DergiPark Akademik
Not a member yet
    63137 research outputs found

    マーキュリータワー3301室(経済学部グローバル・オフィス)奮闘記

    No full text

    Collective Memory and Class in the Works Of Annie Ernaux

    No full text
    Bu çalışma, güncel edebiyatta “kolektif bellek” kavramının sınıf ilişkileri üzerinden nasıl biçimlendiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle Kolektif belleği ve sınıf ilişkilerini konu alan güncel edebiyattan örnekler vermektedir. 2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Annie Ernaux, işçi sınıfına ait bireysel ve toplumsal deneyimleri yazınsal olarak temsil ederek, sınıfsal hafızanın görünürlük kazanmasına ve buhafızanın kolektif bellek içerisinde yeniden üretilmesine katkı sağlamaktadır. Yazarın Boş Dolaplar (1974) Babamın Yeri (1983) ve Seneler (2008)adlı eserleri bu çalışmada örnek metinler olarak seçilmiştir.Edebi eserleri incelerken somut analiz edilebilir bir malzeme ortaya çıkarmanın güçlüğü nedeniyle bu çalışmaya uygun olduğu düşünülen anlatı analizi yöntemine başvurulmuştur. Öte yandan yazarın eserlerinin “toplumsal bellek/siyasal bellek” çerçevesinde kümelenmesi çalışmanın önünü açmakta ve siyaset bilimi ve sınıf ilişkileri çerçevesinde incelemeyi olanaklı kılmaktadır. Edebi eserler belirli tarihselsosyal ve politik koşulların ürünü olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda bu eserler hem sınıf hem de güç ilişkileri çerçevesinde incelenerek önemli sonuçlar ortaya konabilir.Özellikle hatırlama ve unutma pratikleri üzerine yoğunlaşan bellek çalışmaları/ kolektif bellek çalışmaları, 1950lerden itibaren özellikle tarih sosyoloji ve siyaset biliminin inceleme konusu olarak ivme kazanmıştır. Bu çalışma bundan dolayı kolektif bellek ve oluşumunu sınıf temelli bir bakış açısıyla ele almaya yönelmiştir. Bunun yanı sıra Annie Ernaux yazınının bu değerlendirme için oldukça zengin birkaynak sunduğuna dikkat çekmeyi hedeflemektedir. 2022 yılında Fransız yazar Ernaux “kişisel hafızanın köklerini, mesafelerini ve kolektif kısıtlamalarını keşfetmedeki cesaretinden ötürü” Nobel edebiyat ödülünelayık görüldü.1 Bu ödülle birlikte daha tanınır hale gelmekle birlikte, kolektif bellek, sınıf ilişkileri, politik ve sosyal olayların insan zihnindeki-özellikle kadın zihnindekietkileri, ilk romanı Boş Dolaplar’dan son eserlerine kadar eserlerinin merkezini oluşturdu.This study primarily aims to examine recent literature on collective memory and its formation from a class-based perspective. Annie Ernaux, recipient of the 2022 Nobel Prize in Literature, represents the individual and collective experiences of the working class through literary means, thereby contributing to the visibility of class memory and its reproduction within the framework of collective memory. Inthis study, three novels by French writer Annie Ernaux—Cleaned Out (1974), The Years (2008), and A Man’s Place (1983)—will be examined using the narrative analysis method, within the framework of collective memory and class relations. Because of the challenges of producing concrete, analyzable material whenexamining literary texts, the narrative analysis method was considered the most suitable for this study. Furthermore, Ernaux’s focus on the themes of “social memory/political memory” provides a valuable opportunity for analysis within the framework of political science and class relations. Literary works are products of certain historical, social and political conditions. In this context those works canbe analysed from the persepective of class and power relations, significant results yielding significant insights. Memory studies/ Collective memory studies, particularly those focusing on practices like remembering and forgetting, gained momentum in the 1950s and became a subject of inquiry in history,sociology and political science. This study not only investigates recent literature on social memory and its formation from a classbased perspective. Additionally, it seeks to highlight that Ernaux’s writing offers a rich source for such an evaluation. In 2022, Ernaux was awarded the Nobel Prize in Literature “for the courage and clinical acuity with which she uncovers the roots, estrangements, and collectiverestraints of personal memory.” Although she gained wider recognition with this award, collective memory, class relations, and the impacts of political and social events on the human mind—particularly the female psyche—have been central to her works from her first novel, Cleaned Out (1974), to her most recent publications. One of the themes she focuses on in her works, which are regarded as pioneeringin the genre of social memory writing, is the working class and their experiences, along with her own experiences moving between the working class and the bourgeoisie. In this respect, her works serve as a record of how the working class in both France and the world has been remembered after the 1960s, as well as a document of the experiences of this class

