Bilecik Şeyh Edebali University Institutional Repository
Not a member yet
    8446 research outputs found

    Work-Related occupational diseases in teachers: Risk factors and preventive measures

    No full text
    Bu çalışma da, öğretmenlerde sık rastlanan meslek hastalıkları arasında ses bozuklukları, tükenmişlik sendromu, stres, kas ve iskelet sistemi bozukluğu belirtilmiştir. Öğretmenlik mesleğinin zihinsel, duygusal, fiziksel anlamda çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan ve bunların öğretmen sağlığı bakımından risklerinin varlığını içinde barındıran bir çalışma alanıdır. Öğretmenler yüksek sesle konuşma, uzun süre ayakta kalma, tekrarlayan hareketler yapmak, psikolojik baskılar göstermek, ergonomik yetersizlikler gibi nedenlerle iş kaynaklı meslek hastalıkları açısından risk altındadırlar. Bu çalışmada, öğretmenlerde görülen meslek hastalıkları ve bu hastalıklara yol açabilecek risk faktörleri ve koruyucu önlemler üzerinde durulmuştur. Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin meslekten kaynaklı sağlık sorunlarını en aza indirmek amacıyla bireysel düzeyde alınabilecek önlemleri ve kurumsal yapılar çerçevesinde geliştirilebilecek önlemlerin neler olabileceğini ortaya koymaktır. Öğretmenleri seslerini doğru kullanma teknikleri, çalışma ortamlarının ergonomik olarak düzenlenmesi, düzenli egzersiz yapmak, psikolojik ve sosyal açıdan güçlendirilmesi önerilen başlıca koruyucu önlemler arasındadır. Ayrıca, eğitim kurumlarının meslek hastalıkları konusunda farkındalık yaratmak ve öğretmenlerin eğitim kurumlarında sağlığını koruyucu önlemler alınması da büyük önem taşımaktadır.This study highlights common occupational diseases among teachers, including voice disorders, burnout syndrome, stress, and musculoskeletal disorders. Teaching is a profession that requires mental, emotional, and physical effort, making it a field that inherently carries various health risks for teachers. Teachers are at risk of occupational diseases due to factors such as speaking loudly, standing for long periods, repetitive movements, psychological pressures, and ergonomic deficiencies. This study focuses on occupational diseases observed in teachers, the risk factors that contribute to these conditions, and the preventive measures that can be taken. Additionally, the research discusses individual and institutional strategies to minimize health issues arising from the teaching profession. Recommended preventive measures include proper voice usage techniques, ergonomic adjustments in the working environment, regular exercise, and psychological and social support. Furthermore, it is essential for educational institutions to raise awareness about occupational diseases and implement measures to protect teachers’ health in the workplace

    The impact of cyclical fluctuations on public expenditures (2010–2024): The case of Bilecik province

    No full text
    Bu çalışma, 2010–2024 döneminde Türkiye ekonomisinde meydana gelen konjonktürel dalgalanmaların kamu harcamalarına olan etkilerini, Bilecik ili özelinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle kavramsal çerçeve oluşturulmuş, ardından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası gibi kurumların verileri kullanılarak nicel ve nitel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Proje kapsamında ekonomik dalgalanmaların Türkiye genelinde ve yerel ölçekte kamu harcamaları üzerindeki etkileri incelenmiş, harcamaların ekonomik ve fonksiyonel sınıflandırmalarına göre sektörel ve yıllık değişimleri değerlendirilmiştir. Çalışmada, grafik ve tablolarla desteklenen karşılaştırmalı analiz yöntemleri kullanılarak, konjonktürel dalgalanmaların özellikle sosyal transferler, cari harcamalar ve kamu yatırımları üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Sonuç olarak, Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanmaların kamu harcamalarında yapısal değişimlere yol açtığı ve Bilecik ili gibi yerel düzeydeki birimlerin merkezi hükümet harcamalarından doğrudan etkilendiği tespit edilmiştir. Ayrıca çalışma, kamu maliyesi politikalarının etkinliğinin artırılabilmesi için ekonomik dalgalanmalara daha dirençli harcama politikaları geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.This study aims to analyze the impacts of cyclical fluctuations in the Turkish economy on public expenditures, specifically within the province of Bilecik, for the period between 2010 and 2024. In line with this purpose, a conceptual framework was initially developed, followed by quantitative and qualitative analysis using data from institutions such as the Turkish Statistical Institute (TURKSTAT), Ministry of Treasury and Finance, and the Central Bank. The project examines the effects of economic fluctuations on public expenditures both nationwide and at the local scale, evaluating sectoral and annual changes according to economic and functional classifications. Comparative analysis methods supported by graphs and tables reveal the impacts of cyclical fluctuations, particularly on social transfers, current expenditures, and public investments. The findings suggest that economic fluctuations in Turkey lead to structural changes in public expenditures, directly affecting local units such as Bilecik province through central government expenditures. Additionally, the study underscores the necessity for developing more resilient expenditure policies to enhance the effectiveness of public finance policies in response to economic fluctuations

