Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Bitki uçucu yağ / özütleri kullanılarak aktif yenebilir filmlerin üretimi ve piliç eti üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada sodyum kazeinat - nişasta karışımlarından sade ve aktif yenilebilir filmler üretilmiş ve filmlerin özellikleri belirlenmiştir. İkinci aşamada aktif ve sade filmler piliç etlerine sarılmış ve yenebilir filmlerin piliç etlerinin raf ömrü üzerine etkisi belirlenmiştir. Üçüncü aşamada ise yenebilir filmlerle sarılan piliç etleri pişirilmiş ve filmlerin pişirilen et kalitesi üzerine etkisi belirlenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, sodyum kazeinat - nişasta hazırlanan film çözeltilerine tuz, sarımsak ekstraktı defne ve karabiber oleoresinleri, eklenerek aktif filmler üretilmiştir. Hem sade hem de aktif film üretiminde kırınım pencereli kurutma sistemi kullanılmıştır. Üretilen filmlerin mekanik özellikleri (gerilme kuvveti, yüzde uzama miktarı), su buharı geçirgenliği ve yüzde suda çözünürlüğü belirlenmiştir. Aktif filmlerin gerilme mukavemetinin sade filmlere göre daha kötü olduğu, su buharı geçirgenliğinin de fazla olduğu ancak suda çözünürlüğünün daha az olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca aktif filmlerin Salmonella'ya karşı antimikrobiyal etki gösterdiği bulunmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında piliç etleri, sade ve aktif filmlerle sarılarak + 4°C depolanmış, 0., 4., 8., 11., 15 ve 19. günlerinde toplam koliform ile toplam mezofilik aerobik bakteri (TMAB) ve toplam pisikrofilik bakteri (TPB) miktarı, pH ve ağırlık kaybındaki değişimler tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasının birinci tekerrüründe kullanılan etlerin başlangıç toplam koliform yükü fazla olduğu için (ortalama 1,2x104 kob/g), 4. günde kontrol ve sade filmle sarılan örneklerde kötü koku oluştuğu örneklerin bozulduğu ancak aktif filmle sarılan örneklerde 8. günde dahi henüz kötü kolu oluşmadığı ve bozulmadığı belirlenmiştir. İkinci tekerrürde kullanılan ve + 4°C depolanan kontrol piliç etlerinde 8. günde 4,02 log kob/g bir artış gözlendiği halde başlangıç mikroorganizma yükünün az olması (1,85x103) nedeniyle henüz bozulmadığı ancak kontrol örneklerinin 11. günde bozulduğu görülmüştür. Sade filmle sarılan örneklerinde 14. günde bozulduğu, aktif filmle sarılan örneklerin ise 19 günlük depolama sonrasında dahi toplam koliform sayısının 4,86 log kob/g arttığı ve örneklerin henüz bozulmadığı tespit edilmiştir. Koliform bakteri sayısındaki değişimin TMAB sayısındaki değişime paralellik gösterdiği belirlenmiştir. TPB sayısı üzerine filmlerin etkinliği 2. tekerrür sonuçlarında net bir şekilde görülmüştür. 4. gündeki sade ve aktif filmle sarılı örneklerin TPB sayısının 0. günden daha az olduğu, yani bu filmlerin antimikrobiyal etki gösterdiği görülmektedir. Ayrıca bu örneklerin 8. gündeki TPB sayısının başlangıçtaki sayıya yakın olduğu bulunmuştur. Birinci tekerrürde kontrol örneklerin pH değerinin 4. günde 6.36 dan 7.42 çıktığı ikinci tekerrürde ise ilk sekiz gün pH değerinin 6.69 civarında sabit kaldığı daha sonra hızla arttığı belirlenmiştir. Yenilebilir film ile sarılmış örneklerde depolamanın ilk günlerinde pH değerinde düşüş gözlenmiş daha sonra pH değerinin arttığı belirlenmiştir. Aktif filmle kaplanmış örneklerin 19. gündeki pH değerinin 6.58 olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın 3. Aşamasında, filmle sarılmış piliç etleri 200°C'de 30 dakika pişirilmiş, örneklerdekipişirme kaybı, renk değişimi belirlenmiş tekstür analizi (kesme kuvveti ve kesme enerjisi değerleri) yapılmış ve duyusal değerlendirme yapılarak da piliç etinin lezzeti ve yumuşaklığı saptanmıştır. Yapılan bir çalışma olmamakla beraber piyasada satılan tavuk pişirme poşeti olarak bilinen PET bazlı poşetlerinde pişirme kaybını önleyerek piliç etinin daha yumuşak olmasına neden olduğu bilinmektedir. Ancak bu poşetlerin su buharı geçirgenlikleri çalışmamızda üretilen filmlere göre çok düşük olduğu için, su kaybı çok düşük oranda gerçekleşmekte, bu nedenle bu poşetlerde pişirilen piliçler fırında kızarmışla haşlanmış tavuk tadı arasında bir lezzete sahip olmaktadır. Çalışmamızda ürettiğimiz filmlerle sarılan piliç etleri pişirildiğinde ise fırında kızarmış lezzetinden ödün vermeden daha yumuşak ve daha sulu olduğu gözlemlenmiştir. Bu gözlemimiz duyusal değerlendirme sonuçlarına da yansımıştır
Akkuyu nükleer enerji santrali'nin yakın çevresinde yayılış gösteren Pelophylax bedriagae (Rana bedriagae) (Amfibia: Anura) türünde arka plan radyonüklit aktivite seviyelerinin belirlenmesi
Bütün canlılar ve dolayısıyla hayvanlar hayatta kalmak ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek adına özel habitatlara ihtiyaç duyarlar. Bu habitatlar her canlı grubu için ortak ya da farklı gereksinimleri içerirler. Çevremiz hem doğal faktörler aracılığıyla hem de endüstriyelleşme, madencilik aktiviteleri ve kentleşme gibi antropojenik (insan kaynaklı) süreçler ile sürekli olarak kirletilmektedir. Bu kirlilikten hem karasal, hem de sucul formlar doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmektedir. Yaşamlarını iki ayrı fazda geçiren amfibiler yani iki yaşamlılar hem sucul hem karasal ekosistemin getirdiği kirleticilere maruz kalmaktadır. Bu sebeple amfibi türleri ekositem ve habitat kirliliğinin oldukça yaygın olarak kullanılan biyoindikatör türleri olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte çevresel etkenler değerlendirilirken; doğal radyasyon ölçütleri de dikkate alınmaktadır. Dünya üzerinde var olan bütün canlılar arka plan radyasyonuna maruz kalmaktadır. Doğal radyasyon kaynakları arasında kozmik ışınlar, gezegenimizi oluşturan bileşenlerden kaynaklanan ve aynı zamanda bizim ve diğer tüm canlıların yapısında bulunan radyoaktif maddeler bulunmaktadır. Bu maruziyet çoğu durumda toplumu ilgilendiren ya da çok az kaygı veren bir durumdur, ancak ekosistemlerin sağlığı açısından koruma önlemlerinin dikkate alınması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2010 yılında Rus kökenli bir nükleer enerji şirketi olan ROSATOM ile Mersin'in Büyükeli ilçesinde VVER-1200 reaktörlü, dört adet güç ünitesine sahip olan ve toplamda 4800 MW güç kapasiteli Akkuyu Nükleer Enerji Santrali (NES)'nin inşa edilmesini öngeren bir işbirliği anlaşması imzalamıştır. Nükleer santraller her ne kadar çevreye küçük miktarlarda radyoaktivite salınımı gerçekleştiriyor olsalar da bu salınımların çevre sağlığını etkileyebilme ihtimali bulunmaktadır. Bir nükleer enerji santrali çalışmaya başlamadan önce, çalışma sırasında ve görev süresini tamamladıktan sonra olmak üzere çevresel etkilerinin incelenmesi önerilmektedir. Bu kapsamda bir NES çalışmaya başlamadan önce tesis çevresinde mevcut radyonüklitlerin tanımlanması, ölçülmesi ve değerlendirilmesi ile radyoaktivite seviyelerinde meydana gelebilecek dalgalanmaların tanımlanması gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasında amfibilerin Anura takımında yer alan Pelophylax bedriagea türü Akkuyu NES sahası çevresinin radyasyon aktivitesinin değerlendirilmesi için biyomonitör tür olarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler bu türün radyoaktivite değerlendirmeleri için biyomonitör tür olarak kullanılmasını destekler niteliktedir. 