DergiPark Akademik
Not a member yet
63137 research outputs found
Sort by
Madencilik Faaliyetlerinde Halkın Katılımı: Sürdürülebilir Kalkınma Ve Kanada Maden Hukuku Perspektifi
Madencilik, ekonomik kalkınmaya önemli katkılar sağlarken, çevresel etkileri ve yereltoplulukları nasıl etkilediği konularında endişelere neden olmaktadır. Bu bağlamda,sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için madencilik faaliyetlerinin doğru bir şekildeyönetilmesi gerekmektedir. Halkın katılımı, madencilik faaliyetlerinin düzenlenmesindedemokratik değerlere dayalı bir zemin oluşturabilir. Yerel toplulukların madencilikprojelerine dahil olması, endişelerini paylaşmalarına olanak tanıyarak çözümlere katkı sağlar.Bu katılımın sağlanması sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin sağlanmasına ve madenfaaliyetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yardımcı olacaktır.Madencilik sektöründe önemli bir yere sahip Kanada uygulamasında, çevresel etkideğerlendirmesi haricinde katılım ilkesi dikkate alınmakta olup, özellikle BritanyaKolombiyası Yüksek Mahkemesinin 2023 yılında tesis ettiği karar bu konuda referansalınacak niteliktedir
Ceza Muhakemesinde Suç Şüphesi ve Dereceleri
Ceza muhakemesinin harekete geçmesi ve belirli muhakeme işlemlerinin yapılabilmesi suç şüphesinin (tahminin) çeşitli derecelerdeki yoğunluğuna bağlıdır. Bu çalışmada, Alman öğretisi de dikkate alınarak, soruşturma başlatmaya yeterli olan bir suçun işlendiğine dair basit şüphe kavramı, koruma tedbirleri bakımından söz konusu olan makul şüphe ve kuvvetli şüphe kavramları ile iddianamenin bir unsuru olan yeterli şüphe kavramları irdelenmiştir. Çalışmanın odak noktasını, basit suç şüphesinin belirlenmesi teşkil etmektedir. Özellikle soruşturmanın başlatılması için gerekli olan basit suç şüphesinin varlığının araştırılması anlamına gelen ve soruşturma evresinin önünde yer alan ön soruşturma aşaması, Alman öğreti ve uygulamasından örneklerle ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Hukuka uygun olan eylemlerin, bir suç şüphesinin tesisine temel teşkil edip edemeyeceğine ve bu suretle soruşturma evresinin başlatılmasını meşrulaştırıp meşrulaştırmayacağına ilişkin olarak Edathy davası bağlamında Alman öğreti ve uygulamasında ortaya çıkan görüşler de çalışmaya yansıtılmıştır. Başlangıç şüphesinin suça yönelik olması gerekir. Faile ilişkin basit şüphenin olaya ilişkin basit şüpheden sonra ortaya çıkmış olması soruşturmanın teknik açıdan başlama tarihini etkileyemeyecektir. Çalışmada iç hukuktaki makul şüphe ve kuvvetli suç şüphesi kavramlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında nasıl değerlendirildiği de irdelenmiştir
Butler’ın Performatif Kuramı ile Althusser’in Söylemsel Özne Kurulumu Arasındaki İlişkisellik
Judith Butler, who has articulated the theory of performativity to political theory through the new paths opened by critical feminist theory, has presented a different and innovative perspective from the previous literature on gender. In this article, the historical and philosophical foundations of these theoretical expansions developed by Butler will be discussed, with a particular focus on how the conceptof gender is constructed at the discursive level. Butler argues that gender should not be understood as a biological necessity or a natural reality, but as a performance constructed through discursive and social practices. This approach treats gender not as a fixed category of identity, but as a process that is produced and reproduced through constant repetitions. The article also critically analysesthe paths of representation that transform women into the dominant subject of feminism. Butler questions the category of ‘woman’, which feminism has long accepted as a unifying subject, and analyses how this category is discursively constructed and the political consequences of this construction. Calling for a rethinking of feminist