    The Sources of Parental Anxiety in Children's Education Scale: Psychometric Properties of the Turkish Version

    No full text
    Parental educational anxiety, which refers to the anxiety and stress they experience about their children's academic performance, learning processes, and educational environments, has become an important research topic in recent years. In this context, developing or adapting scales for understanding parents' concerns to different cultures is of critical importance for research. The aim of this study is to determine the psychometric properties of the Turkish version of originally developed in the Chinese context. Building on this foundation, the study highlights the need for culturally responsive tools to assess parental educational anxiety, particularly in T & uuml;rkiye, where educational pressures are pronounced. The study data were obtained from 342 parents of students attending grades 1-8. The results of the analyses revealed that the Turkish version of the scale consisted of 17 items and four sub-dimensions as in the original. As a result of confirmatory factor analysis, it was seen that the four-factor structure of the scale had good fit values as in the original research. Cronbach's alpha coefficient for the factors of the scale was calculated as 0.86 for the highest, 0.77 for the lowest, and 0.90 for the overall scale. The item-total test correlation and the test-retest reliability for each scale item showed strong internal consistency. These results provided strong evidence for the validity and reliability. These findings underscore the scale's robustness and its applicability in the Turkish context, paving the way for further research on parental educational anxiety.The authors received no specific funding for this work.The authors have nothing to report

    Analysis of the impacts of the anticipated great Marmara earthquake on settlement areas and demographic structure in the district of Gemlik

