Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
    6529 research outputs found

    Eğitim bilişim ağı'nın insan-bilgisayar etkileşimi kapsamında kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

    No full text
    Günümüzdeki teknolojik gelişimlere baktığımızda insanla bilgisayar etkileşimine paralel olarak eğitim ve öğretim kavramlarının farklılaştığını görüyoruz. Gelişen teknoloji sayesinde her geçen gün daha fazla bilgiye daha fazla insanın erişmesi sağlanmaktadır. Teknolojinin bize sunduğu internet, her yaştan bireyin istek ve ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılamalarını sağlayan önemli bir teknolojik devrimdir. İnternet ve bağlı olduğu eğitim ortamlarının kullanımı dünyada olduğu gibi Türkiye'de de günümüzde büyük bir hızla artmaktadır. Eğitimde teknoloji entegrasyonu ile değişime, yeniliğe ve gelişime her an açık şekilde, çağa ayak uydurularak eğitimden en iyi ve en kaliteli şekilde verim alınması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda uzaktan eğitim sistemlerinin geliştirilmesi, internet tabanlı uygulamaların artması, multimedya tabanlı sistemlerin kullanılması süreci ile öğretim teknolojileri alanında kullanılabilirlik çalışmaları yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu bağlamda, teknolojinin entegrasyonu yoluyla eğitimin daha kaliteli ve verimli olabilmesi amacıyla 2010 yılında geliştirilen "FATİH (Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesi" kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenler ile öğrenciler arasında iletişim kurmak, eğitim hayatları boyunca kullanabilecekleri materyalleri sağlamak üzere dijital eğitim platformu EBA (Eğitim Bilişim Ağı) kurulmuştur. EBA (Eğitim Bilişim Ağı)'nın eğitimde kalite ve verimliliğin artırılmasında belirleyici bir etken olan kullanılabilirliğinin, İnsan-Bilgisayar Etkileşimi kapsamında, ortaöğretim öğrencilerinin kullanma niyetlerine olan etkisini belirlemek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaöğretim kurumlarında 2020-2021 eğitim-öğretim yılında eğitim gören ortaöğretim seviyesindeki rastgele seçilen 452 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında veri toplama aracı olarak çevrim içi anket geliştirilmiştir. Anket ile elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Ortaöğretim öğrencilerinin EBA'yı Kullanma Niyetleri üzerinde Genel Tasarım Hususları ve Öğrenilebilirlik boyutlarının anlamlı bir etkisinin olduğu, İçerik Tasarım boyutunun ise anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Elde edilen verilerin, Milli Eğitim Bakanlığı ile paylaşılarak, EBA' nın arayüz gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Spinoza'nın duygular öğretisi

