DergiPark Akademik
Not a member yet
    63137 research outputs found

    Impact of Minimum Wage Increase on Businesses

    No full text
    特集●最低賃金「1000 円」の先『日本労働研究雑誌』 https://www.jil.go.jp/institute/zassi/index.htm

    Stance Prediction with a Relevance Attribute to Political Issues in Comparing the Opinions of Citizens and City Councilors

    No full text
    Japan Society for the Promotion of Science22K21303情報検索タスクのための大規模汎用クエリ-文書言語モデルの実

    地方税に係るDXの現況と今後の展望

    No full text

    Real-Time Detection of Hidden Fiscal Unsustainability : Lessons from the Eurozone Crisis

    No full text
    Last revised : March 2025; Second version : October 2024; First Version : June 2024日本学術振興会24K04831統計の改訂による財政の持続可能性への影響This work was supported by JSPS KAKENHI Grant Numbers JP24K04831

    「歴史認識」を育てるために : 小嶋昭道から安井俊夫への継承・発展,あるいは欠落から考える

    No full text

    東京商業学校と東京外国語学校等の合併

    No full text

    The International Relations of DISK Between 1967 And 1980: An Analysis of the Ideological Influences & Solidarity Strategies in Light of the Available Documents

    No full text
    Sendikacılıkta uluslararası ilişkiler tartışmaları, 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Özellikle sanayileşmenin etkisiyle işçi sınıfının hak arayışları ulusal sınırların ötesine geçerek, işçilerin küresel ölçekte örgütlenmesine yol açmıştır. Ulusal düzeyde kurulan sendikalar, birlikler, federasyonlar ve konfederasyonlar, uluslararası işçi hareketleri ve örgütlerle iş birliği yaparak uluslararası sendikal dayanışma ağları geliştirmiştir. Bu süreçte uluslararası sendikal örgütler, işçi sınıfının sömürüye karşı mücadelesinde önemli rol oynamış, sosyal haklar, işçi sağlığı ve güvenliği ve toplu pazarlık gibi konularda önemli kazanımlar elde etmiştir.Türkiye’de ise DİSK, 1967 yılında Türk-İş’ten ayrılan dört sendikanın öncülüğünde kurularak bu uluslararası ilişkiler ağına katılma yolunda adımlar atmıştır. Özellikle 1970\u27lerden itibaren sosyalist ve anti-emperyalist bir çizgide örgütlenen DİSK, uluslararası sendikal hareketlerle yakın ilişkiler kurma çabası içine girmiştir. DİSK, birçok farklı ülkenin işçi sendikalarıyla temaslarda bulunmuş, küresel işçi dayanışmasına katkı sunmuş ve işçi sınıfının küresel düzeydeki mücadelesinin bir parçası haline gelmiştir. Ancak DİSK, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesine kadar resmi bir uluslararası örgüt üyeliği kazanamamış, buna rağmen uluslararası işçi hareketleriyle temaslarını sürdürmüştür.Bu çalışmada, DİSK’in 1967-1980 yılları arasındaki uluslararası ilişkileri incelenmiştir. Araştırma kapsamında döneme ait kurumsal belgeler, sendikanın faaliyet raporları ve literatürden elde edilen veriler kullanılarak, DİSK’in uluslararası sendikal hareketle olan bağlantıları ve bu süreçte yaşanan ideolojik ve örgütsel zorluklar değerlendirilmiştir. DİSK’in uluslararası sendikal örgütlere entegrasyon sürecinde karşılaştığı sorunlar, özellikle işkolu sendikalarının bağımsız hareket etmesi ve sendika içi disiplin meseleleri gibi konular bu çalışmada ele alınan temel tartışma noktalarındandır. Ayrıca, DİSK’in uluslararası işçi hareketleriyle kurduğu ilişkilerde Türkiye’nin iç siyasi koşullarının ve özellikle TKP\u27nin ideolojik etkisinin rolü incelenmiştir. Bu süreçte, DİSK’in uluslararası sendikal hareketlerle olan ilişkileri sadece bir dayanışma meselesi olarak değil, Türkiye’deki işçi sınıfı mücadelesiyle doğrudan ilişkili olarak ele alınmıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinin ardından DİSK’in faaliyetlerinin durdurulması, sendikal hareketin uluslararası ilişkilerde yaşadığı kesintilerle birlikte değerlendirilmektedir. DİSK\u27in uluslararası alandaki çabaları, yalnızca Türkiye işçi sınıfının hak mücadelesini küresel bir perspektifte ele alma amacını