5 farklı lokalitede gerçekleştirilmiş olan biyoizlem çalışmaları sonucunda Akkuyu NES sahası çevresinde 30 km'lik güvenlik zonunun radyoaktivite açısından normal alanlar sınıfında olduğu tespit edilmiştir. Akkuyu NES çevresinin radyolojik arka plan radyasyon seviyelerinin beklirlendiği bu çalışma santralin çalışması doğrultusunda ekosistemde gözlemlenebilecek olası etkilerin değerlendirilmesi açısından bir temel veri kütüphanesi oluşturulmasına katkıda bulunması bakımından oldukça önemlidir
Arnavutluk'un Ergiri (Gjirokaster) ilinde Osmanlı dönemi imar faaliyetleri
Bu çalışmada Arnavutluk'un Osmanlı yönetimine girdiği 1417 tarihinden itibaren, bağımsızlığını kazandığı 1912 yılına kadar Ergiri ilinde inşa edilmiş olan mimari eserler ortaya konulmaktadır. Arşivlerde gerçekleştirilen araştırma sonucunda Ergiri ili sınırları dâhilinde toplamda 240 adet mimari eserin inşa edildiği ancak bunlardan sadece 69 tanesinin günümüze ulaşabildiği tespit edilmiştir. Günümüze orijinal haliyle ulaşabilen eserler arasında 19 adet türbe, 16 adet köprü, 14 adet çeşme, 5 adet cami, suyollarına ait 5 parça köprü, 3 adet kale, 2 adet değirmen, 1 adet tekke, 1 çarşı, 1 karakol, 1 hamam ve 1 saat kulesi yer almaktadır. Arnavutluk toprakları zaman içinde birçok savaşa sahne olduğundan yapıların üzerindeki yıkıcı etkileri de bu oranda hissedilmektedir. I. ve II. Dünya Savaşları ile iki Balkan Savaşını atlatan ülkede birçok mimari eser yıkılmıştır. Savaşların ardından gelen 40 yıllık komünist yönetim sırasında da eserlerin kalan kısmı tahrip edilmiş veya işlevi değiştirilerek kullanılmaya devam edilmiştir. Ergiri ili sınırları içerisinde 171 adet mimari yapının günümüze ulaşamadığı tespit edilebilmiştir. Bu eserler arasında 42 tekke, 34 eğitim binası, 31 cami, 16 türbe, 18 ticaret yapısı (13 han, 4 çarşı ve bir panayır yeri), 11 köprü, 5 hükümet konağı, 4 hapishane, 2 çeşme, 2 hamam, 1 mahkeme binası, 1 telgrafhane, 1 kütüphane, 1 adet resmi ikamet konağı, 1 karakolhane ve 1 belediye binası yer almaktadır. Bunların yanı sıra mazbatalarda ve dilekçelerde yapılması planlanan ancak hayata geçirilip geçirilmediği hususunda herhangi bir veriye ulaşamadığımız 7 adet yapı bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: Pogun Jandarma Koğuşu, Himara Zaptiye Koğuşu, Himara Hükümet Konağı, Mecidgoran Köyü Camisi, Tepedelen Nisa Hapishanesi ve Ergiri'de yapılması istenen kışla ve hastahane. Arnavutluk'ta inşa edilmiş Osmanlı dönemi eserlerini mimari yönden tümüyle ele alan bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Tez hazırlanırken bu denli bir çalışma için yeteri kadar zaman ve maddi imkân olmadığından konu yapı türü bakımından zengin örnekler sunan Ergiri ili ile sınırlandırılmıştır. Bu çalışma ile birlikte il sınırları içerisindeki yapılar mimari yönden bütünüyle ele alınarak Osmanlı Mimarisi içindeki yerleri değerlendirilmiş ayrıca bu vesileyle bölgedeki eserler de belgelenmiştir