    No full text
    Spinoza'nın duygular öğretisi pek çok düşünüre göre Spinozacı felsefenin temelinde yer alır. Tüm felsefesini içkinci ve yaşamı olumlayan bir düzlemde geliştirdiği için onun duygular öğretisi de conatus (varlıkların varoluşlarını sürdürme çabası) temelli yaşama arzusundan türer. Kendisinden önceki ve sonraki felsefelerde duyguların olumsuzlanması, yadırganması ya da küçük görülmesine karşın Spinoza Etika'da duyguları olabildiğince yansız bir biçimde tanımlayıp irdelemiştir. Duygular, etkilenişlere bağlı olarak deneyimlenir ve onlar bireyin eyleme gücündeki değişimlerdir. Bir birey ve aynı zamanda toplumsal bir varlık olan insanın sürekli duygulanışlara maruz kalıyor olması, inancını, düşünüşünü ve eylemlerini belirler. Etika'daki ayrıntılı duygu incelemesi dışında Spinoza'nın belli başlı duyguların işlevleri hakkında bilgilendirme çabası diğer eserlerinde de -özellikle Teolojik-Politik İnceleme'de - görülür. Bunu yaparken duyguları aşkıncı bir referansa dayandırmadan ve kökten bir olumsuzlamaya uğratmadan sadece içkinci anlamda, varlıkların yaşama arzusunu arttırması veya azaltması etkileri bağlamında incelemiştir. Bu ahlaki bir inceleme değildir. Çünkü Spinoza, iyinin ve kötünün doğada bulunan şeylere ya da eylemlere karşılık gelmediğini düşünür. O, bu kavramların içeriğini fayda ve zarar ile anlamlandırmıştır. Yani Spinoza'nın gözünden bir duygulanış, konatik çabaya ve eyleme gücüne katkıda bulunduğu ölçüde iyidir, ona engel olduğu ya da katkıda bulunmadığı ölçüde ise kötüdür. Bu ilişki sebebiyle duyguları somut bir gerçeklik olarak ele alır. İnsanların tüm eylemleri yaşama arzularını arttıran veya azaltan duygular nedeniyle oluyorsa o halde insanın ve insanlardan oluşan bir toplumun esenliği, duyguların nedenselliğinin doğru kavranmasıyla olanaklıdır. Dahası Spinoza'nın duyguların doğasına dair saptadığı düşünceler, günümüzün genç bilimi olan nörobiyolojiyle de uyum içindedir. Bu durum ona olan ilgiyi artıran sebeplerdendir. Ülkemiz dâhil dünya çapında Spinoza çalışmaları giderek artmaktadır fakat yapılan uluslararası çalışmalar incelendiğinde Spinoza'nın özellikle duygular öğretisine (tek veya karşılaştırmalı duygu incelemesine) olan ilginin yaklaşık son on yılı kapsadığı görülür. Ülkemizin Spinoza külliyatı için de yeni çalışmalardan biri olarak sayılabilecek bu çalışmada, Spinoza'nın duygu öğretisi uyarınca "duygu/etki" ve "duygulanış/etkileniş" kavramlarının ne anlama geldiğini ve duyguların bilgisinin nedenselliğinin doğru kavranmasına bağlı olarak bunun bireysel ve toplumsal olarak ne tür bir mutluluk ve esenlik kaynağına dönüşebileceği araştırılmaktadır

    Kırmızı ette duyusal pazarlama ve tüketici davramışı analizi Antalya ili örneği

    No full text
    Duyusal pazarlamanın gelişim sürecinde tüketici istek ve ihtiyaçlarının etkilendiği duyuların tespit edilmesi çok önemli hale gelmiştir. Tüketiciler satın alımlarını gerçekleştirirlerken; kültürel, sosyal, demografik, psikolojik ve durumsal faktörlerden etkilenmektedir. Durumsal faktörler arasında bulunan ve psikolojik faktörler ile de ilişkili olan duyusal pazarlama unsurları (görme, tatma, duyma, koklama ve dokunma) tüketicilerin ürün satın alımında etkilidir. Çünkü söz konusu duyusal unsurların farklı ürünler düzeyinde tespiti, tüketicilerle en iyi şekilde empati yapılması ve tüketicilerin isteklerinin karşılanmasına olanak sağlamaktadır. Bu çalışmanın temel, amacı kırmızı et satın alımı sırasında tüketicilerin duyusal pazarlamadan etkilenme düzeylerini belirlemek ve tüketicilerin satın alma davranışlarının nasıl şekillendiğini incelemektir. Bu amaca yönelik olarak araştırma kapsamında Antalya merkez ilçelerinde yaşayan 384 tüketici ile yüz yüze ve online anket yöntemi ile orijinal veriler elde edilmiştir. Anket çalışması ile elde edilen veriler ki kare ve lojistik regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS ve E-Views 7 istatistik programları kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre tüketicilerin; cinsiyet, aile geliri, satın alım noktası, fiyat algısı ve memnuniyet düzeylerinin kırmızı et satın alımında duyusal pazarlamanın etkilendiği belirlenmiştir. Duyusal etkinin güçlülüğü ve pek çok unsurdan etkilenmesi, kırmızı et pazarlamasında geleneksel yaklaşım ve araçlardan, tüketici odaklı anlayış ve araçlarına odaklanılmasının önem kazandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonuçlarına göre beslenmede yaşamsal öneme sahip olan kırmızı etin etkin şekilde pazarlanması ve tüketici tatmininin maksimizasyonu için duyusal pazarlama unsurlarını pozitif yönde harekete geçirecek özel yaklaşımlar geliştirilmesinin önemli olduğu söylenebilir

