Türk-Alman University Institutional Repository
Not a member yet
3665 research outputs found
Sort by
Türk vergi hukukunda yabancı ulaştırma kurumlarının vergilendirilmesi
Küreselleşme ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda ülkeler arasındaki mal, sermaye ve insan akışı gün geçtikçe artmaktadır. Artan bu hareketlilik, devletlerin yabancı yatırımlara ve dış kaynaklı sermayeye kapılarını açmasına sebep olmuştur. Ulaşım tarih boyunca göç, ticaret, savaş, tarım gibi nedenlerle insanlar için bir ihtiyaç niteliğini taşımıştır. Ulaşım araçları bu ihtiyaçlar doğrultusunda gelişmiş; tekerleğin icadından kar lastiğine, at ve deve gibi binek hayvanlarından yüzlerce beygir gücündeki araçlara, Wright kardeşlerin ilk uçurduğu kanatlı makineden sofistike jumbo jetlere doğru bir evrim geçirmiştir. Binek hayvanlarıyla birkaç haftada katedilebilen mesafe, günümüzdeki kara taşıtlarıyla saatler içerisinde alınabilmekte, benzer biçimde kara taşıtlarıyla saatler süren bir yolculuk da uçaklar ile dakikalar içerisinde gerçekleştirilebilmektedir
Comparative examination of Turkish commercial code provisions regarding waybill and carrier’s receipt with German commercial code provisions
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda taşıma senedi, mülgâ 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan farklı olarak mehaz Alman Ticaret Kanunu hükümlerine paralel olarak bir ispat senedi olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte Alman Ticaret Kanunu’nun 443. ilâ 448. maddelerinde düzenlenmiş olan yük senedi (Ladeschein), Türk Ticaret Kanunu’na alınmamıştır. Alman Ticaret Kanunu’nda yük senedi, taşıma senedinden farklı olarak, hamiline taşıyıcı tarafından taşınan eşyanın teslim edilmesini talep etme hakkı veren ve nama, emre veya hamiline yazılı şekilde düzenlenmesi mümkün olan bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanunu’nun 859. maddesinde düzenlenmiş olan yük senedi, mehaz Alman Ticaret Kanunu’ndaki yük senediyle aynı kavramı ifade etmez. Türk karayoluyla eşya taşıma hukukunda eşyayı temsil eden bir kıymetli evrakın kanunen düzenlenmiş olmaması, karayoluyla yapılan eşya taşımalarına ilişkin düzenlemelerin mehazı niteliğinde olan Alman Ticaret Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na alınmış olan bazı düzenlemeler bakımından sorun yaratmaktadır. Ayrıca karayoluyla yapılan taşımalar daha kısa sürede tamamlandığından tarihsel olarak eşya taşıma hâlindeyken, eşya üzerinde tasarrufta bulunulmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak değişik türde araçlarla yapılan taşımalara da Türk Ticaret Kanunu’nun eşya taşınmasına ilişkin hükümlerinin uygulanması, ayrıca küreselleşen ticaret hayatında emtia fiyatlarının günlük ve hatta saatlik olarak değişmesi nedeniyle, taşıma süresinden bağımsız olarak eşya taşıma hâlindeyken de eşya üzerinde tasarrufta bulunmasını mümkün kılacak ve eşyayı temsil eden kıymetli evrak niteliğini haiz bir taşıma belgesine olan ihtiyaç artmaktadır. Bu çalışmada, Türk Ticaret Kanunu’nun taşıma senedine ve yük senedine ilişkin hükümleri bu doğrultuda mehaz Alman Ticaret Kanunu’nu hükümleriyle karşılaştırmalı olarak incelenecektir.Unlike the repealed Turkish Commercial Code no. 6762, the waybill is contemplated in Turkish Commercial Code no. 6102 as a bill of proof in compliance with the provisions of German Commercial Code. However, the carrier’s receipt (Ladeschein), which is regulated in Art. 443 to 448 of the German Commercial Code, was not included in the Turkish Commercial Code. In the German Commercial Code unlike the waybill, the carrier’s receipt is regulated as a negotiable instrument that gives the bearer a right to demand the delivery of the goods transported by the carrier and can be issued in writing to the name, order or bearer. The carrier’s receipt regulated in Art. 859 of the Turkish Commercial Code does not match the German carrier’s receipt. A negotiable instrument that consigns a right to its bearer to demand the delivery of the goods transported by the carrier is not regulated in the Turkish Commercial Code no. 6102. The lack of such a negotiable instrument in Turkish commercial law creates a discord in terms of some regulations that are adopted from the German Commercial Code by the Turkish Commercial Code no. 6102. In addition, since the transportation by road is completed in a shorter time, historically there was no need to dispose of the goods while they are being transported. However, the application of the provisions of the Turkish Commercial Code regarding the transport of goods by road to multimodal transports, as well as the daily or even hourly changes in the commodity prices in the globalizing trade life, makes a codification of a negotiable instrument regarding the right to dispose of the goods while in transit a necessity. In this study, the provisions of the Turkish Commercial Code regarding the waybill and carrier’s receipt will be examined in comparison with the provisions of the German Commercial Code
Non-cognitive skills and labour market performance of immigrants
This paper investigates how non-cognitive skills relate to the relative labour market performance of immigrants. Using the German Socio-Economic Panel (SOEP) and the Five-Factor Model of personality as a proxy for the non-cognitive skills, we show that these skills matter for the labour market integration of immigrants in the host country. We use two comparison benchmarks. Compared to an average native, immigrants' non-cognitive skills, e.g., extroversion or emotional stability, can lead to 5-15 percentage points lower lifetime employment probability disadvantage implying a better overall integration. Comparing immigrants and natives with the same type and level of non-cognitive skills suggests that returns of extroversion and openness to experience are higher among immigrants, leading to 3-5 percentage points lower lifetime employment probability disadvantage. These results are robust with respect to self-selection, non-random returns to the home country, stability of personality, and estimators. Our detailed analysis suggests that non-cognitive skills (especially extroversion) are substitutes for the standard human capital measures (e.g., formal education and training) among low educated immigrants, while there is no significant relative return of non-cognitive skills among highly educated immigrants.University of GothenburgWe appreciate the financial support from the University of Gothenburg. The funders had no role in study design, data collection and analysis, decision to publish, or preparation of the manuscript. All funding sources are mentioned withing the paper
Sigorta hukukunda tazminat avansı ve gider avansı
Çalışmanın temel konusunu sigorta hukukunda tazminat avansı ve gider avansı ödemesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda ilk bölümde, her bir avans ödemesinin mevzuattaki gelişimi, yabancı hukuklardaki düzenlemelerle benzerliği, kanunda öngörülme nedeni ve hukuki niteliği değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, sigortacının tazminat avansı ödeme yükümlülüğünün uygulama alanı, şartları, ifa edilmesi ve ödenecek tutarının belirlenmesi hususları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, aynı hususlar bir kez de sigortacının gider avansı ödeme yükümlülüğü bakımından değerlendirilmiş, bu kapsamda koruma ve kurtarma giderleri ile hukuki koruma sağlamaya yönelik giderler için yapılan avans ödemeleri arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuştur
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadında Sığınma Hakkı: Sığınma Arama Hakkından Sığınma Aramaya Erişim Hakkına
“Sığınma hakkı” bir kişinin vatandaşlığında bulunduğu ya da ikamet ettiği devleti, uğradığı baskılar nedeniyle terk ederek başka bir ülkeden koruma talep etmesidir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde baskı karşısında herkesin başka ülkelere sığınma hakkının bulunduğundan söz edilerek sığınma bir hak olarak düzenlenmiştir. Ancak uluslararası hukukta devletlerin sığınma hakkı tanıma konusunda takdir yetkisini ortadan kaldıran ve sığınma hakkını kişiler bakımından talep edilebilir bir hakka dönüştüren bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bir devlet, ülkesinde sığınma arayan yabancılara sığınma imkanı tanıyıp tanımamakta kural olarak serbesttir. Sığınma alanında bugün karşılaştırmalı hukukta yasal çerçeveyi belirleyen en önemli belge 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’dir. Ancak 1951 Cenevre Sözleşmesi mültecilerin hukuksal statüleriyle ilgili ayrıntılı düzenlemeler içermesine rağmen, sığınma hakkına ilişkin herhangi bir hüküm içermemektedir. Buna karşın Sözleşme’nin 33. maddesinde düzenlenen non-refoulement yasağı Devletlerin yabancılara yönelik davranışlarını sınırlandıran en temel ilkeyi teşkil etmektedir. Bazı yasal boşluklar barındıran ve yaptırım mekanizmasından yoksun olan 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin düzenlediği non-refoulement ilkesi, Sözleşme’nin sınırlarını aşarak, ulusalüstü insan hakları belgelerinde de yer bulmuştur. Bu belgelerden biri olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sığınma hakkına ilişkin hüküm içermemekle birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihadıyla işkence yasağını düzenleyen madde 3 bağlamında non-refoulement ilkesini de koruma altına almıştır. Mahkeme dinamik yorumu, oluşturduğu asgari standartlar ve usuli güvencelerle sığınma hakkına ilişkin etkili bir koruma sağlamaktadır. Öte yandan son yıllarda insan hareketliliğinin artması karşısında devletlerin göç yönetimine ilişkin sıkı politikalar izlemesi sonucunda Mahkeme’nin sığınma olgusuna birey ve insan hakları odaklı yaklaşan içtihadının, sığınma sağlamanın devletin egemenlik hakkının bir yansıması olarak takdir yetkisi dahilinde olduğuna ilişkin görüş lehinde güç kaybettiği görülmektedir. AİHM, özellikle N.D ve N.T. kararıyla başlayan süreçte sığınma arama hakkını, sığınma aramaya erişim olarak ifade edilebilecek ve devletlerin güvenlik kaygılarını ön plana alan bir bakışla, usuli bir hak düzeyinde ele almaya başlamıştır. Bu çalışma kapsamında ilk bölümde sığınma hakkının uluslararası hukukta nasıl düzenlendiği ele alınacaktır. İkinci bölümde AİHS ve Ek Protokoller çerçevesinde AİHM’nin non-refoulement ilkesine ilişkin kararları ve sağladığı koruma düzeyi incelenerek, bu korumanın sığınma hakkı üzerindeki etkisi değerlendirilecektir. Son bölümde ise Arap Baharı sonrası yaşanan insan hareketliliği karşısında devletlerin zorlaştırılmış göç politikalarının Mahkeme içtihadını nasıl şekillendirdiği tartışılacaktır
Parameter and feature selection in decision trees for the classification of musical impressions from EEG records
Reliable classification of different emotions is an important issue for emotional interaction between humans and computers. Therefore, this study aims at assessing the performance of decision trees in classifying musical impressions from EEG records of 20 subjects, who listened to songs in different music styles. First, features extracted from the clean EEG data used to train the classifier, where different feature combinations and parameter settings are considered. Next, the impact of various hyperparameter values on the classification accuracy is examined and the relevant feature combination is specified. According to the results, an accuracy rate of 76,12% is achieved, when all time domain features are included in the classification
Urban justice and just city
Dünya nüfusu gittikçe daha büyük oranda kentlerde yaşamaktadır. Ülkemizde de nüfusun büyük kısmı kentlerde yaşamaktadır. Kentlere dair alınana kararlar, planlamalar, dönüşümler gibi kent mekânına müdahaleler kentlerde yaşayan insanların hayatlarına doğrudan etki etmektedir. Bu haliyle kente dair yönetimsel ve planlama konuları adaletle ilgili olmaktadır. Bu çalışmada, 1960ların sonundan itibaren tartışılan kent ve adalet ilişkisine dair temel yaklaşımlar ele alındı. Bu bağlamda kent hakkı kavramı, kent ve sosyal adalet ilişkisi, mekânsal adalet kavramı ve adil kent tezi ele alındı. Uluslararası belge ve tavsiye metinlerde kent ve adaletin, kentli haklarının ne şekilde ele alındığı incelendi. Hukukumuzda kent mevzuatı adil bir kentin ölçütleri üzerinden ele alındı. Daha adil kentler için değerlendirmeler ve önerilerde bulunuldu.The world population is increasingly living in cities. In our country, most of the population lives in cities. Interventions to urban space such as decisions taken about cities, planning and transformations directly affect the lives of people living in cities. As such, administrative and planning issues related to the city are related to justice. In this study, the main approaches to the relationship between the city and justice, which have been discussed since the late 1960s, are discussed. In this context, concept of right to the city, the relationship between the city and social justice, the concept of spatial justice and the just city thesis were discussed. The way in which the city and justice and the rights of citizens are handled in international documents and recommendations were examined. In our law, city legislation was handled through the criteria of a fair city. Evaluations and suggestions were made for fairer cities
The impact of the COVID-19 pademic on financial markets in developing and developed countries
The aim of this master thesis is to measure quantitatively and with the support of economic indicators the overall economic effects of Covid-19 Pandemic on developed and developing countries. This master thesis focuses on financial markets and uses the standard event study methodology. Eight sample countries are used for this purpose, four from developed countries and four from emerging economies. The results of the study show that the Covid 19 pandemic led to volatile stock markets and negatively affected stock market returns. Based on the results of the study, it could be said that there is a link between the World Health Organisation's announcement on 11 March 2020 and the decline in stock markets and stock market returns. This master's thesis also examines with the support of economic indicators the effect on reel economy. It provides figures showing that the aviation and automotive industries are the most affected, while in the services sector, international travel is the most affected by the Covid-19 pandemic. On the other hand, the study also provides evidence that sectors such as textiles and pharmaceuticals have flourished
Applicaitons of ultralight overhead conveyor systems in the logistics sector
In today’s fast-paced and ever-evolving logistics sector, the efficient movement of goods plays a pivotal role in ensuring timely and cost-effective delivery. Traditional material handling methods such as manual labor, forklifts, and conventional conveyor systems have limitations that can hinder productivity and flexibility (Myhre, Transeth, & Egeland, 2015). However, with advancements in technology, ultralight overhead conveyor systems have emerged as a promising solution to overcome these challenges. This chapter work explores the applications of ultralight overhead conveyor systems in the logistics sector, focusing on their benefits, implementation challenges, and potential future developments