Türk-Alman University Institutional Repository
Not a member yet
    3665 research outputs found

    Deutsch (Sprachig)e spuren in Istanbul erinnerungsorte als gegenstand kulturbezogenen lernens für Türkische daf-lernende

    No full text
    Bu t?z, bölg?s?l çalışmaların v? öz?llikl? tarihi konuların Türkiy?'d? yaban?ı dil olarak Alman?a öğr?n?nl?r için nasıl daha ?anlı v? somut hal? g?tiril?bil???ği sorusunu ?l? almaktadır. Bu amaçla Pi?rr? Nora (1998) tarafından g?liştiril?n anma y?rl?ri kavramına atıfta bulunuyorum. Bu doğrultuda çalışmanın ilk aşaması, İstanbul'daki anma y?rl?rinin tarih bilimind?n har?k?tl? lit?ratür taramasına dayalı olarak t?spit ?dilm?si v? bunların sınıf ortamında nasıl tanıtılıp uygulanabil???ğinin tartışılması olmuştur. Linguistic landscapes kavramı anlamında öğr?n?nl?ri motiv? ?tm?k için büyük bir potansiy?l? sahip olduğu düşünül?n Alman?a konuşulmayan ortamlarda Alman?a dilinin görünürlüğün? öz?l dikkat göst?rildi. İkin?i bir adımda, iki grup tarafından nasıl karşılandıklarını araştırmak için h?m yaban?ı dil olarak alman?a öğr?n?il?r h?m d? yaban?ı dil olarak alman?a öğr?tm?nl?ri il? anma y?rl?ri ziyar?t ?dildi. Görüşm? için ağırlıklı olarak açık uçlu sorulardan oluşan bir ank?t kullanıldı. Mayring'? (2015) gör? nitel iç?rik analizi kullanılarak bunlar daha sonra analiz ?dilmiş v? kat?goril?r oluşturulmuştur. Sonuçlar, dil v? kültür?l ?dinim? yön?lik bu yaklaşımın h?r iki grup tarafından da olumlu karşılandığını göst?rm?kt?dir. B?kl?ndiği gibi, h?d?f dili alman?ayı kişinin k?ndi tanıdık ortamında görm?si öz?llikl? motiv? ?di?i bir unsur olarak b?lirtilmiştir. Bu aynı zamanda Almanya il? Türkiy? ya da Alman il? Osmanlı İmparatorlukları arasındaki yoğun ilişkil?rin tarihs?lliği konusunda bir farkındalık oluşmasına yol açtı v? bu da Alman?ayı Türk öğr?n?nl?r arasında öz?l bir statüy? kavuşturuyor. Ayrı?a, bu yönt?m tanımlama potansiy?lini ç?şitli ş?kill?rd? artırır: bir yandan, öğr?n?il?r orijinal ç?vr?l?rin? v? tarihl?rin? atıfta bulunarak konularla daha iyi özd?şl?şirl?r v? böyl??? duygulara da hitap ?dilir; Öt? yandan, bir?ys?l kad?rl?rin t?malaştırılması yoluyla tanımlama potansiy?li artırılır. Sonuç olarak, bir anma y?rin? lojistik v? duygusal yakınlık, bir anma y?rinin başarılı bir ş?kild? kullanılması v? öğr?n?il?rin motivasyonu için uygun görünm?si açısından ön?mli olarak algılanmıştır bu n?d?nl? İstanbuldaki alman dilinin yansıtıldığı anma y?rl?rinin yaban?ı dil olarak alman?a d?rsl?rin? yansıtılması uygun olarak saptanmıştırDi? vorli?g?nd? Arb?it b?s?häftigt si?h mit d?r Frag?, wi? land?skundli?h? und insb?sond?r? historis?h? Th?m?n für D?uts?hl?rn?nd? in d?r Türk?i ans?hauli?her und gr?ifbar?r g?ma?ht w?rd?n könn?n. Dazu b?zi?h? i?h mi?h auf das von Pi?rr? Nora (1998) entwickelte Konzept der Erinnerungsorte. Dementsprechend wurde im ersten Schritt der Arbeit mit Bezug auf die Geschichtswissenschaft anhand einer Literaturrecher?h? Erinn?rungsort? in Istanbul id?ntifizi?rt und üb?rl?gt, wi? si?h di?s? im Unterricht ein- und umsetzen lassen. Dabei wurde besonderes Augenmerk auf die Sichtbarkeit der deutschen Sprache in der nicht-deutschsprachigen Umgebung gelegt, welcher im Sinne der linguistic landscapes groß?s Pot?ntial zur Motivi?rung d?r Lernenden beigemessen wird. Im zweiten Schritt wurden die Erinnerungsorte sowohl mit DaF-Lernenden als auch DaF-L?hrkräft?n b?su?ht, um zu unt?rsu?h?n, wi? si? b?i Lernenden und Lehrenden aufgenommen wurden. Zur Befragung wurde auf einen Frag?bog?n zurü?kg?griff?n, d?r hauptsä?hli?h off?n? Frag?n ?nthi?lt. Mit Hilf? d?r qualitativ?n Inhaltsanalys? na?h Mayring (2015) wurd?n di?s? ans?hli?ß?nd analysi?rt und Kategorien erstellt. Die Ergebnisse machen deutlich, dass dieser Ansatz der Sprach und Kulturvermittlung bei beiden Gruppen positiv aufgefasst wurde. Wie erwartet, wurde als besonders motivierender Aspekt genannt, die Zielsprache in der eigenen, g?wohnt?n Umg?bung zu s?h?n. Di?s führt? zud?m zu einer Sensibilisierung der Historizität d?r int?nsiv?n B?zi?hung?n zwis?h?n D?uts?hland und d?r Türk?i bzw. d?m Deutschen und Osmanischen Reich, welche der deutschen Sprache einen besonderen Status b?i d?n türkis?h?n L?rn?nd?n v?rl?iht. Darüb?r hinaus wird mit dieser Methode das Id?ntifikationspot?ntial auf m?hrfa?h? W?is? g?st?ig?rt: Zum ?in?n könn?n si?h di? Lernenden durch den Bezug zur muttersprachlichen Umgebung und Geschichte besser mit den Themen identifizieren und dadurch auch Emotionen angesprochen, zum anderen wird durch die Thematisierung von Einzelschicksalen das Id?ntifikationspot?ntial ?rhöht. Insg?samt s?h?int di? logistis?h? wi? au?h ?motional? Näh? zu ?in?m Erinn?rungsort für d?n ?rfolgr?i?h?n Einsatz ?in?s Erinn?rungsort?s sowi? für di? Motivation d?r L?rn?nd?n von R?l?vanz zu s?in, w?shalb für ?in? Int?gration d?r d?uts?hspra?hig?n Spur?n in Istanbul in di? Praxis plädi?rt wir

    Effect of chloride salt Ions onto coal flotation based on contact angle and bubble-particle attachment time

    Get PDF
    This study was aimed to reveal the effect of K+, Na+, Ca2+, and Mg2+ ions on the bubble-particle interactions of high-rank coal with contact angle and bubble-particle attachment time studies. The results for the contact angle experiments indicated that the contact angle of the coal, which was 62° in the absence of ions, increased slightly in the presence of mono- and divalent ions and reached a maximum (67°) in the presence of 1?10-1 mol/dm3 Mg2+, and the effect of K+ ions on the contact angle was minimal. Furthermore, the results for the bubble-particle attachment time experiments showed that the bubble-particle attachment time of coal, which was measured as 4.5 ms in the absence of ions, decreased as a function of ion concentration from 1?10-2 mol/dm3 to 1 mol/dm3. While the bubble-particle attachment times of coal particles in the presence of K+/Na+ and Ca2+/Mg2+ at low concentrations were around 2-3 ms and 1-2 ms, respectively, the increase in the concentration slightly changed the attachment time which decreased to less than 1 ms except for K+ ions. Overall, it can be concluded from this study that the effect of these dissolved ions in water was more prominent on the bubble-particle attachment time of the coal particles rather than the contact angle which showed no significant change. Also, the specific ion effect was determined as “Mg2+ > Ca2+ > Na+ > K+” in terms of the bubble-particle interactions in the presence of these ions.Bu çalışma, K+, Na+, Ca+2 ve Mg+2 iyonlarının yüksek kaliteli kömürün kabarcık-tane etkileşimleri üzerindeki etkisini, temas açısı ve kabarcık-tane yapışma süresi çalışmaları ile ortaya koymayı amaçlamıştır. Temas açısı deney sonuçları, iyon yokluğunda 62° olan kömürün temas açısının, bir ve iki değerlikli iyonların varlığında hafifçe arttığını, 1?10-1 mol/dm3 Mg+2 varlığında maksimuma (67°) ulaştığını ve K+ iyonunun temas açısı üzerindeki etkisinin minimum olduğunu göstermiştir. Ayrıca, kabarcık-tane yapışma süresi deney sonuçları, iyon yokluğunda 4,5 ms olarak ölçülen kömürün kabarcık-tane yapışma süresinin, iyon konsantrasyonunun bir fonksiyonu olarak 1?10-2 mol/dm3 ile 1 mol/dm3 arasında azaldığını göstermiştir. K+/Na+ ve Ca+2/Mg+2 varlığında düşük konsantrasyonlarda kömür tanelerinin kabarcık-tane yapışma süreleri sırasıyla 2-3 ms ve 1-2 ms civarındayken, konsantrasyondaki artış yapışma süresini biraz değiştirmiş ve K+ iyonları hariç 1 ms’nin altına düşürmüştür. Genel olarak, bu çalışmadan, sudaki bu çözünmüş iyonların etkisinin önemli bir değişiklik göstermeyen temas açısından ziyade, kömür tanelerinin kabarcık-tane yapışma süresi üzerinde daha belirgin olduğu sonucuna varılabilir. Ayrıca bu iyonlar varlığında kabarcık-tane etkileşimleri açısından spesifik iyon etkisi “Mg+2 > Ca+2 > Na+ > K+” olarak belirlenmiştir

    Kripto varlıklar üzerinde gerçekleştirilen işlemlerin borçlar hukuku ve eşya hukuku açısından değerlendirilmesi

    Get PDF
    Blockchain teknolojisinin yaygınlaşması, özellikle web3 ve metaverse gibi gelişmeler, blockchain ağındaki kayıt niteliğindeki kripto varlıkların hukuki açıdan incelenmesi ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Gerçekten de her gu?n farklı blockchain ağı u?zerinde kripto varlıklar u?zerinde birçok işlem gerçekleştirilmekte, işlem hacmi de artmaktadır. Bu çalışmada söz konusu varlıkların hukuki niteliği incelenmeye çalışılmıştır. Hukuki nitelendirmeden yola çıkarak blockchain ağında gerçekleştirilen kripto varlık devir işlemlerinin borçlandırıcı işlem ve tasarruf işlemi boyutları ele alınmaya çalışılmıştır. Kripto varlıkların eşya niteliğini haiz olmaması, gerek borçlandırıcı işlem, gerek ise tasarruf işlemi açısından birçok sorunlara sebebiyet vermektedir. Kripto varlıkların devrine ilişkin sözleşmelerin niteliği ve özellikle ifa engelleri, mevcut du?zenlemeler ışığında incelenmiştir. Yine kripto varlığın devri ile eş zamanlı olarak blockchain ağı dışındaki bir eşyanın devrinin de amaçlandığı kripto varlık tu?rlerinde eşya hukuku ilkeleri açısından birçok sorun mevcuttur. İşte söz konusu işlemlerin hukuki bir zemine oturtulması amacıyla bu çalışmada hak kavramından hareketle kripto varlık u?zerinde gerçekleştirilen işlemlerin borçlandırıcı işlem ve tasarruf işlemi boyutları ele alınmış, sorunlar tespit edilmeye çalışılmış ve mukayeseli hukuktan örneklerle muhtemel çözu?m önerileri sunulmaya çalışılmıştır.The proliferation of the blockchain technology, especially the developments around web3 and metaverse, make a closer examination of tokens from a legal perspective inevitable. In fact, numerous transactions take place on various blockchain platforms every day. The aim of this study is to examine these transactions from a legal perspective. In this regard, the legal nature of tokens is first established. Based on this, transactions on blockchain networks are classified and evaluated from the perspective of obligation transactions and disposal transactions. The fact that tokens are not things in the property law sense leads to numerous questions in this context. In particular, the type of contract and impairments of performance are examined in this context. In the case of extrinsic tokens, on the other hand, the question of whether a simultaneous transfer of ownership of a thing located outside the blockchain is possible at all through the transfer of the token will be investigated. Finally, various legal systems were examined as examples and possible solutions were presented

    Sıvılaşma nedeniyle meydana gelen oturmaların Pm4Sand bünye modeli ile incelenmesi

    Get PDF
    Depremlerin yıkıcı etkisini ve yapısal hasarları arttıran en önemli faktörlerden biri, dinamik yükler altında zemin tabakalarında oluşan deformasyonlardır. Özellikle suya doygun kumlu zeminlerde, kuvvetli yer hareketi sırasında boşluk suyu basıncındaki ani artış nedeniyle meydana gelen sıvılaşmalar, zemin tabakalarında büyük deformasyonlara yol açmakta ve mühendislik yapılarında ciddi hasarlara neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında, rölatif sıkılığı %35,55,75 olan üç farklı kum zemin özellikleri kullanılarak iki boyutlu zemin profilleri oluşturulmuş ve on dört farklı kuvvetli yer hareketi kullanılarak doğrusal olmayan dinamik analizler bir sonlu eleman yazılımıyla gerçekleştirilmiştir. Kum zemin tabakalarının sıvılaşma davranışını modellemek için ise programda yer alan PM4Sand bünye denklemleri kullanılmıştır. Elde edilen numerik analiz sonuçları literatürde yer alan ve iyi bilinen yarı-ampirik yöntemlerle karşılaştırılmıştır. Buna ek olarak, kuvvetli yer hareketini tanımlamak için kullanılan parametrelerle, numerik ve yarı-ampirik analizler sonucunda elde edilen sıvılaşma kaynaklı oturmalar arasındaki ilişkiler incelenmiştir.One of the most important factors that increase the destructive effects of earthquakes and structural damages is the soil deformations during strong ground motion. The liquefaction occurs especially in saturated sandy soils as a result of the sudden increase in pore water pressure during the earthquakes and leads to large deformations in the soil layer and serious damages to engineering structures. In this study, by using three different sand properties with relative densities of 35,55 and 75%, two-dimensional soil profiles were created and dynamic analyzes were carried out using fourteen different acceleration-time histories records. In the numerical analysis was performed with a finite element software and PM4Sand constitutive equations were used to model the liquefaction behavior of sand layers. The numerical analysis results were compared with the well-known semi-empirical methods in the literature. In addition, the relationships between the parameters used to define strong ground motion and the liquefaction-induced settlements obtained from numerical and semi-empirical analyzes were investigated

    Pasarofça Antlaşması diplomasi ve barış

    No full text
    [Özet yok

    The Effects of the Applications of Blockchain Technology on the Logistics sector

    No full text
    Logistics is a combination of businesses involving various activities and processes which generate value by goods and services. Maintaining track of all transactions is a crucial task in logistics. Logistics 4.0 enables the optimum synchronization of activities inside corporate boundaries; if effective, logistical constraints resulting from industrial sender and receiver channels may be considerably alleviated. Blockchain paves the way for implementation of smart logistics. It served as storage for the transactions after distributed ledger technologies was implemented before the digital cryptocurrency a year ago. It is a decentralized system based on five essential principles: decentralization, P2P, transparency with privacy protection, and algorithmic logic. Some logistics companies are already employing block chain. This paper summarizes adoption of distributed ledger technology in logistics is being investigated. Furthermore, the strengths and weakness of blockchain in logistic industry were extracted from recent scientific literature for readers to overview the application of technology. It is reported that blockchain adoption provides immutability, data security, tracking, storage, dependability, and cost-effective alternatives in logistics industry. However, there are a few obstacles that prevent full-scale adaption by many logistics and transportation sectors, such as throughput, and latency constraints. Nodes aren’t monitored by centralized entity to notify security breach, so data security may be compromised. Furthermore, the blockchain is still in its infancy; there’s no single standard, theories are difficult to grasp, and even the most basic types of application need programmer assistance.Lojistik, ürün ve hizmetlerle değer yaratan çeşitli faaliyetleri ve süreçleri içeren işletmelerin bir kombinasyonudur. Yapılan tüm işlemlerin kaydını tutmak lojistikte çok önemli bir işlemdir. Lojistik 4.0, kurumsal sınırlar içindeki optimum senkronizasyonunu sağlar; eğer etkiliyse endüstriyel gönderici ve alıcı kanallarından kaynaklanan lojistik kısıtlamalar önemli ölçüde hafifletilebilir. Blok zincir teknolojisi, akıllı lojistiğin yolunu açmaktadır ve bir yıl önce dijital kripto para biriminden önce dağıtılmış defter teknolojilerinin uygulanmasından sonra işlemler için depolama görevi görmüştür. Beş temel ilkeye dayanan bir sistemdir. Bunlar merkezi olmayan, uçtan uca, gizlilik korumalı, şeffaflık ve algoritmik mantıkdır. Bazı lojistik firmaları hali hazırda blok zincir teknolojisini kullanmaktadır. Bu makale, araştırılmakta olan lojistikte dağıtık defter teknolojisinin benimsenmesini özetlemektedir. Ayrıca lojistik endüstrisindeki blok zincir teknolojisinin güçlü ve zayıf yönleri araştırmacıların teknolojinin uygulamasını gözden geçirmesi için güncel bilimsel literatürden yararlanılmıştır. Blok zincir teknolojisinin benimsenmesinin lojistik sektöründe değişmezlik, veri güvenliği, izlenebilirlik depolama güvenilirlik ve uygun maliyetli alternatifler sağladığı bilinmektedir. Ancak verimlilik ve gecikme kısıtlamaları gibi bir çok lojistik ve ulaşım sektörü tarafından tam ölçekli uyarlamayı engelleyen birkaç engel vardır. Düğümler güvenlik ihlalini bildirmek için merkezi varlık tarafından izlenemez, bu nedenle veri güvenliği tehlikeye girebilir. Ayrıca blok zincir teknolojisi halen başlangıç aşamasındadır; tek bir standart yoktur, teorileri kavramak zordur ve en temel uygulama türleri bile uzman yardımına ihtiyaç duyulmaktadır

    A study on the dynamic traveling salesman problem for electric vehicles

    Get PDF
    Elektrikli araçlar, konvansiyonel araçlara oranla çevreye daha az zarar vermelerinden dolayı son yıllarda özellikle şehir içinde lojistik operasyonlarda sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Hem araç teknolojilerindeki gelişim hem de bilgi teknolojilerindeki ilerleme sayesinde araçlardan anlık olarak elde edilen veriler, araç rotalaması yapılırken daha verimli ve daha az maliyetli dağıtım rotalarının oluşumuna temel oluşturmuştur. Bu çalışmada elektrikli araçlar için Gezgin Satıcı Problemi, seyahat esnasında araç hızlarının dinamik olarak değişebildiği varsayımıyla ele alınmış, bu problem için bir Dinamik Programlama modeli geliştirilmiştir. Aracın enerji tüketimi; boş araç ağırlığı, yol durumu, çekiş gücü, sürücü deneyimi gibi unsurlardan oluşan bir enerji tüketim fonksiyonu ile detaylı olarak modele dahil edilmiştir. Büyük ölçekli problemlerin çözümü için bir Kısıtlı Dinamik Programlama – Bağlantı Eleme Yaklaşımı algoritması önerilmiş, önerilen algoritma literatürde sıkça çalışılan 90 problem üzerinde uygulanmış ve bu problemlerin 51 tanesinde önerilen algoritmanın Kısıtlı Dinamik Programlama algoritmasından daha iyi sonuçlar ürettiği gözlenmiştir.In recent years, electric vehicles have started to be used frequently in logistics operations, especially in cities, since they cause less damage to the environment compared to conventional vehicles. Instantaneous data from vehicles obtained with the help of the development in vehicle technologies and the progress in information technologies enable to have more efficient and less costly distribution routes. In this study, the Traveling Salesman Problem for electric vehicles has been investigated with the assumption that vehicle speeds can change dynamically during travel, and a Dynamic Programming model has been developed for the addressed problem. Explicit energy consumption calculation is integrated into the model with an energy consumption function consisting of elements such as curb weight, road condition, traction power and driver experience. A Restricted Dynamic Programming – Link Elimination Approach algorithm is proposed for solving large-sized problems. The proposed algorithm has been applied on 90 problems that are frequently studied in the literature, and it has been observed that the proposed algorithm provides better results than the Restricted Dynamic Programming algorithm in 51 of these problems

    Peptide epitope-imprinted polymer microarrays for selective protein recognition. Application for SARSCoV-2 RBD protein

    Get PDF
    We introduce a practically generic approach for the generation of epitope-imprinted polymer-based microarrays for protein recognition on surface plasmon resonance imaging (SPRi) chips. The SPRi platform allows the subsequent rapid screening of target binding kinetics in a multiplexed and label-free manner. The versatility of such microarrays, both as synthetic and screening platform, is demonstrated through developing highly affine molecularly imprinted polymers (MIPs) for the recognition of the receptor binding domain (RBD) of SARS-CoV-2 spike protein. A characteristic nonapeptide GFNCYFPLQ from the RBD and other control peptides were microspotted onto gold SPRi chips followed by the electrosynthesis of a polyscopoletin nanofilm to generate in one step MIP arrays. A single chip screening of essential synthesis parameters, including the surface density of the template peptide and its sequence led to MIPs with dissociation constants (KD) in the lower nanomolar range for RBD, which exceeds the affinity of RBD for its natural target, angiotensin-convertase 2 enzyme. Remarkably, the same MIPs bound SARS-CoV-2 virus like particles with even higher affinity along with excellent discrimination of influenza A (H3N2) virus. While MIPs prepared with a truncated heptapeptide template GFNCYFP showed only a slightly decreased affinity for RBD, a single mismatch in the amino acid sequence of the template, i.e. the substitution of the central cysteine with a serine, fully suppressed the RBD binding

    Dijital gelişmelerin şirketler hukuku üzerindeki etkisi

    Get PDF
    iklerini oluşturmaya başladı. Özellikle yapay zekâ ve blok zinciri gibi teknolojiler, dijital dünyada ortaya çıkmış ve gerçek dünyadaki geleneksel iş ya pış şekillerine göre birçok kolaylığı bünyesinde barındırmaktadır. Blok zinciri, yapay zekâ ve akıllı sözleşmeler gibi yenilikler, şirketlerin yönetim ve denetimi nin, hesap verilebilirlik, şeffaflık, sorumluluk ve adillik ilkeleri çerçevesinde yü- rütülmesi bakımından, bize oldukça kullanışlı bir alet seti sunmaktadır. Yöne tim ve denetim yapısının birbirinden tamamen ayrılmasının ön şartı olan bilgi asimetrisinin giderilmesi, bu yeni araçlar sayesinde ulaşılması mümkün bir he def haline gelmektedir. Şirket organizasyonunda kullanılan araçların daha fazla dijital dünya daki gelişmelerden uzak kalması beklenemez. Bu yeniliklerin, kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde amaçlanan hedeflere ulaşmada faydalı olacakları açıktır. Ancak diğer yandan her yenilik gibi yan etkilerinin de olacağı ve bu etkileri ön görerek bu araçların kullanılması gerektiği de unutulmamalıdır.At the end of the 25-year development and transformation phase, the virtual universe began to develop its own dynamics. In particular, technologies such as artificial intelligence and blockchain have emerged in the digital world and contain many conveniences compared to traditional business ways in the real world. Innovations such as blockchain, artificial intelligence and smart con tracts offer us a very useful set of tools for managing and monitoring companies within the framework of the principles of accountability, transparency, respon sibility and fairness. The elimination of information asymmetry, which is a pre requisite for the complete separation of the management and auditing structures, becomes an achievable goal thanks to these new tools. It is not to be expected that the tools used in company organization will stay away from developments in the digital world. It is clear that these innovations will be useful in achieving the goals set under corporate governance principles. On the other hand, it should be remembered that, as with any innovation, there will be side effects and these tools should be used to anticipate these effects

    İşyerinde psikolojik şiddete karşı tepkilerin kuşaklararası karşılaştırılması

    No full text
    Farklı kuşakların aynı anda iş hayatında yer almaya başlamasıyla birlikte, organizasyonların tüm çalışanları her açıdan memnun edecek bir temel oluşturması büyük önem kazanmıştır. Bu sebeple, bu çalışma, kuşaklar bazında işgücü çeşitliliğini yönetmede uygulayıcılara yardımcı olabilecek içgörüler sunmak için 3 farklı kuşağın (X, Y ve Z Kuşakları) psikolojik şiddete yönelik algı ve tepkilerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, iki aşamalı bir araştırma sürecine dayalı olarak, farklı kuşaklardan 32 katılımcının verileri toplanmış ve psikolojik şiddete karşı tepkileri karşılaştırılmıştır. Katılımcılara öncelikle biri düşük diğeri ise yüksek psikolojik şiddet atmosferi yansıtan iki farklı senaryo verilerek tepkileri kıyaslanmış, ikinci olarak ise, bir liste halinde verilen mobbing durumlarına her kuşağın katılımcılarının verdikleri yanıtları gözlemlemek için bir anket çalışması yürütülmüştür. Sonuçlar, Y ve Z kuşakları için şirketteki sosyal çevrenin özel hayatlarının bir parçası olarak görülebileceğini ve bu ortam sağlıklı bir şekilde sağlanmadığı takdirde işten ayrılma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Profesyonel ve özel yaşam arasında keskin bir ayrım yapan X kuşağının, çalışma tarzlarını ve üretkenliklerini etkilemediği sürece psikolojik şiddete diğer kuşaklara göre daha dayanıklı oldukları tespit edilmiştir.As different generations have started taking place within the business life simultaneously, it has become crucial for organizations to create a baseline that would satisfy all the employees in every aspect. Based on this fact, this study aims to shed light onto the perceptions and reactions of 3 different generations (Generations X, Y and Z) towards mobbing in order to offer insights that could help practitioners to manage workforce diversity in terms of generations. In this respect, data from 32 participants from different generations were collected and their reactions to mobbing were compared, based on a two-step research process in which, firstly, two different scenarios were offered to the participants, one reflecting a high-mobbing situation whereas the other demonstrated a lower mobbing atmosphere and the possible reactions of participants were collected. Secondly, a survey that followed the scenarios to observe the responses of the participants of each generation to the mobbing situations given in a list was conducted. The results show that for generations Y and Z, the social environment in the company can be considered as a part of their private lives and they are more likely to quit their jobs if this environment is not provided in a healthy way. Generation X is found to have a sharp distinction between professional and private life, and they are more resilient to mobbing than other generations as long as it doesn't affect their work style and productivity

    565

    full texts

    3,665

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Türk-Alman University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