    Planlar, raporlar ve müzakere süreçleriyle Kıbrıs sorunu

    No full text
    Çalışmanın konusunu Kıbrıs Sorununun planlar, raporlar ve müzakere süreçleri bağlamında kapsamlı incelenmesi oluşturmuştur. Çalışmada uzun bir tarihi geçmişe sahip olan Kıbrıs Sorunun, bu uzun süreç içerisinde neden çözülemediği ve zamanla neden daha karmaşık bir sorun haline geldiği sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır. Ayrıca yine çalışmada Kıbrıs Adası'nın ve çevresinin bir oyun sahnesine benzetilmesinden yola çıkarak sorunun sıfır toplamlı bir oyun modelinden, sıfır toplamlı olmayan bir modele nasıl dönüştürülebileceği tartışılmıştır. Yani tarafların yine birbirlerine rakip olduğu ancak her iki tarafın da karlı olabileceği denge durumuna nasıl ulaşılabileceği sorusuna cevap aranmıştır. İncelemenin sınırlarını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kurulması öncesi ve sonrası sorunun çözümü için öne sürülen planlar ve müzakere süreçleri oluşturmuştur. Bu sınırlar dâhilinde çalışmanın Kıbrıs Sorununun taraflar arasında ortaya çıkışı, uluslararası bir boyut kazanması, çözüm müzakerelerine başlanması ve tarafların tezleri ele alınmıştır. KKTC'nin kurulması sonrası federasyon temelinde taraflar arasında devam eden çözüm müzakereleri, Annan Planı ve referandumu süreci, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu ve Mustafa Akıncı dönemi çözüm müzakerelerine çalışmada geniş bir şekilde yer verilmiştir. Ayrıca Kıbrıs Sorununa doğrudan veya dolaylı olarak dâhil olan bölgesel ve küresel aktörlerin soruna yönelik politikaları incelenmiştir. Kıbrıs Sorununa doğrudan taraf olan Türkiye ve Yunanistan'ın bölgede yaşanan kriz dönemlerinde sorunu ve Doğu Akdeniz bölgesini nasıl güvenlikleştirdiği veya güvenlikdışılaştırdığı liderlerin söylemleri bağlamında ele alınmıştır. Yine çalışmada taraflar arasında 1968'de başlayan ve 2020 yılına kadar zaman zaman kesintilerle devam eden Kıbrıs müzakerelerinde, KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) çözüm için ileri sürdükleri tezler incelenmiş ve kalıcı bir çözüm için uygulanabilir olup olmadıkları noktasında bir değerlendirme yapılmıştır

    Egzersiz ve iskemik önkoşullamanın sportif performans parametreleri üzerine etkisi

    No full text
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, sporcularda iskemik önkoşullamanın (İÖK) sportif performans parametreleri üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 18-40 yaşları arasında olan ve bir spor kulübünde lisanslı olarak spor yapan 58 sporcu katılmıştır. Katılımcılar rastgele olarak, kontrol grubu (KG), orta yoğunluklu sürekli egzersiz grubu (OYSEG) ve yüksek yoğunluklu aralıklı egzersiz grubu (YYAEG) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Her bir grup kendi içinde, kontrol, sham ve iskemik önkoşullama olmak üzere 3 alt gruba ayrılmıştır. Katılımcılardan önce dinlenim ölçümleri (beden kompozisyonu ölçümleri, fizyolojik ölçümler ve performans ölçümleri) alınmış, 8 haftalık uygulama süreci sonunda tüm ölçümler tekrarlanmıştır. İÖK uygulaması, kişi sırt üstü yatar pozisyonda iken, bilateral olarak uyluk orta 1/3 'lük kısmına, sfigmomanometre manşonu 220 mmHg şişirilerek uygulanmıştır. İÖK toplam 3 kez, 5 dk iskemi, ardından 5 dk reperfüzyon şeklinde haftada 3 gün olmak üzere 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Sham uygulaması, aynı protokol 20 mmHg basınç kullanılarak uygulanmıştır. Sonuçlar ortalama ± SD olarak sunulmuş, ölçümler arası karşılaştırma t testi, gruplar arası fark ise varyans analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel önem düzeyi p<0.05 olarak sunulmuştur. Bulgular: Sekiz hafta süreyle uygulanan İÖK özellikle YYAE antrenman ile kullanıldığında aerobik gücü arttırdı, plazma laktat konsantrasyonunu ve algılanan zorluk derecesi değerlerini düşürdü. Sonuç: İÖK, YYAE ile uygulandığında sportif performansı arttırdığı sonucuna varılmıştır

