Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
    6529 research outputs found

    Güneş enerjili sıcak su sistemi kolektöründe nanoakışkan kullanımının sayısal olarak incelenmesi

    No full text
    Günümüzde birçok uygulama alanında ısıl iletkenliği temel akışkana göre yüksek olan nanopartiküllerin temel akışkan içerisine belirli bir oranla katılmasıyla elde edilen nanoakışkanların kullanımının araştırılması ilgi çeken bir konudur. Bu uygulama alanlarından biri de güneş enerjisinden sıcak su elde etmede kullanılan güneş kolektörü sistemleridir. Bu çalışmada düzlemsel güneş enerjili sıcak su sistemi kolektöründe su yerine nanoakışkan kullanımı sayısal olarak incelenmiştir. ANSYS Fluent ile gerçekleştirilen sayısal çalışmada ele alınan problemin çözümü için güneş kolektörü içerisindeki akışkan taşıyan boru ve yutucu yüzey üç boyutlu olarak modellenmiştir. Modele uygun ağ yapısı oluşturulduktan sonra tek fazlı yaklaşım ile sonuçlar elde edilmiştir. İlk olarak oluşturulan sayısal model deneysel sonuçlarla doğrulanmıştır. Ayrıca referans alınan deneysel çalışmada bulunmayan farklı parametrelerin araştırılması yapılmıştır. Bu amaca yönelik olarak giriş hızı, ısı akısı ve giriş sıcaklığındaki değişimin kolektör çıkış sıcaklığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sayısal çalışmada su ve kütlece % 2 konsantrasyona sahip TiO2-SiO2, Fe3O4-SiO2 ve ZnO-SiO2 çekirdek-kabuk nanoakışkanları kullanılmıştır. Akışkanların kolektörden çıkış sıcaklıkları TiO2-SiO2 (NA1) nanoakışkanı için %3.16, Fe3O4-SiO2 (NA2) nanoakışkanı için %3.84 ve ZnO-SiO2 (NA3) nanoakışkanı için % 3.81 hata ile sayısal olarak hesaplanmıştır. Fe3O4-SiO2 (NA2) ve ZnO-SiO2 (NA3) için kolektör giriş ve çıkış sıcaklıkları arasındaki farkın temel akışkana göre arttığı ancak TiO2-SiO2 (NA1) için net bir atış gözlemlenmediği sonucu elde edilmiştir. Artan ısı akısına bağlı olarak giriş-çıkış sıcaklık farkındaki en büyük artış 1000 W/m2 ısı akısı uygulanan durumda 16.48 ℃ ile Fe3O4-SiO2 (NA2) için gerçekleşmiştir. Artan kolektör giriş sıcaklığına bağlı olarak en yüksek kolektör çıkış sıcaklığı 65.61 ℃ ile Fe3O4-SiO2 (NA2) nanoakışkanı için tespit edilmiştir. Tüm akışkanlar için artan kolektör giriş hızıyla kolektör giriş-çıkış sıcaklık farkının düştüğü belirlenmiştir

    Fen bilgisi öğretmen adaylarının kronotipleri ve öğrenme yaklaşımları ile akademik başarıları arasındaki ilişki