taşımakla kalmamış, aynı zamanda uluslararası dayanışma ağlarını kurma çabalarını da pekiştirmiştir. Soğuk Savaş dönemi ideolojik çatışmaları ve Türkiye\u27deki siyasi baskılar, DİSK\u27in faaliyetlerini şekillendiren temel faktörler arasında yer almıştır.The history of discussions on international relations in trade unionism can be traced back to the nineteenth century. In light of the profound impact of industrialization, the pursuit of rights for the working class transcended national boundaries, giving rise to the organization of workers on a global scale. National-level unions, federations and confederations have established global trade union solidarity networks through collaboration with international labor movements and organizations. In this process, international trade union organizations played a significant role in the struggle of the working class against exploitation, achieving notable gains in areas such as social rights, worker health and safety, and collective bargaining.In Turkey, the Confederation of Public Sector Trade Unions (DİSK) was established in 1967 under the guidance of four unions that had previously been members of Confederations of Turkish Trade Unions (Türk-İş) and were now pursuing affiliation with this network of international relations. From the 1970s onwards, DİSK was organized along socialist and anti-imperialist lines and made efforts to establish close relations with international trade union movements. DİSK established contacts with trade unions in a multitude of countries, thereby contributing to global labor solidarity and becoming an integral part of the global struggle of the working class. Nevertheless, DİSK did not become an official member of an international organization until the military coup of 12th September 1980. However, it continued to maintain its contacts with international labor movements.This study provides a comprehensive analysis of DİSK\u27s international relations between 1967 and 1980. The study employs a combination of institutional documents from the period, the union\u27s activity reports and data from the literature to evaluate DİSK\u27s links with the international trade union movement and the ideological and organizational difficulties experienced in this process. This study addresses the challenges encountered by DİSK in its efforts to integrate into international trade union organizations. In particular, it examines the issues of labor union independence and internal disciplinary matters within the union. Additionally, this study examines the impact of Turkey\u27s domestic political environment, particularly the ideological influence of the TKP, on the international labor movements of DISK. In this process, the relationship between DİSK and international trade unions is analyzed not only in terms of solidarity, but also as a factor directly related to the struggle of the Turkish working class. The suspension of DİSK\u27s activities following the military coup d\u27état of 12th September 1980 is evaluated together with the simultaneous interruptions in the union\u27s international relations. DİSK\u27s international efforts not only aimed at addressing the workers\u27 rights struggle in Turkey within a global framework but also strengthened its attempts to establish international solidarity networks. The ideological conflicts of the Cold War period and political repression in Turkey were key factors that shaped DİSK\u27s activities during this period

    Considerations on the Judgments of 11th Civil Chamber of the Court of Cassation Evaluating Article 105/2 of the Turkish Commercial Code as an Exclusive Jurisdiction Rule in Terms of International Procedural Law: A Critique from the Perspective of Concept of Exclusive Jurisdiction