    Mimari tasarım sürecinin mimarlığın otopoiesisi kapsamında incelenmesi

    No full text
    21. yüzyıl mimarlığının bilgi üretiminde kazandığı ivme, alanın kapsadığı her alt birimi büyük ölçüde etkilemekte ve geliştirmektedir. Dolayısıyla tasarım süreci; süreci oluşturan her parçanın sahip olduğu gelişmelerden ve oluşan yeni bağıntıların içsel iletişimlerinde meydana gelen farklılaşmalardan etkilenmektedir. Mimari tasarıma dahil olan hesaplamalı tasarım yöntemleri ile kapsamı genişleyen ve takibi güçleşen karmaşık bir sisteme dönüşmekte olan mimari tasarım sürecinin anlaşılması, uzmanlığın sınırlarının ve bilgisinin kavranabilmesi adına önem arz etmektedir. Tanık olunan çağdaş gelişmelerin uzmanlığa yön verdiği tartışmalarının yoğunluğu; 1960larda benzerinin görüldüğü gibi; 20. Yüzyıl sonlarında da, tasarım kuramcılarını, mimarlık uzmanlığının anlamı ve kapsamı hakkında üretmeye itmiştir. Mimari tasarım alanında aynı anda hem akademik çalışmalarda bulunmakta olup hem de ortağı olduğu şirket ile mimari uygulama bazında da aktif olan Patrik Schumacher'a ait, mimarlığın otopoiesisi teorisi; mimarlığın sistemine dair yaptığı 'kendi kendini üretme' tanımıyla; 21. Yüzyıl mimarlığını üreten bilginin teorisi olmayı hedeflemektedir. Mimarlığın otopoiesisine dahil olan; tasarımın oluşturulma, üretimin planlanması ve gerçekleştirilmesi süreçlerinin, 21.yüzyılda sahip olduğu kimlik, teorinin geçerliliği hakkında yorum yapabilmek için gerekmektedir. Bu çalışmada, gelişen teknoloji ile dinamik bir değişim içerisinde olan çağdaş tasarım süreci; mimarlığın otopoiesisi teorisi kapsamında incelenmektedir. Mimarlığın giderek melezleşen bilgi dünyasında, yönlendirilen sorulara verilen cevapların, katılımcı yorumuyla oluşturduğu melez yanıt kümelerini görmek ve derinlemesine bilgi edinmek amacıyla, çalışma, nitel araştırma olarak kurgulanmış; mimarlık alanında, akademide ve uygulamada aynı anda çalışmakta olan mimarlık uzmanlarının katıldığı görüşmeler yürütülmüştür. Bu sayede; bulunulan tarihe, mimarlık uzmanları tarafından not düşülmesi sağlanmakta; uzmanlarla yapılan görüşmeler boyunca; tasarım süreci ve tasarım yöntemleri, hesaplamalı tasarımın çağdaş mimarlık ortamında yeri ve genel çağdaş mimarlık ortamı değerlendirilmekte, mimarlık eğitiminin durumu ve mimarlığın otopoiesisi teorisinin çağdaş mimarlık ortamında varlığı konuları irdelenmektedir. Mimarlığın otopoiesisi teorisinin, çağdaş tasarım sürecinin tanımlayıcı teorisi olduğu yönündeki bulgular, mimarlık uzmanlığı ve mimarlık eğitimi için çağdaş öneriler sunulmasına altlık sağlamaktadır

    Yeni yoksulluk ve iş gücü piyasasında "Yaşlı çalışan yoksullar": Antalya ili örneği

