Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Investigation of genutypic and environment effects on kinking character in tomato (Lycopersicon esculantum L.)
Bu çalışma domateste (Lycopersicon esculantum L.) sap kırılma problemini araştırmıştır. Kinking, domates saplarının kırılmasına verilen isimdir. Bu sorun domates meyvelerinin küçük kalmasına ve verim kaybına neden olur. Bu çalışmada kinking sorununun genetik, çevresel ve fiziksel nedenleri araştırılmıştır. Literatürde bu konuda çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, kırılma problemini azaltarak uğranılan hasarı en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Bu problemin gen havuzundaki hibritlerdeki oluşum sıklığı, hatlarda görülme sıklığı ve aynı hatların farklı çevre koşullarında değişkenliği incelenmiştir. 2019 yılı ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimlerinde yapılan denemelerde fenotipik gözlemler yapılmış ve kinking karakterinin görülme sıklığı ölçülmüştür. 3508 hibrit ve 346 hat dahil olmak üzere toplam 3854 materyal analiz edilmiştir. Frekans analizleri, kinking karakterinin frekansının çok yüksek olduğunu göstermiştir. Bu analizlerde 2019 kış hatlarının kırılma karakterinin sıklığının diğer mevsimlere göre daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Tüm gözlemler analiz edildiğinde, kinking ile salkım sapı uzunluğu arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda, zor hasat edilen hibritlerle, kinking karakteri arasında ile negatif fakat anlamlı bir ilişki bulunmuştur ancak diğer özellikler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca kinking karakterinin kalıtsal özelliği hakkında herhangi bir yorum yapılamamış olup, kırılma karakterinin sıcaklık, ışık ve nem gibi çevresel faktörlerden etkilendiği düşünülmektedir. Bu nedenle ıslah programlarında kısa saplı ve kırılması zor domates materyalleri üzerinde seleksiyonlar yapılarak bu materyallerden melezler elde edilebilir. Bu karakterin kalıtımının daha iyi anlaşılması için GWAS çalışması ve QTL analizleri önerilir
Türkiye'de dağılım gösteren kerevit (Pontastacus leptodactylus Eschscholtz, 1823)populasyonlarında genetik çeşitliliğin mikrosatellit belirteçler kullanılarak belirlenmesi
Türkiye'de doğal olarak dağılım gösteren iki farklı kerevit türü bulunmaktadır. Bunlardan taş kereviti (Astropotamobius terrentium) Trakya Bölgesinde, dar pençeli kerevit veya Türk kereviti (Pontastacus leptodactylus) tüm Türkiye'de dağılım göstermektedir. Türkiye'de ilk defa 1984 yılında görülen kerevit vebası sonucu stoklar dramatik olarak etkilenmiş ve birçok doğal stok bu hastalık nedeniyle yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Halen risk altındaki bu tür ve stokların korunmasına yönelik, yeni stratejilerin belirlenebilmesi için mevcut populasyonların genetik yapısının ortaya konması oldukça önemlidir. Bu nedenle bu tez çalışması ile Türkiye sularında dağılım gösteren bazı kerevit populasyonlarında populasyon içi ve populasyonlar arası genetik varyasyon parametrelerinin bulunması ve genetik bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, Türkiye'yi coğrafi olarak temsil eden 11 önemli kerevit populasyonundan toplam 220 kerevit örneği, 10 mikrosatellit belirteç kullanılarak genotiplendirilmiştir. Çalışılan 10 mikrosatellit lokus için toplam 172 allel elde edilmiş ve lokuslara göre allel sayısı 4 ile 