    Devlet Aklı Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi: Modern Devletin İnşası

    Get PDF
    Bu çalışmada, Friedrich Meinecke Devlet Aklı kavramın izlerini, Niccolò Machiavelli’den başlayarak Leopold von Ranke’ye kadar, yani 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Avrupa merkezli bir tarihsel perspektifle sürer. Devlet Aklı Meinecke’ye göre, devlet, hukuk ve ahlakın zorunluluklarından vareste bir yapı olarak, tarih boyunca farklı biçimlerde tezahür etmiş olsa da özü itibariyle aynı kalmıştır. Modern devletin doğuşunu ve evrimini anlamak için, sadece yapısal değişimlere değil, aynı zamanda devlet aklı noktasında filozofların düşünsel katkılarına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Meinecke’nin, siyaset felsefesi ve tarih analizi arasındaki bağlantıyı usta bir şekilde kuran eserleri hem tarih bilimi hem de siyaset teorisi alanlarında çıkış noktası oluşturur. Avrupa merkezli olması eleştirilebilir bir yönü olsa da modern devlet kavramının düşünsel temellerini anlamak için sunduğu çerçeve, her dönem geçerliliğini korumayı başarmıştır. Meinecke, iktidarın "iyi" ya da "kötü" olmadığını, aksine bu kategorilere duyarsız bir doğaya sahip olduğunu ifade ederek, devletin ahlaki çatışmalardaki rolünü tarafsız bir bakış açısıyla ortaya koyar. Meinecke’nin analizleri, modern devletlerin karar alma süreçlerinde ahlak ve çıkar arasındaki gerilimi anlamak isteyen tarihçiler, siyaset bilimciler ve felsefeciler için bugün de rehber niteliğindedir. Onun çalışmaları, tarih ve siyasetin birbirinden ayrılamayacak şekilde nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne serer.Bu çalışmada, Friedrich Meinecke Devlet Aklı kavramın izlerini, Niccolò Machiavelli’den başlayarak Leopold von Ranke’ye kadar, yani 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Avrupa merkezli bir tarihsel perspektifle sürer. Devlet Aklı Meinecke’ye göre, devlet, hukuk ve ahlakın zorunluluklarından vareste bir yapı olarak, tarih boyunca farklı biçimlerde tezahür etmiş olsa da özü itibariyle aynı kalmıştır. Modern devletin doğuşunu ve evrimini anlamak için, sadece yapısal değişimlere değil, aynı zamanda devlet aklı noktasında filozofların düşünsel katkılarına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Meinecke’nin, siyaset felsefesi ve tarih analizi arasındaki bağlantıyı usta bir şekilde kuran eserleri hem tarih bilimi hem de siyaset teorisi alanlarında çıkış noktası oluşturur. Avrupa merkezli olması eleştirilebilir bir yönü olsa da modern devlet kavramının düşünsel temellerini anlamak için sunduğu çerçeve, her dönem geçerliliğini korumayı başarmıştır. Meinecke, iktidarın "iyi" ya da "kötü" olmadığını, aksine bu kategorilere duyarsız bir doğaya sahip olduğunu ifade ederek, devletin ahlaki çatışmalardaki rolünü tarafsız bir bakış açısıyla ortaya koyar. Meinecke’nin analizleri, modern devletlerin karar alma süreçlerinde ahlak ve çıkar arasındaki gerilimi anlamak isteyen tarihçiler, siyaset bilimciler ve felsefeciler için bugün de rehber niteliğindedir. Onun çalışmaları, tarih ve siyasetin birbirinden ayrılamayacak şekilde nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne serer

    Uluslararası İnşaat Sözleşmelerinde (FIDIC Kırmızı Kitap 1999 Kapsamında) İşin Askıya Alınması