    No full text
    Bu yüksek lisans tezinde, Fen bilgisi öğretmen adaylarının kronotipleri, öğrenme yaklaşımları ve akademik başarıları arasındaki ilişkileri belirlemek amaçlandı. Bu çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanıldı. Araştırma 2018-2019 akademik yılında Akdeniz Üniversitesi, Matematik Fen Bilimleri Eğitimi Bölümü, Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı'nda öğrenim gören 223 öğretmen adayı ile gerçekleştirildi. Öğretmen adaylarının öğrenme yaklaşımlarını belirlemek için, Düzenlenmiş İki Faktörlü Çalışma Süreci Ölçeği ve kronotiplerini belirlemek için, İnsan Sirkadiyen Ritminde Sabahçıl-Akşamcıl Tipleri Belirlemede Kendi Kendini Değerlendirme Formundan yararlanıldı. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Regresyon Analizleri kullanıldı. Kronotip ve öğrenme yaklaşımı değişkenlerinin, akademik başarı (GANO), sözel ders (Türk dili, İnkılap tarihi) ve sayısal ders (matematik, fizik) başarılarına etkisi araştırıldı. Araştırma sonucunda sabahçıl tiplerin GANO ve sayısal derslerinin akşamcıl tiplerden daha başarılı olduğu bulundu. Kronotip puanı ve cinsiyet değişkenlerinin akademik başarının yordayıcısı olduğu görüldü. Sabahçıl tipe eğilim arttıkça akademik başarının arttığı ve kadınların akademik başarılarının erkeklerden anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Öğrenme yaklaşımları ile sayısal ders başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Derin öğrenenlerin sayısal ders başarısının yüzeysel öğrenenlerden anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kronotip ve öğrenme yaklaşımı ilişkisi incelendiğinde, sabahçıl ve ara tiplerin derin öğrenme yaklaşımını akşamcıl tiplere göre daha çok tercih ettikleri görüldü. Kronotip puanı ve cinsiyetin derin öğrenme yaklaşımının yordayıcı değişkenleri olduğu tespit edildi. Sabahçıl tipe eğilim arttıkça derin öğrenmeyi tercih etme olasılığının arttığı ve erkeklerin derin öğrenme yaklaşımını tercih etme olasılıklarının kadınlardan daha yüksek olduğu bulundu. Kronotip puanı ve öğrenme yaklaşımının birlikte fizik ders başarısının anlamlı yordayıcısı oldukları görüldü. Sabahçıl tipe yaklaşma ve derin öğrenme yaklaşımını benimseme durumunun fizik ders başarısını arttırdığı görüldü

    Proje okulu yöneticilerinin girişimci liderlik rollerine ilişkin görüşleri

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, proje okullarında çalışan yöneticilerin girişimci liderlik ile ilgili düşüncelerini araştırmak, yöneticilerin yönetici ve liderlik özelliklerini keşfetmek, mevcut proje ve uygulamalarında girişimci liderlik davranışlarını analiz etmek için yönetici görüş ve değerlendirmelerini çözümlemektir. Bu kapsamda çalışmaya katılan yöneticilerin girişimci liderlik özellikleri de saptanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma tekniklerinden bütüncül çoklu durum deseni kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcı grubunu Antalya'da görev yapmakta olan 13 proje okulu yöneticisi oluşturmaktadır. Veriler yüz yüze görüşme yoluyla toplanmış ve görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu tekniği kullanılarak katılımcılara 15 soru yöneltilmiştir. Verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sürecinde elde edilen verilerden, proje okulu yöneticilerinin iletişime açık, risk alabilen, çözüm odaklı, yenilikçi, işbirlikçi, analizci, planlı, fikir alışverişinde bulunan, çalışan motivasyonunu önemseyen ve tutkulu oldukları, yöneticilerin çoğunluğunun uygulamalar ve yönetim şeklinde girişimsel liderlik özellikleri sergilemeye çalıştıkları görülmüştür. Ancak yetki alanları genişletilmiş gibi görünse de aslında bazı yöneticilerin mevcut yönetmelik ve prosedürlerden dolayı risk almaktan çekindikleri, fırsatları değerlendirmekte yetersiz kaldıkları, sorunlara çözüm üretme ve kararları sürdürebilme konusunda kısıtlandıkları; yöneticilerin eğitim seviyeleri ve hizmet süreleri arttıkça sergiledikleri girişimci liderlik davranışlarında daha cesur hareket ettikleri sonucuna ulaşılmıştır

    Batı Akdeniz ve Ege bölgesinde yetişen yabani ve kültür enginarlarında (Cynara scolymus L.) moleküler karakterizasyon

    No full text
    Enginar (Cynara scolymus L.) Asteraceae familyasına dahil olup dünyanın birçok yerinde yabani formuna rastlanmaktadır. Özellikle Akdeniz ülkelerinde ve bazı Amerika ülkelerinde yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ülkemizde ise enginar yetiştiriciliği özellikle Ege ve Marmara bölgelerinde yoğunlaşmış olup son yıllarda Akdeniz bölgesinde de artış göstermiştir. Enginar, besleyici özelliğinin yanı sıra tıbbi olarak da insan vücudunun fizyolojik faaliyetlerine de etkide bulunmasıyla büyük öneme sahiptir. Yabani formlarının da tohum açısından insan sağlığına yararları yanında çiçek kısmı süsü bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin Batı Akdeniz ve Ege Bölgelerinden toplanan 51 kültür ve yabani enginar (Cynara scolymus L.) genotipinin moleküler analizleri yapılarak genetik çeşitliliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Moleküler karakterizasyon için iPBS (inter-primer binding site (iPBS) retrotransposons/Primer arası bağlanma yeri) ve SSR (Simple Sequence Repeat/ Basit Tekrarlı Diziler veya Mikrosatelitler) primerleri kullanılmıştır. Genetik kaynakların tanımlanması ve korunması, genetik çeşitliliğinin belirlenmesinde ilk adımı oluşturmaktadır. Morfolojiden gelen bulgular popülasyonların ayırt edilmesinde kullanılıyor olsa da bazı etkenler sebebiyle morfolojik veriler yeterli gelmemektedir. Moleküler belirteç yöntemlerinin kullanılması ile kaydedilen gelişmeler, bitki gruplarının genetik çeşitliliğin belirlenmesinde, korunmasında ve ıslah amaçlı kullanımlarında güçlü yöntemler sağlamıştır. Sonraki yıllarda yapılacak seleksiyon ve ıslah çalışmalarında elde edilen moleküler veriler ana-baba seçiminde yol gösterici olarak ıslah çalışmalarının daha etkili ve daha hızlı ilerlemesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışma ile enginar bitkisinin hem genetik kaynaklar yönünden zenginliği belirlenmiş hem de ülkemizde ve dünyada yabani olarak yetişen ve kültürü yapılan genotiplerde yapılan moleküler karakterizasyon çalışmaları sınırlı olduğu için elde edilecek sonuçlar ulusal ve uluslararası düzeyde literatürlere katkıda bulunacaktır. Bu çalışmada Türkiye'nin Batı Akdeniz ve Ege Bölgelerinden toplanan 45 kültür ve yabani enginar (Cynara scolymus L.) genotipinin moleküler analizleri yapılarak genetik çeşitliliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Moleküler karakterizasyon için iPBS (Primer arası bağlanma yeri) ve SSR (Simple Sequence Repeat/ Basit Tekrarlı Diziler veya Mikrosatelitler) primerleri kullanılmıştır. On iPBS primeri ile yapılan PCR amplifikasyonu sonucunda toplamda 198 adet bant elde edilmiş ve bunlardan 140 tanesi polimorfik olarak skorlanmıştır. Altı SSR primeri ile yapılan PCR sonucunda da toplamda 47 adet bant elde edilmiş ve bütün primerler polimorfik bant vermiştir. Genotipler arasındaki benzerlik indeksi iPBS primerleri ile yapılan analizler sonucunda 0,52 ile 1,00, SSR primerleri ile yapılan analizler sonucunda 0,59 ile 1,00 arasında değiştiği gözlemlenmiştir. Benzerlik indekslerine bağlı olarak elde edilen dendrogramda yabani genotiplerin toplandıkları coğrafi bölgelere veya rakıma göre gruplanmadığı ancak çiçek baş sayısı ve baş iriliğine göre kısmen gruplandığı görülmüştür

    Chlorella Vulgaris mikroalg kültürünün CO2 tutma veriminin ve farklı büyüme koşullarında biyodizel üretim potansiyelinin incelenmesi

    No full text
    Bu çalışmada; dikey bir fotobiyoreaktörde yetiştirilen Chlorella vulgaris (C. vulgaris) mikroalg kültürünün CO2 tutma veriminin ve biyodizel potansiyelinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 5 cm iç çapa sahip, 100 cm yüksekliğinde pleksiglastan yapılmış fotobiyoreaktör kullanılmıştır. Farklı oranlarda CO2 içeren gaz karışımları (hacimce 400 ppm, %15 ve %90), C. vulgaris kültürünün yetiştirildiği fotobiyoreaktöre verilerek kültürün CO2 tutma verimi incelenmiştir. Hacimce 400 ppm CO2 gazı içeren CO2+N2+O2 gaz karışımı havayı temsil etmektedir. Hacimce %15 CO2 gazı içeren CO2+N2+O2 gaz karışımı kömürle çalışan termik santrallerinden kaynaklanan baca gazı kompozisyonunu temsil etmektedir. Hacimce %90 CO2 gazı içeren CO2+O2 gaz karışımı ise Oksi-Yanma teknolojisi kullanan ve kömürle çalışan termik santrallerinden kaynaklanan baca gazı kompozisyonunu temsil etmektedir. Çalışmada kullanılan diğer değişken parametreler aydınlatma şiddeti (7 000, 11 000 ve 15 000 lux) ve aydınlatma süresidir (12 saat, 16 saat ve 24 saat aydınlık). Deney süresince fotobiyoreaktörden 24 saatte bir numune alınmıştır. Numunelerde kuru ağırlık (g/L), optik yoğunluk (684 nm ve 750 nm), klorofil-a (665 nm), klorofil-b (645 nm), karotenoid (480 nm) ve pH ölçümleri yapılmıştır. Ölçüm ve analizler neticesinde kültürün adaptasyon süresi (saat), üreme verimliliği (g (kuru ağırlık)/L/gün), maksimum spesifik büyüme oranı, (µmax, 1/gün) ve CO2 tutma verimi hesaplanmıştır. CO2 tutma verimi açısından en iyi sonuçları veren değişken parametreler belirlenmiş ve bu parametre şartları altında, mikroalg kültürü fotobiyoreaktörde azot stresine maruz bırakılarak bünyesindeki lipit oranının nasıl değiştiği incelenmiştir. 7000 lux aydınlatma şiddetinde elde edilen kuru ağırlık derişimi (max ~ 2 g/L) 11 000 lux'e göre 2,5 kat, 15 000 lux'e göre ise 3,8 kat daha fazladır. En yüksek biyokütle derişiminin elde edildiği 24 saat aydınlıkta (max ~ 2 g/L) 16 saat aydınlığa göre 1,8 kat, 12 saat aydınlığa göre 1,5 kat daha fazla verim elde edilmiştir. %15 CO2'de kuru ağırlık değeri (max ~ 1,47 g/L) 400 ppmv'e göre 5 kat fazla verimle elde edilmiştir. %15 CO2 içeren gaz karışımı için mikroalg üreme verimliliği ve CO2 tutma verimi sırasıyla 0,14 g/L/gün ve 0,25 g/L/gün olarak belirlenmiştir. %90 CO2 derişimi altında mikroalg büyümesi inhibe olmuştur. %15 CO2 derişimi altında fotobiyoreaktörde %100 azotlu ortamda lipit oranı başlangıçta %10 iken, deney sonunda %3 oranında belirlenmiştir. %15 CO2 derişimi altında %100 azotsuz deney inhibe olmuş, büyüme gerçekleşmemiştir. Bu nedenle azot stresi deneylerine erlanmayerde 400 ppmv CO2 derişimi altında devam edilmiştir. %75 azotsuz ortamda %100 azotsuz ortama göre 1,3 kat daha iyi büyüme verimi elde edilmiştir. Ayrıca, %75 azotsuz deneyde %100 azotsuz ortama göre 2,5 kat daha yüksek RuBisCO oranı belirlenmiştir. %100 azotsuz deneyde ise %75 azotsuz ortama göre 1,2 kat daha yüksek lipit oranı elde edilmiştir

    1999-2005 Arasında Türkiye-Almanya ilişkilerinde Avrupa Birliği söyleminin Almanya'da yaşayan Türkler üzerine etkileri

    No full text
    Bu tez çalışmasında 30 Ekim 1961 tarihli Türkiye-Almanya İşgücü Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesiyle beraber, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca görülmüş en kalabalık dışarıya göç verme sürecinin, 1999-2005 yılları arasındaki yansımaları İnşacı bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin son dönemleri de dahil olmak üzere yüzünü "Batı" dünyasına dönen Türkiye Cumhuriyeti, 31 Temmuz 1959 tarihinde o dönem ki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortaklık başvurusunda bulunarak Avrupa Birliği yolculuğunun ilk önemli adımını atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ve Kayzerlik dönemlerine kadar dayanan Türkiye-Almanya ilişkileri Avrupa Birliği konusunda tekdüze olmayan, çıkarlara ve uluslararası konjonktüre dayalı inişli çıkışlı bir süreci takip etmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bütünleşmiş bir Avrupa'nın otoriter ve askeri güce dayalı anlayışların sonunu getirebileceği inancıyla, çarenin ekonomik anlamda bir birliğe gidilmesinde bulunabileceği fikri üzerinde mutabık kalınmıştır. İzleyen dönemlerde ekonomik bütünleşmenin sosyal, kültürel ve siyasi anlamda da bütünleşmeye kapı açmasının akabinde Avrupa Birliği uluslararası örgüt anlamından, ulus devlet egemenlik kabiliyetlerinin devredildiği bir başka mekanizmaya evirilmiştir. Bu kapsamda tez çalışmasında Türkiye'nin üyeliği söz konusu olmadan evvel Almanya içerisinde fiili olarak Avrupa Birliği üyesi olan yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli göçmenin Türkiye'nin üyelik süreçlerinden ne şekilde etkilendiklerini veya bu süreçleri ne şekilde etkiledikleri hususunda incelemeler yapılmıştır. Özellikle 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki Zirvesi'nin ardından Türkiye'nin diğer aday ülkelerle eşit statüde değerlendirileceği açıklamasının ardından Türkiye-Avrupa Birliği ve Türkiye-Almanya ilişkilerinde hareketlenmeler yaşanmıştır. Bu bağlamda konu literatür çalışmaları, basın araştırmaları ve mülakatlar yoluyla incelenmiş elde edilen veriler MAXQDA – 2020 programı ile temalandırılarak analiz edilmiştir

    Farklı fonksiyonlar ile birlikte kullanılan cami yapılarının Antalya genelinde incelenmesi

    No full text
    İnsanlık tarihinin her döneminde din yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur ve kutsal yerler, insan yaşamı ile ilahi yaşam arasında somut, elle tutulabilir bir bağlantı sağlamaktadır. Camiler de İslamiyet'in başlangıcından beri inşası teşvik edilen kutsal yapılardır. Şehirlerin oluşumuna katkısı büyük olan camiler, Müslüman toplumlar için hayatın merkezinde yer almıştır. Zamanla camilere yüklenen işlevlerin azalması ve gördüğü fonksiyonların müstakil binalara ayrılması camilerin salt birer ibadet yapısına dönüşmesine yol açmıştır. Ancak son dönemlerde uygulanan dini politikalar, camilerin tekrar gündelik yaşama olan katkısının arttırılmasına yöneliktir. İşlevleri yaptırana göre değişiklik gösteren kent ölçekli ve mahalle ölçekli camiler olarak gruplandırdığımız camilerin sayısı, Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan alınan verilere göre her yıl bin adet daha artmaktadır. Diğer yapı tiplerinde inşaat konusunda yasal bir düzenleme bulunmasına rağmen cami yapılması hakkında yasal bir düzenlemenin olmaması camileri düzensiz, kuralsız bir yapı türü haline getirmiştir. Plan çalışmalarında ve yönetmeliklerde bulunan eksikliklerin net bir şekilde ortaya konulmamasından dolayı cami yapılarının kullanımı üzerine farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, camilerin erken dönem İslam toplumlarından itibaren nasıl kullanıldığı ve Türklerin İslamiyet'le birlikte Anadolu'da kurduğu şehirlerden günümüze kadar cami kullanımındaki değişikliklerin tarihsel gelişimi incelenmiş, geçmişten günümüze camilerin giderlerinin nasıl karşılandığına dair incelemeler yapılmış, camilerin maddi kaynaklar bulmak adına yapıya eklediği ticaret fonksiyonu değerlendirilmiştir. Modern veya geleneksel üslupla yapılmış olduğuna bakılmaksızın, programında yer alan işlevlerle değerlendirilen camilerin imar ve biçimlenişinde ciddi problemler olduğu görülmüştür

    in vitro kültür koşulları ve tuzluluk stresi altında yetiştirilen Boysenberrynin morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine bazı nanomateryallerin etkinliğinin belirlenmesi