    No full text
    Günümüzde giderek kentlerde yoğunlaşan yeni yoksulluk, istihdamın esnek ve güvencesiz yapısından bağımsız ele alınamaz. Yeni yoksulluk olgusu, derinleşen eşitsizlik ve toplumsal dışlama mekanizmalarıyla dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, istihdam koşullarının önemi daha da belirgin hale gelmektedir. İstihdama dahil olamamak, gelirin yanı sıra sosyal, kültürel, mekânsal dışlanma süreçlerini de beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede yeni yoksulluk sadece ekonomik değil sosyal, kültürel, duygusal ve bilişsel bütün boyutlarıyla bir bütünlük içerisinde ele alınması gereken bir olgudur. Bu tez çalışmasında, yeni yoksulluk olgusu bağlamında "yaşlı çalışanlar"ın iş gücü piyasasında var olma biçimlerine ve deneyimlerine odaklanılmıştır. Yoksulluğun aldığı görünümler, yaşlı bireyler açısından da konunun analizini önemli hale getirmektedir. Kronolojik ve biyolojik yaşın getirisi olabilen kırılganlık durumu, yoksul yaşlı çalışanların iş piyasasına dahil olabilmek için daha fazla çaba sarf etmelerine neden olmaktadır. Yoksulluk olgusuna eklemlenen yaşlılık, katmanlaşarak daha derin bir yaşlı yoksulluğuna yol açmaktadır. Yaşlı çalışanların, iş gücü piyasasında var olma nedenleri, biçimleri ve deneyimleri; yoksulluk yaşantısının aldığı yeni görünümlerin anlaşılmasını sağlayacak ve yoksulluğu sadece temel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı tutulmayarak, çoklu yoksunluk durumlarının kavrayışına da imkân verecektir. Yaşlı çalışan yoksulların deneyimlerine odaklanmak; çok yönlü kırılganlık durumlarının ürettiği sosyal sorunların, geleceği de içerecek şekilde kırılganlığın sürekli hale geldiğinin işaretlerini açığa çıkaracak ve gelecek kurgusu üzerinde çok yönlü düşünmeyi sağlayacaktır. Yoksullukla baş edebilmek için iş gücü piyasasında var olma çabası gösteren yaşlı bireylerin yaşantılarına yoksulluk olgusu bağlamında yoğunlaşmak; çalışma yaşamının aldığı görünümler ve bu süreçlerin sosyal sonuçlarını da ortaya koymaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın amacı, iş piyasalarında yer edinmeye çabalayan yaşlı yoksulların deneyimleri; "çalışma koşulları", "sosyoekonomik durum", "dayanışma ağları", "çalışan yoksulluğu" ve "yaşlı çalışan yoksulluğu" bağlamında kavranmaya çalışılmaktadır. Çalışma Antalya ilinin Konyaaltı ve Kepez ilçelerinde bulunan Çalışma ve İş Kurumu'na (İŞKUR) iş aramaya gelen elli (50) yaş ve üzeri bireyler ile yürütülmüştür. Bu kapsamda otuz üç (33) erkek ve on üç (13) kadın olmak üzere toplam kırk altı (46) kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular; yaşlı çalışan yoksulluğunun ana sebeplerinin işsizlik, yetersiz gelir ve yaş ayrımcılığı olduğunu göstermektedir

    Vermikompost uygulanmış topraktan azot fikse eden bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyellerinin belirlenmesi

    No full text
    Tarımda kimyasal gübre, ilaç ve benzeri maddelerin kullanımının artmasıyla toprakların verimliliği gün geçtikçe azalmakta, çevre ve insan sağlığı açısından olumsuz durumlar oluşmaktadır. Bu yüzden organik gübre ve mikrobiyal gübre gibi yan etkileri olmayan materyal ve biyolojik preparatlara olan talebin artması gerektiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmadaki amaç, vermikompost uygulanmış topraktan azot fikse eden bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyellerinin belirlenmesidir. Çalışma kapsamında vermikompost uygulanmış toprakta yetişen bitkinin rizosfer bölgesinden azot fikse eden bakteriler izole edilmiştir. 16S rDNA dizi analizi sonuçları, farklı besi ortamlarında gelişme durumları ile renk ve şekil farklılıklarına göre 5 farklı izolat (N1DBA-5, NHBA-1, NHBD-5, NNBD-7 ve N1DBD-4) saksı denemesi için seçilmiştir. Saksı denemesi iki farklı kontrol grubu ile birlikte tesadüf parselleri deneme desenine göre 5 tekerrürlü olarak toplam 35 saksı ile yürütülmüştür. Denemede test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. crispa) kullanılmıştır. Deneme sonunda alınan toprak örneklerinde (normal-rizosfer) biyolojik analizler (üreaz aktivitesi, alkali fosfataz aktivitesi, β-glikosidaz aktivitesi, dehidrogenaz aktivitesi ve mezofilik bakteri sayımı) ve kimyasal analizler (mineral azot formları, makro-mikro besin elementleri ve pH-EC ölçümleri) yapılmıştır. Ayrıca, hasat edilen bitki örneklerinde verim ve kalite parametreleri ölçülüp makro-mikro besin elementi analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bazı izolatların incelenen toprak biyolojik ve kimyasal parametreleri ile bitkide besin elementi miktarı üzerine olumlu etkilerde bulundukları görülmüştür. Bu bağlamda, toprakta N1DBD-4, NHBA-1, NNBD-7 ve N1DBA-5 izolatlarının bitkide ise sadece N1DBD-4 izolatının ön plana çıktığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, N1DBD-4 izolatının diğer izolatlara göre rizosfer şartlarına daha iyi uyum sağlayabildiği düşünülmektedir. Bahsedilen bu izolatın, hem toprak verimliliği hem de bitkide etkinlik açısından diğerlerine göre kısmen daha faydalı olduğu için mikrobiyal gübre potansiyelinde olabileceği varsayılmaktadır

    Phrygia'nın Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıt kataloğu

    No full text
    Küçük Asya'nın Phrygia bölgesinde M.Ö. 1 yüzyıl ve M.S. 4 yüzyılı arasından bu-güne kadar yürütülen bilimsel araştırmalar sonucu birçok Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtlar elimize geçmiştir. Buna rağmen bugüne kadar bu yazıtları bir araya toplayan bir katalog ele alınmamıştır Yazıtlar farklı büyük kataloglarda ve bilim insanlarının yayınlarında dağınık bir şekilde bulunmaktadır. Bölgede Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtların dağılımı ve Latince'nin yazıtlarda kullanımı ile ilgili bir çalışma modern literatürde henüz yer almamaktadır. Çalışmada Phrygia bölgesi günümüzde Afyon, Eskişehir, Kütahya ve kısmen Uşak illerini kapsayan Orta Phrygia ve Kuzey Phrygia olarak iki bölgeye ayrılarak, yazıtlar bu bölgelerde bulunan kentlere ve türlerine göre sınıflandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Orta ve Kuzey Phrygia bölgesi için bir yazıt kataloğu oluşturmaktır. Ayrıca bu katalog da toplanan yazıtlar, yazıt kategorilerine göre ayrılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır

    Mir'ât-ı 'Acaibü'l- Mahlukat ve Keşf-i Garaibü'l-Mevcudat (İnceleme-Transkriptli metin-100a-200a)

    No full text
    Bu yüksek lisans tezinde Hüseyin Efendi Bin Muhammed Mustafa'nın Kazvînî'den 1697'de tamamladığı tam tercüme olan Mir'ât-ı 'Acâibü'l- Mahlûkât ve Keşf-i Garâibü'l- Mevcûdât adlı eserin 100a-200a varakları arası çalışılmıştır. Mensur şeklinde yazılan eserde zamanla ilgili kavramlar (gece gündüz, aylar -Arap, Rum ve Fars ayları- mevsimler), süfliyyat (ay altı âlemi), anasır-ı erba (ateş küresi, hava küresi -bulut, yağmur, rüzgâr, gök gürültüsü, yıldırım- yer küresi ve su küresi) ile ilgili acâibler anlatılmıştır. Bu eserin Staatbibliothek Marburg Ms. Or. Fol.2562, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi, Nr. 1892, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine, Nr. 400 kayıtlı olan üç nüshası tespit edilmiş, Almanya nüshası esas alınarak transkriptli bir şekilde Latin alfabesine aktarımı sağlanmaya çalışılmıştır. Dört bölümden oluşan Mir'ât-ı 'Acâibü'l- Mahlûkât ve Keşf-i Garâibü'l- Mevcudât (100a-200a) adlı çalışmada birinci bölümde 'Acaibü'l- Mahlûkât türünün tarihi gelişimi hakkında bilgi verilmiş; ikinci bölümde Hüseyin Bin Muhammed Mustafa'nın hayatı ve eserleri üzerinde durulmuş; üçüncü bölümde eserin 100a-200a varakları arası kurgusal ve şekilsel olarak incelenmiş; dördüncü bölümde ise nüshaların tasnifinden sonra metnin transkripsiyonlu bir şekilde Latin harflerine aktarımı yapılmıştır

    853

    full texts

    6,529

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Akdeniz Üniversitesi DSpace
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