Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Beliren yetişkinlerin romantik ilişkilerinde problem çözme becerilerinin toplumsal cinsiyet bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada amaç, beliren yetişkinlik döneminde bireylerin romantik ilişki deneyimleri ile problem çözme becerilerini incelemek ve toplumsal cinsiyet bağlamda değerlendirmelerde bulunmaktır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada Antalya'da yaşayan beliren yetişkinlerle görüşülmüştür. Katılımcılara kartopu tekniği ile ulaşılmıştır. Amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 30 beliren yetişkin ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir Araştırma kriterlerleri; katılımcıların 18-26 yaş arasında, romantik ilişki deneyimine sahip olmalarıdır. Çalışma 30 katılımcı ile yapılmıştır. Görüşmede yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, beliren yetişkinlerin romantik ilişki deneyimlerine ilişkin olarak problem çözme becerilerine, öz kök aile ile ilişkilerine ve toplumsal cinsiyet rollerine ulaşılmıştır. Görüşülen beliren yetişkinlerin, deneyimledikleri romantik ilişkilerde, yaşadıkları problemlerin kısa ve uzun vadede devam eden iki türü olduğu anlaşılmıştır. Uzun süre devam eden problemlerin toplumsal kabuller ile ilişkili olduğu gözlemlenirken kısa süreli problemlerin ise bireylerin günlük hayatın akışında baskın taraf olma çabasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Erkekler, partnerlerinin ilişkide her şeyi sorun ettiklerini belirtirken kadınlar ise partnerlerinin çoğunlukla problemlerden kaçtıklarını ve çözümü kendilerine bıraktıklarını ifade etmişlerdir. İlişki dinamikleri içerisinde kadının ve erkeğin toplumsallaşma sürecinde bir ilişkiyi sürdürmek için çeşitli kodlarla donatıldığı anlaşılmıştır. Bu kodlar katılımcıların söylemlerden çıkarılmaktadır. Aynı zamanda katılımcılar, cinsiyet rollerinin doğru olmadığını ifade etseler de pratikte o roller ile yaşamayı hayatın bir parçası haline getirdikleri görülmüştür
İleri kavuzlu buğday hatlarının bulgur olma potansiyellerinin araştırılması
Bu araştırmada 214O401 nolu TUBİTAK projesi kapsamında seleksiyon ıslahı yöntemi ile geliştirilmiş 10 siyez (Triticum monoccocum) ve 10 gernik (Triticum dicoccum) ileri hattı ile ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen Zenit, Sarıçanak 98 ve Svevo makarnalık buğday (Triticum durum Desf.) çeşitleri ve Esperia ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) çeşitleri kullanılmıştır. Araştırma 2018-19 üretim döneminde Ilgın/Konya koşullarında Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre 3 tekrarlı olarak yürütülmüştür. Bulgur eldesi öncesi danede nem oranı (%), bin dane ağırlığı (g), hektolitre ağırlığı (kg/l), danede camsılık, dane rengi, irmik rengi, protein oranı (%) ve sodyum dodesil sülfat (SDS) sedimantasyon (ml) analizleri yapılırken bulgur örneklerinde bulgur ve irmik rengi, protein oranı ve SDS sedimantasyon testleri uygulanmıştır. Çalışmada geleneksel ve mikrodalga olmak üzere iki farklı pişirme yöntemi ile bulgur elde edilmiştir. Bulgur yapma yöntemlerinin sedimantasyon, dane rengi, irmik rengi ve protein oranına önemli bir etkisi gözlenmemiştir. Bulgur yapımı öncesi ortalama sedimantasyon, dane ve irmik renkleri ile protein oranları sırasıyla 29,9 ml, 23,3, 20,0 ve % 16,5 iken bu değerler her iki bulgur yapma yönteminde de azalma göstermiştir. Geleneksel yöntemde elde edilen bulgularda aynı parametreler sırasıyla 19,8 ml, 21,3,18,1 ve %15 iken mikrodalga yönteminde de 19,7 ml, 20,6, 17,4 ve % 15,3 olarak tespit edilmiştir. Bulgur analiz sonuçlarına göre gernik ve siyez ileri hatları arasında belirlenen parametreler bakımından oldukça geniş bir değişim gözlenmiştir. 