    No full text
    İşin askıya alınması kurumu FIDIC Kırmızı Kitap 1999’ta mühendis veya yüklenici yönünden olmak üzere ikili bir ayrımla düzenlenmiştir. Mühendis tarafından işin askıya alınması halinde, yüklenici işin gecikmesi sebebiyle ek süre ve askıya almanın sebep olduğu masrafları isteyebilecektir. Yüklenici de iş sahibinin ücret ödeme borcuyla ilgili sorunlar olduğunda işi askıya alır veya yavaşlatır ise ek süre ve gecikmenin sebep olduğu masrafları talep edebilecektir. Kırmızı Kitap 1999 m. 8.8’de düzenlenen yüklenicinin işi askıya alma hakkı, mühendisin m. 16.1’deki işi askıya alma hakkından farklı niteliktedir. Çalışmamızda bu farklılık doğrultusunda işin mühendis veya yüklenici tarafından askıya alınmasının koşullarını ve sonuçlarını irdeledik

    UNITED NATIONS PEACEKEEPING IN THE CONTEXT OF CONFLICT RESOLUTION AND CONFLICT MANAGEMENT: A CONCEPTUAL CRYSTALLIZATION

    Get PDF
    Birleşmiş Milletler barışı koruma, çatışma çözümü ve çatışma yönetimi bağlamında kavramsallaştırılırken nelere dikkat edilmelidir? Bu soru yanıtlanırken (i) Johan Galtung’un negatif ve pozitif barış modelinden ve (ii) John Burton’ın çatışma çözümü ve çatışma yönetimi ayrımından yararlanılacaktır. Barışı korumanın, negatif ve pozitif barış düzeylerinde analiz edilmesiyle çatışma çözümü ve çatışma yönetimi bağlamında karşılaşılan anlam ikililiklerinin önüne geçilebileceğini açıklamak, bu çalışmanın öncelikli hedefidir. Barışı korumanın kavramsallaştırılmasında ve sürdürülebilir bir barışın inşasındaki etkinliğinin değerlendirilmesinde, ilgili boyut ve ayrımların dikkate alınması önem arz etmektedir. Buna göre ilgili çalışmada Birleşmiş Milletler barışı korumanın tarihi gelişimi, temel ilkeleri ve Soğuk Savaş sonrasındaki dönüşümü ele alınacaktır. Nitekim Soğuk Savaş sonrasında gündeme gelen kimlik temelli çatışmalara bağlı olarak barışı korumanın sınır ve açmazlarını tahlil etmek önem arz etmektedir. Diğer taraftan barışı koruma üzerine eleştiriler Soğuk Savaş öncesine uzansa da barışı korumanın, bilhassa Soğuk Savaş sonrasında koruma sorumluluğunun gelişimiyle birlikte önemli dönüşümler geçirdiğini vurgulamak gerekmektedir. Barışı korumanın temel ilkelerinin Soğuk Savaş sonrasında daha da güçlü aşınması ve insanlığa karşı suçların önlenememesi, barışı korumanın dayanakları ve muhteviyatının derinleşmesinde rol oynamıştır. Bu çerçevede bu çalışma, birden çok safahatı barındıran Birleşmiş Milletler barışı korumanın gelişimi ve dönüşümüyle paralel olarak barışı korumaya dönük kavramsal mülahazalar ve arabuluculuk, barışa zorlama, barış inşası, barış yapma ve önleyici diplomasi şeklindeki tamamlayıcı yaklaşımları kısaca ele alacaktır. İlgili yaklaşımlarla etkileşimi göz önüne alındığında, barışı koruma safahatına hem daha bütüncül hem de daha nüanslı yaklaşılması gerektiği aşikârdır. Bununla birlikte bir çatışma yönetimi mekanizması olarak gelişen barışı korumanın, bahsedilen tamamlayıcı yaklaşımlar kapsamında çatışma çözümü ve pozitif barış süreçlerinin bir parçası olsa da negatif barışla bağlantısının koparılamayacağı belirtilebilir. Bu yüzdendir ki barışı koruma kavramsallaştırılırken çatışma çözümü ya da çatışma yönetimi