    No full text
    Tuzluluk bitki büyüme ve gelişmesini önemli derecede etkileyen, tarımsal ürün verimini kısıtlayan en önemli abiyotik stres faktörlerinin başında gelmektedir. Boysenberry'nin tüm dünyadaki yetiştiriciliği, diğer böğürtlen çeşitlerine kıyasla daha yüksek meyve kalitesine sahip olmasından dolayı hızla artmaktadır. Bu çalışmada in vitro koşullarda demir (FeNP), gümüş (AgNP) ve silikon dioksit (SiO2NP) nanopartiküllerinin tuz (NaCl) stresi altında boysenberry bitkisinin morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışma kapsamında farklı tuz konsantrasyonları (15 ve 35 mM NaCI) ve NP (1 ve 2 mg L-1 Ag, 0.025 ve 0.05 mM FeNP, 7.5 ve 15 mg L-1 SiO2) dozları kullanılmıştır. In vitro koşullarda mikroçoğaltım yapılarak gelişmesi sağlanan bitkiler 4 hafta sonunda farklı tuz konsantrasyonları ve NP içeren 24 farklı MS besin ortamlarına aktarılmışlardır. Uygulamalara tabi tutulan bitkilerin, 4 haftalık vejetatif gelişmeleri sonucunda sürgün ve kök uzunluğu, yaprak sayısı, yaprak eni ve boyu, sürgün ve kök yaş ağırlıkları ve kuru ağırlıkları ile klorofil indeksi ölçülerek kaydedilmiştir. Ayrıca SOD ve CAT aktiviteleri ölçülmüştür. Elde edilen tüm sonuçlar değerlendirildiğinde, in vitro koşullarda doku kültürü ile yetiştirilen böğürtlen bitkisine uygulanan SiO2NP, FeNP ve AgNP uygulamalarının farklı dozlarının bitkinin vejetatif gelişimini olumlu yönden etkilediği belirlenmiştir. Farklı uygulamalar arasında en yüksek yaş kök ağırlığı (0.571 g), kök uzunluğu (54.07 mm) ve gövde kuru ağırlığı değerine (0.841 g) 15 mM NaCI + 0.025 mM FeNP uygulamasında ulaşılmıştır. Sürgün uzunluğu (61.10 mm), yaprak eni (14.46 mm) ve yaprak boyu değerleri (18.70 mm) ise 15 mM NaCI + 1 mg L-1 AgNP uygulamasında kaydedilmiştir. Ayrıca en yüksek CAT aktivitesi 35 mM NaCI + 0.05 mM FeNP uygulamasında 17.82 olarak ve SOD aktivitesi 35 mM NaCI uygulamasında 311.55 olarak tespit edilmiştir

    Antalya'da ev sineğinde (Musca domestica L.) Pyriproxyfen ve Diflubenzuron'a karşı direnç seviyelerinin araştırılması

    No full text
    Vektör eklembacaklılar dünya genelinde birçok hastalık etmeninin taşıyıcılığını yapmaktadır. Ev sineği (Musca domestica L.) insanlar yaşam alanlarında sıklıkla görülen ve kutuplar hariç dünyanın geneline yayılmış vektörlerden bir tanesidir. İnsan yerleşimleri etrafındaki üreme alanlarının (katı atık depolama tesisleri, evsel atık toplama konteynırları, hayvan barınak ve kesim alanları) belirlenerek entegre mücadele çalışmalarının yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Antalya ilinin Alanya, Döşemealtı, Kemer, Kepez, Kumluca, Manavgat ve Serik ilçelerinden toplanan ev sineği popülasyonlarının diflubenzuron ve pyriproxyfen'e direnç seviyelerinin belirlenmesidir. Ev sinekleri, 2019 yılı Haziran ve Kasım ayları arasında, hayvan barınaklarından tül atraplar yardımıyla toplanmıştır. Doğal gelişme alanlarından toplanan ev sinekleri 22x22x22 cm'lik kafesler içerisine konularak laboratuvar ortamına getirilerek kültüre alınmıştır. Laboratuvar koşulları altında ergin ev sineklerinin bulunduğu kafeslere dişilerin yumurta bırakmalarını sağlayabilmek için süte batırılmış pamuklar konulmuştur. Süt üzerine bırakılan yumurtalardan çıkan larvaların besi ortamında 24-36 saat gelişmeleri beklenmiş ve testlerde bu larvalar kullanılmıştır. Test dozları %10-95 arasında ölüme neden olan dozlar arasından seçilmiştir. Gelişimlerini tamamlayıp erginleşen ve gelişimlerini tamamlayamayan larva sayılarına bakılarak larvasidal etkinin oranları tespit edilmiştir. Tüm denemeler 26±2 oC sıcaklık, %60±5 nem ve 12 saat aydınlık, 12 saat karanlık fotoperiyot koşullarında sahip laboratuvar koşullarında gerçekleştirilmiştir. Direnç katsayıları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) insektisite duyarlı laboratuvar popülasyonu referans alınarak değerlendirilmiştir. Yapılan testlerde diflubenzuron için Serik ve Kemer ilçeleri yüksek direnç aralığında, diğer ilçeler ise orta direnç aralığında bulunmuştur. Pyriproxyfen için bütün örnekleme alanlarında sonuçlar çok yüksek direnç aralığında bulunmuştur. Bu tez çalışması çalışmasında, Antalya ilinde halk sağlığı zararlıları ile mücadelede yoğun olarak kullanılan aktif maddelerden olan pyriproxyfen ve diflubenzuron'un etkinliği araştırıldığı için tezden elde edilen veriler Sağlık Bakanlığı ve Antalya'daki belediyeler ile paylaşılarak bu kurumların ev sinekleri ile mücadelede daha bilinçli bir uygulamaya geçmesine katkı sağlanacaktır

    Güney Togo'da çeltik üreticilerinin tarımsal krediye erişimi ve mikrofinans kurumlarının ekonomik ve finansal performansının analizi

    No full text
    Üreticilerin kârlılığını artırmak, yeterli üretim araçlarına erişimi gerektirir. Bu nedenle, tarım kredisi, bu amaca ulaşmada önemli bir araç olarak görünmektedir. Bu amaçla, birçok program ve kurum yıllardır esas olarak tarımsal olan kırsal dünya da dahil olmak üzere en dezavantajlı grupların finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştırabilecek girişimler kurmaya çalışmıştır. Bu girişimlerin çoğu iyi performans eksikliği nedeniyle başarısız olmuştur. Bu nedenle, mikrofinansın ortaya çıkışı ileriye doğru iyi bir adım olmuştur. Doğası gereği kırsal dünyaya daha yakın olması gereken mikrofinans sektörü son yıllarda kırsaldan uzaklaşmaya başlamıştır. Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. İlk amaç, üreticilerin krediye erişiminin belirleyicileri ve krediye erişimin çeltik işletmelerinin kârlılığına etkisini araştırmaktır. İkinci amaç ise tarımsal kredi arzının mikrofinans kurumlarının performansı üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu amaçlara yönelik olarak araştırma kapsamında güney Togo'da iki çeltik üretim bölgesindeki 102 üretici ve Lomé şehrindeki iki en büyük mikrofinans kuruluşu (FUCEC-Togo ve WAGES) araştırma kapsamına alınmıştır. Çalışmanın verileri anket çalışmasından ve Kobotoolbox ve CSPRO programları aracılığıyla elde edilmiştir. Anket çalışması ile elde edilen veriler; Heckman modeli, Probit-2AEK modeli ve doğrusal regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS ve STATA 13 ve Rstudio istatistik programları kullanılmıştır. Araştırmada ilk olarak üreticilerin sosyo-demografik özellikleri belirlenmiş, üretici işletmelerinin ve mikrofinan kurumlarının özellikleri tanımlayıcı istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Daha sonra, krediye erişimin belirleyicileri ve bunun çeltik üreticilerinin işletmelerinin kârlılığı üzerindeki etkisini belirlemek için Heckmanın iki aşamalı seçim modeli ve Probit-2AEK modeli kullanılmıştır. Çalışmada son olarak, tarımsal kredi arzının mikrofinans kuruluşlarının performansı üzerindeki etkisini analiz etmek için doğrusal regresyon modeli kullanılmıştır. Çeltik üreticilerinin krediye erişiminde belirleyici faktörler olarak; cinsiyet, varlık türü, üreticinin deneyimi, kredi kaynaklarına ilişkin bilgilere erişim, üreticinin mesleği ve arazi mülkiyeti durumu gibi faktörler incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre cinsiyet, üreticinin deneyimi, kredi bilgilerine erişim ve arazi mülkiyeti durumu krediye erişim üzerinde olumlu bir etkiye sahipken, üreticinin asıl mesleği ve sahip olunan varlık türü negatif etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, çeltik işletmelerinin kârlılığında krediye erişimin ya da erişmemenin belirleyici bir faktör olmadığını göstermektedir. Ancak, krediye erişimin ortalama uygulama etkileri istatistiksel olarak anlamlıdır. Ayrıca üreticinin eğitim düzeyi, çiftçilik deneyimi ve çeltik yetiştirilen arazinin büyüklüğü işletmelerin kârlılığını en çok etkileyen faktörlerdir. Tarım kredisi arzının, mikrofinansların iki finansal performans oranı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu göstermektedir. Ancak konuyla ilgili verilerin yetersiz olması nedeniyle bu sonucun geçerliliği ve güvenilirliği konusuna ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Araştırma sonuçlarına göre ülkede finansal hizmetler konusunda bilgi yaymak için kanalların çoğaltılması, üreticilerin eğitim düzeylerinin iyileştirilmesinin kırsal dünyaya yardım programlarına dahil etmesi ve ülkenin uygun olan bölgelerinde çeltik üretimi alanlarının artırılması konuları üzerinde durulmalıdır

    853

    full texts

    6,529

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Akdeniz Üniversitesi DSpace
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