    No full text
    Acente, müvekkili adı ve hesabına sürekli olarak sözleşmeler akdeden veya bu sözleşmelerin kurulmasına aracılık eden bağımsız tacir yardımcısıdır. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ayrıntılı şekilde düzenlenen acentelere kanunda tanınan yetkilerden biri de müvekkillerini davada temsil edebilmektir. TTK m. 105/2 hükmüne göre aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Hüküm ayrıca yabancı tacirler adına acentelik yapanlar bakımından özel bir düzenleme getirerek, bu acenteler hakkındaki sözleşmelerde yer alan bu hükme aykırı şartların geçersiz olacağını da öngörmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi yakın tarihte verdiği çeşitli kararlarda bu hükmün milletlerarası usul hukuku anlamında bir münhasır yetki kuralı olduğunu savunmaktadır. Bu yorumun yerinde olup olmadığı konusu, çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede, çalışmamızda öncelikle TTK m. 105/2 hükmünde düzenlenen bu temsil yetkisine dair kısaca bilgi verilecek, sonrasında Yargıtay’ın söz konusu kararlarında yaptığı tespitlere değinilecek, akabinde münhasır yetki kurallarının temel özellikleri kısaca ele alındıktan sonra Yargıtay’ın yaptığı tespitlerin bu temel özelliklerle uyum arz etmediği yönündeki görüşümüz ortaya konacaktır.An agent is a self-employed merchant who, as a profession, enters into contracts it brokers or makes in the name and on behalf of its principal. The institution of agency is thoroughly regulated in the Turkish Commercial Code (TCC), and one of the powers granted to agents therein is the authority to represent their principals in legal proceedings. According to TCC Article 105/2, an agent can file lawsuits on behalf of its client or, conversely, be sued in the same capacity for disputes arising from the contracts they brokered or made. The provision also introduces a specific regulation for agents acting on behalf of foreign merchants, stipulating that any terms contrary to this provision in agreements regarding these agents will be deemed invalid. The 11th Civil Chamber of the Court of Cassation has recently decided in various decisions that this provision constitutes an exclusive jurisdiction rule in terms of international procedural law. Whether this interpretation is accurate constitutes the subject of this paper. Within this framework, we will first provide brief information about the authority to represent specified under TCC Article 105/2. Subsequently, we will address the determinations made by the Court of Cassation in its decisions. Afterwards, after briefly discussing the main characteristics of exclusive jurisdiction rules, we will explain our opinion that the Court of Cassation’s findings are not in line with these main characteristics

    Ceza Muhakemesinde DNA Analizinin İspat Kuvveti (Türk, Amerikan ve Alman Mahkeme Kararları Işığında)

    No full text
    The discovery that DNA could be used for identification purposes in forensic science due to its unique structure, which varies from individual to individual, is a striking development. Comparison of biological samples such as blood and sperm obtained from the crime scene with the samples obtained from the defendant’s body makes identification possible with a high degree of scientific certainty. If it is determined that the genetic characteristics of the defendant do not match the traces obtained from the crime scene, DNA analysis will have an exclusionary effect. On the other hand, when the trace detected at the crime scene matches the genetic characteristics of the defendant, it is also necessary to examine how significant the probative value of this match is. In this context, it is important to address the issue of whether the defendant can be considered to have committed the crime based solely on DNA analysis results. This issue, which has not been sufficiently addressed in Turkish doctrine until today, was examined in the study within the framework of Turkish, American and German court decisions.DNA’nın bireyden bireye değişiklik gösteren, benzersiz yapısı sebebiyle, adli bilimlerde kimlik tespiti açısından kullanılabileceğinin keşfedilmesi oldukça çarpıcı bir gelişmedir. Olay yerinden elde edilen kan, sperm gibi biyolojik örneklerin sanıktan elde edilen vücut materyalleri ile karşılaştırılması, yüksek dereceli bir bilimsel kesinlik dahilinde kimlik tespitini mümkün kılmaktadır. Sanığın genetik özellikleri ile olay yerinden elde edilen izlerin eşleşmediği tespit edilirse, DNA analizi sanığı dışlayıcı bir etkiye sahip olur. Buna karşılık, olay yerinde bulunan iz materyali ile sanığın genetik özellikleri eşleştiğinde, bu eşleşmenin hangi büyüklükte bir ispat kuvvetine sahip olduğu hususunun da incelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, sadece DNA analiz sonuçlarına dayanılarak sanığın suçu işlediğinin kabul edilip edilemeyeceği meselesinin ele alınması önem arz eder. Bugüne kadar Türk öğretisinde yeteri kadar değinilmeyen bu konu, çalışmada Türk, Amerikan ve Alman mahkeme kararları çerçevesinde incelenmiştir

    Avrupa-Türkiye Karşılaştırmalı Sanal Çocuk Pornografisi: Çocuk Pornografisinde Gerçek Çocuk Yoksa Suç Da Yok Mudur?

