Türk-Alman University Institutional Repository
Not a member yet
3665 research outputs found
Sort by
A brief analysis of the Russian Federation And Ukraine conflict in terms of international law
Rusya Federasyonu ile Ukrayna arasında, özellikle son dönemde silahlı çatışmaya dönüşen bazı uyuşmazlıklar yaşanmıştır. 16 Mart 2014 tarihinde Kırım’da gerçekleştirilen referandum neticesinde ortaya çıkan hukuki durum, sonrasında her ne kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun almış olduğu 68/262 sayılı Karar ile tanınmamış olsa da önemli bir süreci başlatmıştır. Rusya Federasyonu’nun Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan bu süreç, gelinen noktada uluslararası hukuk açısından önemli sonuçları beraberinde getirmiştir. Bu sonuçların belki de en önemlisi, Rusya Federasyonu tarafından “Luhansk Halk Cumhuriyeti” ve “Donetsk Halk Cumhuriyeti” olarak adlandırılan toprakların bağımsızlıklarının kabul edilmesidir. Bu tanıma işleminin öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan hukuki durumun; Birleşmiş Milletler Andlaşması ve uluslararası örf-âdet kuralları açısından kısaca değerlendirilmesi önemlidir. İki devlet arasında yaşanan uyuşmazlıklar çok yönlüdür. Rusya Federasyonu tarafından askeri müdahalenin gerekli olduğuna ilişkin ileri sürülen üç hukuki ifade dikkat çekicidir. Bunlardan ilki, Rusya Federasyonu’nun önleyici meşru savunma hakkı olduğuna ilişkindir. Ancak, uluslararası hukukta bu argümanı destekleyen yazılı bir norm olmaması nedeniyle ilgili argümanın birçok tartışmayı beraberinde getirdiği de bir gerçektir. İkinci argüman ise Luhansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti tarafından yapılan çağrının karşılığında Rusya Federasyonu’nun Birleşmiş Milletler Andlaşması madde 51 düzenlemesi uyarınca kolektif meşru savunma hakkının olduğuna ilişkindir. Rusya Federasyonu’nun uluslararası hukuku ilgilendiren son temel argümanı ise Ukrayna’da bazı kesimlere yönelik olarak soykırım, saldırı gibi fiillerin gerçekleştirildiği iddiasıdır. Böylece Rusya Federasyonu, insani amaçla gerçekleştirilen askeri operasyonun uluslararası hukuka uygun olduğunu iddia etmektedir. Uluslararası hukuk açısından ortaya çıkan bu durumun; kuvvet kullanma yasağı, tanıma, self-determinasyon ve benzeri konularla genel bir çerçeveden tartışılması önemli görünmektedir.There have been some conflicts between the Russian Federation and Ukraine, which have turned into an armed conflict, especially in the recent period. The legal situation that emerged as a result of the referendum held in Crimea on March 16, 2014, which was not recognized with the resolution 68/262 of the United Nations General Assembly, started an important process. This process, which started with the annexation of Crimea by the Russian Federation, has brought important results in terms of international law at the point reached. Perhaps the most important of these results is the recognition of the independence of the lands called "Luhansk People's Republic" and "Donetsk People's Republic" by the Russian Federation. The legal situation that arose before and after this recognition process; It is important to briefly evaluate it in terms of the United Nations Charter and international customary rules. Disputes between the two states are multifaceted. Three legal statements put forward by the Russian Federation regarding the necessity of military intervention are noteworthy. The first of these concerns the right of the Russian Federation to preventive self-defense. However, since there is no written norm supporting this argument in international law, it is a fact that the relevant argument brings with it many discussions. The second argument is that in response to the call made by the Luhansk People's Republic and the Donetsk People's Republic, the Russian Federation has the right of collective self-defense pursuant to article 51 of the United Nations Charter. The last main argument of the Russian Federation concerning international law is the allegation that acts such as genocide and attacks were carried out against certain groups in Ukraine. With this claim, the Russian Federation accepts that the military operation carried out for humanitarian purposes is in accordance with international law. This situation, which has emerged in terms of international law, should be discussed in a general framework with the prohibition of use of force, recognition, self-determination and similar issues
Scope and Limits of Examination Obligation of Debt Collector in Regard to Enforcement Procedure Specific for Negotiable Instruments
Kambiyo senetleri, kamu güvenliğini haiz ve tedavül hızı yüksek senetlerdir. Bu nedenle İcra ve İflâs Kanunu’nun 167. maddesi ve devamı hükümlerinde kambiyo senedine bağlanmış alacaklarda, alacaklı lehine hızlandırılmış ve kolaylaştırılmış bir takip yolu benimsenmiştir. Kambiyo senetlerine özgü hacizle veya iflâsla takip yolunda, genel haciz yoluyla takip veya genel iflâs yoluyla takibe nazaran takip talebiyle borçluya ödeme emri gönderilene kadar geçen süreç içerisinde icra müdürüne bazı ek inceleme yükümlülüğü yüklenmiştir. Bu çalışmada kambiyo senedine özgü haciz veya iflâs yoluyla takiplerde icra müdürünün takip şartlarına ilişkin yapması gereken incelemenin kapsamı ve sınırları incelenecektir.Im türkischen Vollstreckungsrecht ist die Wechsel- und Scheckvollstreckung ähnlich wie im schweizerischen Betreibungsrecht speziell geregelt. Anders als im schweizerischen Betreibungsrecht kann der Inhaber eines Wechsels bzw. Schecks gegen den Aussteller und Indossanten Vollstreckungsverfahren auf Pfändung oder auf Insolvenz einleiten. Mit Einleitung einer Wechsel- bzw. Scheckvollstreckung muss der Gläubiger das Original des Wechsels an seinem Vollstreckungsbegehren anhängen. Wenn der Gläubiger Inhaber eines Schecks ist und die Forderung aus dem Scheck von der bezogenen Bank teilweise ausgezahlt worden ist, hat die bezogene Bank die Vor- und Rückseite des Schecks zu kopieren und dem Gläubiger eine beglaubigte Kopie auszuhändigen. Im Rahmen dieses Vollstreckungsverfahren sieht das türkische Zwangsvollstreckungs- und Insolvenzgesetz Nr. 2004 vor, dass der Vollstreckungsbeamter überprüfen muss, ob die Voraussetzungen einer Wechsel- oder Scheckvollstreckung vorliegen. In Rahmen dieser Prüfung muss der Vollstreckungsbeamte vorerst kontrollieren, ob das Original des Wechsels bzw. die beglaubigte Kopie des Schecks mit dem Vollstreckungsbegehren dem Vollstreckungsamt eingereicht worden ist.Negotiable instruments comprise a security function and may circulate rapidly through transfer by endorsement. For this reason, an accelerated and facilitated enforcement procedure has been adopted in Article 167 and following provision of Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004 in favor of the creditor for the receivables tied to the negotiable instrument. The enforcement procedure specific for negotiable instruments imposes some additional examination obligations on the debt collector during the process until the debtor is sent a payment order. In this study, the scope and limits of the examination obligations of the debt collector regarding the prerequisites of the enforcement procedure specific for negotiable instruments will be examined
Molecularly imprinted polymer based sensors for SARS-CoV-2: where are we now?
Since the first reported case of COVID-19 in 2019 in China and the official declaration from the World Health Organization in March 2021 as a pandemic, fast and accurate diagnosis of severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2) has played a major role worldwide. For this reason, various methods have been developed, comprising reverse transcriptase-polymerase chain reaction (RT-PCR), immunoassays, clustered regularly interspaced short palindromic repeats (CRISPR), reverse transcription loop-mediated isothermal amplification (RT-LAMP), and bio(mimetic)sensors. Among the developed methods, RT-PCR is so far the gold standard. Herein, we give an overview of the MIP-based sensors utilized since the beginning of the pandemic
Spherical bipolar fuzzy weighted multi-facility location modeling for mobile COVID-19 vaccination clinics
A pandemic was declared in 2020 due to COVID-19. The most important way to deal with the virus is mass vaccination which is a complex task in terms of fast transportation and process management. Hospitals and other health centers are appropriate for vaccination process. In addition, in order to protect other patients from COVID-19 and provide rapid access to vaccines, mobile vaccination clinics can also be considered. In this study, the location assignments of mobile vaccination clinics that can serve some regions of three cities in Turkey are examined. The linear formulation of the problem is given, and the multi-facility location problem for COVID-19 vaccination is investigated with Lagrange relaxation and modified saving heuristic algorithm. For the proposed fuzzy MCDM integrated saving heuristic, the importance of candidate locations is calculated with the aid of decision makers who give their views in spherical bipolar fuzzy information. The results of different approaches are compared, and it is intended to guide future studies
Acceptance of Syrian refugees in Turkey: The roles of perceived threat, intergroup contact, perceived similarity and temporary settlement
[No abstract available
Yargıtay kararlarında sigorta tahkimi
Mahkeme önüne gelebilecek tüm uyuşmazlıkların halli bakımından önem taşıyan her hususun, önceden öngörülmek suretiyle soyut bir kurala bağlanması, Kıta Avrupası hukuk sistemini benimsemiş ülkeler açısından dahi beklenebilecek ve önerilecek bir durum değildir. Buna her şeyden evvel sosyal olayların çeşitliliği ve dinamikliği izin vermez. Kaldı ki hukuku bütünüyle donduracak böyle bir durum şayanı tavsiye de değildir. Bu noktada yargı kararlarının Kıta Avrupası hukuk sisteminde hukukun yardımcı kaynağı olmaklığı ön plana çıkar. Şöyle ki, somut bir hayat olayına uygulanacak hukuk kuralının mevcut bulunmayışı ve bu eksikliğin giderilmesi için kanun koyucunun harekete geçmesinin söz konusu olmadığı durum-larda kendisi bir kural koymak durumunda olan hâkim, bilimsel görüşler yanında, yargı kararlarından da yararlanır. Asıl önemlisi ise mevcut soyut hukuk kurallarının anlamlandırılarak somut olaya uygulanmasında yargı kararlarına ihtiyaç duyul-masıdır. Nihayet soyut hukuk kurallarının benzer olaylarda aynı şekilde uygulanmasının sağlanabilmesi bakımından özellikle içtihat niteliğindeki yargı kararları vazgeçilmez bir konumda yer alırlar. Bu aynı zamanda hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin de bir gereği olması itibariyle de önemlidir. Öte yandan yargı kararlarını, soyut hukuk kuralının somutlaşmış hali olarak nitelendirmek kanımızca yanlış olmayacaktır. Her ne kadar Türk hukukunun da içinde yer aldığı Kıta Avrupası hukuk sisteminde kural, yargı kararlarının hukukun birincil değil, ancak ikincil kaynağı olması ise de bu durum yargı kararlarının uygu-lamada daha az önemsenmesini gerektirmez. Hele söz konusu olan bir yüksek mahkeme kararı ise ve bu kararın bir içtihat olarak nitelendirilebilmesi mümkünse, o artık bir “emsal karar” olmanın ötesinde, soyut kanun hükmünün uygulamada nasıl anlaşıldığını göstermesi itibariyle, bazen ilgili hükmün soyut anlamının dahi ötesinde pratik bir önem kazanır. Yargı kararlarının önemi, sigorta tahkimi uygulamasında, diğer alanlara kı-yasla daha belirgindir. Zira bir taraftan usule ilişkin kurallar açısından yaşanan belirsizlik, diğer taraftan maddi sigorta hukukunun uygulanması sadedinde ortaya çıkan olaylardaki çeşitlilik, uygulayıcıları zaman zaman tereddüde düşürmektedir. Bunun yanında mevcut kuralların benzer olaylarda aynı şekilde anlamlandırılması ve yeknesak olarak uygulanması ihtiyacı, neredeyse her somut olayda kendini gösterir. Bu bağlamda Yargıtay kararları özel bir önemi haizdir. Zira ilk derecesini sigor-ta hakemlerinin, ikinci (bir tür istinaf) aşamasını ise itiraz hakemlerinin oluşturduğu sigorta tahkiminde, kararlarının takibinin daha kolay olması, içtihatlarının ağırlığı-nın ve bağlayıcı görülme hissinin fiilen daha yaygın ve daha güçlü olması, Yargıtay içtihatlarını daha önemli kılan sebeplerden bazılarıdır. “Karar derlemesi” niteliğindeki çalışmamızın halihazır haliyle yayınlanması-na, bu düşüncelerin yön verdiğini belirtmek isteriz. Bu çerçevede sigorta tahkimine ilişkin olarak Yargıtay’ın ilgili dairelerince son yıllarda verilmiş yaklaşık üç bin karar tek tek incelenerek, bunlar arasından, yukarıdaki açıklamalarımıza paralel düşen ve emsal değeri taşıyan 298 adet karar tespit edilmiştir. Seçilen bu kararlar önce anonimleştirilmek suretiyle kişisel verilerden arındırılmış; bilahare metin, olayın/sorunun ve Yargıtay’ın çözümünün ne olduğunun anlaşılmasına yetecek kadar kısaltılmaya gayret edilmiştir. Sıralama önce usul hukuku, daha sonra ise maddi sigorta hukuku şeklinde belirlenmiş; her iki kısım da konu başlıklarına go?re sınıf-landırılmıştır. Kararlardan bir kısmının konu ve benimsenen görüş itibariyle büyük ölçüde benzerlik taşıdığı hallerde bunlardan sadece bir veya iki tanesine yer verilmiştir. Usule ilişkin kararların sıralamasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun sistematiği esas alınmış; maddi sigorta hukukuna ilişkin kararların sistematize edil-mesinde ise büyük ölçüde Türk Ticaret Kanunu’nun Altıncı Kitabı ile paralellik kurulmaya gayret edilmiştir
Fiscal spending multipliers over the household leverage cycle
This paper investigates household leverage-dependent fiscal policy effects in a two-agent New Keynesian DSGE model with occasionally binding borrowing constraints. Our model successfully replicates empirical evidence showing that fiscal policy’s effectiveness differs significantly across the household leverage cycle. Fiscal multipliers are persistently above unity when government spending rises at the peak of the household leverage cycle. In contrast, increases in government spending at the trough of the household leverage cycle imply fiscal multipliers below unity. We test the model’s predictions on post-WWII U.S. data
Digital Challenges and Strategies in a Post-Pandemic World
The Covid-19 pandemic has not only affected the health and life of people around the world but also many areas such as the economy, the way of doing business, working life, the education sector, the urban life, and consumer consumption habits. Digital technologies and solutions also played an important role in the changes brought about by the pandemic. Digitization has brought its own challenges in this context. Being aware of this issue, Turkish-German University (TGU) hosted a conference on “Digital Challenges and Strategies in a Post-Pandemic World” in cooperation with Bielefeld University of Applied Sciences in Istanbul. The conference offered a platform for academicians as well as practitioners to discuss the current issues related to new digital applications, the impact of digitization, digital challenges, and necessary measures, as well as strategies to overcome these challenges in a post-pandemic world. The academic papers presented in the conference constitute the chapters of this book. © Peter Lang GmbH
Birey olarak hidrokarbon
Bruno Latour, 1989 yılını mucizevi bir yıl olarak anar. 3 Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından sona eren iki kutuplu dünyanın sömürü ve tahakkümün bertaraf edilmesiyle dengeye kavuşaca- ğının “müjdesi”, aynı yıl Paris, Amsterdam ve Londra gibi met- ropollerde gerçekleştirilen iklim konferanslarıyla sekteye uğrar. 4 Bugün artık oldukça alışkın hale geldiğimiz kriz sözcüğünün ik- lim ve ekoloji bağlamında kullanımının ilk işaretlerine rastlanan bu konferansların temel dayanaklarından biri hiç kuşkusuz hızla gelişen, görece yeni bir bilimsel saha olan iklimbilimdir
Kurumsal sosyal sorumluluk ve kazanç yönetimi ilişkisi: Amerika örneği
The purpose of this study is to reveal the nexus between Earnings Management (EM) and Corporate Social Responsibility (CSR) as well as comparing the earnings management estimation models. Using Dechow and Dichev’s (2002) and Kothari, Leone, and Wasley’s (2005) models; in this study abnormal accruals are estimated and utilized as a sign of earnings quality. This study utilized data from 26 non-financial U.S. companies for the period between 2011 and 2020. The findings reveal that the Dechow and Dichev’s (2002) model is more strongly pronounced than Kothari, Leone, and Wasley’s (2005) model in estimating accruals EM. Furthermore, no significant relationship has been documented between EM and CSR. With respect to the control variables, it is found that audittenure, leverage, and cash flows from operations have an inverse association with EM whereas return on assets has a positive association. Finally, in this study no relationship is documented between firm size and EM.Bu çalışmanın amacı, Kazanç Yönetimi ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) arasındaki bağı ortaya çıkarmak ve kazanç yönetimi tahmin modellerini karşılaştırmaktır. Bu çalışmada kazanç yönetiminin bir göstergesi olarak Dechow ve Dichev (2002) ve Kothari, Leone ve Wasley’in (2005) ihtiyari tahakkukları tahmin etme modelleri kullanılmıştır. 2011-2020 mali yılları için 26 finansal olmayan ABD şirketinden oluşan bir örneklem kullanan bu çalışma, Dechow ve Dichev'in (2002) modelini Kothari, Leone ve Wasley’in (2005) tahakkukları tahmin etme modelinden daha güçlü bulmuştur. Ayrıca, kazanç yönetimi ile KSS arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol değişkenlerine ilişkin bulgular: denetim süresi, kaldıraç oranı ve faaliyetlerden kaynaklanan nakit akışları ile kazanç yönetimi arasında negatif bir ilişkinin olduğunu ortaya koyarken, aktif karlılığı ile kazanç yönetimi arasında pozitif bir ilişkinin olduğu şeklindedir. Son olarak firma büyüklüğü ile kazanç yönetimi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştı