Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Geçiş ekonomilerinde rasyonel vergi sisteminin uygulanabilirliği
Ülkelerin maliye politikası hedeflerine ulaşabilmesi için önemli bir koşul rasyonel vergi sisteminin kurulmasıdır. Bu koşulun sağlanması ülkelerin sadece vergi oranları veya hukuki regülasyonlarla değil daha geniş kapsamlı bir şekilde makroekonomik değişkenlerin birbirine olan uyumuyla mümkündür. Dolayısıyla çalışmada, rasyonel bir vergi sistemine neden olan dinamikler makro bir çerçevede ele alınmaktadır. Rasyonel vergi sistemi tesisinin incelenmesinde tarihsel mirası ve başlangıç koşullarının benzer olması nedeniyle geçiş ekonomileri önemli bir örneklem oluşturmaktadır. Bu tezde, otuz bir geçiş ekonomisinde rasyonel vergi sisteminin uygulanabilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu tespitin yapılmasında 2000-2018 dönemine ait veriler kullanılarak eşit ve farklı ağırlıklandırılmış rasyonel vergi sistemi endeksi geliştirilmiş ve eşit ağırlıklı endeks sonuçları geçiş ekonomilerinin mali, hukuki ve tarihsel dinamikleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Geçiş ekonomilerinin böyle bir endeks vasıtasıyla, bildiğimiz kadarıyla, değerlendirilmemiş olması mevcut tezin katkısını da ortaya koymaktadır. Endeks bulgularına göre rasyonel vergi sisteminin tüm ölçütler bazında Baltık bölgesinde kurulmuş, Çin Halk Cumhuriyeti, Balkan ve Doğu Avrupa'da ise kısmen tesis edilmiştir. Orta Asya ve Kafkasya ile Rusya'da ise rasyonel bir vergi sisteminin henüz oluşturulamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Panel veri analizi bulgularına göre ise rasyonel vergi sistemini negatif etkileyen en önemli değişken (Rusya ve Çin dahil) Asya'da vergi yükü iken Balkan, Baltık ve Doğu Avrupa bölgelerinde ise yolsuzluktur. Diğer taraftan bu sistemi pozitif etkileyen en önemli değişkenin ise Asya'da büyüme ve ekonomik özgürlük, Balkan bölgesinde kamu etkinliği, Baltık bölgesinde büyüme ve Doğu Avrupa bölgesinde ise kamu etkinliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır
Çevre yönetimi uygulamalarının çalışanların kurumsal itibar algısına etkisi: Ulusal zincir otel çalışanları üzerine bir araştırma
Bu çalışmada ulusal zincir otellerin çevre yönetimi faaliyetlerinin çalışanların kurumsal itibar algısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda on yedi farklı ulusal zincir otel markasının Antalya ve Muğla il sınırları içerisinde faaliyet gösteren otuz üç farklı resort otel işletmesinde 502 çalışana ulaşılmış ve anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya ve Muğla il sınırları içerisinde faaliyet gösteren beş yıldızlı ulusal zincir niteliği taşıyan otel işletmesi çalışanlarının oluşturması nedeniyle, örneklemin hesaplanmasında Yamane (2001), örneklem formülü kullanılmıştır. Elde edilen veriler, hipotez testleri sürecinde SPSS (paket istatistik) programı kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Her iki ölçek için geçerlilik ve güvenirlilik analizleri yapılarak model geçerliliğini test etmek için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi uygulanmış akabinde hipotez testleri için yol analizi yapılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre; çevre uygulamaları ölçeğine ait enerji/su tasarrufu ve geri dönüşüm boyutunun algılanan kurumsal itibar envanteri ölçeğine ait yönetim kalitesi ve güvenirlilik boyutu ile ürün/hizmet ve farklılık boyutlarını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çevre uygulamaları ölçeğine ait genel çevre bilinci boyutunun algılanan kurumsal itibar envanteri ölçeğine ait yönetim kalitesi ve güvenirlilik boyutu ile ürün/hizmet ve farklılık boyutları üzerinde pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Çevre uygulamaları ölçeğine ait görsel dış çevre boyutunun kurumsal itibar envanteri ölçeğine ait yönetim kalitesi ve güvenirlilik boyutu ile ürün/hizmet ve farklılık boyutları üzerinde pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir
Bulgaristan'da yaşayan Türklerin toplumsal, siyasal ve ekonomik durum analizi
Bulgaristan, içerisinde farklı etnik unsurların yer aldığı bir yapıya sahiptir. Osmanlı hakimiyeti altında uzun yıllar boyu kalan ülke, Balkanlar'ı Türkleştirme politikasından etkilenmiş ve Türklerin bölgeye yerleşmeleri ile birlikte Türk nüfusa ev sahipliği yapmıştır. Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan'daki tarihi uzun bir dönemi kapsamaktadır. Osmanlı hakimiyetinin Balkanlar'dan çekilmesiyle bölgedeki Türkler göçlere rağmen Bulgaristan topraklarını tamamıyla terk etmemiştir ve günümüzde de Bulgaristan'da varlıklarını sürdürmektedirler. Tez çalışması kapsamında; Bulgaristan'da yaşayan Türklerin toplumsal, siyasal ve ekonomik durumlarının sosyalist dönemden başlayarak günümüze kadar değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla göç, eğitim, din, siyaset ve ekonomi temaları çerçevesinde Bulgaristan Türklerinin durumlarının tarihsel arka planı ve güncel durumları, sosyalist dönem ve sosyalist dönem sonrası karşılaştırmalı olarak aktarılmıştır. Tez çalışmasında Bulgaristan'da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kırcaali ilinde derinlemesine görüşme ile alan araştırması yapılmıştır. Çalışma, literatür taraması ve alan araştırmasından elde edilen verilerin analiz edilmesiyle tamamlanmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında, Bulgaristan Türklerinin durumu tezin ana temaları doğrultusunda yorumlanarak değerlendirmeler yapılmıştır
Magnetik modifiye mezogözenekli malzemeler kullanılarak çeşitli ağır metal ve anyonların adsorbsiyon uygulaması
Bu tez kapsamında, ilk olarak magnetit (Fe3O4) ve düzenli mezogözenekli (MCM-41) partikülleri ayrı ayrı sentezlenmiş, magnetit (Fe3O4)'in MCM-41 ile sentez sırasında birleştirilmesi sağlanarak manyetik mezogözenekli silika (mag-MCM-41) malzeme elde edilmiştir. Elde edilen bu malzemenin kimyasal yüzey modifikasyonları yapılarak sırasıyla, sonucunda, mag-MCM-41-NH2, mag-MCM-41-SH, mag-MCM-41-NN ve mag-MCM-41-NN-Fe+3 malzemeleri sentezlenmiştir. Magnetit (Fe3O4)'in, yüzey merkezli kübik kristal sistem yapısında ve ±15 nm partikül boyutunda sentezlenebildiği FTIR, XRD ve TEM analizleri ile belirlenmiştir. Sentezlenen mag-MCM-41 malzemenin, ortalama 923 m2/g yüzey alanı ile "mezogözenekli" malzeme sınıfında yer aldığı ve hegzagonal özellik gösterdiği, N2 