Türkiye'de omni kanal perakendecilik: bir içerik analizi çalışması
Günümüzde, firmaların müşterilerin ilgisini çekebilmek ve bu ilgiyi sabit tutabilmek için yeni pazarlama stratejilerini takip edip uygulamaları gerektiği literatürde belirtilmektedir. Bu doğrultuda, perakendeciler en yeni pazarlama stratejisi olan omni kanal pazarlamaya yönelmektedir. Bunun nedeni ise günümüz müşterilerinin firma ile tüm kanallar ve etkileşim noktaları üzerinden iletişim kurmak istemesidir. Omni kanal pazarlama stratejisi firmaların tüm kanallarını entegre ederek müşterilerine tutarlı ve kaliteli bir hizmet deneyimi sunma olanağı tanımaktadır. Omni kanal yeni bir pazarlama stratejisi olduğundan dolayı perakendeciler de bu stratejiyi yeni uygulamaya başlamışlardır. Bu nedenle, literatürdeki çalışmalar daha çok betimleyici nitelikte olup omni kanal kavramını tanıtmayı amaçlamaktadır. Diğer bir taraftan ise özellikle Türkiye'de yapılan çalışmalar daha çok müşteri algısı boyutu ile ilgili araştırmalardır. Ayrıca, perakendeciler üzerine yapılan çalışmalar sınırlı örnekleme sahip veya belli bir sektöre özgü araştırmalardır. Bu doğrultuda, Türkiye'nin en büyük 100 perakendecisinin omni kanal uygulamalarını ortaya çıkarmak ve bu uygulamaların sektörlere göre yaygınlığını belirlemek amacıyla içerik analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz yöntemi olarak betimleyici istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, Türkiye'nin en büyük perakendecilerinin neredeyse yarısının omni kanal pazarlama stratejisini uygulamaya başladığı ve bu uygulamaların en fazla gıda, tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya sektöründe olduğu görülmüştür. Perakendeciler tarafından en çok tercih edilen omni kanal uygulamasının ise tıkla ve topla olduğu gözlenmiştir. Bu kapsamda, ilgili çalışma Türkiye'nin en büyük perakendecilerinin omni kanal pazarlama uygulamalarının durumunu ortaya çıkarmış ve buna göre genel bir yapı çizmiştir
Ortaokul öğrencilerinin matematik motivasyonları, tutumları ve başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin matematik motivasyonları, tutumları ve başarıları arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu ilişkinin cinsiyete, kardeş sayısına, anne ve baba eğitim düzeyine göre değişimini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır Araştırmanın evrenini Burdur ilindeki Gölhisar ilçesi oluşturmaktadır. Araştırma 6 okulda toplam 252 8.sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin demografik bilgilerini elde etmek için araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgiler formu kullanılmıştır. Öğrencilerin matematik motivasyon düzeylerini belirlemek amacıyla Aktan ve Tezci (2013) tarafından Türkçeye uyarlanan ilköğretim öğrencileri için geçerliliği ve güvenirliliği yapılmış Matematik Motivasyon Ölçeği (MMÖ) kullanılmıştır. Ölçek, içsel hedef yönelimi (3 madde), dışsal hedef yönelimi (4 madde), konu değeri (5 madde), öğrenme inançları (5 madde), öz yeterlik (6 madde), sınav kaygısı (4 madde) olmak üzere 6 alt boyuttan oluşmaktadır. Öğrencilerin matematiğe yönelik tutumunu ölçmek için Baykul tarafından geliştirilen Matematik Tutum Ölçeği kullanılmıştır (Baykul, 1990; akt. Karadeniz, 2014). Öğrencilerin matematik başarısı belirlenirken 7.sınıf matematik dersi not ortalaması ölçüt olarak alınmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz, Bağımsız Gruplar t-Testi, ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre matematik motivasyonu, tutumu ve başarısı arasında pozitif yönlü orta düzey anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Matematik motivasyonu ve tutumunun cinsiyet, kardeş sayısı, anne ve baba eğitim düzeyinden bağımsız olduğu tespit edilmiştir. Matematik başarısının cinsiyete, anne ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı farklılaştığı ve kardeş sayısı değişkeninden bağımsız olduğu tespit edilmiştir
