Türk-Alman University Institutional Repository
Not a member yet
3665 research outputs found
Sort by
Medeni usul ve icra iflas hukukunun yüz yıllık çınarı: Prof. Dr. Baki Kuru ile söyleşi
Hakimiyet-i milliyeye müstenit bilakaydüşart müstakil bir Türk Devleti"! Atatürk, Nutuk'ta kurulacak yeni Türk Devletinin genel çerçevesini bu şekilde çizmektedir. Kurulan yeni devletin yönetim şeklini ise "Cumhuriyet, ahlaki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir." şeklinde, ahlak ve fazilet temeli üzerine şekillendirilmeye çalışılan cumhuriyet olarak ifade etmektedir. Tüm yönleriyle ve her alanda tam bağımsızlığı hedefleyerek kurulan, ahlak ve faziletin hakim olması arzulanan Cumhuriyet 100. yaşını tamamlamıştır. Osmanlı İmparatorluğunun en uzun yüzyılı denilen, zor ve çetin geçen, değişim ve dönüşüm için çok çaba gösterilen, ancak arzulanan bir türlü başarılamadığından İmparatorluğun sona erdiği son yüzyılı ile mukayese edildiğinde, Cumhuriyetin ilk yüzyılı az zamanda çok şeyin başarıldığı bir zaman dilimidir. Yeni Cumhuriyet ve onunla kabul edilen hukuk düzeni ile hukuki değişim ve dönüşüm sürecinde genel anlamda yargı, özel olarak da medeni yargı ve takip hukuku alanında önemli değişim ve gelişim yaşanmıştır. Mevzuat, doktrin, içtihat konusunda oldukça kapsamlı ve her geçen gün gelişen bir süreç izlenmiştir. Bu yüzyılın en azından bir fotoğrafını ortaya koymak, durum tespiti yapmak, gelecek için önemli ve değerlidir. Bu eser, tamamen gönüllü, bu alanı gerçekten önemseyen ve benimseyenlerin oluşturduğu kollektif bir çalışmadır. Kitapta otuzbeş yazarın yazısı mevcuttur. Çalışma temel üç bölümden oluşmaktadır. Bu alana ilişkin genel bilgilerin yer aldığı ilk bölüm ile daha sonra yargılama ve takip hukukuna ilişkin bölümler. Bu çalışmada, temel amaç, medeni yargılama ve takip hukukunun özellikle Cumhuriyet öncesinden de başlayarak, yüzyılda nereden nereye geldiğini ortaya koyabilmektir
Thoughts on civil procedural aspects of earthquakes and other natural disasters
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremler, maalesef büyük bir yıkım ve can kaybına yol açmıştır. Hukuk yargılaması açısından bakıldığında, bu can ve mal kayıpları ile ilgili pek çok uyuşmazlık öngörülebilir bir gelecekte yargı organlarını meşgul edecektir. Bunun yanı sıra böyle felâket durumunda yargı organları da hukuken ve fiilen birçok engelle karşılaşmakta, hatta görev yapamaz hâle gelebilmektedirler. Bilgiye dayalı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun içeriğine uygun, bilinçli, doğru ve süratli bir yargı uygulaması geliştirilebilirse, yargı bu depremden enkazda kalmadan çıkabilir. Bu kapsamda medenî usûl hukukunun sosyal adaleti de sağlamaya yönelik olduğu gözetilerek medenî usûl hukuku hükümlerinin sosyal devlet ilkesi ışığında yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Adalet hizmetinin devamlılığının sağlanması için, felâket nedeniyle fiilen işleyemez hâle gelen mahkemeler bakımından, görev ve yetki kuralları kapsamında Hakimler Savcılar Kurulu tarafından gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Adlî yardım talepleri, kurumun amacı gözetilerek hassas bir şekilde değerlendirilmelidir. Baroların da adlî yardım hizmetine ağırlık vermesi gerekir. Ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda delil toplanması ve saklanması sorununun önüne geçilebilmesi için avukatların delil toplama yetkisinin geniş yorumlanması ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü kurumundan seri ve pratik bir yöntemle yararlanılması gerekmektedir. İspat yükü ile delil ikame yükü arasında ayırım doğru bir şekilde yapılarak, vakıaların ispatı bakımından ortaya konulması gereken bilgi ve belgelerin somut deprem örneğinde olduğu gibi davalıda bulunduğu gözetilmeli ve bunların sunulamaması durumunda davalı aleyhine karar verilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Vakıaların ispatında ispat ölçüsü bakımında felâket durumlarında ortaya çıkan fiilî karinelerden, emare ispatı ve