perspektiflerinden herhangi birine, diğeri göz ardı edilerek körü körüne bağlı kalınmamalıdır. Ancak bu esnek bakış açısının kavramsal olarak yol açabileceği karışıklığa karşı, ayrıştırıcı yaklaşım-barışı koruma-çatışma yönetimi-negatif barış ve barış inşası-birliksel yaklaşım-çatışma çözümü-pozitif barış kavramlarının birbirleriyle ilişkilendirilmesi işlevsel bir rol oynayabilir.What should be taken into consideration in conceptualizing United Nations peacekeeping in the context of conflict resolution and conflict management? In response to this question, (i) Johan Galtung’s negative and positive peace model, and (ii) John Burton’s distinction between conflict resolution and conflict management will be utilized. The primary purpose of this study is to explain that semantic ambiguities that have been encountered in the context of conflict resolution and conflict management can be prevented through the analysis of peacekeeping at negative and positive peace levels. It is important to take these related dimensions and distinctions into consideration in conceptualizing peacekeeping and assessing its effectiveness for the creation of a sustainable peace. Accordingly, the historical development, fundamental principles and transformation of United Nations peacekeeping after the Cold War will be addressed in this study. Indeed, it is important to analyze the restrictions and dilemmas of peacekeeping due to identity-based conflicts that have come to the forefront after the Cold War. With that being said, it is necessary to stress that criticisms for peacekeeping date back to before the Cold War. However, especially after the Cold War, peacekeeping has experienced significant transformations, along with the development of responsibility to protect. The further erosion of the fundamental principles of peacekeeping after the Cold War, and failure to prevent crimes against humanity have played a role in deepening the foundations and substance of peacekeeping. Within this framework, this study will briefly address conceptual considerations intended for peacekeeping, and complementary approaches as mediation, peace enforcement, peacebuilding, peacemaking, and preventive diplomacy in parallel to the development and transformation of United Nations peacekeeping, which entails multiple phases. Taking its interaction with such approaches into consideration, it is evident that peacekeeping phases should be approached both more holistically and nuanced. However, it can be denoted that peacekeeping, developed as a conflict management mechanism, can be part of conflict resolution and positive peace processes within the scope of the relevant aforesaid approaches, but its connection to negative peace cannot be undermined. Therefore, one should not be blindfoldedly adhered to either conflict resolution or conflict management perspectives by disregarding one over the other. In response to the conceptual confusion resulting from such flexible standpoint, linking dissociative approach-peacekeeping-conflict management-negative peace, and peacebuilding-associative approach-conflict resolution-positive peace can play a functional role

    Analyzing Relationships in the Classroom with Michel Foucault’s Concept of Power

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, derslik etkileşimlerinin anlamlandırılmasında Jennifer M. Gore’un tanımladığı Foucaultcu iktidar tekniklerinin kullanılmasına ilişkin bir çözümleme yapmaktır. Betimsel nitelik taşıyan bu çalışma, iktidar ilişkileri ve eğitim ile ilgili Foucaultcu literatürün taranmasıyla hazırlanan bir derleme makalesidir. Araştırma kapsamında, iktidar ve eğitim konusunda birbirini tamamlayıcı çalışmaları bulunan Michel Foucault ve Jennifer M. Gore‘un kaynakları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu doğrultuda öncelikle Michel Foucault’nun iktidar analizine ilişkin betimleyici bilgiler paylaşılmıştır. Daha sonra Jennifer M. Gore‘un, Foucault’nun kavramlarını kullanarak geliştirdiği iktidar teknikleri sınıflandırmasının, okullardaki ilişkilerin anlamlandırılması amacıyla nasıl kullanılabileceği üzerine bir çözümleme yapılmıştır. Son aşamada bu teknikler daha geniş bir perspektiften toplumsal yapılarla ilişkisi içinde ele alınmıştır. Böylece okuldaki iktidar ilişkilerinin, okul dışındaki makro yapılarla ve kendi iç işleyişindeki mikro yapılarla bir bütün olarak nasıl ele alınacağıyla ilgili bir bakış açısı sunulmuştur. Foucault bireylerin toplumsal kurumlar içinde nasıl üretildiği ve özne konumlarına nasıl sahip olduklarını sorunsallaştırmaktadır. Özneleşmenin inşa edildiği temel bir kurum olarak okullar, Foucault’nun sorguladığı toplumsal yapılardan biridir. Foucault’nun iktidar analizi, soyut ve anlaşılması zor yapısıyla bilinmektedir. Bu nedenle araştırmacılar tarafından ampirik araştırmalarda kullanılması konusunda endişeler olabilmektedir. Gore, Foucault’nun soyut ve kapalı anlatımını somut ve anlaşılır bir yapıya büründürmüştür. Araştırmada, Gore’un tanımladığı iktidar tekniklerinin (gözetim, normalleştirme, dağıtım, dışlama, sınıflandırma, bireyselleştirme, bütünleştirme, düzenleme), derslik içi uygulamalara dönük yapılacak eğitim araştırmaları için uygun bir çerçeve sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Eğitimde bu iktidar tekniklerinin her birinin birden çok işlevi bulunmaktadır. Bu teknikler; bilginin inşasında, bireyler arası ilişkilerin inşasında, belirli öznelliklerin inşasında ve çoğu zaman bireylerin kendilerini tanımlamalarında işlev görmektedirler. Gore’un iktidar teknikleri sınıflandırmasının; dersliklerde neler olup bittiğinin anlaşılması, okullardaki panoptik iktidar temalarının anlaşılması, bireylerin öğretim yoluyla nasıl özneleştiği, öğretmen öğrenci arasındaki iktidar ilişkilerinin hangi koşullarda ortaya çıktığı ve iktidarın uygulanmasının sonuç ve etkilerinin neler olduğunun anlaşılması amacıyla yapılacak çalışmalar için bir kılavuz niteliği taşıdığı düşünülmektedir. Foucault’un iktidar teorisinin daha fazla sayıda eğitim araştırmasında kullanılması, eğitime ilişkin tartışmaları zenginleştirecek ve dolayısıyla eğitimdeki dönüşümü hızlandıracaktır.The aim of this research is to analyze the use of Foucauldian power techniques defined by Jennifer M. Gore in making sense of class interactions. This descriptive study is a review article prepared by scanning the Foucauldian literature on power relations and education. Within the scope of the research, the sources of Michel Foucault and Jennifer M. Gore, who have complementary works on power and education, were examined in detail. In this regard, firstly, descriptive information about Michel Foucault’s analysis of power was shared. Then, an analysis was made on how the classification of power techniques developed by Jennifer M. Gore using Foucault’s concepts could be used to make sense of the relationships in schools. In the last stage, these techniques were discussed from a broader perspective in relation to social structures. Thus, a perspective is presented on how to consider the power relations in the school as a whole, with the macro structures outside the school and the micro structures within its own internal functioning. Foucault problematizes how individuals are produced within social institutions and how they have subject positions. Schools, as a basic institution where subjectification is built, are one of the social structures that Foucault questions. Foucault’s analysis of power is known for its abstract and difficult to understand structure. For this reason, there may be concerns about its use by researchers in empirical research. Gore transformed Foucault’s abstract and closed expression into a concrete and understandable structure. The study concluded that the techniques of power defined by Gore (surveillance, normalization, distribution, exclusion, classification, individualization, integration, regulation) provide a suitable framework for educational research on classroom practices. Each of these power techniques in education has multiple functions. These techniques; they function in the construction of knowledge, the construction of relationships between individuals, the construction of certain subjectivities and often in the self-definition of individuals. Gore’s classification of power techniques; it is thought to be a guide for studies to be carried out to understand what is happening in classrooms, to understand the themes of panoptic power in schools, to understand how individuals become subjects through education, under what conditions the power relations between teachers and students emerge, and what the consequences and effects of the application of power are. Using Foucault’s theory of power in more educational research will enrich the discussions on education and therefore accelerate the transformation in education

    Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.2023 Tarihli ve E. 2020/76, K. 2023/172 Sayılı Kararıyla 5651 sayılı Kanun’un Kişilik Haklarının İhlaline İlişkin 9. Maddesinin İptaline İlişkin İnceleme ve Değerlendirmeler

    No full text
    Anayasa Mahkemesi, 11 Ekim 2023 tarihli ve E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un kişilik haklarının ihlaline ilişkin 9. maddesini iptal etmiştir. Karar, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda içeriğin yayından çıkarılmasına ve/veya bu yayınlara erişimin engellenmesine imkan tanıyan bu düzenlemenin, ifade ve basın özgürlüğünü sınırladığını ifade etmektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin kararı, ifade ve basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengeyi yeniden değerlendirmeye yönelik önemli bir adım olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla gerek ifade ve basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasında sağlıklı bir denge kurulması gerekse internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi konusunda etkili bir mekanizmanın oluşturulması önem arz etmektedir. Nitekim çalışmamızda Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin yaklaşımı detaylı şekilde ele alınarak ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri bakımından bir değerlendirme yapılacaktır

    AKP Rejiminde Akkuyu Nükleer Güç Santrali\u27nin Zor ve Rıza ile İnşası

    No full text
    Küresel birikim rejiminin enstrümanı olarak nükleer santraller, neoliberal politikaların dünyaya ilan edildiği 1970’lerden itibaren devlet eliyle yaygınlaştırılmaktadır. Makale, 1976 yılında Mersin’de yer lisansı alınmış olan mekânda ilk kez AKP döneminde Türkiye’de bir nükleer santral projesinin inşaat aşamasına gelmesine odaklanmaktadır. Zira AKP hükümeti nükleer santral projesinin hayata geçirilmesi için 2010 yılında Rusya Hükümeti ile milletlerarası anlaşma imzalamak suretiyle projeyi Anayasa üstüne taşımıştır. Ayrıca Yap-sahip ol-İşlet (B.O.O) tipindeki finansman anlaşması imzalanan proje, dünyada ilk kez bir devletin bir başka devletin sınırları içinde nükleer santral sahibi olmasını sağlamaktadır. Siyasal rejim, siyasal iktidar ve toplumsal hareketleri birlikte tartışmaya olanak veren çekişmeli siyaset yaklaşımının benimsendiği makalede ilk olarak siyasal rejim analizi yürütülmektedir. Türkiye’de siyasi, ekonomik, toplumsal yaşamı değişime sevk eden 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ve devamında neoliberal politikaların siyasal rejime uyarlandığı 3 yıllık sıkıyönetim süreci makalenin nirengi noktasını oluşturmaktadır. AKP hükümetinin kendinden önceki hükümetlerle arasındaki kopuş ve süreklilikleri otoriterlik ve popülizm kavramsal anahtarlarıyla çözümlenirken neoliberal politikaların ulusal, yerel ve örgütsel ölçeklerdeki etkileri de dikkate alınmaktadır. Siyasal iktidarın otoriterliği rejimin açıklığı/ kapalılığı, güç ilişkileri, siyasal iktidarın ittifaklarla kapasitesini genişletmesi; toplumsal hareketlere yönelik zor ve baskı araçlarının kullanımı merkezi, ademi-merkezi yönetim eğilimlerinin tespiti siyasi fırsat önermeleriyle sağlanırken, popülist uygulamalarının analizinde de ulusal ve yerel siyaset ağının dinamiklerine nasıl yaklaşıldığı incelenmektedir. Makalede benimsenen çekişmeli siyaset yaklaşımının toplumsal hareketler ayağında ise 2019 ve 2020 yıllarında Mersin\u27deki nükleer karşıtı hareket aktörleriyle yapılmış olan görüşmelerden yararlanılmaktadır. Bu kapsamda nükleer karşıtı hareket içindeki otoriter ve popülist eğilimler sorgulanırken mücadele dinamikleri ile mekanizmalarındaki değişimin izi sürülmektedir. Makalenin bulguları arasında ilk olarak siyasal iktidarın popülist araçlarla ulusal ve yerel siyaset ağını konsolide ederek projeyi teşvik ve imtiyazlarla ilerlettiği; ikinci olarak projenin karşısında mücadeleyi örgütleyen nükleer karşıtı ittifak dinamiklerinin siyasal iktidarın müdahale ve baskısı nedeniyle kurumsallık eğiliminin belirginleştiği öne çıkmaktadır

    〈神話化〉が覆い隠すもの : 原田康子『挽歌』論

    No full text

    269

    full texts

    63,137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DergiPark Akademik
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