Turizm sektöründe faaliyet gösteren aile işletmelerinin kurumsallaşma potansiyelleri: Antalya örneği
Aile işletmeleri hem ülkemiz hem de dünya ekonomisinde büyük öneme sahiptir. Ülkemizde işletmelerin %95 inin aile işletmesi olduğu bilinmektedir. Hem dünya hem de ülkemiz ekonomisindeki yeri yadsınamaz olan aile işletmelerinin, ciddi bir istihdam sağladığı da görülmektedir. Aile işletmelerinin büyümesi, koordinasyonu ve yönetimsel süreçleri oldukça önemli adımlardır. Kurumsallaşma, aile işletmelerinin sürdürülebilirliği için kaçınılmaz bir durumdur. Belirli büyüklüğe ulaşan ve kurumsallaşamayan aile işletmeleri yok olmaya mahkumdur. Yapılan araştırmalarda aile işletmelerinin yok olmasındaki en büyük sebebin kurumsallaşma soruları olduğu görülmüştür. Aile işletmeleri, stratejik olarak doğru ve güçlü adımlar atarak, sürekli değişen dünya dinamiklerine ayak uydurmak zorundadır. Büyük emekler verilerek kurulan ve zor koşullarda yaşatılmaya çalışılan bu yapıların yok olması, hem manevi olarak hem de ekonomik olarak büyük kayıp oluşturmaktadır. Bu çalışmada Antalya ilinde turizm sektöründe faaliyet gösteren aile işletmelerinin kurumsallaşma potansiyelleri ve bununla ilgili sorunlar saptanmaya çalışılmakta ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma alanı olarak Antalya'nın seçilmesinin temel nedeni; ilin mevcut turistik potansiyelinin yüksek oluşudur. Bunların yanı sıra, her geçen yıl şehre gelen yerli ve yabancı turist sayısındaki artış, Antalya için bu kapsamdaki çalışmaların çok daha fazla yapılmasını gerekli kılmaktadır
Taberi tefsirinde otuzuncu cüzün kıraat ilmi açısından değerlendirilmesi
Hicrî III. asır tefsir, fıkıh, hadis ve kıraat gibi ilimlerin geliştiği ve eser telifinin arttığı bir dönemdir. Muhammed b. Cerîr et-Taberî de 225/839 yılında Taberistan'ın Âmûl şehrinde doğmasına rağmen önemli ilim merkezlerinden biri olan Bağdat'a yerleşmiş ve orada yaşamıştır. Hayatının ilk yıllarından itibaren ilme olan merakı ve ilmî seyahatleri sayesinde İslâmî ilimler konusunda hatırı sayılır bir otorite haline gelmiştir. Kıraatle ilgili yazdığı on sekiz ciltlik el-Câmiʿ fi'l-kırâʾât isimli eseri kaybolsa da tefsirinde işlediği kıraat değerlendirmeleri bize Taberî'nin müfessirliğinin yanında çok iyi bir kıraat âlimi olduğunu da göstermektedir. Taberî Tefsirinde Otuzuncu Cüzün Kıraat İlmi Açısından Değerlendirilmesi başlıklı bu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmamızın temelini oluşturan kıraat ilmi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Kıraat ilminin tarifi, ilgili terimler, konusu, gayesi, faydası, tarihî süreci, tarîkleri ve kıraat türleri bu bölümü oluşturan başlıklardır. Birinci bölümde Taberî'nin hayatı, ilmî şahsiyeti, eserleri ve ilmî metodu hakkında bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümün başında ise çalışmamıza kaynak teşkil eden Câmiu'l-Beyân isimli tefsir kitabının tanıtımı yapılmış ve