ilk görünüş ispatından faydalanılması zorunludur.The earthquakes that took place on February 6, 2023 in Kahramanmaraş unfortunately caused great destruction and loss of life. In regard to civil proceedings, this means that these loss of life and property will keep the judicial organs occupied in the foreseeable future in form of many disputes. In addition to this, in the event of such a disaster, the judicial organs are faced with many obstacles, both legally and de facto, and they may even become incapacitated. If a conscious, accurate and speedy judicial practice can be developed in accordance with the Turkish Code of Civil Procedure, the judiciary can come out of this earthquake without being left in the rubble. In this context, considering that the civil procedure law also aims to provide social justice, the provisions of the civil procedure law should be interpreted and applied in the light of the social state principle. In order to ensure the continuity of the justice service, the Council of Judges and Prosecutors should transfer proceedings in the courts that have become ineffective due to the disaster to other courts. In order to prevent the problem of collecting and storing evidence in disputes that may arise, the power of attorneys to collect evidence should be interpreted broadly and the expert opinion institution should be utilized as a quick and practical method of evidence collection as foreseen in Article 293 of the Code of Civil Procedure. By making a correct distinction between the burden of proof and the burden of substituting evidence, it should be considered that the information and documents that need to be revealed in terms of proof of facts are available to the defendant, as in the concrete earthquake example, and it should not be forgotten that a decision should be made against the defendant in case these cannot be presented. In the proof of the facts, it is obligatory to benefit from presumption of fact, circumstantial evidence and prima facie evidence, which arise in disaster situations in terms of the extent of proof
THE MARGINALIZATION OF TURKS IN GERMAN PRESS: THE EXAMPLE OF THE NEWSPAPER BILD
1960'lı yılların sonunda konuk işçi sıfatıyla önce kısa süreliğine Türkiye'den Almanya'ya giden Türk'ler, ikinci ve üçüncü kuşağın da Almanya'da dünyaya gelmesiyle Türkiye'ye geri dönme planlarını ertelediler. Kısa süreliğine Almanya'da kalma düşüncesiyle ilk yıllarda Alman toplumuna entegre olmayı önemli bulmayan Türkler, gettolaşmış mahallelerde birarada kalmayı tercih etmiştir. Alman toplumundan uzak kendi kültürünü yaşatmaya devam eden bu konuk işçiler, Almanca öğrenmeyi bir gereksinim olarak görmemiş, Alman toplumuna dahil olmayı da istememişlerdir. Fakat zaman içinde ikinci ve hatta üçüncü kuşak Almanya'da doğup büyümeye başlayınca, bu birinci kuşak mecburiyetten de olsa Alman toplumuna ayak uydurmak zorunda kalmıştır. Her ne kadar zaman geçmiş olsa da, günümüzde Almanya'yı ikinci yurt belirleyenler Alman toplumu tarafından yanlış anlaşıldıklarını ve kabul edilmediklerini iddia etmektedir. Bu iddianın ana sebebi ise basında haklarında yayımlanan ve genellikle olumsuzluk içeren haberlerdir. Dolayısıyla bu iddianın doğru olup olmadığını anlayabilmek adına, Alman basınında Türk'ler hakkında yayımlanan haberlerin incelenmesi ve değerlendirilmesi önemlilik arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında incelenen gazete haberleri kapsamında Almanya'nın en çok okunan gazetesi olan Bild gazetesinda bir aylık periyotta Türklerle ilgili yayımlanan haberlerin objektif bir bakış açısından ziyade sübjektif ve yanlı olarak yayımlandığı anlaşılmıştır.Turkish guest workers, who went in the latest 1960s to Germany, reprieved their plans o turn to Turkey just because of the reasons their children were born in Germany. For the first time in Turkey, the Turks did not find it essential to integrate into German society with the idea of staying in Germany for a short period. These guest