    No full text
    Amaç: Sanal çocuk pornografisi, gerçek bir çocuğun dahil olmadığı, ancak dahil olduğu izlenimi veren, bilgisayar tarafından oluşturulmuş görüntüler veya diğer dijital teknikler kullanılarak oluşturulan bir pornografi türüdür. Sanal çocuk pornografisinde gerçek çocukların kullanılmaması “suç oluşacak mıdır” sorusunu beraberinde getirmektedir. Bu çalışma, bu soruyu Türkiye ve Avrupa ülkeleri özelinde karşılaştırarak tartışmayı amaçlamaktadır. Metodoloji: Çalışma, literatürdeki araştırma ve verilerin sistematik bir incelemesine ve analizine dayanmaktadır. Literatür taraması “Ulakbim Türk Akademik Ağı ve Bilgi Merkezi”, “Google Akademik”te Ocak 2023-Mayıs 2023 tarihleri arasında “sanal çocuk pornografisi” kelimeleri kullanılarak yapılmıştır.Bulgular: Sanal çocuk pornografisi, bilgisayar tarafından oluşturulan görüntüler veya animasyonlar kullanılarak çocukların cinsel istismarını veya sömürüsünü oluşturan her türlü uygulamayı kapsamaktadır. Tamamen bilgisayar tarafından üretilmiş görüntülerini kullanılması, “gerçek çocuk yoksa, suç oluşacak mıdır” tartışmalarının yolunu açmıştır. Birleşik Krallık\u27ta, görüntü bilgisayar tarafından oluşturulmuş olsa bile, 18 yaşın altındaki bir çocuğun müstehcen davranışlarda bulunduğu izlenimi veren herhangi bir görüntü veya video kaydı sanal çocuk pornografisi olarak tanımlanmakta ve suç olarak düzenlenmektedir. Sanal çocuk pornografisinin dağıtımı, üretimi, satın alınması ve bulundurulması Almanya’da ve İtalya’da da suç olarak düzenlenmiştir. Sanal çocuk pornografisi, Türk Ceza Kanunu’ndaki temsili çocuk görüntülerinin kullanıldığı müstehcenlik suçu kapsamında değerlendirilmektedir. 3D modelleme programı kullanarak cinsel eylemlerde bulunan çocuk görüntüsü oluşturan ve bunları sosyal medyada paylaşan kişiler hakkında hapis cezasına hükmeden yargı kararları mevcuttur.Sonuç: Sanal çocuk pornografisi; bu tür içeriğe olan talebi artırmakta, çocuklarla cinsel ilgiyi teşvik etmekte veya normalleştirmekte, çocuk pornografisi sektörünü beslemekte ve izleyicileri çocukların cinsel sömürüsünün neden olduğu zarara karşı duyarsızlaştırarak gerçek çocukların cinsel sömürüsüne katkıda bulunmaktadır. Sanal çocuk pornografisi, pornografik materyalde gerçek çocuklar kullanılmadığı için sanki tehlikeli değilmiş gibi görünse aslında en az gerçek çocuk pornografisi kadar tehlikelidir. Sanal çocuk pornografisini üretmek, dağıtmak, satın almak veya bulundurmak işin içinde gerçek çocuklar olmasa bile ceza gerektiren bir suçtur. Gerçek çocuğun varlığı suçu ağırlaştırabilir ama gerçek çocuğun yokluğu suçu hafifletmeyecektir

    269

    full texts

    63,137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DergiPark Akademik
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