Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Mi-1.2 geninin sağladığı dayanıklılıkta rol alan genlerin Meloidogyne incognita'ya karşı transkripsiyon seviyelerinin qRT-PCR ile araştırılması
Kök-ur nematodları, domateste verim ve kalite kaybına neden olan zararlılardan biridir. Domateste Mi-1.2 geni, en yaygın kök-ur nematodu türleri olan Meloidogyne incognita, M. javanica ve M. arenaria'ya karşı dayanıklılık sağlamaktadır. Ancak, Mi-1.2 virülent popülasyonların giderek yaygınlaşması bu genin etkinliğini ciddi ölçüde sınırlandırmaktadır. Nematodun beslenmeye başladığı bölgede nematod ve bitki arasında uyumlu ve uyumsuz ilişkisinde birçok genin ifadesinde değişimler gözlenmektedir. Mi-1.2 geninin sağladığı dayanıklılıkta birçok gen etkili olmaktadır. Bu genlerin nematod enfeksiyon sürecindeki ifade düzeylerinin bilinmesi mücadele stratejilerinin geliştirilmesinde önemli olabilecektir. Bu tez kapsamında Mi-1.2 geni ile birlikte dayanıklılıkla ilgili olduğu düşünülen PR-1a, PR-2, PR-5, WRKY72a, WRKY72b, WRKY45, WRKY3, glycogenin glucosyltransferase, HsfA1a, Hsp90 ve peroksidaz genleri ile çalışılmıştır. Bu genleri taşıyan dayanıklı ve duyarlı domates bitkilerinin Meloidogyne incognita'nın Mi-1.2-virülent (V30) ve avirülent (S6) izolatlarına tepkisi sonucu gen ifadelerindeki değişim qRT-PCR ile araştırılmıştır. Mi-1.2 geninin ekspresyon miktarını belirlemek için kullanılan FjMi-1.2 primeriyle inokulasyondan sonra 2. günde, ToMi-1.2 primeriyle ise 5. günde kontrol grubu ve inokulasyon yapılmış bitkiler arasında farklılık bulunmuştur. Mi-1.2 virülent ve avirülent izolatlara karşı bitkilerin Mi-1.2 için elde edilen ΔCT değerleri arasında istatistiki önemde farklılık görülmemiştir. Dayanıklı ve hassas domates bitkilerindeki PR-1a geninin ΔCT değerleri M. incognita'nın Mi-1.2 virülent ve avirülent izolatına göre değişim göstermemiştir. PR-2 geninin hassas bitkideki ifadesi nematod inokulasyonundan sonra 3. güne kadar azalmış daha sonra artmaya başlamış buna karşın dayanıklı bitkide ise günlere ve izolata göre değişiklik göstermemiştir. PR-5 geninin ifadesi hassas bitkide nematod inokulasyondan sonra 5. güne kadar artış göstermiş, dayanıklı bitkide ise Mi-1.2 virülent izolatın inokulasyonundan 3 gün sonra artış göstermiştir. SIWRKY72a, SIWRKY72b, SIWRKY45 ve SIWRKY3 genlerinin M. incognita'nın Mi-1.2 virülent ve avirülent izolatları ile inokulasyonu yapılmış dayanıklı bitkileri ve nematod inokulasyonu yapılmamış kontrol grubu bitkilerinden aynı gün içerisinde elde edilen ΔCT değerleri arasında farklılık bulunmamıştır. Hassas domates çeşidinde nematod inokulasyonundan sonra ilk 5 gün içerisinde SIWRKY72a geninin ΔCT değerleri, kontrol bitkisiyle istatistiki önemde farklılık göstermemiştir. M. incognita'nın avirülent ve Mi-1.2 virülent izolatlarla inokulasyonu yapılan hassas bitkilerde SIWRKY72b ve SIWRKY3 genleri için inokulasyondan 2 gün sonra, SIWRKY45 için 4 gün sonra elde edilen ΔCT değerleri arasında önemli farklılık görülmüştür. Glycogenin glucosyltransferase ve HsfA1a genlerinin, hassas ve dayanıklı bitkilerde M. incognita'nın avirülent ve Mi-1.2 virülent izolatları ile inokulasyonundan sonra uyarılmadığı görülmüştür. Hsp90 geninin ifadesi M. incognita'nın Mi-1.2 virülent izolat ile inokulasyon yapılmış dayanıklı bitkide inokulasyondan sonra 4. ve 5. günlerde artış göstermiş ancak hassas bitkilerde bu durum gözlemlenmemiştir. Peroksidaz geninin hassas bitkideki ifadesi, M. incognita'nın avirülent ve Mi-1.2 virülent izolatlarının inokulasyonu yapıldıktan 