    No full text
    20. yüzyılın ortalarından itibaren Türkiye’de kentleşme süreci hız kazanmış, kırsaldan kentlere yönelik yoğun göç hareketleri sonucu şehirlerde ciddi nüfus birikimleri yaşanmıştır. Bu hızlı nüfus artışı, kentlerin plansız ve düzensiz bir şekilde genişlemesine neden olmuştur. Plansız büyüme sürecinde tarım alanları, ormanlar, kıyılar, su havzaları, sel yatakları ve heyelan riski taşıyan bölgeler yapılaşmaya açılmıştır. Çoğu zaman bu alanlardaki yapılaşmalar gerekli denetimlerden geçmeden gerçekleştirilmiş, kaçak yapılaşmalar yaygınlaşmış ve bu durum, kentleri doğal afetler karşısında savunmasız hâle getirmiştir. Bu süreçte oluşan sağlıksız yapı stoku, hem insan hem de ekonomik kaynaklar açısından yüksek riskler taşımaktadır. Türkiye deprem kuşağında yer almasına rağmen, kentleşme politikalarında bu gerçek yeterince dikkate alınmamaktadır. Yer seçimi ve planlama süreçlerinde jeolojik, çevresel ve benzeri etmenlerin göz ardı edilmesi, deprem gibi doğal afetlerin etkilerini artırmaktadır. Marmara Bölgesi'nin aktif Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer almasına rağmen, ülke genelinde bütüncül ve bilim temelli bir deprem güvenliği politikası geliştirilememiştir. Bu nedenle yerleşim planları hazırlanırken deprem gerçeğiyle birlikte ele alınmalı; alınacak kararlar, olası afetlerin etkilerini en aza indirecek şekilde yapılandırılmalıdır.Since the mid-20th century, the urbanization process in Turkey has accelerated, with significant migration from rural to urban areas resulting in considerable population concentrations in cities. This rapid population growth has led to unplanned and irregular urban expansion. During this unregulated growth, agricultural lands, forests, coastal areas, water basins, flood plains, and landslide-prone zones have been opened up for construction. In many cases, buildings in these areas have been constructed without proper supervision, and illegal developments have become widespread, leaving cities vulnerable to natural disasters. Consequently, the emergence of substandard building stock poses high risks to both human life and economic assets. Although Turkey is located in a seismically active zone, this reality is often overlooked in urbanization policies. The neglect of geological, environmental, and similar analyses during site selection and planning processes exacerbates the impacts of natural disasters such as earthquakes. Despite the fact that the Marmara Region lies directly on the active North Anatolian Fault Line, a comprehensive and science-based earthquake safety policy has yet to be established across the country. Therefore, settlement planning must take the earthquake reality into account, and decisions should be made in a way that minimizes the potential impacts of such disasters

    Forecasting the Biofuel Consumption Trend on a European Scale with the Random Forest Algorithm

    No full text
    Dünya genelinde enerji talebi, nüfus artışı, ekonomik büyüme ve sanayileşme ile birlikte sürekli yükselen enerji talebinin yanısıra fosil yakıtların çevresel etkileriyle ilişkili endişeler yenilenebilir ve temiz enerjiye olan talebi arttırmıştır. Dünya genelinde yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde, biyoyakıtlar önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle doğru biyoyakıt tahminlemesi, bölgesel politikaların oluşturulması açısından kritik öneme sahiptir. Böylece politika yapıcıların ülkelerin özkaynaklarını stratejik hedeflerine yönelik tahsis etmeleri, gereken altyapıları planlamaları ve ekonomik büyümeyi desteklemeleri mümkün olabilecektir. Bu çalışmada biyoyakıtların tüketimin trendlerini öngörebilmek amacıyla Rassal Orman Algoritması (ROA) yaklaşımıyla bir tahmin modeli kurulmuştur. Bu amaca yönelik olarak ilk olarak, Avrupa bölgesindeki istatistiksel veriler (Toplam Avrupa ve Diğer Avrupa olmak üzere) 1992-2022 yılları için toplanmıştır. Ardından bu değerler, 2025, 2030 ve 2050 yılları için tahminlenmiştir. ROA ile kurulan tahmin modelinde elde edilen değerler verilen yıllar için en yüksek başarılı sonuçları karar ağacı sayısı 50 iken ve R2 değeri 0.9975 ile bulmuştur. Analizlerden elde edilen sonuçlar, Avrupa özelinde oluşturulan modellerin gelecek planlamaya yönelik yenilenebilir enerji projeksiyonlarında kullanılabileceğini göstermiştir. Elde edilen tüm sonuçlar detaylıca analiz edilerek, Avrupa Birliği Yeşil Mütabakatı doğrultusunda alınabilecek önlem ve gereklilikler yorumlanmıştır.The ever-increasing demand for energy worldwide, driven by population and economic growth, industrialization, as well as concerns about the environmental impact of fossil fuels, has increased the demand for renewable and clean energy. Biofuels play an important role in the worldwide transition to renewable energy. Accurate biofuel forecasting is therefore critical for regional policy making. This will enable policymakers to allocate countries' own resources towards their strategic goals, plan the necessary infrastructure and support economic growth. In this study, a forecasting model is constructed using the Random Forest Algorithm (RFA) approach to predict the trends in biofuels consumption. Therefore, firstly, statistical data for the European region (Total Europe and Other Europe) are collected for 1992-2022. These values are then predicted for the years 2025, 2030 and 2050. The values obtained in the forecasting model have found the highest successful results for the given years with the number of decision trees being 50 and the R2 value is 0.9975. The results showed that the models created for Europe can be used in renewable energy projections for future planning. Obtained results are analyzed, the measures and requirements that can be taken in line with the European Union Green Deal are interpreted

    On HD-Split Euler-Rodrigues Equations

    No full text
    In this work, we introduce HD-split Euler-Rodrigues equations. First, we include the basic concepts of dual numbers, dual vectors, HD-numbers, HD-vectors and HD-split vectors, which form the basis of the study. Then we obtain HD-split Euler-Rodrigues relations for HD-unit spacelike axes and HD-unit timelike axes. Thanks to these relations, we obtain HD-split rotation matrices and we examine the relationships with the E.Study transformation defined for HD-split vectors. We also reconstruct Euler's fixed point theorem with HD-split rotation matrices. Finally, we provide extensive and interesting examples that support the theory

    Examining the association between FoMO (fear of missing out) and organizational burnout

    No full text
    FoMO, bireylerin sosyal medya kullanımıyla ilişkili olarak başkalarının yaşadığı gelişmeleri kaçırma kaygısıyla ortaya çıkan yeni nesil bir psikolojik olgudur. Örgütsel tükenmişlik ise çalışanların uzun süreli stres ve iş yükü gibi faktörler sonucu yaşadığı duygusal ve zihinsel yıpranmayı ifade etmektedir. Bu çalışma, dijital çağda bireyler arasında yaygınlaşan Gelişmeleri Kaçırma Korkusu (FoMO) ile örgütsel tükenmişlik kavramlarını ele almaktadır Çalışmada, kavramlar kapsamlı bir literatür taraması yöntemiyle incelenmiş; ulusal ve uluslararası düzeyde yapılmış ampirik çalışmalar değerlendirilerek FoMO’nun bireysel ve örgütsel etkileri analiz edilmiştir. Hemşirelik, bilgi işçiliği ve üniversite öğrencileri gibi farklı örneklemlerde yapılan araştırmalar, FoMO’nun dikkat dağınıklığı, dijital bağımlılık ve iş yaşam dengesi sorunlarıyla birlikte tükenmişlik riskini artırdığını göstermektedir. Bulgular, FoMO’nun modern iş yaşamında çalışan bağlılığı ve motivasyonu üzerinde olumsuz etkiler yaratarak örgütsel tükenmişliği tetikleyebileceğini ortaya koymaktadır. Çalışma, dijital çağda bireysel psikolojik risklerin örgütsel düzeye taşınma sürecine dair literatüre katkı sunmaktadır.FoMO (Fear of Missing Out) is a new-generation psychological phenomenon that arises from individuals’ anxiety about missing out on developments experienced by others, particularly in connection with social media use. Organizational burnout, on the other hand, refers to the emotional and mental exhaustion that employees experience as a result of long-term stress and workload. This study addresses the concepts of Fear of Missing Out (FoMO) and organizational burnout, which have become widespread among individuals in the digital age. In the study, these concepts are examined through a comprehensive literature review; national and international empirical studies are evaluated to analyze the individual and organizational impacts of FoMO. Research conducted on different samples, such as nurses, knowledge workers, and university students, shows that FoMO increases the risk of burnout by causing distraction, digital addiction, and work-life balance problems. The findings reveal that FoMO can negatively affect employee engagement and motivation in modern work life, thus triggering organizational burnout. This study contributes to the literature on how individual psychological risks in the digital age can extend to the organizational level

    Power generation optimization in tandem arranged wind turbines: A taguchi design approach

    No full text
    Bu çalışma, bir rüzgar çiftliği formasyonunda elde edilen toplam gücün, türbinlerin yerleşimleri ve sapma açılarıyla etkileşimini incelemek için Taguchi tabanlı bir optimizasyon modeli önermektedir. Kurgulanan rüzgar çiftliğinde rüzgar hızı, Türkiye'nin Bandırma bölgesinde, 100 m yükseklikteki ortalama rüzgar verilerine dayanarak tek yönlü ve sabit olarak ele alınmıştır. Numerik analizler için açık kaynak kodlu ve aero-servo-elastik çözücü OpenFAST’in rüzgar çiftliği modülü Fast.FARM kullanılarak, tandem yerleşimli üç türbinden oluşan bir rüzgar çiftliği modeli oluşturulmuştur. Bu modelde, türbin yerleşim parametrelerinin toplam güç üretimine etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda, optimizasyon kapsamında yerleşim parametreleri, a) aşağı akış türbinlerinin birbirleri arasındaki mesafenin rotor çapı cinsinden 3D, 4D ve 5D olarak belirlenmesi ve b) her türbin için sapma açılarının -20° ile 20° arasında, 5°'lik artışlarla değiştirilmesi şeklinde ele alınmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Tasarlanan çiftlik düzeninde, yukarı akış yönündeki ilk türbininin konumu sabittir. Aşağı akış türbinlerinin konumuna dayalı olarak tanımlanan mesafe değişkeni 2 faktörde 3 seviyeye, sapma açısı değişimi ise tüm türbinlere uygulandığından 3 faktörde 9 seviyeye sahiptir. Tüm parametreler dikkate alınarak bu parametrelerin etkileşimini içeren ve 81 farklı senaryodan oluşan bir Deney Tasarımı (DOE) oluşturulmuştur. En küçük kareler yöntemi kullanılarak analiz sonuçlarına bir matematiksel model uyarlanmıştır. Bu modelin tahminine dayanarak en iyi dizilim konfigürasyonu analiz edildiğinde, türbinlerin toplamda 7.55 MW güç ürettiği ve bu değerin deney tasarımındaki diğer sonuçlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir.This study proposes a Taguchi-based optimization model to investigate the interaction between turbine layout and yaw angles on the total power performance of a wind farm. The designed wind farm assumes a unidirectional and constant wind speed, based on the average wind data at a height of 100 meters in the Bandırma region of Türkiye. For numerical analysis, a wind farm model with a tandem arrangement of three turbines was created using Fast.FARM which is a wind farm module in the open-source aero-servo-elastic solver OpenFAST. The impact of turbine placement parameters on total power generation was examined within this model. As a part of the optimization, placement parameters included a) the downstream turbines' spacing, defined as 3D, 4D, and 5D in terms of rotor diameter, and b) the yaw angles of each turbine, which varied between -20° and 20° in increments of 5°. In the designed farm layout, the position of the upstream turbine was fixed. The spacing parameter, defined based on the downstream turbines’ positions, was considered at three levels across two factors, while yaw angle variations were applied to all turbines, resulting in three factors at nine levels. Considering all parameters, a Design of Experiments (DOE) approach consisting of 81 different cases was conducted to examine their interaction. A mathematical model was then formulated based on the analysis results using the least squares method. According to the model’s predictions, the optimal sequencing configuration resulted in a total power output of 7.55 MW, surpassing all other results obtained in the experimental design

    Abese suresinin iniş sebepleri ve ayetlerin anlamına etkisi: Analitik bir inceleme