politics’ understanding of the subject, this critical approach problematises the acceptance of the category of woman as a homogeneous anduniversal subject. In this context, analyses of the revolutionary situation within Marxism and the political positioning of women will also be an important topic of discussion in the article. In particular, an evaluation will be made through Louis Althusser’s theory of ideology and an attempt will be made to establish a connection with Butler’s views on the discursive construction of gender. While Althusserexplains how ideology operates to subjectivise individuals, Butler discusses how gender is produced through a performative process. The question of whether there is a parallel between these two thinkers in terms of discursive construction strategies is at the centre of the article. In this analysis, the points where Butler and Althusser’s theoretical approaches intersect and diverge will be discussed in detail.By linking Butler’s views on the discursive construction of gender with Althusser’s ideology and the processes of subjectivation, the place and contributions of both thinkers in political theory will be analysed. This comparative analysis aims to offer important implications for both feminist theory and Marxist thought. In conclusion, by comparing the thought of Butler and Althusser, the article aims to offer a deeper insight into the construction processes of gender and ideology. In this context, acomprehensive discussion will be conducted on where the theoretical lines of both thinkers are concentrated and what kind of consequences these lines have for feminist and Marxist theories.Eleştirel feminist kuramın açtığı yeni yollar üzerinden performatiflik teorisini siyasal kurama eklemleyen Judith Butler, toplumsal cinsiyet konusundaki çalışmalarıyla önceki literatürden farklı ve yenilikçi bir perspektif sunmuştur. Bu makalede, Butler’in geliştirdiği bu teorik açılımların tarihsel ve felsefi temelleriele alınırken, özellikle toplumsal cinsiyet kavramının söylemsel düzeyde nasıl inşa edildiğine odaklanılacaktır. Butler, toplumsal cinsiyetin biyolojik bir zorunluluk veya doğal bir gerçeklik olarak değil, söylemsel ve toplumsal pratikler aracılığıyla inşa edilen bir performans olarak anlaşılması gerektiğini savunur. Bu yaklaşımı, toplumsal cinsiyetin sabit bir kimlik kategorisi yerine, sürekli tekrarlar yoluylaüretilen ve yeniden üretilen bir süreç olarak ele alır. Makalede ayrıca, kadınları feminizmin başat öznesine dönüştüren temsiliyet patikaları eleştirel bir bakış açısıyla incelenmektedir. Butler, feminizmin uzun süredir birleştirici bir özne olarak kabul ettiği “kadın” kategorisini sorgular ve bu kategorinin nasıl söylemsel olarakinşa edildiğini, bu inşanın politik sonuçlarını analiz eder. Feminist siyasetin özne anlayışını yeniden düşünmeye çağıran bu eleştirel yaklaşım, kadın kategorisinin homojen ve evrensel bir özne olarak kabul edilmesini sorunsallaştırır. Bu bağlamda, Marksizm içindeki devrimci durum analizleri ve kadınların politik konumlanışları da makalenin önemli bir tartışma konusu olacaktır. Özellikle Louis Althusser’in ideolojiteorisi üzerinden bir değerlendirme yapılarak, Butler’in toplumsal cinsiyetin söylemsel inşasına dair görüşleriyle bağlantı kurulmaya çalışılacaktır. Althusser, ideolojinin bireyleri özneleştirme süreçlerini nasıl işlediğini açıklarken, Butler toplumsal cinsiyetin nasıl performatif bir süreçle üretildiğini tartışır. Bu iki düşünür arasında söylemsel inşa stratejileri açısından bir paralellik bulunup bulunmadığısorusu, makalenin merkezinde yer almaktadır. Bu analizde, Butler ve Althusser’in teorik yaklaşımlarının hangi noktalarda kesiştiği ve hangi noktalarda ayrıştığı detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Butler’in toplumsal cinsiyetin söylemsel inşasına dair görüşleri, Althusser’in ideoloji ve özneleşme süreçleriyle ilişkilendirilerek, her iki