2 gün sonra en yüksek düzeyde tespit edilmiştir. Dayanıklı bitkide ise avirülent izolat inokulasyonu yapılan bitkilerdeki ifade düzeyi Mi-1.2 virülent izolat inokulasyonu yapılan bitkilerden daha düşük bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, PR genlerinin hassas domates bitkisindeki nematodlara karşı bazal savunmada rol alabileceğini göstermektedir. Bu tez çalışmasının Mi-1.2 geninin virülent popülasyonlara karşı daha uzun süre başarılı şekilde kullanılması için temel bilimsel bilgilerin oluşturulmasına imkan verebileceği düşünülmektedir
Okul öğrencilerinin enneagram kişilik tipleri ve iş tatmin düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın temel amacı okul yöneticilerinin Enneagram metodolojisi ile belirlenen, Enneagram kişilik tipleri ve iş tatmin düzeyleri arasında ilişki olup olmadığını belirlemektir. Bu çalışmanın evreni Antalya ili merkez ilçelerinde okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde görev yapmakta olan okul yöneticileridir. Antalya ili İl Milli Eğitim Müdürlüğü resmî sitesinden alınan verilere göre Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı ve Muratpaşa ilçelerinde toplam 1065 okul yöneticisi bulunmaktadır. Bu okullarda görev yapan okul yöneticileri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem seçimi yapılırken; birinci aşamada seçkisiz örnekleme yöntemlerinden tabakalı örnekleme kullanılarak evreni temsil edecek şekilde merkez ilçelerin tamamından yeterli sayıda okul yöneticisi belirlenmiştir, ikinci aşamada ise basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak yeter sayıda tesadüfi olarak okul yöneticisi seçilmiştir. Araştırma örneklemi oluşturulurken Antalya ili merkez ilçelerinde okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim kademelerinde görev yapan ve örnekleme dahil edilen 400 okul yöneticisine çevrimiçi form gönderilmiştir. Gönderilen çevrimiçi formlardan 329 adeti geri dönmüştür. Ölçme araçlarında maddelerin bir kısmını boş bırakan, ölçme araçlarında ki maddelere birden fazla yanıt veren 6 adet anket geçersiz kabul edilmiştir. Geri dönen form sayısı, 323 katılımcıdan oluşan örneklem grubunu karşılamaktadır. Sonuç olarak 323 anket analizlere dahil edilmiştir. Verilerin toplanması sürecinde Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü'nden ve Akdeniz Üniversitesi bilimsel araştırma ve yayın etik kurulundan alınan yasal iznin ardından hazırlanan ölçme aracı merkez ilçelerde görev yapmakta olan kolay ulaşılabilir okul yöneticileri ile gönüllülük esas alınarak paylaşılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçme aracı, demografik bilgiler, Minnesotta iş Tatmin ölçeği, Enneagram kişilik testi ölçeğinden oluşan üç bölümden oluşmaktadır. Ölçme aracı okul yöneticilerine gereken açıklamalar yapılarak uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, okul yöneticilerinin Enneagram kişilik tipleri ile iş tatminlerinin pozitif anlamlı ilişki içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Enneagram kişilik tiplerinin sırasıyla cinsiyet, görev, hala yapılmakta olan görev süresi, eğitim durumları ve mesleki deneyim ile anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. İş tatmininin sırayla cinsiyet, görev, hala yapılmakta olan görev süresi, eğitim durumları ve mesleki deneyim ile anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür
Kelim-i Eyyub (Batburunzade)'nin hayatı, eserleri edebi kişiliği, divan'ı (Tenkitli Metin-İnceleme)