Kur'ân'ın son cüzündeki sûrelere ait genel özellikler anlatılmıştır. Müellifin kıraat değerlendirmelerini yaparken eserde kullandığı kavramlardan örnekler verildikten sonra otuzuncu cüzde bulunan sûreler kıraat ilmi açısından değerlendirilmiş; fonetik, nahiv, sarf ve bu üç başlık altında konumlandıramadığımız diğer birtakım özellikler başlıkları altında tasnif edilmiştir. Çalışmamızın ana konusu olan kıraat değerlendirmelerinde temel kaynağımız Taberî'nin Câmiu'l-Beyân an Te'vili Âyi'l-Kur'ân isimli tefsir kitabıdır. Müellif eserinde Kur'ân'daki tertîbe göre sûreleri tefsir ilmi açısından incelemiş, âyet sıralamasına özen göstermiş; âyetlerle ilgili yapılan tefsir ve değerlendirmelerden sonra farklı bir başlık açmadan kıraat konusuna giriş yapmıştır. Kıraat değerlendirmelerinde genelde sahih olan kıraat imamlarının okuyuşları örneklerle açıklanmış, nadiren de olsa şâz kıraatler ve sahâbe mushaflarında bulunan farklılıklar zikredilmiştir. Taberî bütün bunlardan sonra ekseriyetle kendi görüşünü de belirtmekle birlikte tercihi okuyucuya bırakmıştır
Siyah çay üretiminin farklı aşamalarında ortaya çıkan atıkların değerlendirme olanaklarının arttırılması amaçlı özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, ÇAYKUR'a ait üretim yöntemleri farklı iki fabrikadan, üç sürgün döneminde, siyah çay üretim hattının 4 farklı aşamasında ortaya çıkan çay atıkları çalışma materyali olarak kullanılmıştır. Bu atık çayların fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlenerek birbirinden farkları ortaya konmuştur. Böylece çay atıklarının farklı şekillerde değerlendirilmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında ilk olarak örnek alınan atık çaylar öğütülerek homojen hale getirilmiştir Bu örneklerin nem, su aktivitesi, yığın yoğunluğu ve kül miktarı gibi özellikleri belirlenip, atıklardan elde edilen ekstrakların polifenolik madde miktarı, toplam fenolik madde miktarı, kateşinler, kafein gibi kimyasal bileşenleri belirlenmiştir. Ayrıca atık çayların değerlendirilmesi açısından önemli olan selüloz, hemiselüloz, lignin ve çözünür madde analizleri de bu örneklerde yapılmıştır. Bunlara ek olarak 44 gün süren inkübasyon ile biyokimyasal metan potansiyeli analizi de gerçekleştirilerek bu alanda özgün bir çalışma yapılmıştır. Elde edilen bulgular ve yapılan istatistiksel analizler sonucunda, atık çayların yığın yoğunluğu üzerine üretim yöntemi, atık çayların alındığı üretim hattı bölümü (lokasyon), sürgün dönemi ve bunların birbiri ile interaksiyonları (p<0.001) önemli bulunurken; nem, su aktivitesi, su ekstraktı, kül miktarları üzerine üretim yöntemi hariç diğer parametreler (p<0.001) önemli derecede etkili bulunmuştur. Polifenolik madde analizinde birçok polifenol içeriği üzerine, bu üç parametre önemli etkide bulunurken, toplam fenolik madde miktarı üzerine atık çeşidi (p<0.001) ve sürgün dönemi (p<0.01) önemli etkide bulunmuştur. Selüloz, hemiselüloz, lignin ve çözünür madde analizinde sürgün ve atık çeşidi (p<0.001) önemli derecede etkili bulunmuştur. Teorik metan potansiyelinde birbirine yakın olan sonuçlar, biyokimyasal metan potansiyelinde sürgün dönemi, lokasyon ve üretim yönteminde farklılık göstermiştir. En yüksek metan üretimi ise 1. Sürgün dönemine ait çaylarda belirlenmiştir. Bu sonuçlar, Türk çay sanayinde önemli bir sorun olan atıkların sürgün dönemi, atık çeşidi ve üretim yöntemine bağlı olarak farklı özellikler taşıdığını göstermiştir. Elde edilen veriler atık değerlendirme çalışmalarında araştırıcılara ve sanayi çalışanlarına yararlı olacak nitelikler taşımaktadır
