Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Evli bireylerde şiddete yönelik tutum ve manevi iyi olma
Bu araştırmada, evli bireylerin şiddete yönelik tutumları ve manevi iyi oluş puanları arasındaki ilişkiyi incelemek hedeflenmiştir. Ayrıca çalışmada, elde edilen şiddet tutumu ve spiritüel iyi oluş verileri ile alt problemlere ışık tutan kişisel bilgi formunda yer alan demografik özellikler arasındaki ilişkilere bakılmıştır. Araştırma, Antalya/ Muratpaşa 'da ikamet eden, evli erkek ve kadın katılımcılar ile gerçekleştirilmiştir. Evli bireyler, çift olarak ele alınmamış, bireysel katılım sağlanmıştır. Araştırmaya %56,8 'sı (269 kişi) kadınlardan % 43,2'si (205 kişi) erkeklerden olmak üzere toplam 474 katılımcının verileri dâhil edilmiştir. Araştırmaya katılan kişilere, Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeklerinin formları ile sosyo- demografik bilgi formu uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilerin istatistiksel analizi için SPSS 22.0 bilgisayar programı kullanılmıştır. Verilerden elde edilen puanlar ile araştırmanın bağımsız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığı test edilmiştir. Normallik parametrelerinin değerlendirilmesinde çarpıklık ve basıklık katsayılarının yanında kolmogorov smirnov testi kullanılmıştır. Değişkenlerin değerlendirildiği ölçüm araçlarının alt boyutları ve demografik bilgiler ile korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kavramsal çerçeve ele alınmış ikinci bölümde yöntem, bulgular ve tartışmaya yer verilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre: Spiritüel İyi Olma alt boyutları ve Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum alt boyutları arasında anlamlı ilişkilere rastlanmıştır. Aşkınlık alt boyutu ile şiddet, kontrol ve istismar alt boyutları arasında anlamlı negatif ilişki bulunurken, doğa ile uyum ve şiddette yönelik tutum alt boyutları arasında pozitif yönlü bir ilişkiye rastlanılmıştır. Katılımcıların, Şiddete yönelik tutumları, Manevi İyi oluş düzeyleri ve alt boyutlarının; Cinsiyet, yaş, eğitim, gelir, evlilik yaşı, evlenme biçimi, evlenmeden önceki tanışıklık süresi çocuk sayısı gibi demografik değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaştığı saptanmıştır
Serada, laboratuvarda ve doğal ortamda tutulan ticari üretilmiş Bombus terrestris L. kolonilerinin ana ve erkek arı üretimi bakımından karşılaştırılması
Bombus terrestris L. türü arılar hem doğal hem de kültüre alınan bitkilerin önemli tozlaştırıcılarındandır ve son yıllarda kitlesel olarak üretilerek özellikle sera bitkilerinin tozlaşmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. B. terrestris kolonilerinin ticari tozlaştırıcı olarak yaygın kullanımından kısa bir süre sonra, seralardaki kolonilerde üretilen ana arıların sera dışına çıkarak doğal florada yuva kurabileceği ve yayılabileceği anlaşılmıştır. Bu çalışmada, B. terrestris kolonilerinin seralardan doğal floraya yayılma potansiyeli konusunda bilimsel veri elde emek amacı ile yaklaşık 50 işçi arı içeren ticari üretilmiş 45 adet B. terrestris kolonisi rastgele üç gruba ayrılmış ve sera, laboratuvar ve doğal yaşam ortamlarında koloni ömrü sonuna kadar tutulmuşlardır. Başta ana arı sayısı olmak üzere koloni ağırlık değişimi, toplam birey sayısı, toplam pupa sayısı gibi koloni özellikleri belirlenmiş ve