17. yüzyıl, Osmanlı Devleti için siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan sarsıntıların oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu yüzyılda padişahların sayısındaki artış ve buna paralel olarak tahtta kalma sürelerindeki azalmayla birlikte merkezi otorite bozulmuştur. Savaşların daha uzun sürmesi ve çoğunun başarısızlıkla sonuçlanması, ekonominin bozulmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti içindeki bu olumsuzluklara rağmen Türk divan şiiri ilerlemesini sürdürmüştür. Daha önce örnek aldığı İran şiiri bir gaye olmaktan çıkmış, Türk şiiri milli bir hüviyet kazanmıştır. Divan şiirinde, Klasik üslup, Sebk-i Hindî ve Hikemî üslûbun etkisiyle yenilikler olmuş, şiirin konusu genişlemiştir. Kelîm-i Eyyûb, 17. yüzyılda İstanbul'da yaşamıştır. Osmanlı Devleti'nde Solaklar zümresine mensup bir asker olarak görev yapmış ve buradan emekli olmuştur. Dönemin tezkirelerinde, hayatı ve sanatı hakkında çok az bilgi verilmiştir. Dönemin tezkirecilerinden Güfti, Teşrîfâtü'ş-Şu'arâ adlı tezkiresinde, şairliğini mizahi bir dille eleştirirken; Safâyî, Nuhbetü'l-Âsâr Min Fevâ'idi'l-Eş'âr adlı tezkiresinde onu övmüştür. Şiirlerinde genellikle aşk konusu ön plandadır. Din ve tasavvuf konusu yok denecek kadar azdır. Gazellerinin makta beyitlerinde kendisini aşırı şekilde övmüş ve İran Edebiyatında Üstâd sayılan şairlerle kıyaslamıştır. Kelîm-i Eyyûb'ün şiirlerini bir araya getirdiği Divanı dışında herhangi bir eserine rastlanmamıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Kelîm-i Eyyûb'ün hayatı, edebî kişiliği ve eserleri, dönemin kaynaklarından ve yazdığı divanından yola çıkılarak oluşturulmuştur. İkinci bölüm, divanının şekil özellikleri ve incelenmesinden oluşmaktadır. Üçüncü bölümde ise çalışmamızda kullanılan nüshaların tanıtılması ve nüshaların karşılaştırılmasıyla oluşan tenkitli metnin sunuşu yer almaktadır
Anayasa mahkemesine bireysel başvuru yolunda verilen ihlal kararlarının kesinliği ve bağlayıcılığı
Anayasa yargısına ilişkin tarihsel süreç içerisinde, anayasa mahkemelerine bireysel başvuru yolunun ortaya çıkış sebebi, soyut ve somut norm denetimi yoluyla temel haklara sağlanan korumanın dolaylı olarak gerçekleştirilebilmesi ve bu sebeple yetersiz olmasıdır. Dolayısıyla anayasa mahkemelerine bireysel başvuru yolunun asıl işlevinin, temel hakları korumak olduğu söylenebilir. Bu, bireysel başvuru yolunun sübjektif işlevidir ve bu işlevin sağlanması, bireysel başvuru yolunda verilen ihlal kararlarının gereği gibi yerine getirilmesine bağlıdır. Bireysel başvuru yolunun objektif işlevi ise, anayasanın temel haklara ilişkin rejiminin yorumlanmasına ve geliştirilmesine hizmet etmektedir. Bu işlevin yerine getirilebilmesi için ise, anayasa mahkemelerinin, anayasalarda öngörülen temel haklar rejimine ilişkin yorumlarının belli ölçüde bağlayıcı olması gereklidir
Soylu Köyü (Hayrabolu-Tekirdağ) yöresindeki kömürlü birimlerin organik jeokimyasal özellikleri
Çalışma alanı, Trakya Havzası içerisinde yer alan Tekirdağ ili sınırları içerisinde olup, Tekirdağ İl merkezinin 45 km batısında Malkara ve Hayrabolu ilçe sınırlarının kesiştiği alanda yer almaktadır. Bölgenin temelini Paleozoyik - Üst Kretase yaşlı kayaçlar oluştururken inceleme sahasında Eosen'den başlayarak Kuvaterner'e kadar çökelim gerçekleşmiştir. Trakya Havzası kömür ve hidrokarbon potansiyeli nedeniyle önemlidir. Kömür ve kömürlü birimlerin organik jeokimyasal özelliklerinin belirlenebilmesi için toplam organik karbon, Rock-Eval pirolizi, organik petrografik çalışmalar ve GC ve GC-MS analizleri yapılmıştır. Bunların sonucunda organik maddenin tipi, miktarı