Özgün mekanik bir aort kapakçığı tasarımı, mekanik analizi ve prototip üretimi
Günümüzde, mekanik veya biyolojik olmak üzere birçok aort kapakçığı protezi çeşidi bulunmasına rağmen ideal kabul edilebilecek ve her hastaya uyabilecek bir model bulunmaması bu tez çalışmasının ana motivasyon kaynağıdır. Bununla birlikte, mekanik tasarım sistemlerinin analizi için yapılan hesaplamalı akışkanlar dinamiği analizleri yalnızca bir kardiyak döngüyü ele alabilmektedir. Dolayısıyla, tasarım sistemlerinin yorulma bilgisi ancak tezgah üstü fiziki testlerle mümkün olmaktadır. Bu konuyla ilgili bilgi birikimi ve mevcut teknolojinin farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilerek bu alana katkı sunulabileceği düşünülmüştür. Çalışmanın motivasyonu doğrultusunda öncelikle mevcut aortik protez çeşitleri incelenerek, günümüz teknolojisi ile hastaya özel ve pratik bir şekilde geliştirilebilecek yeni bir tasarım yapılması amaçlanmıştır. Özgün olduğu düşünülen bu tasarım, iki alt sistemden oluşturulmuştur. İlki, tek mil ekseninde dönerek açıklık sağlayabilecek bir mekanizmaya sahip olan Alt Sistem-1'dir. Alt Sistem-2 (aort kökü modeli) ise sağlıklı bir kişiye ait görüntülerden yola çıkılarak aort daralması görülen veya doğuştan bi-küspit aort kapakçığı bulunan hastalara da uyarlanabilecek şekilde geliştirilmiş bir metot ile tasarlanmıştır. Dolayısı ile tüm tasarım ve tasarım yöntemi bir bütün halinde, Akdeniz Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, Patent Ofisi'ne "Özgün Aortik Protez Tasarımı ve Hastaya Özel Tasarım Metodu" başlığı altında güncel buluş bildirim formu ile sunulmuştur. Çalışmanın Mekanik Analiz bölümünde ise, protez problemi olabildiğince lineer aralıklarda ele alındığında, tasarlanan sistemin analizinin ANSYS Workbench programında tam bir kardiyak döngü için mümkün olabildiği gösterilmiştir. Analiz için gerekli olan sınır koşullarından sabit destek Modal Analizde tanımlanmış, ardından annulüs ve aorta kesitlerinden proteze etkiyen yük vektörleri Transiyent Analizde uygulanmıştır. Özellikle yük koşulları hesaplanırken türetilen denklemler için genişletilmiş Bernoulli iş-enerji denkleminden yola çıkarken problem koşulları ortaya konularak adım adım ilerlenmiştir. Günümüzde kan akışının özellikle sistol fazında türbülant olduğu bilinmektedir. Bu sebeple, dinamik basınç farkını hesaplayabilmek için fark katsayısının Reynolds sayısı ile doğru, Womersley sayısı ile ters orantılı olması gerektiği düşünülmüştür. Dolayısıyla, bu çalışmada kayıp basınç farkı denklemi, dinamik basınç farkı denklemi olarak ve sürtünme katsayısı, , fark katsayısı olarak ele alınmıştır. İlaveten, annulüs ve aorta kesitleri için ayrı ayrı elde edilen dinamik basınç değerlerine, modifiye Bernoulli denklemi yardımıyla statik basınç değerleri hesaplatılarak eklenmiştir. Bu çalışmada, tasarımın üç boyutlu baskı yöntemi ile üretilebilir olması amaçlandığı için prototip üretimi mevcut teknoloji ve analizi yapılabilen malzemeler seçilerek gerçekleştirilmiştir. Bu sebeple, protez tasarımının malzemelerinde öngörülen malzemeler; Alt sistem-1 (ring, mil ve kanat parçaları) için titanyum alaşım (Ti6Al4V, annealed) ve Alt sistem-2 (aort kökü modeli) için rubber, silicone'dur. Transiyent analiz sonuçlarında açılışın gerçekleşeceği doğrultuda, y ekseninde beklenen yönlü yer değiştirme (directional deformation) değerlerinin gösterilmesi istenmiştir. Sonuçlara göre sistol fazında 9 mm yarıçaplı kanatlarda maksimum yer değişikliği beklendiği gibi -y yönünde 7.46 mm ve +y yönünde ise 2.95 mm değerlerindedir. Diyastol fazında ise kanatlar aort kökü modelinin iç yüzeyi ile temas halinde kapalı vaziyettedir. Yorulma analizinde 1 kardiyak döngü 1 s yani 1 Hz olmak üzere Equivalent von-Mises gerilim değerlerine göre hesaplatılan ömür analizinin 10^8 kardiyak döngü olarak sonuç vermesi çalışmanın olumlu sonuçlandığı kanaatini oluşturmuştur. Dolayısıyla, gelecek çalışmalar için tasarımın sıvı-katı etkileşimli simülasyonu ve in-vitro testlerinin gerçekleştirilerek akış performansı ve mekanik analiz sonuçlarının karşılaştırılması düşünülmektedir. Çalışmanın devamında, hastaya özel tasarım ve analiz metodolojisini takiben in-vivo testlerin yapılması öngörülebilir
Ters yüz sınıf modelinin öğrencilerin bilimin doğası anlayışlarına ve erişine etkisi
Bu çalışmanın amacı, harmanlanmış öğrenme modellerinin alt basamağındaki çevirme modelinin türlerinden biri olan ters yüz öğrenme modelinin (Staker ve Horn, 2012) öğrencilerin bilimin doğası anlayışını ve erişileri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin beraber kullanımı ile birbirlerini tamamlamalarına olanak sağlayan karma araştırma yöntemi ve ön test-son test kontrol gruplu deneme modeli kullanılmıştır. Uygulama için gerekli olan örneklem Antalya ili Kepez ilçesinde bulunan bir devlet okulunda öğrenim gören 7.sınıf deney grubunda 22, kontrol grubunda 23 olmak üzere toplam 45 öğrenciden oluşmaktadır. Uygulama deney grubu öğrencileriyle ters yüz sınıf modeli ve fen programında öngörülen yöntemler doğrultusunda yürütülürken, kontrol grubu öğrencileri ile fen programında öngörülen yöntemler doğrultusunda 7 hafta süre ile gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin elde edilmesi için Lederman (2002) tarafından geliştirilen VNOS-C (BDHGA) ölçeği, Özcan(2013) tarafından geliştirilen dereceli puanlama anahtarı (DPA) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Erişi Testi, nitel verilerin elde edilmesinde ise araştırmacı tarafından hazırlanmış olan yarı yapılandırılmış görüşme formu öğrencilere uygulanmış ve araştırma yürütücü ile de görüşme yapılmıştır. Çalışmada kullanılan BDHGA'daki veriler içerik analizi yöntemi incelenmiş ve DPA rehberliğinde nicel verilere dönüştürülmüştür. Dönüşümü yapılan veriler parametrik olmayan Mann Whitney-U testi ile ve Erişi Testi'nden elde edilen veriler de bağımsız örneklem t-testi ile analiz edilmiştir. Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu ve Öğretmen Görüşme Formu'ndan elde edilen veriler içerik analizi ile analizi sağlanmıştır. Araştırmalardan elde edilen nicel bulgular doğrultusunda ters yüz sınıf modeli uygulamasının deney grubu öğrencilerinin bilimin doğası anlayışlarını ve erişilerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Araştırmaya ait elde edilen nitel veriler doğrultusunda ters yüz sınıf modeli uygulamasının öğrencilerin derse karşı tutumlarını olumlu yönde etkilediği belirlenerek, uygulama yürütücüsünün de uygulanan model hakkında olumlu düşünceye sahip olduğu, uygulamaya yönelik bazı teknik alt yapının iyileştirilmesi ile modelin uygulanmasının daha etkili olacağı tespit edilmiştir