adsorpsiyon-desorpsiyon izotermleri, FTIR, TEM, BET ve SAXS analizleri ile desteklenmiştir. mag-MCM-41-NH2, mag-MCM-41-SH, mag-MCM-41-NN ve mag-MCM-41-NN-Fe+3 malzemelerinin yüzey modifikasyonları FTIR, elementel analiz ve EDTA titrasyonu (Fe+3 analizi) analizleri ile doğrulanmıştır. Adsorban olarak mag-MCM-41, mag-MCM-41-NH2 ve mag-MCM-41-SH malzemeleri kullanılarak Ni(II), Cd(II) ve Cu(II) ağır metal iyonlarının kinetik ve adsorpsiyon izoterm çalışmaları; mag-MCM-41 ve mag-MCM-41-NN-Fe+3 kullanılarak ise fosfat (PO4-3) anyonunun kinetik ve adsorpsiyon izoterm çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon işleminin ardından, manyetik adsorbent malzemeler bir mıknatıs yardımıyla çözelti ortamından kolayca uzaklaştırılabilmiştir. Kinetik ve adsorpsiyon izoterm çalışmaları sonucunda, mag-MCM-41, mag-MCM-41-NN ve mag-MCM-41-NN-Fe+3 adsorbentleri üzerine fosfat anyonu adsorpsiyonunun kimyasal adsorpsiyon olduğu, tüm adsorbentler üzerine fosfat adsorpsiyonunun tek tabakada gerçekleştiği ve MCM-41-NN-Fe+3 adsorbentinin maksimum adsorpsiyon kapasitesi değerinin (q0) diğer adsorbentlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ağır metal iyonlarının kinetik ve adsorpsiyon izoterm çalışmaları sonucunda, mag-MCM-41, mag-MCM-41-NH2 ve mag-MCM-41-SH adsorbentleri üzerine Ni(II), Cd(II) ve Cu(II) iyonlarının adsorpsiyonunun kimyasal adsorpsiyon olduğu, tüm adsorbentler üzerine Ni(II), Cd(II) ve Cu(II) ağır metal iyonlarının her birinin ayrı ayrı adsorpsiyonunun tek tabakada gerçekleştiği ve mag-MCM-41-SH adsorbentinin Cd(II) iyonları ile adsorpsiyonunda en yüksek maksimum adsorpsiyon kapasitesine (q0) ulaşıldığı belirlenmiştir
Yapım aşamasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yolları: KIK ve FIDIC dokümanları üzerinden bir karşılaştırma
İnşaat sektörünün en büyük problemlerinden birisi olan uyuşmazlıklar genellikle sözleşme sonrasında, yapım sürecinde yüklenici ve işveren arasında oluşarak süreci olumsuz yönde etkilemektedir. Türk inşaat sektörünün en büyük işvereni olan kamunun taraf olduğu projelerde uyuşmazlıklara oldukça sık rastlanılmaktadır. Bu uyuşmazlıklar henüz oluşmadan önlenemezse veya oluştuktan sonra hızla çözümlenemezse temel proje hedefleri olan süre, maliyet ve kalite hedefleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durum da kamu kaynaklarının etkin kullanımı ilkesiyle çelişmektedir. Kamunun taraf olduğu yapım işlerinde tabi olunan Kamu İhale Kanunu (KİK), Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu (KİSK) ve bu kanunlarla bağlantılı olan yönetmelikler olası bir uyuşmazlık durumunda izlenecek prosedürleri içermektedir. Ancak bu prosedürler uyuşmazlıkların giderilmesi hususunda yetersiz kalmaktadır. Diğer yandan, uyuşmazlık çözümü konusunda standart prosedürler geliştirip uygulayan ve başarılı sonuçlar alan Birleşmiş Mühendisler Sözleşme Dokümanları Komitesi (Fédération Internationale des Ingénieurs Conseils- FIDIC) bu konuda olumlu bir örnek teşkil etmektedir. FIDIC, 2017 yılında yeni basımlarını yayınladığı standart formlarında uyuşmazlıkları henüz oluşmadan çözümlemeyi amaçlayan uyuşmazlık kaçınma ve karar kurulunu (UKKK) ortaya çıkarmıştır. Bu kurul sözleşmeyle birlikte kurulmakta, standart saha ziyaretleri ve toplantılarla sürecin bir parçası olmakta, işveren ve yüklenici arasında olası bir uyuşmazlık fark ettiğinde gayri resmi olarak çözümlemeyi amaçlamaktadır. Uyuşmazlıktan kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise hızla soruna müdahale edilerek bu kurul tarafından uyuşmazlık çözüme ulaştırılır. Tahkime ancak tarafların UKKK kararından memnun olmadığı durumda başvuruda bulunulabilir. Bu çalışmanın amacı, inşaat sektöründe yapım aşamasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yollarından olan uyuşmazlık kurullarının incelenmesi, KİK ve FIDIC dokümanlarında tanımlanan uyuşmazlık çözüm süreçlerinin maliyet, süre ve kalite kriterleri üzerinden karşılaştırılarak KİK'in eksik yönlerinin tespit edilmesidir. Kamunun taraf olduğu yapım işlerinde kullanılan KİK, KİSK ve bu kanunlarla doğrudan bağlantılı alt dokümanlardan olan Yapım İşlerine Ait Tip Sözleşme (YİTS), Yapım İşleri Genel Şartnamesi (YİGŞ) ve dolaylı olarak bağlantılı olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu Başkanlığının Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği (YFKY) çalışma kapsamına alınmıştır. FIDIC tarafında ise kamunun da esas olarak kullandığı geleneksel proje teslim sistemine uygun olan Kırmızı Kitap, genel maddeler ve alt dokümanlar Uyuşmazlık Kaçınma ve Karar Anlaşması Genel Şartnamesi (UKKK GŞ), Uyuşmazlık Kaçınma ve Karar Kurulu Usul Kuralları (UKKK Kuralları) bu kapsama dahil edilmiştir. Bu araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle ilk aşamada Türk yapı mevzuatı ve FIDIC dokümanları uyuşmazlık çözüm süreci yönü ile analiz edilmiştir. Sonraki aşamada FIDIC ve KİK uyuşmazlık çözüm sürecinin süre, maliyet ve kalite kriterleri yönünden karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, KİK'te uyuşmazlık çözümüne ilişkin hususların farklı dokümanlarda dağınık bir şekilde ele alındığı, yüklenici ve idare arasında bir eşitsizliğin söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Maliyet açısından KİK ve FIDIC dokümanları karşılaştırıldığında, KİK'te uyuşmazlık çözümü için bir bütçe ayrılmadığı, FIDIC'te UKKK kullanımının projenin ilk bütçesini arttırdığı görülmüştür. Ancak bu maliyetle ileride oluşacak resmi yargı masraflarının önüne geçilmektedir. Süre yönünden karşılaştırıldığında, KİK'te uyuşmazlık çözümü için Yüksek Fen Kurulu'na (YFK) başvurulabiliyor olsa da bu başvuru zorunlu değildir ve esas uyuşmazlık çözüm yolu resmi yöntemlerdir. Resmi yöntemler de çözüme ulaşması uzun süren, maliyetli olan ve taraflar arasındaki ilişkiyi zedeleyen yöntemlerdir. FIDIC'te ise UKKK sözleşme aşamasında kurulduğu için hem uyuşmazlıktan kaçınmayı sağlar hem de kaçınılamayan uyuşmazlıkları hızla çözüme ulaştırır, tahkime olan ihtiyacı azaltır. Kalite açısından değerlendirildiğinde UKKK kullanımının doğrudan ve dolaylı olarak projenin kalitesine olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları FIDIC tarafından 1995 yılından beri revize edilerek kullanılan uyuşmazlık kurulu kavramının KİK mevzuatına uyarlanmasının kamu yapım projelerindeki uyuşmazlık sorununu süre, maliyet ve kalite açısından oluşturacağı faydalarla büyük ölçüde çözümlemeye katkı sağlayacağını ortaya koymaktadır. Bu uygulama aynı zamanda mahkemeler üzerindeki iş yükünü de önemli ölçüde azaltacaktır. Türkiye'de özel sektörün de KİK'in standart sözleşmelerini kullanması nedeniyle UKKK kullanımının daha da yaygınlaşacağı öngörülmektedir
Filozoflara göre çocuk: tarihsel bir çalışma
Çocuk, tarih boyunca her dönemde ve toplumsal anlamda değişmiş bir kavramdır. Antik Dönem, Ortaçağ ve Modern Dönem'de filozofların çocuk görüşleri birbirinden farklılık göstermektedir. Bu elbette toplumsal yaşamın değişmesi, dönemde etkili olan yaşam anlayışı ve gündelik yaşamda yer alan durumlarla da ilişkilidir. Antik dönemde çocuğun bir yurttaş olarak iyi birisi olması görüşü yer almakta ve çocuğa verilecek olan eğitim bu şekilde yönlendirilmektedir. Çocuk doğası gereği bir potansiyele sahiptir ve bu potansiyele ancak eğitimle yön verilebilmektedir. Antik dönemde beden eğitimi, müzik ve yaşına göre kategorize edilmiş bilgi şeklinde bir eğitim uygun görülmektedir. Ortaçağ'da ise çocuk küçük yetişkin olarak görülmekte, yetişkinlik sorumluluklarını üstlenmek üzere yetiştirilmektedir. İlk günah öğretisinin hakim olması nedeniyle çocuğa eğitim verilirken onun keskin, katı kurallar çerçevesinde uygulanması önerilmektedir. Ortaçağ'da Batı ile İslam filozofları arasında çocuğa bakış biraz farklıdır. Batı filozofları çocuk konusunda daha keskin görüşlere sahiptir, İslam filozofları ise çocuğun anlayabileceği türden bir eğitim, öğretimin olması gerektiğini ifade etmektedir. Genel olarak toplumsal kabulde çocuğa yönelik katı tavrın korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Modern Dönem'de ise çocuk bir bireydir. Kendine ait duygu ve düşünceleri bulunmaktadır. Onu doğru yönlendirmek, onun kişiliğinin oluşmasında en temel noktadır. Çocuk, kendisine öğretilen neyse onu uygulamaktadır. İyi davranış ve alışkanlıklar ancak sık uygulama yoluyla kalıcı hale gelmektedir. Modern dönem filozofları çocuk eğitiminde temel olarak şiddet, baskı ve ceza yöntemlerinin temel olmaması gerektiği görüşüne sahiptir. Çocuk için sevgi esastır ve bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Modern dönemde eğitim, toplumsal olarak ve çocuk açısından elzem görülmektedir. Eğitimde yer alan yalnış uygulamaların değiştirilir, çocuğa verilen değerin artar ve bu dönemde eğitim sevgi odaklıdır. Bu bakış açısı günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Çocuk, tarihsel süreçte anlamca değişmiş, potansiyeli değerlendirilmesi gereken bir birey olarak kabul edilmiştir. Çocukta doğası gereği yer alan özellikler ve durumlar günümüzde değer görmekte, eğitim-öğretim de ona göre düzenlenmektedir. Temel eğitimin yanısıra kültürel ve toplumsal yaşama katılan çocuk, filozofların görüşlerinde de yer aldığı üzere, hem sevgiyi hem de saygıyı hak eden bir birey olmaktadır
Pankreatik beta hücresi genlerinin sentetik mRNA'larının polisistronik olarak dizaynı, in vitro sentezi ve karakterizasyonu
Hücrelere DNA veya RNA'yı etkili ve güvenilir bir şekilde in vitro ve in vivo koşullarda aktarmak için transfer yöntemleri gerekmektedir. Gen aktarım yöntemleri genel olarak viral vektörler ve viral vektör kullanılmayan yöntemler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Viral vektörlerde, hücrelere genetik materyal aktarmak için virüslerin doğal bulaşıcılığından yararlanılmaktadır. Viral vektörlerin dezavantajları immünojenite ve aktarılan genetik materyalin genoma rastgele yerleşmesidir. Viral vektör kullanılmayan yöntemler genetik materyali hedef hücrelere aktarmak için fiziksel yöntemlerden veya kimyasal bileşiklerden yararlanmaktadır. Kimyasal yöntemler genellikle viral vektörlerden daha az immünojenik olmakla birlikte daha güvenlidir. Viral vektör kullanılmayan yöntemlerde in vitro transkripsiyon ile oluşturulan mRNA, ticari olarak temin edilebilen kitlerle kolayca elde edilebildiğinden, terapötik gen iletiminde plazmit DNA yerine kullanmak için etkili bir yöntemdir. Çeşitli mRNA modifikasyonları ve aktarım yöntemleri birleştirilerek, mRNA gen terapisinin etkinliği büyük ölçüde geliştirilmiştir. Monosistronik mRNA kullanılarak yapılan beta hücre farklılaşması için üç ana transkripsiyon faktörünün (PDX1, NGN3 ve MAFA) hücre içinde eksprese olması gerekmektedir. Monosistronik olarak sentezlenen her bir genin mRNA'larının aynı hücre hatlarına transfeksiyonu sonucu yapılan çalışmalarda hücre farklılaşması düşük verimlilikle sonuçlanmıştır. Bu çalışmada sentetik polisistronik mRNA teknolojisi kullanılarak transfeksiyon ve programlama veriminin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda PDX1, NGN3 ve MAFA transkripsiyon faktörlerine ait mRNA'ların polisistronik olarak tasarlanması, in vitro sentezi ve AR42J-B13 hücreleri ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda sentetik polisistronik mRNA dizaynı ve in vitro sentezi başarılı bir şekilde gerçekleştirilerek ekzogenik Pdx1, Ngn3 ve MafA genlerinin aktivasyonu başarılı bir şekilde gösterilmiştir
18. Yüzyıl Fransız düşüncesinde Diderot'un yeri ve önemi
Bu tezde, XVIII. yüzyıl Fransız Aydınlanma Felsefesi içerisinde yetişmiş oyun yazarı, sanat yönetmeni ve aynı zamanda filozof olan Denis Diderot'nun önemli düşünceleri ele alınmıştır. Fakat Aydınlanma dönemine ve Diderot'ya geçilmeden önce Ortaçağ, Rönesans Dönemi ve ve Yeniçağ Felsefeleri incelenmiştir. Sebebi ise Diderot'nun gelişmesinin alt yapısının önceki dönemlere önemli ölçüde bağlı olmasıdır. Bilgi birikimine bağlı olarak Diderot, toplumsal bir felsefi temele, tüm düşünce sistemini oturtmuştur. İnsanların bir bütün oluşturması gerektiğini ve özgürlüklerini bu bütünün yani toplumun çıkarlarını gözeterek yaşamaları gerektiğini savunmuştur. Editörlüğünü yaptığı ve kendisi de içerisine maddeler yazdığı Ansiklopedi'sini toplumunun her kesimine ulaştırmış ve toplumsal bir birlik oluşturmayı başarmıştır. Ansiklopedi başta olmak üzere eserleri, düşüncelerini yansıtmasından dolayı ayrı ayrı öneme sahip olan Diderot'nun varlık anlayışı deizme ve materyalizme dayanırken, bilgi kuramı sensualisttir. Ahlak ve politika anlayışını erdem ve mutluluk kavramı üzerine kurmuş olan Diderot, sanatını da ahlak anlayışı çerçevesinde şekillendirmiştir. Diğer düşünürlerden farklı olarak Denis Diderot farklı alanlardaki düşünceleri bir bütünlük içerisinde ele almayı başarmıştır. Onun düşünceleri belki bir Kant ya da Locke gibi çığır açıcı nitelikte değildir ama dönemini aşmış ve XX. yüzyıla kadar uzanarak birçok filozofa etki etmiştir. Diderot, aynı zamanda Fransız Devriminin başlamasında rol oynayan bir düşünürdür. Tezimiz, bu denli geniş bir bilgi birikimine sahip olan Denis Diderot'nun önemli fikirlerini bir araya toplamak ve Onun dönemi içerisinde fazla önemsenmemesine karşılık, aslında ne kadar değerli ve saygı duyulması gereken bir düşünür olduğunu açıklamak amacındadı
Stevia ekstraksiyonunda santrifüj kuvvetinin steviol glikozitlerinin difüzyonu üzerine etkisi
Tatlandırıcılar günlük hayatta kullanılan şekerlerin yerini almak üzere üretilen genellikle aynı miktarda şekerden daha tatlı olan ve daha az enerji içeren yapay veya doğal maddelerdir. Birçok tatlandırıcının yüksek düzeyde tüketilmesi bazı olumsuz sağlık etkilerine neden olmaktadır. Bu nedenle alternatif kaynaklara ihtiyaç duyulmuştur. Son yıllarda gıda maddelerinin üretiminde yapay tatlandırıcılar ve şeker alkollere alternatif olarak doğal tatlandırıcıların kullanılma eğilimi artmaktadır. Birçok gelişmiş ülkede "yeşil altın" olarak kabul edilen ve şeker otu olarak bilinen stevia bitkisinden (Stevia rebaudiana B.) üretilen doğal tatlandırıcıların şeker hastalığı (diyabet) ve obezite gibi kronik hastalıkların önlenmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Steviol glikozitler sakarozdan 200-300 kat daha tatlıdır ve insan sağlığı üzerinde hiçbir olumsuz etkisi kanıtlanmamış olmakla birlikte kalorik değeri sıfır (0) kabul edilmektedir. Ayrıca stevia bitkisi steviol glikozitler dışında olumlu sağlık etkileri olan fenolik bileşikler gibi biyoaktif antioksidanlara da sahiptir. Endüstriyel üretimde steviol glikozitlerin ekstraksiyon aşamasını çeşitli saflaştırma aşamaları takip etmektedir. Bitkisel kaynaklardan besin değeri taşıyan bileşiklerin izole edilmesi için geleneksel yöntemler kullanılmaktadır. Bunun için literatürde birçok yöntem önerilmektedir. Bu yöntemlerden bazıları CO2 ve yardımcı çözücü olarak etanol kullanılarak süper kritik sıvı ekstraksiyonu (SFE), subkritik su ekstraksiyonu (SCW), ultrason uygulamaları, mikrodalga uygulamaları, ultrafiltrasyon ve yüksek basınçlı sıvı ekstraksiyonu (HPLE) olarak sıralanabilir. Bununla birlikte, günümüzde doğa dostu olarak bilinen sürdürülebilir ve uygulanabilir süreçler elde etme ihtiyacı hem gıda endüstrilerinin hem de gıda bilimcilerinin yeşil ekstraksiyon konseptiyle tam uyumlu yeni süreçler geliştirmesine yol açmıştır. Bu amaçla literatürde steviol glikozitlerin ekstraksiyonu ve tatlandırılmış ürünlerin üretiminde kullanımları ile ilgili devam eden birçok çalışma bulunmaktadır. Son zamanlarda steviol glikozitlerin (SGs) ekstraksiyonu için çevreye duyarlı yeni yaklaşımlar araştırılmıştır. Bunlar örneğin basınçlı sıcak su (PHWE), mikrodalga destekli (MAE) ekstraksiyon, ultrason destekli ekstraksiyon (UAE) ve yüksek performanslı ince katman kromatografisidir (HPTLC). Bu araştırmada, stevia yapraklarından majör steviol glikozitlerin ekstraksiyonu için çeşitli proses koşullarının etkisini belirlemek amacıyla çalışmalar yürütülmüştür. Üç adet ekstraksiyon parametresi kullanılarak denemeler yapılmıştır. Bu faktörler; seyreltme faktörü, ekstraksiyon sıcaklığı ve santrifüj kuvveti olarak seçilmiştir. Birinci denemede çözücü olarak su ve materyal olarak yaş stevia yaprağı kullanılmıştır. Santrifüjleme için 2400, 2900 ve 3400xG seviyelerinde santrifüj kuvveti uygulanmıştır. Ekstraksiyon sıcaklığı 40, 45 ve 50°C olarak seçilmiş ve seyreltme faktörleri 5 kat, 7,5 kat ve 10 kat olarak ayarlanmıştır. İkinci denemede, çözücü olarak su ve materyal olarak kurutulmuş stevia yaprakları kullanılmıştır. Üçüncü denemede ise çözücü olarak etil alkol ve materyal olarak kurutulmuş stevia yaprağı kullanılarak önceki koşullarda denemeler gerçekleştirilmiştir. Tüm denemelerde, örnekleme koşulları Yüzey-Yanıt Metodu (YYM) kullanılarak ve beş yanıt dikkate alınarak optimize edilmiştir. Stevia ekstraktlarından en yüksek miktarda rebaudiosit A izole etmek amacıyla Box-Behnken Tasarım (BBT) yöntemi tarafından öngörülen optimum koşullar oluşturulmuştur. Buna göre seyreltme faktörü olarak 7,69 kat, santrifüj kuvveti olarak 2915xG ve ekstraksiyon sıcaklığı olarak 44,77°C uygulanmıştır. Ayrıca, kurutulmuş stevia yaprağının sulu ekstraktlarına, maksimum rebaudiosit A ve steviosit veriminin sağlanması için 8,44 oranında seyreltme faktörü, 3399,99xG santrifüj kuvveti ve 40°C ekstraksiyon sıcaklığı uygulanmıştır. Etanollü ekstraktlardan maksimum rebaudiosit A ve steviosit ekstraksiyonu için 3002,36xG düzeyinde santrifüj kuvveti ve 40°C ekstraksiyon sıcaklığının uygun olduğu saptanmıştır. En yüksek steviol glikozit verimine çözücü olarak su kullanılan ekstraksiyon denemelerinde ulaşılmıştır
Hayali Bey Divanı (İnceleme-Tenkidli Metin-Dil İçi Çeviri)
Edebiyatımızda duyuş, hassasiyet ve hayal bakımından büyük İran şairi Hâfız-ı Şîrâzî (ö. 1390 (?))'ye benzetilen, Bâkî (ö. 1600) gelene kadar devrinin "Melikü'ş-Şu'arâ"sı olarak anılan Hayâlî Bey (ö. 1557)'in elimizdeki tek eseri olan Dîvân'ı ilk defa 1945 yılında merhum Ali Nihat Tarlan tarafından tenkitli metin olarak neşredilmiştir. Yapılan bu metin neşri ülkemizde ilk tenkitli metin çalışması olarak kabul edilmiş ve daha sonraki metin neşri çalışmalarına örnek teşkil etmiştir. O zamandan günümüze dek Hayâlî Bey Dîvân'ı ile alakalı çeşitli kitaplar, makaleler, tezler, incelemeler yapılagelmiştir. 1945 yılından bu zamana kadar yurt içi ve yurt dışında bulunan kütüphanelerdeki katalogların yenilenmesi, hatta yeniden oluşturulması yeni nüshaların keşfedilmesine sebep olmuş; böylelikle eseri yeniden ele almak için uygun zemin oluşmuştur. Sadece 16. yüzyılın değil bütün Osmanlı Edebiyatı'nın en müstesna şairlerinden biri olan Hayâlî Bey'in Dîvân'ına gerekli ehemmiyetin verilmesi niyetiyle çalışılan bu tezde, ilk olarak şairin bilinen tüm divan nüshalarının tespit edilmesi amaçlanmış ve bu doğrultuda 48 dîvân nüshası temin edilmiştir. Nüshaların değerlendirilmesi sonucunda stemma oluşturulmuş ve 8 farklı nüsha ailesinden gelen nüshalarla tenkitli metin kurulmuştur. Daha sonra metnin adeta sağlaması da sayılabilecek dil içi çevirisi yapılmıştır. Elde edilen bulgular ve Tarlan neşriyle olan farklılıklar sonuç kısmında değerlendirilmiştir