ve olgunlaşma düzeyleri ile çökelim havzasının özellikleri ortaya konmuştur. İncelenen kömürlü birimler, Oligosen yaşlı Danişmen Formasyonuna ait olup, bu birimler kuvars, kalsit, kil mineralleri, dolomit, aragonit, feldispat grubu minerallerde içermektedir. İncelenen birimler içerisinde pirit oluşumları bolca gözlenir. Yüksek oranlarda gözlenen kil mineralleri ise bolluk sırasına göre smektit, illit, kaolinit ve klorit şeklindedir. TOC ve Rock-Eval pirolizi sonuçlarına göre organik madde miktarı %0,22 ile %49,83 arasında değişmekte olup genel olarak yüksektir. Genellikle karasal kökenli olan organik maddelerden (Tip III kerojen) oluşum söz konusudur. Tmax sonuçlarına göre ortalama 425,4 oC değeri elde edilmiş olup yeterince olgunlaşmamış bir organik maddeyi göstermektedir. Bu durum vitrinit/hüminit yansıması sonuçları ile de desteklenmektedir. Bu sonuçlara göre organik maddenin kaynak kayasının gaz köken potansiyeline sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Organik petrografik incelemelere göre; hüminit, liptinit ve inertinit maseral gruplarının varlıkları belirlenmiştir. Bunlar içinde en baskın olanı % 54'ten fazla bulunan hüminit grubudur. GC analizlerine göre n-alkan dağılımı nC15-nC35 aralığında olup bimodal ya da nC23-nC35 dizisine doğru çarpık bir n-alkan dağılımı sergilemektedir. Bu da karasal yüksek bitki girdisine işaret etmektedir. OEP (1.80-2,63) ve CPI değerleri (1.74-3.78) OEP-CPI diyagramında olgunlaşmamış organik maddeye işaret etmektedir. Normal alkan ve izoprenoid verileri, organik maddenin gölsel bir çökelme ortamı koşullarında biriktiğini doğrulamaktadır. Karasal/sucul oranlarının (TAR) daha yüksek olması sucul kaynaklara göre havzaya daha fazla karasal girdi (input) olduğunu göstermektedir. TAR oranı 13.70-23.36 arasında değişmekte olup karasal girdinin olduğunu ifade eder. C29/C30 oranı kömür örneklerinde (9.03-19.17) yüksek değer göstermekte olup, karbonatlı kaynak kayaya işaret etmektedir. Gammaseran indeksi ise 0.11 ila 0.30 arasında değişmektedir ve tuzsuz veya az tuzlu bir ortamı göstermektedir
Sicilya'da hadis ilmi ve Sicilyalı muhaddisler
"Sicilya'da Hadîs İlmi ve Sicilyalı Muhaddisler" adını verdiğimiz bu çalışmada, Müslümanların Sicilya'yı fetihlerinden (212/827) itibaren adanın İslam hâkimiyetinden çıkıp (484/1091) Norman idaresine girdiği dönem de dahil olmak üzere Hicri III. Miladi IX. Yüzyıl'dan Hicri X. Miladi XVI. Yüzyıl'a kadar Sicilya'da var oluşları ve adaya ilmi ve kültürel anlamda sağladıkları katkılar genel olarak incelenmiştir. Özelde ise İslami ilimlerden hadîs konusunda yaptıkları çalışmalar ele alınmıştır. Bu anlamda Sicilyalı Muhaddisler hakkında bilgi verilmiş ve az da olsa var olan bilgiler ışığında çalışmaları tanıtılmıştır. Çalışmanın temel konusu: Sicilya'da Hadîs İlmi'nin yeri ve Sicilya'yı Hadîs İlmi açısından etkilemiş veya Sicilya'daki ilmî hayattan etkilenmiş olan âlimler hakkında bilgi vermektir. Bu hususta Sicilya'nın fethiyle beraber adadaki ilmî ve kültürel değişime dikkat çekilmiş, bu değişime sebep olan unsurlar üzerinde durulmuş ve bu birikime Sicilya içinden veya dışından katkı sağlayan âlimlerin bazı çalışmalarına yer verilmiştir. Birinci bölümde: Sicilya'nın ismi, coğrafi yapısı, stratejik konumu ve Müslümanların fethi öncesi adanın siyasi, iktisadi, dinî ve sosyal durumu hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise: adanın fethi ile beraber Müslüman hâkimiyetindeki Sicilya'nın siyasi, iktisadi ve sosyal durumu hakkında kısa bilgilere yer verilmiş, dinî açıdan