    No full text
    تتناول هذه الدراسة أسباب نزول سورة عبس وأثرها في تفسير معاني آياتها، من خالل تحليل السياق التاريخي واللغوي الذي نزلت فيه السورة ومدى تأثيره في توضيح المقاصد القرآنية. فالوقوف على أسباب نزول اآليات يُسهم في إزالة الغموض عن بعض األلفاظ والمعاني، مما يساعد في تحقيق فهم أعمق للنصوص القرآنية. تركز الدراسة على الحدث التاريخي المتعلق بموقف النبي مع الصحابي عبد هللا بن أم مكتوم ، حيث توضح السورة أهمية التوجيه الرباني في الدعوة وأولوية إيصال الحق للجميع دون تمييز . كما تسلط الضوء على العالقة بين السياق التاريخي والتفسير القرآني، ودور أسباب النزول في بيان الحكمة اإللهية من التوجيهات القرآنية. تعتمد الدراسة على المنهج التحليلي، من خالل جمع الروايات المتعلقة بأسباب النزول وتحليل النص القر آني في ضوء هذه الروايات، مما يس هم في تقديم تفسير أكثر دقة وشمولية للسورة. وتهدف إلى إبراز األبعاد األخالقية والدعوية المستفادة من توجيهات السورة، وربطها بالواقع اإلسالمي الحديث .وتخلص الدراسة إلى أن معرفة أسباب نزول سورة عبس لها دور محوري في فهم معانيها، حيث يظهر أن التوجيه اإللهي لم يكن مقتص ًرا على حادثة بعينها، بل يحمل دالالت أوسع تعزز من مبادئ العدل والمساواة في نشر الدعوة اإلسالمية.Bu çalışma, Abese Suresi’nin iniş sebeplerini ve bunların ayetlerin anlamına etkisini inceleyerek, surenin tarihî ve dilsel bağlamını analiz etmekte ve bu bağlamın Kur’anî mesajların açıklığa kavuşmasına nasıl katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Ayetlerin iniş sebeplerinin bilinmesi, bazı kelime ve kavramlardaki belirsizlikleri ortadan kaldırarak daha derin bir anlam anlayışına ulaşmaya yardımcı olur. Çalışma, Peygamber Efendimiz ile Abdullah bin Ümmü Mektûm (r.a.) arasında geçen olayın tarihî yönüne odaklanarak, surenin İslam davetinde ilahî yönlendirme ve hakkın ayrım gözetmeksizin herkese ulaştırılmasının önemini vurguladığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, tarihsel bağlam ile Kur’an tefsiri arasındaki ilişkiyi inceleyerek, ayetlerin iniş sebeplerinin ilahî hükümleri açıklamada nasıl bir rol oynadığını ele almaktadır. Çalışmada, râvîlerden gelen nakillerin incelenmesi ve ayetlerin bu rivayetler ışığında değerlendirilmesi yoluyla analitik bir yöntem benimsenmiştir. Bu sayede, surenin kapsamlı ve derinlemesine bir tefsiri sunulmaktadır. Araştırma ayrıca, surenin ahlaki ve davet metodu açısından içerdiği mesajları ele alarak, bu değerlerin modern İslam toplumu ile bağlantısını kurmayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak, Abese Suresi’nin iniş sebeplerinin bilinmesi, onun anlamının daha doğru anlaşılmasına büyük katkı sağlamakta ve Kur’an’ın, olaylar ötesinde evrensel adalet ve eşitliği esas alan mesajlar içerdiğini göstermektedir

    Li-iyon Piller için Genişletilmiş Grafit ve Kalayoksit Kompozit Anotların Geliştirilmesi

    No full text
    Önerilen projede, Li-iyon pil elektrot malzemelerinden üstün özelliğe sahip kalay esaslı elektrot malzemesinin hacim genleşmesi problemine özgün bir yaklaşımla çözüm bulmak amaçlanmıştır. Enerji depolama sistemlerinden yüksek özgül enerjiye sahip Li-iyon piller ve bu piller için yüksek performanslı elektrot malzemelerinin üretimi son yıllarda enerji alanına ilginin artması ile önem kazanmıştır. Bu elektrot malzemelerinden SnO2 yüksek teorik kapasitesi (1491 mAhg-1), iyi çevrim yeteneği ve yüksek kolombik verimliliği ile ilgi çekicidir. Ancak üstün özelliklerinin yanı sıra SnO2 elektrot malzemesinde şarj/deşarj sırasında hacim genleşmesi ve buna bağlı olarak pulverizasyon görülmektedir. Bu probleme aşmak için karbon esaslı malzemeler ile kompozit yapı oluşturmak iyi bir yoldur. Farklı formlarda ki karbon (grafit, grafen, karbon nano tüp, karbon fiber v.b.) hem mekanik özellikleri hem de geniş bir sıcaklık aralığında asidik ya da bazik çözeltiler içerisinde yüksek kimyasal kararlılığa sahip olmasından dolayı elektrokimyasal uygulamalar için uygun bir malzemedir. Genişletilmiş grafit (EG), li-iyon pillerde direkt olarak ya da kompozit halinde elektrot malzemesi olarak kullanılmaktadır. Oldukça yüksek de elektrokimyasal performansa sahiptir. Genişletilmiş grafit (EG) ayarlanabilir ara katman aralığına sahip grafit ile aynı uzun kapsamlı düzenli katmanlı yapıya ve bol miktarda buruşuk/yarı saydam kağıt tarzı grafen tabaka/katman ve türbin katmanı düzenli yapılardan oluşan bal peteği tarzı mikro yapıya sahiptir ve Li+ için önemli ölçüde geniş bir yüzey alanı sunmaktadır. SnO2 anot malzemesinin üstün özelliklerinin yanında var olan problemlerini çözmek amacıyla nanoyapıda üretim ve karbon esaslı malzeme ile kompozit yapma stratejileri bir arada uygulanacaktır. En ucuz, uzun çevrim ömrüne sahip ve ticari olarak da kullanılan grafitin tabakaları arası mesafesinin açılması (exfoliated graphite) sağlanacaktır. Ardından nanokristal olarak üretilecek olan SnO2 partikülleri bu tabakalar arasına dekore edilecektir. Üretilmiş olan kompozit malzemenin yapısal özellikleri karakterize edilecektir. Ardından SnO2 nanopartikülleri ile dekore edilmiş grafit esaslı kompozit malzeme Li-iyon piller için anot malzemesi olarak hazırlanacak ve elektrokimyasal özellikleri araştırılacaktır.In the proposed project, it is aimed to find a solution to the volume expansion problem of tin-based electrode material, which has superior properties than Li-ion battery electrode materials, with a unique approach. The production of Li-ion batteries with high specific energy from energy storage systems and high-performance electrode materials for these batteries has gained importance with the increasing interest in the field of energy in recent years. Among these electrode materials, SnO2 is interesting with its high theoretical capacity (1491 mAhg-1), good cycling ability and high columbial efficiency. However, in addition to its superior properties, SnO2 electrode material experiences volume expansion during charging/discharging and thus pulverization. Creating a composite structure with carbon-based materials is a good way to overcome this problem. Carbon in different forms (graphite, graphene, carbon nanotube, carbon fiber, etc.) is a suitable material for electrochemical applications due to its mechanical properties and high chemical stability in acidic or basic solutions over a wide temperature range. Expanded graphite (EG) is used as an electrode material in li-ion batteries, either directly or in composite form. It has a very high electrochemical performance. Expanded graphite (EG) has the same long-extensive ordered layered structure as graphite with tunable interlayer spacing and a honeycomb-style microstructure consisting of abundant crumpled/translucent paper-style graphene sheets/layers and turbine layer ordered structures, and a significantly wide range for Li+ offers surface area. In order to solve the existing problems of the SnO2 anode material, as well as its superior properties, nanostructure production and carbon-based material composite making strategies will be applied together. Exfoliated graphite, which is the cheapest, has a long cycle life and is used commercially, will be widened. Then, SnO2 particles, which will be produced as nanocrystals, will be decorated between these layers. The structural properties of the produced composite material will be characterized. Then, graphite-based composite material decorated with SnO2 nanoparticles will be prepared as an anode material for Li-ion batteries and its electrochemical properties will be investigated.Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi - BAP- GAP-2024-55

    3,276

    full texts

    8,446

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Bilecik Şeyh Edebali University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