düşünürün siyasal kuram içindeki yerleri ve katkıları incelenecektir. Bukarşılaştırmalı analiz, hem feminist kuram hem de Marksist düşünce açısından önemli çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak, makale, Butler ve Althusser’in düşüncelerini karşılaştırarak, toplumsal cinsiyetin ve ideolojinin inşa süreçlerine dair daha derin bir kavrayış sunmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, her iki düşünürün de teorik hatlarının nerelerde yoğunlaştığı ve bu hatların feminist ve Marksist kuramlar açısından ne tür sonuçlar doğurduğu üzerine kapsamlı bir tartışma yürütülecektir
Meslek Edinilmiş Geçici İş İlişkisinde İşverenlerin İş Sağlığı ve Güvenliğinden Doğan Sorumluluğu
Meslek edinilmiş geçici iş ilişkisi, bu ilişkinin kurulmasını meslek edinmiş olan özel istihdam büroları aracılığı ile kurulan bir ilişki türüdür. Bu noktada meslek edinilmiş geçici iş ilişkisi, özel istihdam bürosu, geçici işveren ve geçici işçiden oluşan üç köşeli bir yapıyı haizdir. Meslek edinilmiş geçici iş ilişkisinde geçici işçi, bir süreliğine başka bir işverenin nezdinde çalışmaktadır. Ne var ki, bu süreçte geçici işçinin işvereni halen özel istihdam bürosu olup, özel istihdam bürosunun iş sözleşmesinden doğan yükümlülükleri devam etmektedir. Geçici işçinin iş görme edimini başka bir işverenin yanında ifa etmesi, iş sağlığı ve güvenliği bağlamında birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda, geçici işçi bakımından iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin hangi işveren ya da işverenler tarafından ve ne şekilde yerine getirileceği hususu tartışmaya açıktır. Bu çalışmada, özel istihdam bürosu ile geçici işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğünün kapsamı ile bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinden doğan hukuki sorumluluğun hangi işveren veya işveren üzerinde olacağı hususu incelenmiştir
Haksız Fiilde Hukuka Aykırılık Teorileri ve Bunların Sorumluluğa Etkisi
Hukuka aykırılık haksız fiil sorumluluğunu derinden etkileyen, ona ismini veren teknik ve teorik yapıyı haiz bir unsurdur. Hukuka aykırılık kusur ve illiyet bağı unsurları birbirleri ile karışmaya müsait karakterdedirler. Hukuka aykırılıkla ilgili farklı teoriler bu unsurların birbirlerinden iyice ayrılmasına veya birbirlerine karışmasına alt yapı oluşturmaktadır. Yine hukuka aykırılıkla ilgili teoriler kusur ve sebebiyet sorumluluklarında farklı sonuçlar doğurmakta hatta sorumluluğu bu sorumluluk çeşitlerine doğru yaklaştırabilmektedir. Ayrıca mutlak hakların ve özellikle salt malvarlığı haklarının korunması ihtiyaçlarının giderilmesinde hukuka aykırılık kilit rol oynamaktadır. Makalede hukuka aykırılık unsuruyla ilgili teorilerin mahiyetleri, haksız fiilin unsurları ile ilişkileri ve sorumluluğa nasıl ve ne yönde etki ettikleri ortaya konulacaktır
Collective Violence, Trauma, and Memory: Tracing ‘State Survival Discourse’ in Early Republican Turkey
21. yüzyıl Türkiyesi’nde hem amaç hem de araç olarak kullanılan, toplumsal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanına etki eden ‘devlet bekası’ kavramı (ya da ‘beka söylemi’) Cumhuriyet tarihinde süreklilik gösteren en temel iktidar retoriklerinin başında gelmektedir. Bu çalışma, yakın dönem Türkiye siyasi ve toplumsal hayatını oldukça ilgilendiren devlet bekası kavramının sosyo-psikolojik arka planına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda devlet bekası kavramının fiziksel ve ontolojik yapı taşlarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras kaldığı öne sürülmektedir. Bununla beraber Osmanlı’nın çöküş döneminde yaşanan kitlesel şiddet, tarihsel korku ve travmaların, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet bekası anlayışının çok daha sert bir biçimde yeniden kurgulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir. Bu noktadan hareket eden çalışma iki temel saptamaya varmaktadır: Birincisi, Türkiye’de beka, yani ‘devletin hayatta kalma’ yaklaşımı, kendini yeniden üreten kolektif endişe, korku ve umutsuzluklar karşısında kronik bir ‘güvensizlik kompleksine’ dönüşmüştür. Bu bağlamda beka söylemi bir güvenlik arayışından ziyade hem fiziksel hem de psikolojik olarak güvensizliğin dışa vurumunu simgelemektedir. İkinci olarak da devlet bekası kavramı tarihsel süreç içinde devletin ‘hâkim siyasi yol haritası’ olmaya doğru evrilmiştir ve toplumsal anlamda rıza üretme araçlarının en temel söylemi haline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında toplumun kolektif hafızası kahir ekseriyetiyle ‘demokratikleşme’ veya ‘özgürlükler’ olgularından ziyade ‘güvenlik’ ve ‘endişe’ olguları üzerinden devlet eliyle şekillendirilmiştir. Bu makale beka söylemini hem kavramsal hem de tarihsel olarak inceleyecek ve Osmanlı son dönemi, erken Cumhuriyet ve kısmen de günümüz Türkiyesi arasındaki sürekliliği ortaya koyacaktır. Bu bağlantıların ışığında makale, bekayı siyasi rejimlerin ana hatlarını belirleyen ve rejimler arası geçişte köprü niteliği taşıyan ‘organik bir kara kutu’ olarak tasvir edecektir. Öyle ki Türkiye siyasetindeki beka kodları, tarih boyunca çeşitli güç merkezleri tarafından araçsallaştırılarak adeta sömürülmüş ve zaman içinde ülkenin demokratik gelişimini engelleyen yapısal bir soruna dönüşmüştür. Söylem analizi ve tarihsel analiz yöntemlerini harmanlayan makale, beka söyleminin evrimini incelerken 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar geriye gidiyor ve bu savaşla birlikte başlayan şiddet sarmalının izini sürüyor
Kültür Politikası: Kısa Bir Değerlendirme
Kültür politikasının bir kamu politikası çerçevesinde batı devletlerinin gündemine geldiği 2. Dünya Savaşı sonrası Refah Devleti uygulamalarından bu yana, köprünün altından çok sular aktı. Yüzyıllar boyunca farklı anlamlar yüklenen, milliyetçiliğin yükselmesiyle birlikte uluslar kuran ve dağıtan kültür, 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletler için bir kamu politikası nesnesi, düzenlenmesi ve denetlenmesi gereken bir alan haline gelir
Dünyanın Düzleşmesi-Kültürün Krizi ve Normların Tahakkümü
Bu yazıda, Oliver Roy tarafnıdan kaleme alınan, ilk baskısını 2022 yılında Fransa\u27da yapan ve 2024 yılında Türkçe çevirisiyle Türkiye\u27deki okurlarla buluşturulan Dünyanın Düzleşmesi-Kültürün Krizi ve Normların Tahakkümü adlı kitap inclenmiştir. Kitabın ana tezi, ve bu tez etrafında şekillenen sekiz bölümün ana hatları irdelenerek okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır
Board Structure in Emerging Markets : A Simultaneous Equation Modeling
This paper unravels the board structure of 42,146 firms in China and 21 European emerging markets and empirically examines its determinants. Structural estimation of simultaneous equation models that endogenize board size, outside board chairmanship, and board independence produced evidence supporting our predictions about potential factors that determine these three variables, which are based on previous studies of developed economies. However, we found striking differences in the combination of factors that strongly affect board structure between China and European emerging markets and between public and private companies. Furthermore, the empirical results in this paper suggest that the close interdependence among board components requires analytical consideration.This research work was financially supported by the Japan Society for the Promotion of Science (JSPS KAKENHI Grant Number 20H01489) and the Joint Usage and Research Center of the Institute of Economic Research, Hitotsubashi University (Grant Number IERPK2323)
コロナ禍沖縄の企業⽣存確率 : ⽣存時間解析による地域⽐較
本稿は,新型コロナウイルス感染⼤流⾏期を通じた沖縄企業の⽣存状況を明らかにするとともに,その地域レベルの決定要因を,⽣存時間解析の⼿法を以て実証的に検証した。コックス⽐例ハザードモデル及び代替モデルの推定結果は,本島北部及び島嶼部に所在する企業の⽣存確率は,中部及び南部よりもより⾼いことを⽰した。また,コロナ禍前の⼈⼝密度と第三次産業規模は,コロナ禍沖縄の企業⽣存確率に負に作⽤した⼀⽅,経済成⻑と共同売店数は,正に影響したことを明らかにした。これら⼀連の分析結果は,パンデミック期及び沖縄県内の特異性を如実に反映している