ise Sicilya'da bulunan mezhepler ve adadaki etkin mezhep üzerinde durulmuştur. Sicilya'da ilmî hayatın ve Hadîs İlmi'nin vücut buluşu, gelişimi ve gelişimine etki eden unsurlar hakkında bilgiler verilmiş adanın İslam hâkimiyetinden çıkıp; Normanlar (Vikingler) idaresine girdiği dönemde Sicilya'da kalan Müslümanların durumu ve ilmî hayatın bu durumdan nasıl etkilendiği araştırılmış, elde edilen bilgiler paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde: Sicilya ve Hadîs ilmi ile ilgisi tespit edilmiş olan âlimlerin isimleri verilmiştir. Son olarak araştırmada yer verdiğimiz bilgiler ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur
Spor eğitim modeline dayalı temel tenis eğitiminin 10-11 yaş çocuklarda temel motor ve tenis becerileri ile liderlik özelliği gelişimine etkisi
Araştırma ile spor eğitim modeline dayalı temel tenis eğitiminin 10–11 yaş çocuklarda temel motor ve tenis becerileri ile liderlik özelliği gelişimi üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada, yarı deneysel araştırma modellerinden öntest–sontest eşitlenmemiş kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Antalya il milli eğitim müdürlüğüne bağlı ortaokulda eğitim kademesinde öğrenim görmekte olan 10-11 yaş 25 deney grubu ve 24 kontrol grubu olmak üzere toplam 49 ortaokul 5. Sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan deney ve kontrol gruplarında birinci hafta ön testler alınmış sonrasında 12 hafta uygulama süreci gerçekleştirildikten on dördüncü hafta son testler alınmıştır. Uygulamada deney grubuna Spor Eğitim Modeli (SEM) ile temel tenis eğitimi uygulanırken kontrol grubuna beden eğitimi derslerinde temel tenis eğitimi uygulaması yapılmıştır. Araştırmada motor performans düzeylerini belirlemek için statik denge (flamingo testi), esneklik (otur uzan testi ), sürat (20 metre testi), çeviklik (T dril testi), koordinasyon (altıgen testi), el kavrama kuvveti (hand grip testi), patlayıcı kuvvet (dikey sıçrama ve durarak uzun atlama testleri) veri toplama araçları, Tenis becerilerinin düzeyini belirmek için Wall Catch Koordinasyon, Revize Dyer Duvar (RDD) testleri veri toplama araçları ve Liderlik becerisi özelliklerini belirlemek için ise Cansoy ve arkadaşlarının geliştirdiği "Liderlik özellikleri Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma da elde edilen veriler SSPS programıyla hesaplandı elde edilen verilerin normal dağılım olduğu görüldü. Çalışma grubunun sosyo-demokrafik özellikleri frekans yüzde dağılımları ile belirlendi. Değişkenlerden arasında farklılık olup olmadığı belirlemek için bağımsız örneklem t testi, eşleştirilmiş örneklem t testi ve one way anova testleri kullanılmıştır. Sonuç olarak, Spor Eğitim Modeline (SEM) dayalı temel tenis eğitimi uygulamalarının 10-11 yaş çocukların motor performans düzeylerini, temel tenis becerisi edinimi ve gelişimi sürecini ve liderlik becerilerinin gelişimini olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır
Türkiye kamu inşaat sektöründe içmimarlık alanın yeri ve Antalya Büyükşehir Belediye hizmet binası
Türkiye'de inşaat sektörü kamu ve özel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kamu inşaat sektörü halkın ve devletin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Geniş bir çalışma alanına sahip olan kamu inşaat sektöründe kamu kurum ve kuruluşları; idari, eğitim, askeri, sağlık, spor, konut, kültür, turizm, sanayi, üretim, ulaşım, alt yapı, depolama ve tarım alanlarında yapım işi ile mal veya hizmet alımlarının ihale yöntemi ile gerçekleştirmektedir. Bu alımlar, kanun ve yönetmelikler doğrultusunda ihale süreçlerinin esas ve usullerini belirlemektedir. Kamu inşaat sektöründe alanında uzman birçok mesleğin bir arada yürüttüğü hizmetlerde, içmimarın görev ve yetkisi, kanun ve yönetmeliklerde belirgin değildir. Bu çalışmada içmimarlık mesleğinin gelişim süreci ve kamu inşaat sektöründeki yeri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde; 4734 sayılı Kamu İhale Kanuna göre yapım işleri ihale süreçleri ile içmimarın bu süreçlerdeki görev ve sorumlulukları dört aşamada ele alınacaktır. İlk aşamada, ihale öncesi hazırlık süreci; ikinci aşamada, ihale süreci ve sözleşmenin imzalanma süreci; üçüncü aşamada, yapım ve kontrollük süreci; dördüncü aşama işletme ve bakım-onarım süreci olmak üzere incelenecektir. Kamu inşaat sektörünün mevcut sorunları belirlenerek, içmimarın görev almaması durumunda ortaya çıkan problemlerin kamu zararına olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde; kamu inşaat sektörü yapılarından biri olan belediye hizmet binaları ve teşkilatlanma süreci incelenmiştir. Alan çalışması olarak, Antalya Büyükşehir Belediye Hizmet Binası seçilmiştir. Yapının fiziksel özellikleri (işlevsellik, esneklik, antropometri, ergonomi ve fiziksel çevre faktörler) ve sosyal özellikleri (kişisel alan, estetik, mahremiyet, bölge savunucusu, kalabalık ve psikolojik çevre faktörler) açıdan iç mekân incelemesi ile içmimarın görev ve sorumlulukları tartışılmıştır. Belirlenen problemler doğrultusunda Antalya Büyükşehir Belediye Hizmet Binası'nın; mekân tasarımı, kullanıcı-mekân ve kullanıcı-eşya ilişkisi incelenmiştir. Bu incelemeler doğrultusunda kamu inşaat sektörüne içmimarlık alanın dâhil edilmesiyle birlikte; tasarım ve uygulamada estetik ve kalitenin artacağı, süre, maliyet ve problemlerin azalabileceği analiz edilmiştir
Talassoterapi uygulamalarına katılan turistlerin motivasyon düzeylerinin zihinsel iyilik hallerine etkisinde birlikte davranış oluşturmanın aracılık rolü
Turizm, sürekli yenilenen canlı bir sektördür. Turistlerin beklentilerine göre şekillenen turizm sektöründe, talassoterapi alternatif turistik ürün olarak sektörde faaliyet göstermektedir. Talassoterapi antik çağlardan beri kullanılan terapötik bir rekreatif faaliyettir. Ülkemizde aktif olarak uygulanmakta olan talassoterapi, deniz suyunun ısıtılması ile uygulanmaktadır. Dünya genelinde bireyler, talassoterapi uygulamaları ile birlikte birçok fiziksel sağlık sorununun tedavisinde yardımcı tedavi olarak kullanmaktadır. Talassoterapinin bireyler için psikolojik olarak da oldukça rahatlatıcı bir terapidir. Talassoterapi, bireylerin iyilik hallerinde artış, sağlıklarında iyileşme ve fiziki olarak tedavi etmenin yanı sıra güzellik de sağladığı gözlemlenmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Antalya ilindeki talassoterapi uygulaması yapılan otel SPA işletmelerinde en az bir kere terapi hizmeti alan turistlerin motivasyon düzeylerinin zihinsel iyilik halleri üzerindeki etkisinde birlikte davranış oluşturmanın aracılık rolünü ortaya koymaktır. Araştırma yöntemi olarak nicel yöntemlerden anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırma örnekleminin belirlenmesinde kolayda örnekleme yöntemi seçilmiştir. Antalya genelinde talassoterapi uygulaması yapan 2 adet otel SPA işletmesi bulunmaktadır. Araştırma için turizm sezonunun en yüksek dönemi olan Temmuz, Ağustos aylarında anket tekniği uygulamıştır. Dağıtılan anketler Rusça, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 3 dilde uygulanmıştır. Veri toplama