workers, who continued to live their own culture away from German society, did not see learning the German language as a requirement and did not want to be included in German society. Nevertheless, in time, when the second and even the third generation were born and grew up in Germany, this first generation had to keep up with the German society, even if it was compulsory. Even though time has passed, Turkish people claim that they have been misunderstood and unaccepted by German society. The main reason for this claim is the negative newsis published about themselves in the German press. Therefore, to understand whether this claim is valid or not, it is essential to examine and evaluate the news published about the Turks in the German press
Estimation of tree height with machine learning techniques in coppice-originated pure sessile oak (Quercus petraea (Matt.) Liebl.) stands
In this study, in order to estimate total tree height, three di?erent model structures with di?erentinput variables were produced through the use of 872 tree data points obtained from di?erentdevelopment stages and sites in coppice-originated pure sessile oak (Quercus petraea [Matt.] Liebl.)stands. These models were ?tted with machine learning techniques such as arti?cial neuralnetworks (ANNs), decision trees, support vector machines, and random forests. In addition, themodel based on DBH was ?tted and its parameters were calculated using the ordinary nonlinearleast squares method and this model was selected as the best model in Model 1. In other modelstructures, ANN model was chosen as the best estimation method based on the relative rankingmethod in which the goodness of ?t statistics of the estimation methods were evaluated together.The inclusion of stand variables in addition to the DBH measurement in the model increased theR2 by about 36% and reduced the error rate by 55%
Die auslegung der bestimmungen über die sachliche zuständigkeit des römischen statuts des internationalen strafgerichtshofs von 1998 in bezug auf chemische waffen
The subject of this study is whether chemical weapons are within the jurisdiction of the International Criminal Court. The Rome Statute of 1998, which established the International Criminal Court did not explipictly included the term of chemical weapons among its provisions, which regulates the Court's jurisdiction in terms of jurisdiction ratione materiae. Apart from the fact that the term of chemical weapons is not explicitly included, the main subject of discussion is although chemical weapons is included in the draft articles of the Statute, the omission of this term from the final version. This brought the debate whether the state delegates deliberately left the use of chemical weapons unpunished. This discussion is directly related to the problem of interpretation of international treaties and then the extent to which preparatory work can be used in this interpretation. In the study, it was tried to clarify whether it can be deduced from the preparatory work that the states delegates to the Statute exclude chemical weapons from the jurisdiction of the International Criminal Court and whether the article 8 of the Statute can be interpreted as including chemical weapons.Bu çalışmanın konusunu kimyasal silahların Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi dahilinde olup olmadığı sorunu oluşturmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran 1998 tarihli Roma Statüsü’nün mahkemenin konu bakımından yetkisini düzenleyen hükümleri arasında kimyasal silahlar terimine açıkça yer verilmemiştir. Kimyasal silahlar terimine açıkça yer verilmemesinin haricinde asıl tartışma konusu, bu terimin Statü’nün taslak maddelerinde yer almasına rağmen metnin son halinden çıkarılmasıdır. Bu da taraf devletlerin kimyasal silah kullanımını bilinçli olarak cezasız bırakıp bırakmadığı tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışma da uluslararası antlaşmaların yorumu ve bu yorumda hazırlık çalışmalarının ne ölçüde kullanılabileceği problemi ile doğrudan ilgilidir. Çalışmada hazırlık çalışmalarından, Statü’ye taraf devletlerin kimyasal silahları Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi kapsamı dışında bıraktıkları sonucunun çıkarılıp çıkarılamayacağı ve Statü’nün 8. maddesinin kimyasal silahları kapsadığı şekilde yorumlanıp yorumlanamayacağı konusu açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır
İHAM kararları çerçevesinde adil yargılanma hakkı ile yasama bağışıkları ilişkisi üzerine bir inceleme
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m. 6’da düzenlenen adil yargılanma hakkı ile yasama bağışıklıklarının ilişkisi bu çalışmada ince- lenmiştir. İHAS m. 6’da yer alan adil yargılanma hakkı medeni hak ve yükümlülüklere dair uyuşmazlıklar ve suç isnadı altındaki kişinin sahip olduğu haklar açısından uygulama bulmaktadır. İHAS’ın madde metnin- de açıkça yer alamasa da, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkı kapsamında kabul et- miştir. Yasama bağışıklıklarının mahkemeye erişim hakkını ihlâl edip etmediği ve bunun ilgili mahkemenin içtihatları bu çalışmada incelen- miştir. Yasama bağışıklıkları ise yasama sorumsuzluğu ve yasama doku- nulmazlığından oluşmaktadır. İHAM’ın erken dönem içtihadında incele- nen bir konu yasama sorumsuzluğunun mutlak düzenlenmesi durumunda İHAS m. 6 kapsamında ulusal düzenlemede yer alan bir medeni haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği hakkında olmuştur. Bunun dışında mah- kemenin yasama bağışıklıklarının mahkemeye erişim hakkını sınırlan- dırdığı durumlarda sınırlandırmada meşru bir amaç bulunduğunu da ka- bul etmiştir. Yasama sorumsuzluğunun mutlak düzenlenmesinin adil yargılama hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkını ihlâl etmeyece- ği İHAM içtihadında belirlenmiştir. Bunun yanında İHAM içtihadında bir başka kriter, milletvekili eylemleri açısından yasama fonksiyonu ile açık bir bağ tesis edilmesidir. Öyle ki milletvekilinin meclis dışındaki açıklamalarının incelendiği İtalya’ya karşı bir dizi davada İHAM bu kri- teri uygulamıştır. Eğer milletvekilinin açıklamalarıyla yasama fonksiyo- nu arasında açık bir bağ tesis edilemezse mahkemeye erişim hakkının incelendiği ölçülülük denetiminde farklı bir yol izlenmektedir. Yasama dokunulmazlığı açısından ise içtihat çok daha azdır. Bu noktada Kart/Türkiye kararı en önemli mahkeme içtihadını oluşturur. Çalışmada tüm bunlar ve hukuki problemler ayrıntılı olarak incelenmiştir
Investigation of the physicochemical properties of Bi,Ca-doped BaZrO3 perovskites
Perovskite oxides, primarily the ones based on BaZrO3, hold significant interest for diverse applications in a variety of disciplines, such as electrocatalysts or electrolytes in fuel cell technologies. This study outlines the synthesis of BaZrO3 perovskite powders via a sol–gel route, and explores the incorporation of bismuth and calcium cations through single doping. Extensive characterization, encompassing X-ray diffraction, thermogravimetric analysis, X-ray photoelectron spectroscopy, Brunauer–Emmett–Teller analysis, oxygen/hydrogen temperature-programmed desorption/reduction, and scanning electron microscopy/energy-dispersive X-ray spectroscopy, reveals the impact of the metal cation incorporation on physicochemical properties, enhancing oxygen vacancies and lattice oxygen species within the BaZrO3 perovskite structure
Empirische untersuchung zur effektivität des lehr- und lernprozess in der onlinelehre des faches Deutsch als fremdsprache