18 ve 19 nolu siyez ile 42 nolu gernik ileri hatları bulgur işleme öncesi ve geleneksel bulgur yapma yöntemine göre irmik rengi bakımından sırasıyla 23,6 ile 19,9; 23,4 ile 19,5 ve 19,8 ile 18,5 değerleri ile en az sapma gösteren kararlı genotipler olarak belirlenmiştir
Ortaokul matematik öğretmenlerinin kesirlerin anlamına yönelik sahip oldukları enstrümantal ve ilişkisel anlamlarının incelenmesi
Matematiksel bir kavramın anlamlı bir şekilde yapılandırılma süreci hem bilginin kalıcılığı hem de diğer matematiksel kavramların anlamlandırılmasında önemli bir yere sahiptir. Richard R. Skemp tarafından alan yazına kazandırılmış enstrümantal ve ilişkisel anlama "matematiksel anlama" üzerine odaklanmaktadır. İlişkisel anlama; "matematiksel olarak ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilme" şeklinde tanımlanabilirken, enstrümantal anlama ise "sebepsiz kurallar" (Skemp, 1972; 1994; 2002) olarak tanımlanabilir. Her öğrenme ve alt öğrenme alanlarında olduğu gibi birçok kavram yanılgısı barındıran kesirler alt öğrenme alanında da "matematiksel anlamanın" ne olduğunun belirlenmesi amacı ile bu çalışmanın problem cümlesi 'Ortaokul matematik öğretmenlerinin öğretimsel açıdan kesrin anlamlarına yönelik ilişkisel ve enstrümantal anlamaları nasıldır?' şeklinde belirlenmiştir. Bu araştırmada, ilişkisel ve enstrümantal anlayışların açıklanması ve derinlemesine incelenmesi amaçlandığından nitel araştırma yöntemlerinden durum (örnek olay) çalışması benimsenmiştir. Araştırmanın katılımcılarını MEB'e bağlı görev yapan 6 ortaokul matematik öğretmenini oluşmaktadır. Veri toplama aracı araştırmacılar tarafından hazırlanmış olup kesrin beş anlamına dair kavram yanılgıları barındıran çözümlerden oluşan 10 senaryo durumundan oluşmaktadır. Katılımcılara çevrimiçi olarak gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ve Skemp tarafından oluşturulan çatı ışığında tema ve alt temalara ayrılmıştır. Kesrin her bir alt anlamı için oluşturulan ikişer senaryoya ait cevaplar, öğretmenlerin mesleki tecrübeleri de dikkate alınarak incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre öğretmenler ilişkisel anlamaya dair; işlemlerin mantığını sorgulatma, farklı bir problem üzerinde konuyu uygulatma, günlük hayatla ilişkilendirme/hikayeleştirme, farklı bir konu/disiplinle ilişkilendirme, somut materyal, farklı bir temsil/gösterim yolu ve kavramın tanımını kullanma alt temalarına yönelmişlerdir. Enstrümantal anlama kapsamında ise kuralı söyleme, kurala dayalı ezbere strateji kullanma, adım adım yapılacak işlemleri söyleme, bilinen bir problemin çözümünü kullanma/prototip kullanma, doğru çözüme yönlendirecek şekilde sorular sorma, denklem yazma ve teyit cümlesi kullanma alt temalarını kullanmışlardır. Kesirlerin anlamlarına göre öğretmenlerin anlayış türlerinin de değiştiği gözlemlenmiştir. Kesrin parça bütün ve ölçme anlamlarına dair sunulan senaryo durumları