sonucunda 398 anket formuna ulaşılmıştır. Verilerin, 159 tanesi Rus vatandaşı, 84 tanesi İngiliz vatandaşı, 64 tanesi Alman vatandaşı, 47 tanesi Türk vatandaşı, 44 tanesi Fransız vatandaşlarına aittir. Araştırmada katılımcılarının talassoterapi uygulamalarına rahatlama motivasyonu ile geldikleri, birlikte davranış oluşturma algısı sonucuna bilgi paylaşımı / sorumlu davranış niyeti ile yaklaştıkları ve turistlerin motivasyon düzeylerinin zihinsel iyilik hallerine etkisinde birlikte davranış oluşturma davranışının aracılık rolü olduğu sonucuna varılmıştır
Kullanıcıların konut tercihlerindeki değişime COVİD-19 pandemisinin etkileri
Konutlar, önceleri yalnızca güvenliği sağlamak ve barınma ihtiyacını karşılamayı amaçladığından kullanıcıları yönlendiren etkenler günümüze kıyasla daha kısıtlı kalmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçilmesi, toplulukların bir arada yaşamaya başlaması ile bireylerin tercihleri doğrultusunda yeni konut tipleri üretilmeye başlanmıştır. Bireyler; aile yapılarına, dünya görüşlerine, eğitim düzeyleri ve statülerine en uygun, aynı zamanda günlük rutin hayatlarını daha pratik hale getirecek organizasyona sahip konutlarda yaşamayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda konut tercihlerini etkileyen fiziksel, sosyo-kültürel ve ekolojik pek çok kriter bulunmaktadır. Bu kriterler de bireylerin değişen ve yenilenen yaşamlarından doğrudan etkilenmektedir. COVID-19 pandemisi de bireylerin ve toplumların yaşamlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Pandemiler ile mimari tasarım her ne kadar bağlantısız iki konu gibi görünürse de bu konular arasındaki ilişki yüzyıllardır süregelmektedir. Yerleşimler oluşurken toplulukların bir arada yaşaması fikri güvenlik ve sosyal kaygılar sebebiyle insanlığa çekici gelmiş olsa da yoğun yerleşim insanlık için sessiz bir tehdit oluşturmaktadır. Tarihsel süreçte arka arkaya yaşanan pandemiler toplumları yok etmiş, savaşların sonuçlarında etkin rol oynamış, aynı zamanda da sosyal bilimlerin ve tıp alanının gelişiminde büyük rol oynamış, kentlerin gelişimi ve yapılı çevrenin değişimine katkı sağlamıştır. Bu çalışmada, konut kullanıcılarının tercihlerini etkileyen kriterlerin COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrasında nasıl bir değişim gösterdiğini incelemek hedeflenmiştir. Bu amaçla, Konya, Ankara, Kocaeli, Kahramanmaraş ve Afyonkarahisar kentlerinde 262 kullanıcının katılımı ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Ankette katılımcıların demografik özellikleri ve yaşam biçimleri hakkında inceleme yapılmış, ardından çalışmaya katılanların konut tercihlerini etkileyen kriterlerin önemi, COVID-19 pandemisi öncesinde ve pandemi sürecinde değerlendirmiştir. Belirlenen kriterlerin analizleri, pandemi öncesinde ve pandemi sürecindeki değerlerle karşılaştırılmış; verilerin, katılımcıların yaş aralığına göre nasıl değişiklik gösterdiği incelenmiştir. Yapılan çalışma göstermiştir ki, COVID-19 pandemisi sürecinde katılımcıların tercih ettiği konut tipi müstakil konutlar olmuş, apartmanda ikamet eden ve konut değiştirmeyi düşünen kullanıcıların çoğunluğu yeni konutlarında müstakil tipi tercih edeceğini belirtmiştir. COVID-19 pandemisi, kullanıcıların konutların iç mekânını daha fazla tecrübe etmesine imkân tanımış ve tercih kriterlerinde iç mekânın konforuna ilişkin değerlendirmelerin ön planda tutulmasını sağlamıştır. Analiz sonuçlarının, gelecekteki konut tasarımları ve planlamaları için kullanıcı tercihleri hakkında veri sağlaması hedeflenmiştir