katyon analizleri yapılmıştır. AnMBR sisteminde artan OLR'nin membran tıkanma mekanizması üzerine etkileri incelendiğinde, kirlenme mekanizmasında önemli faktörden olan SMPc ve SMPp içeriğinin, artan OLR ile arttığı belirlenmiştir. Ayrıca, artan OLR ile CST ve normalize CST değerleri de artmıştır. Bu, anaerobik reaktör içeriğinin daha zor filtre edilebilir hale geldiğini göstermekte ve dolayısıyla daha sık membran tıkanması gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Bir diğer parametre SRF ise OLR artışı ile artan bir eğilim göstermiştir. SRF değerinin artması daha sıkı ve daha düşük gözenekli kek tabakası oluşumu anlamına gelmektedir. Membranın, 4,3 ve 6,8 kg /m3gün OLR'de 1,6 ve 3,4 OLR'den daha fazla tıkanması, işletim süresince artan SMPc, SMPp CST ve SRF parametreleri ile desteklenebilir niteliktedir. Anaerobik çamurun partikül boyutu analizlerinde, 3,4, 4,3 ve 6,8 kg/m3gün OLR'de ortalama partikül boyutlarının membran gözenek çapından yüksek olduğu tespit edilmiş ve membran tıkanma mekanizmasının kek tabakası oluşumu şeklinde olduğuna karar verilmiştir. En yüksek tıkama potansiyeli olan OLR'nin en küçük partikül boyutu dağılımına sahip olan 4,3 kg/m3gün OLR olduğu belirlenmiştir. 3,4, 4,3 ve 6,8 kg/m3gün OLR'lerde kullanılan membranların SEM görüntüleri incelendiğinde tüm OLR koşulları için kirlenme mekanizmasının kek tabakası şeklinde olduğu, kek tabakasının yoğun ve gözeneksiz yapıda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. FTIR analizlerinde ise membran yüzeylerinin karbonhidrat ve protein yapıda organik kirleticilerle kaplandığı görülmüştür. Organik yapının dışında kek tabakasında K+ ve Ca+ iyonlarının inorganik yapıyı oluşturan temel elementler olduğu bulunmuştur
Erektil disfonksiyon hastalarında endotelyal fonksiyonların fotopletismografi tekniği ile değerlendirilmesi
Amaç: Erektil disfonksiyon (ED) dünya genelinde çok sayıda erkeği ilgilendiren büyük bir sağlık sorunudur. Erektil disfonksiyon etiyolojisinde birçok faktör bulunmakla birlikte çoğu hastada sebep vasküler yetmezliktir. Bu tez çalışmasının amacı erektil disfonksiyon hastalarında ve sağlıklı bir kontrol grubunda endotelyal fonksiyonların fotopletismografi akış aracılı dilatasyon (PPG-FMD) yöntemi ile ölçülmesi ve sonuçların karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmada hasta grubuna yeni erektil disfonksiyon tanısı almış gönüllüler ve kontrol grubuna demografik olarak benzer ED tanısı olmayan gönüllüler dahil edildi. ED tanısı ile çalışmaya dahil/hariç olma kriterlerinin sorgulanması uzman bir üroloji hekimi tarafından yapıldı. Tüm katılımcılara PPG-FMD yöntemi ile endotelyal fonksiyon ölçümü yapıldı. Veriler elektronik ortamda kaydedildi ve istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Hasta grubuna yeni ED tanısı almış 24 erkek (yaş ortalaması 61,3 ± 8,4), kontrol grubuna da ED tanısı olmayan benzer demografik özelliklere sahip 24 erkek gönüllü (yaş ortalaması 57,7 ± 14,0) dahil edildi. Gruplar arasında demografik ölçümler, antropometrik ölçümler, vital bulgular ve kategorik ölçümler bakımından anlamlı bir fark saptanmadı. Endotelyal fonksiyon ölçüm sonuçları hasta grubunda %62,2 ± 36,0, kontrol grubunda ise %95,6 ± 26,4 şeklinde hesaplandı (p=0.001). Sonuç: Yapılan çalışmada ED hastalarında endotelyal fonksiyon değerlerinin kontrol grubundan anlamlı derecede daha düşük olduğu bulundu. ED hastalarında endotelyal fonksiyon ölçümünde PPG-FMD yöntemi ilk defa bu çalışmada kullanıldı. Daha ileri çalışmalar sonucunda, PPG-FMD ile endotelyal fonksiyon ölçümünün klinikte tanı ve tedavi takibi için önemli bir yöntem olarak kullanılma potansiyeli bulunmaktadır
Müzehhip Ruzbihan'ın yazma eserlerindeki bezeme üslubu
Tezhip sanatı Orta Asya'da Uygur Türkleri zamanında ortaya çıkmış ve gelişme göstermiştir. Doğuda Çin'in etkisinde olan Uygur coğrafyasından İran'a uzanan, oradan Selçuklular vasıtasıyla Anadolu'ya ulaşan ve Osmanlı sanat zevkiyle yoğrularak günümüze kadar varlığını sürdürerek gelmiştir. Yüzyıllar boyu devam eden bu süreçte değişik coğrafyalardaki sanatkârların tekrardan kaçınma istekleri kendilerini ifade edebilme arzusu ve yeni arayışlar içinde olmaları, estetik kaygı, zevk ve üslup farklılıklarının etkileriyle farklılıklar göstererek gelişimini devam ettirmiştir. XVI. yüzyılda kitap üretiminin önemli bir merkezi olan Şiraz yüzyıllar boyunca farklı devletlerin hükümdarlığına girmesine ve çeşitli iktidar