için genel anlamda öğretmenlerin ilişkisel ve enstrümantal anlamayı birlikte kullandıkları; oran, bölme ve işlemci anlamlarında ise genel anlamda enstrümantal anlamayı temsil eden alt temaların, ilişkisel anlamayı temsil eden alt temalara göre daha fazla kullanıldığı tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bir başka sonuç da öğretmenlerin kesrin parça bütün ve ölçme anlamları için kavram yanılgılarının bazılarını açıklayamadıkları buna ek olarak ise oran, bölme ve işlemci anlamına ilişkin sunulan senaryo durumlarındaki kavram yanılgılarının nedenlerini açıklayabildikleri yönündedir. Kesrin bölme anlamında mesleki tecrübe arttıkça senaryo durumunda verilen soruların doğru çözülebilme durumu azalmıştır
Gündoğmuş ilçesinin kırsal turizm potansiyelinin Swot analizi yöntemi ile incelenmesi
Kırsal turizm faaliyetleri son yıllarda büyük gelişme göstermiş, ekonomik ve sosyal kalkınmanın bir aracı olarak görülmeye başlamıştır. Yaşam koşullarının değişmesiyle yeni arayışlar içine giren insanlar, doğa ile bütünleşmek, kırsal hayatı ve kültürünü yerinde deneyimleyebilmek için kırsal turizme yönelmişlerdir. Kırsal turizm, istihdam ve gelir sağlayarak, kırsal kesim insanının yaşam koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olmaktadır. Turizmin ve turizmden elde edilen gelirin bütün bir yıla yayılabilmesi açısından önem arz etmektedir. Doğal ve tarihi değerlerin korunmasını sağlayarak, sürdürülebilir turizme ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunur. Bu araştırma, Gündoğmuş ilçesinin kırsal turizm potansiyelini ortaya koymayı ve geleceğe yönelik Gündoğmuş'a ilişkin kırsal turizm stratejisini geliştirmeyi amaçlamaktadır. İlçenin sahip olduğu değerlerle kırsal turizm açısından zengin olması, Gündoğmuş ilçesinin tez konusu olarak seçilmesinde etkili olmuştur. İlçenin kırsal turizm potansiyelini belirlemek amacıyla SWOT analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, katılımcıların Gündoğmuş ilçesinin kırsal turizm potansiyelinin yüksek olduğu düşüncesinde oldukları saptanmıştır. Gündoğmuş ilçesinin kırsal turizm SWOT analizi sonuçlarına göre, en güçlü üç yanının, Eğrigöl Yaylası ve Uçansu Şelalesi'nin kamp ve karavan turizmine uygun olması, kano ve rafting yapılabilmesi, kırsal dokusunu kaybetmeyen yaylaları ve yaylacılık kültürünün devam etmesi, uluslararası bisiklet yarışlarının düzenlenmesi olduğu belirlenmiştir. En zayıf üç yön ise ilçede konaklama tesisinin olmaması, ulaşım araçlarının yetersiz olması, tanıtım ve pazarlama eksikliği olarak saptanmıştır. En büyük üç fırsat, köyden kente göçlerin azalması, yöre halkının gelirinde artış ve kırsal ekonomiye katkı, kırsal turizme olan ilginin artması olarak belirlenmiştir. En büyük üç tehdit, bölgedeki kaynakların aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucu doğal kaynakların tahribi, yörenin sosyal ve kültürel yapısının bozulması ve yozlaşması, yöre halkının ekonomik açıdan güçsüzlükleri olarak vurgulanmıştır
Retro pazarlama ve marka iletişimi: Retro reklamlar ile ilgili tüketici görüşlerinin belirlenmesine ilişkin nitel bir araştırma
Günümüzde markaların artan rekabetle birlikte uyguladıkları stratejilerde değişme başlamıştır. Artık marka, ürün ve tüketici arasında duygusal bir bağ kurmanın önemi anlaşılmış ve bu duygusal bağ ile maksimum tüketici sadakati hedeflenmiştir. İnsanın yapısı, özellikle post modern dünyadaki insanın yapısı anlık tüketim ve haz üzerine kurulu bir çizgide ilerlerken retro reklam kavramı bunun önüne geçmek ve kalıcı olmak amacıyla eskiye dönüşü kullanarak akıllarda yer edinmeyi amaçlamaktadır. Eskiye duyulan özlemin gün geçtikçe artması ise retro reklamın en büyük avantajı olmuştur. Markalar artık geçmişle bağ kurarak tüketici üzerinde olumlu bir imaj bırakmayı hedeflemektedir ve bu imaj onlarla tüketici arasında duygusal bir bağ kurmaktadır. Özellikle ''samimiyet'' duygusunu en güzel şekilde işleyen retro reklamlar insanların dikkatlerini çekmekte ve onları harekete geçirmekte oldukça etkilidir. Tüketiciye kolayca ulaşabilen reklamlara markalar retro unsurlar ekleyerek kendi ürün ya da hizmetlerini farklı bir strateji ile sunmaktadır. Tüketici satın alma davranışlarının da yönlendirmesi sonucunda marka iletişimiyle birleştirilen retro reklamlar, büyükler için geçmişe duyulan özlemi, küçükler içinse geçmiş zamanların meraklarını gidermektedir. Bu çalışmada Y ve Z kuşağının retro reklamlar ile ilgili hem bilişsel, duygusal ve davranışsal düzeyleri ölçülmüş hem de reklamlar özelinde düşüncelerine ulaşılmıştır. Retro reklamlar ile ilgili duygu ve düşüncelerde kimi zaman kuşak etkisi kendini gösterirken kimi zaman farklı etkenler duygu ve düşüncelerin şekillenmesine neden olmuştur. Reklama eklenen unsurlar açısında incelendiğinde ise; yerel unsuların retro reklamlarda tüketici tarafından çok daha sevildiği ve benimsendiği saptanmıştır. Fokus grup görüşmesine alınan tüketici görüşlerinin sonucunda retro reklamların marka imajına olumlu bir katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. Ancak bu imajın sürdürülebilir olmasında retro reklamlar tek başına yeterli değildir. Retro reklamlara eklenen unsurlar, reklamın hikâyesi, işlenme tarzı ve dönemi yansıtan detaylar tüketici tarafından önemsenmektedir. Retro reklam yapacak markaların bu reklamlar aracılığıyla verdikleri mesaja sadık kalmaları, şeffaf olmaları, ürün ve hizmetlerinde beklentiyi karşılamaları gerekmektedir
In VİTRO koşullarda farklı poliamin uygulamalarının çilekte tuzluluk stresi üzerine etkileri
Son yıllarda ülkemizde ve dünyada yaşanan en önemli çevresel sorun, iklim değişiklikleri olarak görülmektedir. Küresel ısınma ile birlikte yaşanan iklim değişiklikleri en yoğun olarak tarımsal üretime zarar vermektedir. Özellikle bitkilerde verim ve kalite kaybı ile birlikte, bitki gelişimi önemli derecede etkilenmektedir. Bu nedenlerle son yıllarda gerçekleştirilen tarımsal araştırmalar daha çok iklim değişikliklerine karşı bitkilerde adaptasyon mekanizmaları üzerindedir ve aynı anda ıslah amaçlı çalışmalarda kuraklık ve tuzluluğa dayanıklı bitki eldesi çalışmaları yapılmaktadır. Islah dışında da in vitro ve in vivo çalışmalarda toleransı artırıcı uygulamalar ve yetiştirme teknikleri konularında çalışmalar yürütülmektedir. Çilek ise ülkemizde katma değeri en yüksek üzümsü meyveler kategorisindedir. Ülkemizde çok geniş alanlarda açıkta ve örtüaltında yetiştirilebilen çilek, iklim değişikliklerinden de hızlı etkilenmekte ve verim kaybına maruz kalmaktadır. Bu nedenle kuraklık ve tuzluluk gibi abiyotik stres koşullarına toleransı artırıcı pratik uygulamalara dönüştürülebilecek çalışmalar hızlanmaktadır. Bu amaçla yürütülen araştırmada, Festival çilek çeşidinde, in vitro kültür koşullarında farklı poliamin tipi ve konsantrasyonlarının, farklı tuzluluk düzeyleri üzerinde eksplantların bazı morfo-fizyolojik ve biyokimyasal özellikler üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırmada in vitro şartlarda çoğaltılan eksplantlar, üç farklı tuzluluk düzeyinde (1. Kontrol; 2. %0.4 NaCl:orta düzey tuzluluk; 3. %0.8 NaCl:yüksek düzey tuzluluk) ve beş farklı poliamin uygulamasında (1. Kontrol; 2. 0.5 mg/l Spermin; 3. 1.0 mg/l Spermin; 4. 0.5 mg/l putresin; 5. 1.0 mg/l putresin) kültür edilmiştir. Araştırmada, her bir alt kültür sonunda, morfo-fizyolojik gözlem ve analizler (sürgün sayısı, sürgün boyu, sürgün çoğalma oranı, solgunluk skalası, sürgün yaş ağırlığı, sürgün kuru ağırlığı, sürgün kuru madde oranı, membran zararlanma indeksi) ve biyokimyasal analizler (malondialdehit-MDA ve süperoksitdismutaz-SOD) gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, tuzluluk konsantrasyonunun artışına bağlı olarak, eksplant başına düşen sürgün sayısı, sürgün boyu, sürgün çoğalma oranı ve solgunluk skalası değerleri düşüş göstermiştir. Ayrıca denenen tüm poliamin uygulamaları, kontrole göre eksplant başına düşen sürgün sayısı, sürgün boyu ve solgunluk skalası değerlerini artırırken, sürgün çoğalma oranını istatistiksel olarak etkilememiştir. Kontrol (%0 NaCl) tuzluluk uygulamasında, en yüksek sürgün sayısı ve sürgün boyu değerleri sperminin denenen her iki konsantrasyonunda (0.5 mg/l ve 1.0 mg/l spermin) belirlenmiştir. Orta düzey tuzlulukta (%0.4 NaCl) en yüksek sürgün sayısı ve sürgün boyu yine 1.0 mg/l spermin uygulamasında belirlenirken, denenen tüm poliamin tipi ve konsantrasyonları, kontrole göre sürgün sayısı ve sürgün boyunu artırmıştır. Benzer olarak poliamin uygulamaları, kontrole göre solgunluk skala değerlerini de artırırken, çoğalma oranı üzerine etki etmemiştir. Yüksek tuzluluk (%0.4 NaCl) düzeyinde en yüksek sürgün sayısı, sürgün boyu ve solgunluk skalası değerleri de 1.0 mg/l spermin uygulamasında saptanmıştır. Araştırmada ayrıca tuzluluk konsantrasyonunun artışına bağlı olarak, sürgün yaş ve kuru ağırlıkları ile kuru madde içeriği üzerine etkisi düşüş gösterirken, membran zararlanma indeksi artış göstermiştir. Poliamin uygulamaları bakımından incelendiğinde ise 1.0 mg/l spermin uygulamasının bu kriterler bakımından ön plana çıktığı görülmüştür. Denemede ayrıca gerek kontrol (%0 NaCl), gerek orta düzeyde tuzluluk (%0.4 NaCl) ve gerekse yüksek tuzluluk (%0.8 NaCl) uygulamalarında en yüksek sürgün kuru ağırlığı ve kuru madde oranı yine 1.0 mg/l spermin uygulamasında saptanmıştır. Ayrıca orta ve yüksek tuzluluk düzeylerinde denenen tüm poliamin uygulamaları, kontrole göre membran zararlanma indeksini düşürmüştür. Denemede, in vitro tuzluluk konsantrasyonunun artışına bağlı olarak eksplantlarda MDA ve SOD içeriği artış göstermiştir. Poliamin uygulamaları; MDA içeriği üzerine önemli etkilerde bulunmuş olup, denenen tüm poliamin uygulamaları kontrole göre MDA içeriğini düşürürken, SOD içeriğini etkilememiştir. Ayrıca denemede gerek orta düzeyde tuzluluk (%0.4 NaCl) ve gerekse yüksek düzeyde tuzluluk (%0.8 NaCl) uygulamalarında, MDA içeriği kontrole göre düşüş göstermiştir. Araştırma bulguları, gerek orta ve gerekse yüksek tuzluluk konsantrasyonlarında poliamin kullanımının, tuz zararlarının etkisini morfo-fizyolojik ve biyokimyasal olarak baskıladığını göstermiştir. Özellikle 1 mg/l spermin kullanımı, tüm stres koşullarında eksplantların pozitif yönde gelişmelerine katkıda bulunmuştur
Antalya'da hanehalkı katı atık yönetim davranışı
Birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye'de de artan refah, kentleşme ve nüfus artışı ile birlikte atık üretimi de hızla artmaktadır. Bu atıkların büyük kısmı hâlâ gömme veya depolama sahalarında bertaraf edilmektedir. Türkiye'de geri dönüşümün atık yönetimindeki payı gelişmiş ülkelere göre düşük kalmaktadır. Sağladığı faydalar göz önüne alındığında geri dönüştürülemeyen atıklar nedeniyle her yıl çok büyük miktarda parasal kayıplar yaşanmaktadır. Ayrıca üretim girdisi olarak geri dönüştürülmeyen hammadde kullanımı, ekosistemler üzerindeki baskıyı arttırarak çevre tahribatını hızlandırmaktadır. Bu tez çalışmasıyla Antalya ilinde üç büyük kent merkez ilçeleri olan Kepez, Konyaaltı ve Muratpaşa belediyelerinde hipotetik olarak oluşturulmuş bir geri dönüşüm programına katılım için hanehalkı kabul etme istekliliğinin ölçülmesi hedeflenmiştir. Tez çalışmasının temel motivasyon kaynağını Muratpaşa Belediyesi'nin başlatmış olduğu 'Çevreci Komşu Kart Projesi' oluşturmaktadır. Bu amaçla belirtilmiş tercihli piyasa dışı değerleme yöntemleri olan Koşullu Değerleme ve Kesikli Seçim Deneyi yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler atık yönetimi gibi piyasası olmayan mal ve hizmet türlerindeki herhangi bir değişimin değerinin parasal olarak hesaplanmasını mümkün kılmaktadır. Koşullu Değerleme Yöntemi temelinde tanımlanan Probit regresyonun tahmininden elde edilen bulgularından hanehalkı atık geri dönüşüm programına genel katılma istekliliği hesaplanmıştır. Kesikli Seçim Deneyi modeli Karma Logit regresyonu ile tahmin edilmiş ve atık geri dönüşüm programını oluşturan özellikler için kabul etme istekliliği hesaplanmıştır. Ayrıca, hanehalkı geri dönüşüm davranışının bir dizi sosyo – ekonomik değişkenden de etkilendiği ampirik olarak belirlenmiştir. Ampirik sonuçlar ışığında farklı sosyoekonomik gruplardaki hanehalkının katı atık geri dönüşüm programlarına katılımı artıracak politikalar önerilerilmektedir
Türkiye'de yaşayan yabancıların türkçe öğrenme/kullanma durumları üzerine bir inceleme
Türkiye son yıllarda Avrupa, Amerika, Rusya, Ortadoğu, Türk Cumhuriyetlerinden yoğun göç alan ülke konumuna gelmiştir. Antalya Türkiye'ye göç eden yabancıların en çok tercih ettiğin illerden biridir. İnsanoğlu yaşadığı çevreye uyum sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak için yeni bir dil öğrenme durumunda kalabilir. Türkiye'deki yabancıların topluma uyum sağlayabilmesi, toplumla bütünleşmesi, toplumdaki insanlarla iletişim kurabilmesi, sosyal, kültürel hayata katılabilmesi için Türkçe konuşmaları büyük bir önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de yaşayan yabancıların Türkçe öğrenme/kullanma durumlarını ortaya çıkarmaktır. Araştırmada Antalya'nın Gazipaşa, Alanya, Konyaaltı, Kemer ve Kaş ilçelerinde yaşayan yabancılar örneklem olarak seçilmiştir. Katılımcıların Türkçe öğrenme amaçları, günlük hayatta Türkçeyi kullanma durumları ve Türkçe öğrenirken karşılaştıkları güçlükleri tespit etmek için nicel veri toplama yöntemlerinden biri olan anket uygulaması yapılmış ve katılımcıların görüşleri alınmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucu, Türkiye'ye yerleşen ve hayatını burada devam ettirmek isteyen yabancıların toplumla bütünleşmek, kendilerini topluma ait hissetmek ve günlük hayattaki ihtiyaçlarını karşılamak için Türkçe öğrenmeleri gerektiğini düşündükleri saptanmıştır. Bu da Türkiye'de yaşayan yabancıların bütünleştirici motivasyonlarının yüksek olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yabancıların Türkçeyi kullanma durumlarına bakıldığında, Türkiye'de yaşayan yabancıların günlük hayatta özellikle çarşıda, pazarda, sokakta, günlük hayatın içinde Türkçeyi kullanmaya çalıştıkları saptanmıştır. Ancak bununla birlikte Türkçe öğrenirken/kullanırken çeşitli güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Bu güçlükler Türkçenin morfolojik, söz dizimsel özellikleri, alfabe farklılıkları, standart ile günlük konuşma dili arasındaki farklardır. Bunların yanı sıra Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen kişilerin "Türkçenin zor bir dil" olduğu algısı da yabancıların Türkçeyi öğrenme süreci üzerinde olumsuz bir unsur olarak tespit edilmiştir
Kızılötesi termal görüntüleme ile periferik vasküler yapıların değerlendirilmesi
Çalışma kapsamında alt ekstremite periferik vasküler yapıların kızılötesi termal görüntüleme ve yapay zekâ algoritmaları üzerinden değerlendirilmesi ile hastalık tespiti yapılması ve profesyonel sporcuların antrenman performanslarının izlenerek antrenman programlarının, bu veriler ışığında organize edilebilmesi hedeflenmektedir. 11 sporcu, 10 sağlıklı, 10 kardiyovasküler risk taşıyan ve 6 hasta olmak üzere 37 bireye ait termogram verileri microbolometer sensörlü kızılötesi termal kamera vasıtasıyla kaydedilmiştir. Efor (10 dakika, 6 km/saat) öncesi ve sonrası veriler sıcaklık kontrollü bir ortamda alınmıştır. Analiz aşamasında, normalize termal görüntülerden Haralick doku öznitelikleri ve istatistiksel özellikler çıkartılmıştır. Özelliklerden kontrast, homojenlik, ortalama, standart sapma ve varyans değerleri, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir. Haralick doku öznitelikleri kübik tipli destek vektör makineleri algoritması ile eğitilmiştir ve eğitim sonucunda %98.7 başarı oranı elde edilmiştir. Sıcak bölge dağılım görüntüleri normalize edilerek konvolüsyonel sinir ağı modeli ile eğitilmiştir ve eğitim sonrasında %95.7 başarı oranı elde edilmiştir. Sıcaklık değişim frekans bilgileri kosinüs tipli K-en yakın komşu algoritması ile eğitilmiştir. Eğitim sonrası sınıflandırıcının başarı oranı %80 olarak elde edilmiştir. Eğitilen üç modelin çıktıları, son aşamada ileri beslemeli yapay sinir ağı modelinin girdi katmanını oluşturmaktadır. Test sonucunda yapay sinir ağı modeli %99.1 oranında başarı göstermiştir. Önerilen sistemin toplam başarı oranı %90.6 olarak elde edilmiştir. Efora bağlı sıcaklık artışı en yüksek sporcu grupta gözlenirken, en düşük hasta grupta gözlenmiştir. Sıcaklık farkının oluşmasındaki temel sebep alt ekstremite bölgesine taşınan kan miktarının gruplar arasında farklılık göstermiş olmasıdır. Efor öncesi ya da efor sonrası ortalama sıcaklık değerleri yalnız başlarına incelendiği zaman, gruplar arasında anlam bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir