DergiPark Akademik
Not a member yet
    63137 research outputs found

    Making the History of the International Olympic Committee

    No full text
    (変容するスポーツ的価値生成のダイナミクス = The Changing Dynamics of Generating the Social Values of Sport)第3回一橋スポーツ科学研究会報告黒須朱莉(訳

    医師届出票または歯科医師届出票の2022年届出者に対するロジスティック回帰分析 : オンライン利用を行った者の属性について

    No full text
    2022年の医師届出票または歯科医師届出票を届け出た者に対してロジスティック回帰分析を行い、オンライン利用を行った者の属性について分析を行った。 医師と歯科医師とでは、医師のほうが歯科医師よりも有意により多くの者がオンライン利用を行っている。男性と女性とでは、男性の利用が多い。上位の年齢階級では階級が上がるに伴いオンライン利用割合が小さくなる傾向にある。病院と診療所とでは、病院従事者のオンライン利用が多い。診療所の開設者と勤務者とでは勤務者のオンライン利用割合が大きい。2人以上の従事者がいる診療所に従事する者のオンライン利用割合は、1人のみの診療所に従事する者より大きくなる。 1人で診療所の運営を行っている高齢の診療所の開設者又は法人の代表者への広報活動を強める、相談体制を強化するなどして、当該者のオンライン利用が行いやすくなるような環境を構築すれば、オンライン利用の効果的な普及を行うことができると言える。日本学術振興会20K01704病院勤務医師の行動変化に関する実証分析本稿は日本学術振興会による学術研究助成基金助成金20K01704の研究助成を受けています

    İslam Hukukunda Kuvvet Kullanma Hükümlerinin Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Değerlendirilmesi

    No full text
    Günümüzde uluslararası hukuk sistemi tüm ulusal hukuk sistemlerinden bağımsız olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak, modern uluslararası hukukun Vestfalya Barış Andlaşması sonrasında inşa edilmesi, uluslararası hukukun Anglosakson hukuk sistemi ve Kara Avrupası hukuk sistemi ile yetişen hukukçular tarafından geliştirilmesi sonucunu oluşturmuştur. Bu sebeple, İslam hukuk sisteminin uluslararası hukuku ilgilendiren konulara ilişkin getirdiği anlayış yeteri kadar bilinmemektedir. Eylemlerini İslam hukuku ile meşrulaştırmak isteyen militan grupların dayandıkları gerekçelerin aslında İslam hukukuna uygun olup olmadığının tespiti önem arz etmektedir. Çalışmada, İslam hukukunda kuvvet kullanımına ilişkin kurallar incelenmiştir. İslam hukuku kuvvet kullanmaya ancak başka hiçbir çıkar yolun kalmadığı durumda ve meşru müdafaa hali ile zulme uğrayan veya kendini savunamayacak durumda olanların savunulmasında izin vermektedir. Klasik anlamda kuvvet kullanma hakkına sahip olan tek müessese ise devlettir. Oldukça ender koşullarda önleyici meşru müdafaaya da başvurmak mümkündür. Kuvvet kullanımını haklı gösteren durumların oluşması halinde ise devlet, bu hakkı askeri gereklilik, insancıllık, orantılılık ve ayrım gözetmeye ilişkin kısıtlamalar çerçevesinde kullanabilecek ve barış seçeneğine her daim açık olacaktır

    The Crime of Forgery of Official Documents in Ottoman Law in the Tanzimat Period

    No full text
    Sahtekarlık suçunun içerisinde yer alan resmi belgede sahtecilik suçu, ilk medeniyetlerden itibaren kamu düzenini ve kamu güvenliğini bozan bir suç olarak dikkatleri çekmiştir. Bu sebeple devletler, ağır yaptırımlar ile bu suçu önlemeye çalışmışlardır. Osmanlı Devleti’nde de özellikle Tanzimat dönemi ceza kanunnamelerinde bu suça yer verilmiş ve suçun önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda 1840, 1851 ve 1858 Ceza Kanunnamelerinde resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. 1840 ve 1851 Ceza Kanunnamelerinde mezkur suç detaylı olarak düzenlenmemiştir. Ancak 1858 Ceza Kanunnamesinde sahtecilik suçuna müstakil bir fasıl ayrılmıştır. Bu kanunnamede resmi belgede sahtecilik suçu hakkında detaylı düzenlemeler yer almaktadır. Tazir suçu olarak İslam hukuku kapsamında kendisine yer bulan suç türü, Tanzimat döneminde yalnızca ceza kanunnamelerinde değil Askeri Ceza Kanunu, Reji Nizamnamesi, marka ve patente ilişkin nizamnameler gibi farklı kanun ve nizamnamelerde de düzenlenmiştir. Tanzimat dönemi Osmanlı uygulaması incelendiğinde az sayıda istisna dışında ilgili kanunda yer alan müeyyidelerin tatbik edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda genel olarak kanunilik ilkesine dikkat edildiği ifade edilebilir.The crime of forgery in official documents, which is included in the crime of forgery, has attracted attention as a crime that disrupts public order and public security since the first civilizations. For this reason, states have tried to prevent this crime with heavy sanctions. In the Ottoman Empire, especially in the criminal codes of the Tanzimat period, this crime was included and the crime was tried to be prevented. In this context, regulations on the crime of forgery in official documents were made in the Criminal Codes of 1840, 1851 and 1858. The 1840 and 1851 Criminal Codes did not regulate the crime in detail. However, in the 1858 Criminal Code, a separate article was devoted to the crime of forgery. This code contains detailed regulations on the crime of forgery in official documents. This type of crime, which found its place within the scope of Islamic law as a crime of tazir, was regulated not only in criminal codes but also in different laws and regulations such as the Military Criminal Code, the Regulation on Reji, and the regulations on trademarks and patents during the Tanzimat period. When the Ottoman practice during the Tanzimat period is analyzed, it is understood that the sanctions in the relevant law were applied with a few exceptions. In this regard, it can be stated that the principle of legality was generally observed

    Zayıf Tarafın Korunması İlkesi Işığında Anayasa Mahkemesi’nin 05.11.2024 T. ve 2023/158 E., 2024/187 K. Sayılı İptal Kararına İlişkin Bir İnceleme

    No full text
    Anayasa Mahkemesi (AYM) 05.11.2024 T. ve 2023/158 E., 2024/187 K. sayılı kararında 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 27. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğu iddialarını incelemiş ve 1. fıkrayı iptal etmiştir. AYM’nin iptal kararı, MÖHUK m. 27/1’in hukuk seçimi yapılmaması halinde işçinin sahip olacağı haklardan hukuk seçimi yapılması durumunda yararlanamaması sonucunu doğurduğundan bahisle işçi ve işveren arasında makul bir denge sağlamadığı ve devletin çalışanların korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçelerine dayanmaktadır. Karar, 10.09.2025 tarihinde yürürlüğe girecektir. Çalışmada AYM’nin anılan kararı incelenmiş ve iptal hükmünün sonuçları ele alınmıştır. Bu çerçevede öncelikle konunun AYM önüne taşınmasıyla sonuçlanan süreç özetlenmiştir. Devamında AYM’nin iptal kararı gerekçeleriyle birlikte incelenmiştir. Bu incelemede, iptal edilen hükmün amaç ve işlev bakımından zayıf tarafın korunması ilkesi ile ilişkisi ortaya konulmuş ve iptal kararı bu ilke ışığında analiz edilmiştir. Çalışmanın son kısmında iptal kararının sonuçları, MÖHUK m. 27/1 yerine yeni bir düzenleme yapılması yahut yapılmaması ihtimalleri açısından ayrı ayrı değerlendirilmiş ve yeni bir hüküm önerisi getirilmiştir. Son olarak ise 7550 sayılı Kanun ile getirilen ve 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenleme incelenmiş ve hükmün ortaya çıkarabileceği olası sorunlara işaret edilmiştir

    Dijital Platformlar ve Veri Tabanı Koruması

    No full text
    Veri tabanları, düşünsel yaratıcılık içermeleri halinde Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 6-11 uyarınca derleme eser olarak, esaslı yatırım içermeleri halinde ise ek madde 8 uyarınca sui generis hak kapsamında korunabilir. Veri, dijital piyasalarda önemli pazar gücüne sahip platformların ortaya çıkmasında önemli rol oynayan faktörlerden biridir. Dijital platformların sahip oldukları veri setlerinin ne ölçüde söz konusu eser ve sui generis hak korumasından yararlanacağı, bu bakımdan dijital piyasaların rekabetçiliği ile doğrudan ilgili bir sorundur. Dijital platformların veri tabanları, çoğu durumda verilerin seçiminde veya düzenlenmesinde düşünsel yaratıcılığın bulunmaması dolayısıyla eser sayılamasalar da özellikle verilerin sunulmasına esaslı yatırım içermeleri nedeniyle sui generis hak korumasından yararlanabilirler. Ancak söz konusu veri tabanlarının oluşturulmasında kullanıcıların yoğun katılımının olması ve dijital platformların ekonomik güçleri dolayısıyla sui generis hakkı piyasadaki rekabeti bozmak amacıyla kullanma kabiliyetine sahip olmaları, söz konusu hakkın sınırlarının bu platformlar özelinde daha özenli çizilmesini gerekli kılmaktadır. Avrupa Birliği’nde Veri Kanunu başta olmak üzere bazı düzenlemelerde dijital platformların sui generis hakkına doğrudan veya dolaylı sınırlamalar getirilmiştir. Türk Hukukunda ise dijital platformlara veri erişebilirliği ve taşınabilirliğine yönelik yükümlülükler getiren Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve Rekabet Kurulu uygulaması, sui generis hakkın ileri sürülmesini sınırlandırmaktadır. Bu makale, dijital platformların veri setlerinin veri tabanı olarak korunabilirliğini ve özellikle dijital piyasaların rekabetçiliğini korumak için söz konusu haklara getirilen sınırlamaları ele almayı amaçlamaktadır. Türk hukuku açısından yol gösterici olmaları sebebiyle makalede, Avrupa Birliği hukuku ile Amerika Birleşik Devletleri hukukundaki düzenlemeler ve yargı kararları da incelenmiştir

    İzmir 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E. 2024/488, K. 2024/116, T. 24.10.2024 Kararı ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/332, K. 2025/790, T. 21.04.2025 Kararı Üzerine Düşünceler

    No full text
    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5 ile asliye hukuk mahkesi ve asliye ticaret mahkemesi arasındaki ilişki, görev ilişkisi olarak belirlenmiştir. Görev, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114’te bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. HMK m. 115 uyarınca dava şartı olan görev, yargılamanın her aşamada re’sen dikkate alınmalıdır. Davanın görevli olmayan bir mahkemede açıldığının tespit edilmesi halinde davanın usulden reddedilmesi gerekir. Bu denli önemli olmasına rağmen uygulamada, görevli mahkemenin tespit edilmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Çalışmada, İzmir 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E. 2024/488, K. 2024/116, T. 24.10.2024 kararı ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/332, K. 2025/790, T. 21.04.2025 kararı üzerinden dava şartı olan görev ilişkin bir inceleme yapılmıştır

    Annulment of The Mediation Settlement Agreement due to Defect of Consent and Lesion

    No full text
    Arabuluculuk anlaşma belgesi, tarafların irade uyuşmasıyla meydana gelen ve maddî hukuk alanında sonuç doğuran bir sözleşmedir. Bu temel niteleme, belgenin geçerliliğinin, borçlar hukukunun genel hükümlerine, özellikle de sözleşmelerin geçerlilik koşullarına tabi olmasını gerektirir. Bu çalışma, arabuluculuk anlaşma belgesinin yanılma, hile, korkutma gibi irade bozuklukları ve aşırı yararlanma sebebiyle iptal edilebilirliğini değerlendirmektedir. Çalışmada, arabuluculuk kurumunun yapısı çerçevesinde, arabulucunun özen borcu kapsamında taraf iradelerinin sağlıklı bir şekilde oluşumunu temin etme yükümlülüğü ele alınmıştır. Arabulucunun, irade bozukluklarını fark etme ve bunlara müdahale etme borcunun sınırları ile bu borcun ihlâlinin kendi sözleşmesel sorumluluğuna etkileri tespit edilmiştir. Son olarak, anlaşma belgesinin iptalinin usûl hukuku ve maddî hukuk bakımından doğuracağı sonuçlar değerlendirilmiştirThe mediation settlement agreement is a contract in nature that comes into existence through the mutual consent of the parties and produces consequences in the realm of substantive law. This fundamental characteristic requires the validity of the document to be subject to the general provisions of the law of obligations, particularly the conditions for the validity of contracts. This study examines the annulment of the mediation settlement agreement on the grounds of defects of consent, such as mistake, fraud, or duress, and lesion in light of legal doctrine and current judicial decisions. Within the unique framework of the institution of mediation, the study specifically addresses the mediator\u27s duty of care, arising from the mandate agreement, to ensure the proper formation of the parties\u27 consent. The limits of the mediator\u27s obligation to notice and intervene in cases of defective consent and the effects of the breach of this duty on their contractual liability have been identified. Finally, the procedural and substantive consequences of the annulment of the settlement agreement are evaluated

    İş Sözleşmelerinde Uygulanacak Kanunlar İhtilafı Kurallarında 7550 Sayılı Kanunla Yapılan Değişikliğin Değerlendirilmesi

    Get PDF
    The law applicable to employment contracts containing a foreign element is specifically regulated under Article 27 of the Act No. 5718 on Private International Law and Civil Procedure (PIL Act). This provision, which allows the parties to choose the applicable law, determines the law to be applied according to objective connecting rules in cases where no choice of law has been made. The Constitutional Court annulled Article 27/1 of the PIL Act on the grounds that, in cases where the parties had chosen the applicable law, the impossibility of applying the closely connected law and limiting the minimum protection only to the law of the habitual workplace violated the State’s positive obligation to protect employees. Following the annulment, the legislator amended Articles 27/1 and 27/4 of the PIL Act with Act No. 7550. However, these amendments remain insufficient to ensure adequate protection for employees, as the mandatory provisions of the closely connected law are not established as a minimum level of protection, and because, with respect to employees taken abroad to work, the overriding mandatory rules of a third State that should be applied at the judge’s discretion pursuant to Article 31 of the PIL Act were instead regulated as rules to be applied mandatorily.Yabancılık unsuru barındıran iş sözleşmelerine uygulanacak hukuk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 27. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Tarafların hukuk seçimine imkân tanıyan bu düzenleme, hukuk seçiminin yapılmadığı durumlarda ise objektif bağlama kurallarına göre uygulanacak hukuku belirlemektedir. Anayasa Mahkemesi, taraflarca hukuk seçimi yapılması durumunda sıkı ilişkili hukukun uygulanmasına olanak bulunmaması ve asgari koruma olarak yalnızca mutad işyeri hukukunun esas alınmasını gözeterek devletin çalışanları korumasına ilişkin pozitif yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle MÖHUK m. 27/1’i iptal etmiştir. İptal üzerine kanun koyucu 7550 sayılı Kanun ile MÖHUK m. 27/1 ve 27/4 hükümlerinde değişiklik yapmışsa da gerek sıkı ilişkili hukukun emredici hükümlerinin asgari koruma düzeyi olarak esas alınmamış olması, gerekse çalıştırılmak üzere yurtdışına götürülen işçiler bakımından MÖHUK m. 31 hükmü gereği hakimin takdirine bağlı olarak uygulanması gereken “üçüncü devletin doğrudan uygulanan kurallarını” zorunlu olarak uygulanacak şekilde düzenlemiş olması nedeniyle işçilere gereken korumayı sağlamakta yetersiz kalmıştır

    The Principle of “Fair Negotiation Clause” in the Review of the Validity of Mutual Rescission Agreement

    Get PDF
    İkale, her ne kadar karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla oluşan bir sözleşme olsa da, klasik bir borçlar hukuku sözleşmesi olarak değerlendirilmemelidir. Zira tarafların anlaşmasıyla iş sözleşmesinin sona erdirilmesi fesih olarak nitelendirilmediği için, ikale sonucunda iş akdinin feshine bağlanan neticeler doğmamakta ve bu durum işçi aleyhine sonuçların doğmasına neden olabilmektedir. Bu sebeple ikalenin geçerliliğinin denetlenmesi gereklidir. İkalenin geçerliliğinin denetiminde irade sakatlıklarının olup olmadığı ve makul yararın sağlanıp sağlanmadığı araştırılmaktadır. Bununla birlikte, ikalenin geçerliliğinin denetiminde “adil müzakere şartı” ilkesine başvurulup başvurulamayacağı Alman Federal İş Mahkemesi’nin 2019 yılında verdiği bir karar üzerine tartışılmaya başlanmıştır. “Adil müzakere şartı” ilkesi, bir sözleşme ilişkisi içinde taraflardan birinin “karar verme özgürlüğüne haksız müdahale yasağı” olarak nitelendirilmektedir. Bu ilke, işçileri, kendilerine dayatılan sözleşmeleri baskı altında imzalamaktan korumayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, bu ilke, “ikale” haricinde “sulh sözleşmesi” ve “arabuluculuk anlaşması” bakımından da işlerlik kazanabilir. Ancak, bu makalede “adil müzakere şartı” ilkesi, ikale müessesesi üzerinden ele alınmakta; ilkenin kapsamı ve işlevi, anılan diğer müesseselere de ışık tutacak şekilde incelenmektedir. Bu inceleme sonucunda, ikalenin geçerliliğinin denetiminde “adil müzakere şartı” ilkesine gerek olup olmadığı -özellikle hukukumuz bağlamında- sorgulanmaktadır.As termination by mutual rescission agreement is not considered termination, the consequences associated with the termination of the employment contract do not arise from the settlement. This situation may lead to consequences that are unfavorable for the employee. Therefore, the validity of the contract must be investigated. This involves examining whether there have been any defects of consent and whether reasonable benefit has been provided. However, since a 2019 ruling by the German Federal Labour Court, the question of whether the principle of “fair negotiation conditions” can be invoked in the review of the validity of an agreement has been debated. The principle of “fair negotiation conditions” is defined as “the prohibition of unjust interference with the freedom of decision-making” of one of the parties in a contractual relationship. The aim of this principle is to protect employees from being pressured into signing mutual rescission agreements. Therefore, this principle can also be applied to “compromise agreement” and “mediation agreement” in addition to “mutual rescission”. However, this article examines the “fair negotiation clause” principle through the institution of mutual rescission agreement, examining its scope and function in a way that sheds light on these other institutions

    269

    full texts

    63,137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DergiPark Akademik
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