44 arasında değişmiştir. Çalışılan tüm populasyonlardan elde edilen sonuçlar, gözlenen heterozigotluğun 0.046-0.854 arasında ve beklenen heterozigotluğun 0.054-0.901 arasında değiştiğini göstermiştir. Gen akışı (Nm) değeri 0.839 olarak hesaplanmıştır. Toplam genetik çeşitliliğin %21.96'sının populasyonlar arasındaki farklılıklardan, %22.83'ünün populasyon içindeki bireylerden ve %55.21'inin de tüm bireyler arasındaki farklılıklardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. İncelenen populasyonların genetik yapısı göz önüne alındığında, Çıldır Gölü ve Bafra Balık Gölleri dışındaki tüm populasyonlar arasında gen akışı olduğu belirlenmiştir. Türkiye'deki dar pençeli kerevit populasyonlarının genetik yapısı ilk kez bu tez çalışması ile SSR belirteci ile araştırılmıştır. Elde edilen veriler, Türkiye'deki dar pençeli kerevit populasyonlarının genetik çeşitliliği hakkında önemli bilgiler sağlamıştır. Bu bilgilerin kerevit populasyonlarının korunması ve yönetiminin yanı sıra kerevitlerle ilgili ıslah ve ıslah çalışmalarına destek olacağı düşünülmektedir
Learner autonomy representations in English language teaching (ELT) coursebooks
Öğrenen özerkliği, uzun zamandır dil öğrenimi ve öğretiminde çok popüler bir araştırma alanı olmuştur. Holec (1979), öğrenen özerkliğini "kişinin kendi öğrenmesinin sorumluluğunu üstlenme yeteneği" olarak tanımlar (s. 4). Fenner (2000), öğrencilerin kendi öğrenmeleri için sorumluluk alma fırsatına sahip oldukları zaman ders kitaplarının sağladığı tüm materyallerin, öğretme potansiyelleri nedeniyle önemli olduğuna inanmaktadır. Reinders ve Balçıkanlı (2011), dil derslerinin ve elbette o derste kullanılan ders kitaplarının öğrencilerin özerklik kavramıyla en muhtemel karşılaştıkları bağlamlar olduğunu öne sürmektedir. Ders kitaplarının dil öğrenimindeki öneminden hareketle, öğrenen özerkliğini geliştirmede önemli bir role sahip olduğuna inanılıyorsa, ders kitaplarının bazı materyal değerlendirme yaklaşımlarıyla sistematik olarak incelenmesi gerekir (Fenner, 2000). Bu çalışma, İngilizce dili eğitiminde (İDE) ders kitaplarında bulunan öğrenen özerkliği temsillerini incelemektedir. Bu çalışmaya Türkiye'de bulunan devlet, özel ve vakıf kurumlarında çalışan 58 İngilizce öğretmeni katılmıştır. Bu çalışmada bahsi geçen kitaplar belge analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu çalışmada kitaplardaki öğrenen özerkliği unsurları için bir kontrol listesi yazar tarafından oluşturulmuştur. Ek olarak, yedi açık uçlu sorudan oluşan bir açık uçlu anket on katılımcı tarafından cevaplanmıştır. Sonuçlar, İDE ders kitaplarının, öğrencileri ders kitaplarıyla etkileşime girmeye motive eden yeni, ilginç, yaygın, otantik ve günlük içerik ve konular içerdiğini ve içerik ve konuların öğrencilerin deneyimlerini dikkate aldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, bütün beceriler için kendi kendine çalışmayı teşvik ederler. İDE ders kitaplarının, öğrencilerin ders kitaplarını kolayca takip etmelerini ve öğrenmelerini izlemelerini sağlamak için ayrıntılı bir genel bakış sayfası içerdiği ve ders kitaplarının düzeninin uygun ve takip edilmesi kolay olduğu da bulunmuştur. Ayrıca ders kitapları, öğrencilerin tercihlerini olumlu yönde etkilemek için bilgilendirici ve işlevsel görseller ile renkli ve iyi organize edilmiş tasarım içerir. Dahası, İDE ders kitaplarının kolay