Effective teacher behaviour and teacher characteristics have been in the focus of researchers in the past and numerous scientific papers have been published. Pupils' performance at school depends on various factors. These factors include teacher behaviours and teacher personalities. As technology advances, the world is constantly changing and evolving, so many universities offer online teaching alongside face-to face teaching. New methods and strategies are needed to promote effectiveness in online teaching. In addition, new insights are still required to optimise online teaching. The aim of this thesis is to identify and analyse how language teachers and students perceive online teaching, which behaviours of language teachers are perceived as effective by students and what are the similarities and differences in language teachers' and students' perceptions of online teaching. This study is based on a quantitative research method. Therefore, two questionnaires containing 18 items were used. The survey involved 33 language teachers and 114 students working at the Foreign Language Centre of the Turkish-German University. Two statistical methods are used to evaluate the survey. The first is an Independent Two-Sample T-Test and the second a Pearson Correlation Test.Geçmişten bugüne etkili öğretmen davranışları ve öğretmen özellikleri, bilim insanlarının odağında olmuş ve bu konuda çok sayıda akademik çalışma yapılmıştır. Bahsedilen bu öğretmen davranışları ve öğretmen özellikleri, öğrencilerin okulda sergiledikleri performanslarda da etkilidir. Yaşanan teknolojik gelişmelerle dünya, değişmekte ve gelişmektedir. Günümüzde var olan üniversitelerin birçoğu, bu değişime ve gelişime ayak uydurarak yüz yüze eğitime alternatif olarak öğrencilere çevrimiçi eğitimler sunmaya başlamıştır. Çevrimiçi derslerin sunulmasının yanında çevrimiçi derslerin etkililiğinin artırılması için yeni yöntem ve stratejiler gerekmektedir. Bu çalışma, yabancı dilde verilen çevrimiçi derslerde hangi öğretim görevlisi davranış biçimlerinin ve özelliklerinin öğrenciler tarafından etkin olarak algılanıp algılanmadığının saptanmasını, öğretim görevlileri ile öğrencilerin algılarındaki benzer ve farklı noktaların mercek altına alınmasını ve en nihayet bu çevrimiçi derslerin öğrenciler tarafından etkin olarak algılanıp algılanmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, nicel çalışma metodundan yararlanılmış olup bu anlamda 33?ü Türk ve yabancı öğretim görevlisi ile 114?ü Almanca hazırlık sınıfı öğrencisi olmak üzere toplamda 147 kişinin katılımıyla Türk-Alman Üniversitesi Almanca Hazırlık Biriminde, çeşitli öğretim görevlisi davranış biçimlerinin ve özelliklerinin değerlendirilmesini kapsayan 18 maddelik bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anket çalışması değerlendirilirken kullanılan istatiksel yöntemler iki adettir. Birincisi iki örnek bağımsız T-Testi iken ikincisi Pearson kolerasyon testidir
The Analysis of Speaking Skills in the Coursebook “Menschen A1” According to the Common European Framework of Reference for Languages
Die vorliegende Forschungsarbeit behandelt die Analyse und Bedeutung von Kommunikationsmitteln im Lehrwerk Menschen A1 im Zusammenhang mit dem Gemeinsamen Europäischen Referenzrahmen für Sprachen (GeR). Es werden dessen Vokabular, Grammatik, Aussprache, Interaktion, thematische Relevanz, Kohärenz und kommunikative Strategien untersucht. Das Kursbuch erfüllt weitgehend die GeR-Kriterien für Sprechfertigkeiten mit 186 Sprechübungen, die Alltagssituationen abdecken und Grammatik- und Vokabelübungen integrieren. Es gibt jedoch einige Defizite im Kursbuch, wie den Mangel an umfassendem Wortschatz und unzureichende Konzentration auf die Aussprache. Die behandelten Themen sind für die Alltagskommunikation relevant und beinhalten gängige Situationen, denen Lernende auf dem A1-Niveau begegnen werden. Trotz einiger geringfügiger Defizite zielen die mündlichen Übungen auf A1-Niveau effektiv darauf ab, den Lernenden die notwendigen mündlichen Kommunikationsstrategien zu vermitteln. Diese Analyse dient als gründliche Bewertung der Qualität und Eignung des Kursbuchs und kann Lehrern und Lernenden bei der Auswahl geeigneter Materialien für den Sprachunterricht helfen.Die vorliegende Forschungsarbeit behandelt die Analyse und Bedeutung von Kommunikationsmitteln im Lehrwerk Menschen A1 im Zusammenhang mit dem Gemeinsamen Europäischen Referenzrahmen für Sprachen (GeR). Es werden dessen Vokabular, Grammatik, Aussprache, Interaktion, thematische Relevanz, Kohärenz und kommunikative Strategien untersucht. Das Kursbuch erfüllt weitgehend die GeR-Kriterien für Sprechfertigkeiten mit 186 Sprechübungen, die Alltagssituationen abdecken und Grammatik- und Vokabelübungen integrieren. Es gibt jedoch einige Defizite im Kursbuch, wie den Mangel an umfassendem Wortschatz und unzureichende Konzentration auf die Aussprache. Die behandelten Themen sind für die Alltagskommunikation relevant und beinhalten gängige Situationen, denen Lernende auf dem A1-Niveau begegnen werden. Trotz einiger geringfügiger Defizite zielen die mündlichen Übungen auf A1-Niveau effektiv darauf ab, den Lernenden die notwendigen mündlichen Kommunikationsstrategien zu vermitteln. Diese Analyse dient als gründliche Bewertung der Qualität und Eignung des Kursbuchs und kann Lehrern und Lernenden bei der Auswahl geeigneter Materialien für den Sprachunterricht helfen.The analysis of teaching materials is of great significance as it can aid educators and pedagogues in making the most out of available teaching resources and ensuring that learners receive the best possible education. The analysis of teaching materials involves a thorough evaluation of the structure, content, and pedagogical approaches of a teaching resource. This paper aims to examine the speaking skills of the Menschen A1 coursebook based on the CEFR criteria. According to the analysis results of the course material regarding the CEFR, the oral exercises at level A1 effectively aim to convey the necessary oral communicative strategies to the learners, despite a few shortcomings. The exercises enable learners to express themselves despite limited language skills
Direct action in the context of freedom of assembly
Çalışma kapsamında Antik Yunan Demokrasisi ile modern temsili demokrasilerin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümü incelenerek, demokrasinin zaman içerisindeki değişimi ele alındı. Bu bağlamda demokrasilerde yurttaşların yönetime katılma hakkını kazanması incelendi. Modern demokrasilerde yurttaşların yönetime katılımın seçimle sınırlandığı tespit edilerek, ifade ve toplanma özgürlüğünün yurttaşların siyasal iradesinin oluşumuna katkıları ortaya kondu. Bunun ardından ihkak-ı hak kavramı tanımlanarak, sivil itaatsizlik ile arasındaki farklar açıklandı. İhkak-ı hak eylemlerinin toplanma özgürlüğü ile örtüşen unsurları tespit edildikten sonra, ihkak-ı hak eylemlerini toplanma özgürlüğünün koruması dışına çıkaran unsurlar ortaya kondu. Farklı İhkak-ı hak eylemleri tanımlanarak, oturma eylemi şeklinde gerçekleşen ihkak-ı hak eylemlerinin hukuk düzeni tarafından korunup korunmadığı değerlendirildi. Ardından yaratıcı ihkak-ı hak metotları aktarılarak toplanma özgürlüğü kapsamında korunmaları tartışıldı.Within the scope of the study, the transformation of Ancient Greek Democracy and modern representative democracies in the historical process was examined and the change of democracy over time was discussed. In this context, citizens' gaining the right to participate in governance in democracies was analysed. In modern democracies, it was determined that citizens' participation in government is limited to elections, and the contribution of freedom of expression and assembly to the formation of the political will of citizens was revealed. Afterwards, the concept of direct action was defined and the differences between it and civil disobedience were explained. After identifying the overlapping elements of direct action with the freedom of assembly, the elements that exclude direct action from the protection of the freedom of assembly were revealed. By defining the different types of direct action, it was evaluated whether direct action in the form of sit-in protests are protected by the legal order. Subsequently, creative methods of direct action were analysed and their protection within the scope of freedom of assembly was discusse