gruplar karşılaştırılmıştır. Laboratuvarda tutulan koloniler (60.27 37.05) seralarda (17.73 8.02) ve doğal ortamında (25.00 31.01) tutulan kolonilere oranla sırasıyla yaklaşık 3.5 ve 2.5 kat daha fazla ana arı üretmişlerdir. Benzer şekilde, laboratuvarda tutulan koloniler (40.60 15.44) seralarda tutulan kolonilerden (10.73 9.32) önemli ölçüde fazla ana arı pupası üretmişlerdir (p<0.01). Nektar ve polen toplama faaliyeti, polen miktarı ve çeşitliliği kolonilerde üretilen ana arı miktarını etkilemiştir. Seralarda tutulan kolonilerin laboratuvarda tutulan kolonilere oranla daha az ana arı üretmiş olmalarına karşın, her yıl yüz binlerce koloninin seralarda kullanıldığı dikkate alındığında seralarda kullanılan kolonilerden kaçan bireylerin doğal ekosisteme olumsuz etkileri olacaktır. Bu nedenle, seralardaki kolonilerde üretilen ana ve erkek arıların sera dışına çıkışını engelleyecek etkili önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır
Schopenhauer felsefesinde mutluluk
Bu araştırmanın amacı, Schopenhauer felsefesinde mutluluk kavramını incelemektir. Mutluluk kavramı, filozofların hayatın amacı olarak gördüğü en temel mevzulardan birisi olarak öne çıkmaktadır. Nitekim birçok düşünür, insanın nasıl daha mutlu bir hayat sürebileceğinin yollarını irdelemiştir. Çünkü mutlu olmak insanı hayata ve yaşama bağladığından bir noktada hayat amacı olarak da öne çıkmaktadır. Schopenhauer düşüncesinde ise varlığın ele alınmasında ve hayata bakışta kötümserlik hâkimdir. Çünkü ona göre, 'insan dünyaya mutlu olmak için gelmiştir' ilkesinin baştan yanlış olduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda dünya iyi değil tam tersini kötü bir yerdir. Acı ve sefalet dünyanın özünde yer alan temel ilke olarak öne çıkmaktadır. Çünkü istenç insanda isteme olarak karşılık bulur, insan sürekli bencilce ister ve istemesinin de esiri olur. Doyumsuz olan bu isteklerin karşılanması ise tamamıyla mümkün değildir. Bununla birlikte her istek bencillikle uygulandığında ise diğer insanların zarar görmesi kaçınılmaz olmaktadır. Şu durumda Schopenhauer felsefesinde mutluluk için öncelikle diğer insanlarla duygudaşlık etmek gerekmektedir. Bu duygudaşlıkla birlikte insan diğer insanlara merhametli davranmalıdır. Schopenhauer düşüncesinde insanın, isteme dürtüsünün önüne geçmeye çalışması neticesinde, dünyanın özünde yer alan acıdan mutlak anlamda kaçması mümkün değildir. Mutlu olmak için yapılması gereken, dingin ve sakin kalmak, başkalarına yardımcı olmaktır. Mutluluk, mutlak anlamda mümkün değildir ama insan yine de acıdan kaçmalıdır. Mutluluk kısa süren anlardan ibarettir. Bu anların yakalanması ile birlikte diğer insanlara yardımcı olmak da mutluluk için son derece önemli bir ilke olarak öne çıkmaktadır. Düşünce tarihinde önemli bir problem olan mutluluk kavramı, Schopenhauer felsefesinde analiz edilmiş ve bu kavrama negatif bir mana yüklenmiştir. Onun mutluluk kavramını neden olumsuz değerlendirdiğinin temelinde ise insanın yapıp etmelerine olan etkisi yatmaktadır
Uluslararası ilişkilerin realist teorisi ve çevre krizi
"Olması gerekeni kurgulamaktan" uzak durarak "olanı olduğu gibi açıklamayı" amaç edinen realizm, Uluslararası İlişkiler disiplininde en çok kullanılan teoridir. Devletlerin temel amacının anarşik uluslararası ortamda hayatta kalmak olduğunu öne süren realist teoriye göre en "gerçek" beka tehditleri askeri tehditlerdir. Fakat yıkıcı gücü Sanayi Devrimi'nden günümüze katlanarak artan antropojenik çevresel bozulma, 21. yüzyılda bir "çevre krizi" olarak tanımlanabilecek boyuta gelmiştir. Çevre krizi, küresel iklim değişikliği başta olmak üzere gezegendeki tüm biyolojik yaşamın varlığını tehlikeye sokan birçok tehdidi beraberinde getirmiştir. Küresel ısınma, kutup buzullarının erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, su kaynaklarının tükenmesi ve besin arzının tehlikeye girmesi sonucunda dünya üzerinde insan yaşamına ve tarıma elverişli topraklar gittikçe azalmakta, küresel sıcaklık ortalamalarının yaşanabilir düzeyin üstüne çıkması riski giderek belirginleşmektedir. Dahası, çevre krizinin mevcut etkileri ve gelecekte yol açacağı sorunlar, üzerinde geniş çaplı bilimsel konsensüsün bulunduğu ampirik veriler ile ortaya konulmaktadır. Dolayısıyla çevre krizi, realist paradigmanın tanımladığı uluslararası sistem ve devlet için son derece "gerçek" varoluşsal tehditler barındırmaktadır. Çevre krizi, realist teorinin temel kuramsal varsayım ve mekanizmalarında da doğrudan belirleyici rol oynamaktadır. Ancak "gerçekte olanı, olduğu gibi analiz etmeyi" hedefleyen realist teori, çevre sorunlarını "birincil politika-ikincil politika" (high politics-low politics) dikotomisi üzerinden bir "ikincil politika" konusu olarak tanımlamaktadır. Realizm ulusal güvenliği tehlikeye atan tüm tehditleri bir "birincil politika" konusu olarak ele aldığını öne sürmektedir; realizm-çevre ilişkisinin insan merkezli (anthropocentric) olarak tanımlanması çevre krizini önemsizleştirerek büyük bir teorik tutarsızlık doğurmaktadır. Realizm-çevre ilişkisinin doğa merkezli (ecocentric) bir bakış açısına kavuşacak şekilde değişmesi, bu teorik tutarsızlıkları giderebilecektir. Bu değişim, realizm ile Uluslararası İlişkiler disiplini arasındaki kuvvetli bağlantıdan dolayı özellikle iklim krizinin yaratacağı etkileri azaltmaya ve küresel adaptasyon politikalarını hızlandırmaya katkı sunabilecektir. Antroposen eskatolojisi üzerine inşa edilen "gezegensel realizm" (planetary realism) yaklaşımı ise, realizmde gerekli görülen değişimin uygulanmasında etkili bir yol haritası olabilecektir
Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin liderlik tarzlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Spor Bilimleri Fakültesinde okuyan öğrencilerin liderlik kavramlarının incelenmesidir. Araştırmanın amacı kapsamında araştırmaya Akdeniz Üniversitesi Spor Bilimleri öğrencileri tarafından oluşan 111'i kadın 89'u erkek olmak üzere, 200 birey katılmıştır. Verilerin toplanması amacıyla Chelladuria ve Saleh'in geliştirdiği (1980), Tiryaki'nin Türkiye uyarlamasını yaptığı Spor için Liderlik Ölçeği; (SLÖ) liderlik formu kullanılmıştır. Ölçek maddeleri "5'li Likert Tipi Ölçek" formundadır. Likert seçenekleri "Çok Sık", "Sıklıkla", "Ara sıra", "Nadiren", "Hiçbir Zaman" biçiminde sıralanmış ve analizlerde buna göre yapılmıştır. İstatiksel analizde frekans dağılımları, tanımlayıcı istatistikler, verilerin analizinde ve bulguların oluşturulup tablo halinde sunulmasında SPSS istatistik programı karşılaştırmaları kullanılmıştır. Genel olarak araştırmamızın amacına baktığımızda, Spor Bilimleri Üniversitesinde Okuyan Öğrencilerin bölümlerine göre aldıkları eğitimlerin Liderlik Tarzlarına olan etkisini saptamaktır. Sorulara verilen cevaplara bakıldığında: İyi performansların ödüllendirilmesi, grup üyelerinin planlama yapması, grup içindeki çatışmaları çözme, üyelerin kapasiteleri ölçüsünde çalışmalarının uygunluğu konularında iki bölüm öğrencileri arasında benzerlikler vardır. Üyelerinin standartlara ve kurallara bağlı kalmalarının gerekliliğine inanma, yapılacaklar konusunda gruba danışmanın önemli olduğu, grup üyelerinin kendi başarılarını değerlendirmelerine müsaade etmek istemeleri, üyelerinin doğru karar verebileceğine inançları konularında her iki bölüm öğrencilerinde yakın benzerlik bulunmaktadır. Cevaplar arasında çıkan ilginç bir sonuçta ise iki bölüm öğrencileri gruplarının sözcüsü olmak istememekte ve arka planda bulunmayı tercih etmektedir. Grup üyelerine karşı mesafeli olma, kendi fikirlerinin gruba daha faydalı olacağı, grubun temsilcisi olma konusunda, problem çözmede kendi çalışanların kararlarına müsaade etme konularında iki bölüm öğrencileri zıtlık göstermektedirler. Çalışmanın sonucuna bakıldığında, bölümler arası liderlik ve davranışsal benzerlikler aynı zamanda da farklılıklar bulunmaktadır. Bu benzerlik ve farklılıkların alınan derslerde bulunan ufak farklardan, dersi anlatan öğretim görevlisinin liderlik anlayışından veya öğrencilerin kişisel özelliklerinden kaynaklandığı söylenebilir
Mobilya ve dekorasyon programının dört düzey değerlendirme modeliyle değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, İnsan Kaynaklarının Mesleki Eğitim Yoluyla Geliştirilmesi Projesi (İKMEP) kapsamında geliştirilen ve pilot uygulama olarak Akdeniz Üniversitesi Ahşap Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) bünyesinde uygulanan Mobilya ve Dekorasyon programını Kirkpatrick Dört Düzey Değerlendirme Modeli çerçevesinde değerlendirmektir. Çalışmada nitel ve nicel yöntemin birlikte kullanılmasına olanak tanıyan karma yöntem desenlerinden biri olan eş zamanlı paralel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 ve 2019-2020 yılları arasında eğitim gören 26 öğrenci, 3 öğretim elemanı ve sanayide mobilya ve dekorasyon alanında faaliyet gösteren 3 işletmenin temsilcisi oluşturmaktadır. Çalışmada kullanılan farklı nitelikteki ölçme araçları (tepki formu, tutum ölçeği, başarı testi, analitik dereceli puanlama anahtarı, görüşme ve gözlem formları) ile çalışma grubunda yer alan 26 öğrenci bilişsel, duyuşsal ve psikomotor beceriler bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. 18 aylık bir gözlem sürecine tabi tutulan Mobilya ve Dekorasyon programı Kirkpatrick Dört Düzey Değerlendirme Modeli çerçevesinde değerlendirilmiştir. Dört aşamadan oluşan modelin "Tepki" boyutunda araştırmacı tarafından geliştirilen tepki formu ve uyarlanan mesleki eğitime yönelik tutum ölçeği kullanılarak öğrencilerin programa karşı memnuniyetleri ölçülmüştür. "Öğrenme" boyutunda araştırmacı tarafından geliştirilen başarı testi ve analitik dereceli puanlama anahtarları ile öğrencilerin bilişsel ve psikomotor becerileri ölçülmüştür. "Davranış" boyutunda araştırmacı tarafından geliştirilen gözlem formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu ve öğretim elemanları için öz değerlendirme formu kullanılarak program kazanımlarının ne derece davranışa dönüştüğü ölçülmüştür. "Sonuçlar" boyutunda ise kurum yöneticisi ile öğrencilerden bir kısmının mezun olduktan sonra istihdam edildikleri birimlerdeki sektör temsilcisi görüşlerinin ve kurumun arşiv kayıtlarının incelenmesi ile programın kuruma ve topluma olan toplam faydası değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda Mobilya ve Dekorasyon programının hedef ve içerik yönünden kapsamlı ve sektörün taleplerine uygun olarak hazırlandığı tespit edilmiştir. Ancak, programda yer alan kazanımların uygulama boyutunda istenilen düzeyde bir başarının sağlanamadığı ve gerçek iş hayatında mezunların işe vurukluk ilkesi bağlamında sektörün taleplerini karşılama bağlamında sıkıntı yaşadıkları görülmüştür. Programın, uygulama ve değerlendirme süreci bağlamında yenilenmeye ihtiyaç duyduğu belirlenmiş olup öğretim sürecinde uygulama sürecini ön planda tutarak tekrardan yapılanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur
Burkulması engellenmiş çelik çaprazlar ile güçlendirilmiş kusurlu betonarme yapıların yapı tanı teknikleriyle incelenmesi
Ülkemize coğrafi konum itibariyle bakıldığında aktif bir deprem kuşağında yer aldığı, yüzölçümü olarak yüzde 96'sının deprem kuşağında bulunduğu, nüfusumuzun ise yüzde 98'inin deprem kuşağında yaşadığını ve çok kısa periyotlarla büyük çaplı depremlere maruz kaldığı görülmektedir. Meydana gelen orta şiddetteki depremlerde dahi, gerek tasarımsal kusurlar gerekse kullanılan malzeme kalitesinin düşüklüğü ve binalardaki kötü işçilik nedeniyle büyük can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. Ülkemizdeki depreme karşı yetersiz yapı stoku insanların can ve mal güvenliğini, sosyal ve ekonomik hayatını ciddi anlamda tehdit eder duruma gelmiştir. Oluşan bu tehdidi bertaraf etmek için iki farklı çözüm yolu vardır. Birincisi yapıların yıkılıp yeniden yapılması ikincisi mevcut yapıların güçlendirilmesidir. Yeni nesil güçlendirme metotlarını incelediğimizde eksenel rijitlikleri fazla olan yatay yük taşıyıcı elemanı olarak kullanılan Burkulması Engellenmiş Çelik Çaprazlar (BEÇÇ'ler) dikkat çekmektedir. BEÇÇ'ler çekme ve basınç kuvvetlerine maruz kaldığında simetrik histeretik davranış göstermektedir. Bu da BEÇÇ'lerin uygulandığı yapının dinamik yükler altındaki davranışını olumlu yönde etkilemektedir. BEÇÇ'ler ile güçlendirilmiş yapılarda yapı tanı teknikleri (health monitoring) BEÇÇ'lerle güçlendirilmiş betonarme çerçevelerin güçlendirme öncesi, güçlendirme sonrası ve deprem kuvvetlerinin etkidikten sonraki dinamik ve yapısal özelliklerin çıkartılmasına, hasar durum tespitine olanak sağlamaktadır. Bu tezde, 116M231 numaralı TÜBİTAK projesi kapsamında statik deney yöntemi ile test edilen ve özellikle 2000 yılı öncesi yapılarda gözlenen yapısal kusurları içeren, iki adet üç boyutlu iki katlı 3x1 açıklıklı ½ ölçekli BEÇÇ'ler ile güçlendirilmiş betonarme yapıların ,muhtelif aşamalardaki yapısal durumu ve deney sonrası hasar tespiti yapının muhtelif yerlerinden ölçülen ivme verileri ışığında yapısal tanımlama yöntemiyle incelenmiş ve karşılaştırılmıştır
Doğum sonu dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyon ve disparoninin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma doğum sonu dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyon ve disparoni varlığını belirlemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında Antalya ili Kepez İlçesinde bulunan 35 Nolu ve 7 Nolu Aile Sağlığı Merkez' lerinde yapılmıştır. Araştırma evrenini doğum sonu ilk bir yıl içerisinde olan ve vajinal doğum yapmış 200 kadın oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, kişisel bilgi formu ve Carol Postpartum Cinsel Fonksiyon ve Disparoni Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekler yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Açıklayıcı Faktör Analizi, Tek Faktörlü Varyans Analizi, Kruskal-Wallis H Testi, Mann-Whitney U Testi, Bağımsız Gruplar İçin t-Testi kullanılmıştır. Bulgular: Carol Postpartum Cinsel Fonksiyon ve Disparoni Değerlendirme Ölçeği Cinsel Aktiviteye Hazırlık alt ölçeğinde kadınların %63.5'inde orta derece libido bozukluğu olduğu, %72'sinde lubrikasyon bozukluğunun olmadığı belirlenmiştir. Cinsel Aktivitede Rahatsızlık ve Ağrı alt ölçeğinde; vulvaya dokunulduğunda ağrı alanında kadınların %67.5'inde rahatsızlık yok/ hafif derecede rahatsızlık veya ağrı, penetrasyon sırasında ağrı alanında kadınların %61.5'inde rahatsızlık yok/ hafif derecede rahatsızlık veya ağrı, vajinal ilişki sırasında ağrı alanında kadınların %61'inde rahatsızlık yok/ hafif derecede rahatsızlık veya ağrı, vajinal ilişki sonrasında ağrı alanında kadınların %67.5'inde rahatsızlık yok/ hafif rahatsızlık olduğu belirlenmiştir. Ayrıca postpartum cinsel fonksiyon ve disparoni ile kadınların eğitim durumunun ve daha önceki doğumlarında uygulanan epizyotomi durumunun ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda doğum sonundaki kadınlarda cinsel ilişkiye hazırlık alanında lubrikasyon bozukluğu saptanmamış fakat orta derece libido bozukluğu saptanmıştır. Vulvaya dokunulduğunda, penetrasyon sırasında, cinsel ilişki sırasında ve cinsel ilişki sonrasında hafif derecede rahatsızlık ve ağrı saptanmıştır. Doğum sonu izlemlerde kadınların cinsel yaşamı değerlendirilmeli, uygun tedavi ve bakım sağlanmalıdır
Öğretmenlerin okullara ilişkin örgütsel adalet algıları üzerinde sendikaların etkisi
Bu çalışma sendikaların, öğretmenlerin okullara ilişkin örgütsel adalet algıları üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, öğretmenlerin eğitim örgütlerinde maruz kaldıkları, adaletsizlik yaratan olumsuz durumların belirlenmesi ve bu sorunlara bilimsel çözüm önerileri getirmek açısından oldukça önemlidir. Araştırmada nitel yöntem kullanılmakta olup çalışma fenomenoloji deseninde hazırlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2020/2021 eğitim-öğretim yılı içinde Antalya ili Kepez ilçesinde yer alan ortaokul öğretmenleri oluşturmaktadır. Çalışma grubu ise ortaokul düzeyindeki okullarda çalışmakta olan 25 gönüllü öğretmendir. Çalışma grubunun oluşturulmasında gönüllülük dikkate alınmıştır. Bu araştırmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına ilişkin katılımcı teyidi sağlanmıştır. Sendikaların, öğretmenlerin okullara ilişin örgütsel adalet algıları üzerindeki etkisinin belirlendiği çalışmadan çıkan sonuç; öğretmenlerin okullarda sendikaların yarattığı adaletsiz uygulamalara maruz kaldığı yönünde olmuştur. Yetkili sendika üyesi öğretmenlerin örgütsel işleyişten memnun olduğu görülürken diğer sendikalara üye olan öğretmenler ile sendika üyeliği olmayan öğretmenlerin kendilerini baskı altında hissettiği, okul yöneticilerinin kendi üye oldukları sendika üyelerini okulda açıkça kayırdığı, özellikle ödül, ceza ve terfilerin dağılımı konusunda Türk Milli Eğitim sisteminin büyük bir çıkmazda olduğu görülmüştür. Araştırmada öğretmenlerin bir kısmının öğrenilmiş çaresizlik durumu içinde olduğu görülmüştür. Yetkili sendika üyesi öğretmenlerin okullarda ayrı tutulduğu görüşünün, katılımcılar tarafından tekrar tekrar ifade edildiği belirlenmiştir. Bu araştırma okullarda sendikaların sebep olduğu adaletsizliklerin öğretmenlerin örgütsel adalet algısını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Örgütsel adalet algısındaki düşüklüğün, öğretmenlerin örgüte bağlılık düzeyleri ile örgütsel güven duygusunu zedeleyeceği bilinmektedir. Dolayısıyla okul yöneticileri ve üst düzey eğitim çalışanları sendikaların okullarda siyasi yapılar oluşturma çabasına engel olmalı, her öğretmenin hakkını koruma davranışı içinde olmalılardır. Kendi çıkarlarını örgütün çıkarlarının önüne koyanların, birlikte yükseldiği ideolojik düşünce düşüşe geçtiğinde, bu düşünce ile birlikte düşüşe geçeceği ve hak etmeyerek elde ettikleri tüm kazanımların hesabını vermek durumunda kalacağı unutulmamalıdır
Türkiye'de yayılış gösteren Scabiosa L. Sensu Lato (Caprifoliaceae) cinsinin taksonomik revizyonu
Bu çalışmada Türkiye Florası'nda 38 takson (2'si şüpheli kayıt ve 2'si Ege adalarından bilinen) ile temsil edilen Scabiosa L. cinsinin taksonomik açıdan revize edilmesi amaçlanmıştır. Cins üzerindeki bu revizyon çalışması morfolojik ve nümerik çalışmalar olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın materyali olan Scabiosa taksonları 2015-2021 yılları arasında yapılan arazi çalışmaları ile Türkiye genelinden toplanmıştır. Morfolojik çalışmalar arazi çalışmaları sırasında toplanan ve incelenen ulusal ve uluslararası herbaryum örnekleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Nümerik analizler 44 metrik olmayan ve 48 metrik karakter olmak üzere toplam 92 karakter üzerinden yapılmıştır. UPGMA kullanılarak bir dendrogram elde edilmiştir. Metrik olmayan karakterlere, Metrik Olmayan Çok Boyutlu Ölçekleme analizi (Non-metric Multidimensional Scaling, NMDS) ve metrik karakterlere Temel Bileşenler Analizi (Principal Component Analysis, PCA), Past v4.06b programı kullanılarak uygulamış ve türler arasındaki fenetik ilişkiler ortaya konmuştur. Morfolojik açıdan Türkiye Scabiosa cinsinin 3 cins (Scabiosa L., Sixalix Raf. ve Lomelosia Raf.) altında toplanabileceği görülmüştür. Nümerik çalışmalar sonucunda taksonları ayırmada metrik olmayan verilerin metrik verilere göre daha kullanışlı olduğu belirlenmiştir. Ek olarak Scabiosa ve Lomelosia cinslerini net olarak ayırmış, ancak Sixalix cinsi içerisinde yer alan taksonu Scabiosa cinsi içerisinde değerlendirmiştir. Bu tez çalışması sonucunda Scabiosa cinsine bir yeni takson kaydı yapılmış, Scabiosa lucida ve L. brachiata taksonları için lektotip belirlenmiş, L. pseudograminifolia'nın statüsü değiştirilmiştir. Ayrıca 7 takson sinonim yapılmıştır. Böylece Türkiye'de yayılış gösteren Scabiosa cinsine ait takson sayısı 1'i endemik olmak üzere 11 takson, Sixalix cinsine ait takson sayısı 1 ve Lomelosia cinsine ait takson sayısı 7'si endemik olmak üzere 22 takson olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın yazılmakta olan Resimli Türkiye Florası'na katkı sağlayacağı ve ileride yapılacak çalışmalara ışık tutacağı beklenmektedir