erişime sahip olduğu ve güncel oldukları keşfedilmiştir. Öğrencilerin sınıf dışında ders çalışmasına olanak tanımak için tamamlayıcı materyaller ve görevler, çevrimiçi platform ve teknolojiyle bütünleşmiş materyaller sağlarlar. Ek olarak, İDE ders kitapları, öğrencilerin anlamalarını ve öğrenmelerini kontrol etmeleri ve neyi ve ne ölçüde öğrendiklerini kontrol etmek için kendi kendilerini izlemeleri için bazı bölümler aracılığıyla öz değerlendirmeyi teşvik eder. Sonuçlara göre, İngilizce eğitimi ders kitapları öğrencilere öğrenme yönetim sistemleri, öz denetim listeleri, öz değerlendirme, öğrenme kaynakları ve rehberli etkinlikler gibi özerk öğrenmeyle ilgili bazı bileşenler sağlar. Ek olarak, açık talimatlar ve etkinlikler, anlaşılır soru yapısı, açıkça verilen görev hedefleri ve revizyon bölümleri, öğrenen özerkliğiyle ilgili bileşenler olarak kabul edilir. Özellikle Covid19 pandemi süreci göz önüne alındığında, sonuçlar ELT ders kitaplarının öğrenenlerin bağımsız ve bireysel çalışmasına yardımcı olduğunu ve yukarıda da bahsedildiği gibi öğrenen özerkliği ile ilgili özellikler aracılığıyla öğrenenlerin sınıf dışı öğrenmelerini teşvik ettiğini ortaya koymaktadır
Çocuk işçiliğiyle mücadele politikaları üzerine bir inceleme
Tarihsel süreçte sınıflı toplumların oluşumundan beri işçi sınıfına mensup çocuklar gücü elinde bulunduran sınıfların lehine emek sürecinin birer parçası olmuşlardır. Çocukların kitlesel olarak sömürülmeye başladığı dönem ise Batı'da sanayi kapitalizminin yükselişe geçtiği dönemdir. Çocukların fabrikalarda uzun saatler ve oldukça kötü koşullarda çalıştırılmaları İngiltere'de çocuk işçilere yönelik ilk düzenlemeleri beraberinde getirmiştir. Batılı ülkelerin ulusal ölçekli düzenlemelerine rağmen, çocuk emeği sömürüsü, rotasını sanayi kapitalizmine yöneltmiş ülkelerin tamamında görülmeye başlamıştır. 20. yy.'ın ilk çeyreğinde çocukların çalıştırılmasına dair ilk uluslararası girişimler başlamış ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'un öncülüğünde 1970'li yıllara kadar periyodik olarak uluslararası asgari yaş sözleşmeleri kabul edilmiştir. Ancak bu sözleşmelerin genel karakteristik özelliği, dönemin egemen üretim biçimi olan sanayi kapitalizminin lehine, esnek, pragmatik ve sözleşmelere taraf ülkelerin ticari faaliyetlerine zarar vermeyecek şekilde düzenlenmiş oluşudur. Uluslararası alanda çocuk işçiliğine yönelik mücadele gündeminin oluşumu ise 1970'li yılların sonlarından itibaren başlamış ve 1980'li ve 90'lı yıllarda bu gündem giderek yoğunlaşmıştır. 1979 yılı Uluslararası Çocuk Yılı ilan edilmiş ve bu tarihten on yıl sonra Birleşmiş Miller Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kabul edilmiştir. 1991'de ILO Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı (IPEC)'nı başlatmış ve 1999'da 182 No'lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına Acil Eylem Sözleşmesi kabul edilmiştir. Günümüzde, 1980'li ve 90'lı yıllarda oluşan çocuk işçiliğiyle mücadele gündemi doğrultusunda uluslararası alanda çeşitli faaliyetler yürütülmektedir. Bu yıllara kadar çocuk işçiliğine karşı eylem plan ve programları olmayan Türkiye'nin mücadele gündemi de uluslararası kuruluşların mücadele politikalarına eklemlenmiştir. Araştırmanın ulaştığı nihai sonuç, yürütülen mücadele politikalarının, çocuk işçiliğinin temel nedeni olan kapitalizmin dinamiklerini göz ardı ettiği ve bu yönüyle çocuk işçilere ekonomik ve sosyal açıdan koruma sağlamaktan uzak olduğudur
1960-1970 dönemi Türk sinemasında çocuk işçiliği
Hakları ve yapısı gereği dezavantajlı gruplar içinde yer alan çocuklar birçok güçlükle karşı karşıya kalmaktadır. Bu güçlüklerin en önemlilerinden birisi de geçmişten günümüze kadar gelen ve devam etmekte olan çocuk işçiliğidir. Çocukların, çocukluk dönemlerinde, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren işlerde çalışmasına, çocuk işçiliği denmektedir. İlk bölümde çocuk işçiliğinin kavramsal çerçevesi yapılarak küresel bazda en yaygın çocuk işçiliği nedenleri açıklanmaktadır. Çalışmada ikinci bölümde sinema filmlerinin içinde yaşadığı toplumun yansıması ve dönemi hakkında veri kaynağı olduğu düşüncesiyle Türkiye' de 1960'lı ve 1970'li yıllarda çocukların çalıştığı sahnelerin bulunduğu Türk sinema filmlerinde, çocuk işçiliğine yönelik toplumun bakış açısını nasıl yansıttığı incelenmektedir. Üçüncü bölümde örneklemimizi oluşturan Türk sinema filmleri Nvivo10 paket programı kullanılarak kodlanmaya çalışılmış ve temalar elde edilmiştir. Araştırmanın amacı, çalışılan dönem itibariyle toplumun bakış açısını yansıtan filmler çerçevesinde çocuk işçiliği olgusunun içsel yapılarını anlayıp yorumlamaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi tekniği kullanılmıştır. 1960'lı ve 1970'li yılların özgürlükçü yapılarının sinema filmlerine yansıması sebebiyle bu dönemler çalışmanın kapsamını ve kısıdını oluşturmaktadır. Buna yönelik çocuk işçiliğini barındıran, iki film bulunmuş, Gecelerin Ötesi ve Yusuf ile Kenan filmleri analiz kapsamına konulmuştur. Nvivo10 paket programı kullanılarak kodlama, kategorileştirme ve temaları çıkarma işlemi yapılmış, buna uygun tema analizi, betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, yoksulluk, aile yapısı, zorunlu çalışma, deneyim kazanma etkisi gibi çocuk işçiliğinin bileşenlerinin, literatürle uyumlu olduğu görülmüştür. Verilerden elde edilen bulgulara göre çocuk işçilerin iş araması, olguya yönelik denetim faktörü, suça sürüklenme durumu, çalışma koşullarının çocuklara etkisi, çocuk yaşta çalışma bilincini oluşturma durumu gibi temalar ortaya çıkmıştır. Çocuk işçiliği olgusu hakkında çalışmaların oldukça fazla olmasına karşın ulusal anlamda 1960'lı ve 1970'li yıllar özelinde kavramın içsel yapısını keşfedip yorumlayan çalışmaların azlığından dolayı araştırma önemli seviyededir. Bu kapsamda geçmişe yönelik toplumun bakış açısında çocuk işçiliği olgusunu anlamamız ve günümüz çocuk işçiliği olgusuyla bütünleştirmemiz için araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir
32 Numaralı Kıbrıs Mutasarrıflığı Meclis-İdare defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (1876-1877)
Kıbrıs, 979/1570 yılında Osmanlı devleti tarafından fethedilmiş ve bu tarihten itibaren adada Türk hâkimiyeti başlamıştır. 