değişikliklerine rağmen kitap üretim merkezi olma özelliğini hep korumuştur. Yapılan bu çalışmada XVI. yüzyıl Safevi Devleti döneminde Şiraz'da yaşamış olan Müzehhip Ruzbihan'ın yapmış olduğu kitap süslemeleri incelenerek sanatçının bezeme tarzı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla sanatçının süslediği 5 yazma eser renk, kompozisyon ve motif üslubu yönünden analiz edilmiştir. Araştırmalar sonucunda Müzehhip, Hattat ve Mücellit olan Ruzbihan'ın çok yönlü sanatçı kişiliğinin eserlerine yansıdığı ve kendine özgü bir üslup geliştirerek yaşadığı dönem için yenilikçi sayılabilecek türde özgün eserler ürettiği görülmüştür. Bunun sebebinin Ruzbihan'ın kendi atölyesinde serbest çalışarak tamamen estetik kaygıları doğrultusunda eserler üretmesinden ve herhangi bir otoritenin yönlendirme veya beklentisine bağlı kalmadan hareket etmesinden kaynaklanmış olabileceği kanaatine varılmıştır
Gazali'de insan ve hakikat
Gazali felsefesi, üzerinde uzlaşılabilecek iki temel kabulü barındırır. Birinci kabul, hakikatin tek, sınırsız ve değişmez olduğudur. İkinci kabul, bu dünyada yaşayan bir varlık olarak insanın zamanlı, sınırlı ve dolayısıyla değişken oluşudur. Sorun tam da bu iki kabul arasında çıkar. Sınırlı ve değişken olan bir varlık, sınırsız ve değişmez olan hakikati nasıl bilebilir? Gazali bu soruyu oldukça ciddiye alır. Hatta söylemleri, hakikat ve insan arasındaki bu soru ekseninde biçimlenir. Nitekim Gazali, aklın yapabildikleri kadar neleri neden yapamadığının da üzerinde büyük bir hassasiyete durmuştur. Yani insan düşünen bir varlık olduğu kadar yanılan da bir varlıktır. Bu durumda böyle bir varlığın, değişmeyen hakikat karşısında olanağı nedir? Bu bakımdan tez, Gazali felsefesinin hakikat karşısında nasıl bir duruş tarzı sergilediğini bulmayı amaçlamaktadır. Gazali epistemolojisi üzerinedir. Ama ortaya sadece bir filozofun epistemolojisi koyulmamıştır. Bu epistemolojinin nasıl bir felsefe yapma biçimine sahip olduğu incelenmiştir. Çalışma üç bölümden müteşekkildir. İlk bölümde Gazali'de insan ve hakikatin ne olduğu ve bu ikisi arasında nasıl bir problem çıktığına bakılmıştır. İkinci bölümde bu soruna Gazali'nin nasıl bir çözüm sunduğu araştırılmıştır. Son bölümde ise bu çözüm, bugünün perspektifinden yeniden okumaya tabi tutulmuştur
Georg Jellinek'in üç unsur teorisi bakımından Filistin örneğinin incelenmesi
Bu tez, kamu hukukunun önemli konularından biri olan devletin unsurlarını ele almaktadır. Devletin tanımı genellikle temel unsurları etrafında döndüğünden, kamu hukukçuları, devlet ve unsurlarının tanımı konusunda farklı yaklaşımlar ortaya koymaktadır. Örneğin: bazı hukukçular, devletin toprak, halk ve egemenlik olmak üzere üç unsurdan oluştuğunu düşünmüşlerdir. Diğerleri ise, devletin toprak, halk, egemenlik ve uluslararası tanınma olmak üzere dört unsurdan oluştuğu düşünmüştür. Tezin birinci bölümünde, devletin tanımı ve unsurları Alman hukukçu George JELLINEK'in anayasal teorisi açısından incelenecektir. İkinci bölüm ise, Filistin meselesini başlangıcından 2021 yılına kadar ele alacak, burada hukukçu George JELLINEK'in teorisi Filistin örneğine uygulanacaktır. Hiç kuşku yok ki, dünyada bugün hâlâ çözüm bekleyen önemli sorunlardan birisi, İsrail-Filistin çatışması ile varlığını sürdüren "Filistin Sorunu"dur. Devletin ilk unsuru toprak olduğu için, Filistin meselesini karmaşık hale getiren konu, Filistin-İsrail'in toprak konusundaki çatışmasıdır. Filistin topraklarının sınırlarının yüzyıllar boyunca kesin olarak tanımlanmadığını belirtmekte fayda var, çünkü Filistin'in tarihi haritalarının izini süren herkes onları çağlar boyunca istikrarsız bulur. Bunun nedeni, sayısız sömürge gücünün Filistin'i işgal etme ve mallarını talan etme mücadelesidir. Öte yandan, ikinci unsurun halk olduğunu görürüz, Filistin halkının meselesi toprak mülkiyeti etrafında döner. Filstin-İsrailinin davası ortaya çıkışı ve İsrail'in Filistin topraklarına sahip olduğu iddiası, savaşlara uluslararası alanda yasaklanmış suçlara neden olmuştur. Bu olaylar, Filistinlilerin sayısı cinayet ve yerinden edilme nedeniyle giderek azaldığından Filistin nüfusunu olumsuz etkiledi, bu da Yahudi sayısının Filistinlilere kıyasla artmasına neden oldu. Devletin üçüncü unsuru olan egemenlik konusuna gelince, bu tezin sayfalarında incelenecek olan Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili olarak egemenlik meselesinin bilinmeyen bir kadere bırakıldığını söyleyelim