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları sonucunda idarî ve sosyal anlamdaki birçok düzenlemenin ilk uygulandığı yerlerden birisi Kıbrıs adası olmuştur. Bu anlamda zaman zaman on altı kazaya kadar ulaşan Kıbrıs Mutasarrıflığı oluşturulmuştur. Aynı şekilde Sancak İdare Meclisi de mutasarrıfa yardımcı olmak ve sancakla ilgili birçok konuda karar almak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada Osmanlı Arşivi'nde bulunan Kıbrıs Mutasarrıflığı İdare Meclisi'ne ait 32 numaralı karar defterinin transkripsiyonu yapıldıktan sonra karar özetleri çıkarılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Osmanlı dönemi Kıbrıs'ın idari ve sosyal yapısı hakkında bilgi verildikten sonra, ülke genelinde Tanzimat ve Islahat Fermanlarına bağlı olarak ardı sıra gelen nizamnamelerle idari yapılardaki değişikliğin Kıbrıs'ta aldığı şekil üzerinde durulmuştur. Ayrıca bahse konu olan İdare Meclisi üyeleri ve çalışmaları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde defterin içeriği değerlendirilmiş; Üçüncü bölümde ise bu kararların birer özetleri verilmiştir. Defterde 341 karar bulunmaktadır. Bu kararlarda Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal ve siyasi yapısına dair birçok veri bulunmaktadır. Buna göre Kıbrıs'ta birçok ziraî ürün ekilmekte ve meyvecilik yapılmaktadır. Bu tür faaliyetlerin çekirge istilasından ve doğal afetlerden oldukça etkilendiği görülmektedir. Özellikle vergiler ve bunlara bağlı şikâyetler kararların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Ayrıca Kıbrıs'ın hububatta diğer şehirlere ihraçta bulunulduğu görülmektedir
Ada bazlı kentsel dönüşümde enerji verimliliği uygulamaları ve maliyet ilişkisinin incelenmesi: Antalya örneği
Kentler, ilk oluşumundan itibaren birçok sebepten yenilenme ya da dönüşüm sorunuyla karşılaşmışlardır. Yerleşim yerlerinin fiziki olarak iyileştirilmesi, sosyal ve ekonomik anlamda yaşanılabilir bir kente dönüştürülmesi kentsel planlamayla mümkündür. Dünyada her geçen gün yeni yerleşim alanlarının açılması, kentler giderek büyümesi enerji kaynakların kullanımının artmasına neden olmaktadır. Dünyada kentsel dönüşüm örnekleri incelendiğinde, özellikle enerjide dışa bağımlı olan ülkelerde, öncelikle ele alınan konuların başında bölgesel enerji verimliliğinin geldiği görülmektedir. Türkiye'de enerjiye olan talebin artması, her yıl enerji ithalatıyla milyarlarca doların harcanması, binalarda enerji verimliliğini artırmaya yönelik çalışmaların yürütülmesine neden olmuştur. Bu amaçla; gerçekleştirilen bu çalışmada örneklem olarak Antalya ili Kepez İlçesi, Gülveren Mahallesi'nde uygulanan ada bazlı kentsel dönüşüm projesinde yer alan örnek üç blok için enerji tüketim ve malzeme maliyet verilerine göre Baz Bina Modelleri oluşturulmuştur. Baz Bina Modellerinde enerjinin etkin kullanılmasına yönelik; ısı yalıtım malzemelerinde, cam ve aydınlatma sisteminde iyileştirmeler yapılarak, güneş kırıcı, hava kaynaklı ısı pompası, fotovoltaik sistem eklenerek ve optimum yönelim analizleri gerçekleştirilerek Tasarım Bina Modelleri oluşturulmuştur. DesignBuilder ve EnergyPlus termal simülasyon programları kullanılarak her bir iyileştirme ve uygulama sonrası Tasarım Bina Modellerinde elde edilen enerji tüketim sonuçları Baz Bina Modelleriyle karşılaştırılarak %32,4 ila %47,0 arasında enerji tasarrufu sağlandığı görülmüştür. Enerji verimliliğini arttırmaya yönelik yapılan iyileştirme ve uygulamaların oluşturduğu maliyet artışı hesaplanmıştır. Antalya'da bina kabuğunda uygulanacak optimum yalıtım malzemesi kalınlığı ömür maliyet analizi ve derece-gün metodu yardımıyla hesaplanmıştır. Çalışmanın bu özelliği ile Antalya özelinde enerji etkin yapı tasarım kriterleri oluşturularak belediyeler öncülüğünde gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projelerinin sürdürülebilir, enerjide etkin tasarlanması hedeflenmektedir
Sazan (Cyprinus carpio) yavru yeminde soya küspesi yerine kabak (Cucurbita pepo) çekirdeği küspesi kullanımının büyüme performansı ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu tez çalışmasında, aynalı sazan (Cyprinus carpio) yavru yeminde soya küspesi yerine kabak (Cucurbita pepo) çekirdeği küspesi kullanımının balıkların büyüme performansı ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla yemde soya küspesi yerine kabak çekirdeği küspesi (KÇK) %0 (Kontrol), %33 (KÇK33), %66 (KÇK66) ve %100 (KÇK100) oranında ikame yapılarak protein ve enerji değerleri benzer dört farklı deneme yemi hazırlanmıştır. Sazan yavruları, kapalı devre yetiştiricilik sisteminde bulunan 150 L hacmindeki 12 tanka her tankta 20 balık olacak şekilde tesadüfi olarak yerleştirilmiştir. Besleme denemesinde sazan balıkları hazırlanan deneme yemleriyle günde iki kez doyuncaya kadar 63 gün süreyle beslenmiştir. Deneme sonunda, kabak çekirdeği küspesi içeren yemlerle beslenen balıkların kontrol grubu balıklarına kıyasla daha iyi büyüme ve yem değerlendirme parametrelerine sahip olduğunu tespit edildi. Deneme sonu itibariyle KÇK66 grubunun deneme sonu ağırlığı, yüzde canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve yem dönüşüm oranı değerlerinin kontrol grubuna göre önemli derecede daha iyi olduğu belirlenmiştir (P 0,05). Yemde kabak çekirdeği küspesi artışı ile serum kolesterol ve trigliserit değerlerinin ise azaldığı belirlenmiştir (P < 0,05). Sonuç olarak, geleneksel olmayan bir yem hammaddesi olarak kabak çekirdeği küspesi, aynalı sazan yeminde soya küspesi yerine kullanılmasının balıklarının büyüme performansı ve sağlık durumu üzerine olumsuz etki göstermediği, soya küspesinin %66'sı yerine kabak çekirdeği küspesi kullanımında en iyi büyüme ve yem değerlendirme oranı elde edilmiştir
4-6 yaş çocuklarda öz-düzenleme becerileri
Öz-düzenleme, duyguların, düşüncelerin, dikkat ve performansa yönelik iç durumları veya tepkileri kontrol etme yeteneğidir (Ann-Bell ve Deater-Deckard, 2007). Bu çalışmanın amacı 4-6 yaş çocukların öz-düzenleme becerilerini incelemektir. İlişkisel tarama modelinde 2021 yılında yürütülen araştırmanın katılımcılarını gönüllük esasına dayanılarak 4-6 yaş arasında çocuğa sahip olan 194 anne oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu" ve "4-6 Yaş Çocukları İçin Öz-Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne Formu)" aracılığıyla toplanmıştır. SPSS programı kullanılarak yapılan veri analizinde Independent T testi, One Way ANOVA ve post hoc test olarak Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, çocukların okul öncesi eğitime devam etme durumu, "-mış gibi" oyunlar oynama sıklığı, ailenin gelir durumu, annenin yaşı, annenin öğrenim durumu, annenin çalışma durumu ve babanın öğrenim durumu değişkenlerine göre çocukların öz-düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığını göstermektedir. Araştırma sonucunda, anne görüşlerine dayanılarak çocukların öz-düzenleme becerilerinin alt boyutlarından olan, dikkat, çalışma belleği düzeylerinin yüksek seviyede olduğu, engelleyici kontrol-duygu seviyelerinin orta seviyenin üzerinde olduğu ve engelleyici kontrol-davranış alt boyutunun ise orta seviyede olduğu görülmüştür. Bulgular alan yazın doğrultusunda tartışılmış ve gelecekteki araştırmalara, uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur