Bilecik Şeyh Edebali University Institutional Repository
Not a member yet
8446 research outputs found
Sort by
Comparison of plastic extrusion systems within the scope of the circular economy model: Stretchood shrink packaging
Küresel endüstri ve tüketim dinamiklerindeki hızlı değişimler, çevresel sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğini önemli kılmaktadır. Döngüsel ekonomi modeli, kaynakların verimli kullanımını ve atıkların minimize edilmesini hedeflemektedir. Döngüsel ekonomi modelinin en çok uygulanmasına ihtiyaç duyulan alanlardan biri olan ambalaj sektörü için stretchood shrink ambalajı üretiminin yapıldığı plastik koekstrüzyon sistemlerinin karbon emisyonu salınımı konusunda ele alınması oldukça önemlidir. İkincil ambalajlama sınıfında yer alan stretchood shrink ambalajlar, döngüsel ekonomi ilkelerine uyumlu olarak malzeme ve enerji verimliliğini artırmakta, plastik ambalaj endüstrisinde sürdürülebilir üretim ve atık yönetimi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda stretchood shrink ambalaj üretim sistemlerinin avantajları ve iyileştirme alanları belirlenerek çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada rehber bir kaynak olması hedeflenmiştir. Çalışmada, Türkiye’de kullanılan farklı markalar tarafından tasarlanmış ve üretilmiş Stretchood shrink naylon film üretim sistemlerinin malzeme kullanımı, enerji tüketimi, geri kazanım oranları açısından değerlendirilerek karbon ayak izi hesaplamaları yapılarak döngüsel ekonomi modeli açısından karşılaştırılmıştır. Türkiye’de Stretchood shrink ambalaj film üretimi yapan 5 firmadan alınan verilerle, Almanya ve İtalya menşeli Stretchood naylon film üretim makinelerinin EN ISO 14067:2018 ve EN ISO 14064-1 standartlarına göre doğrudan ve dolaylı karbon emisyonları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, farklı ülke menşeili üretilmiş Stretch Hood ambalaj üretim teknolojisinin döngüsel ekonomi hedefleri açısından değerlendirildiğinde bazı konularda büyük farklılıklar oluşturduğunu göstermektedir. İncelenen sistemler arasında Almanya menşeili teknolojinin en az karbon emisyonu oluşturduğu görülmüştür. Türkiye’de ihracata dayalı üretim yapan firmaların Stretch Hood ambalajı satın alımı esnasında, tedarikçisinin ambalaj ürününü üretirken kullandığı teknolojiyi dikkate almasına bağlı olarak kendi ürünlerinde karbon ayak izini düşürme çalışmalarında etkili olacağını bu çalışma ispatlamıştır.Rapid changes in global industry and consumption dynamics make environmental sustainability and resource efficiency important. The circular economy model aims at efficient use of resources and minimization of waste, and plastic extrusion systems are one of the applicable areas of this model. Stretchood shrink plastic extrusion systems are used in the packaging industry, which is one of the areas where the circular economy model needs to be implemented the most. Stretchood shrink packaging increases material and energy efficiency in line with circular economy principles and contributes to the development of sustainable production and waste management strategies in the plastic packaging industry. In this study, Stretchood shrink packaging systems designed and produced in different brands used in Turkey were evaluated in terms of material use, energy consumption, recovery rates and carbon footprint calculations were made and compared in terms of circular economy model. With data from 5 companies in Turkey, direct and indirect carbon emissions of Stretchood nylon film production machines originating from Germany and Italy were calculated according to EN ISO 14067:2018 and EN ISO 14064-1 standards. The thesis aims to be a guiding resource in achieving environmental sustainability goals by revealing the advantages and improvement areas of this system. The findings show that Stretch Hood packaging production technology produced in different countries creates major differences in some aspects when evaluated in terms of circular economy targets. Among the systems analyzed, the technology originating from Germany was found to generate the least carbon emissions. This study proved that export-oriented manufacturing companies in Turkey will be effective in reducing the carbon footprint of their own products depending on the technology used by the supplier to produce the packaging product during the purchase of Stretch Hood packaging
Educational institutions in Trabzon according to the Journal of Educational Statistics of the Ministry of Education (1923-1926)
Eğitimin tarihi en az tarih kadar eskidir. Bu bakımdan toplumlar var olduklarından beri eğitime tabidirler. Osmanlı İmparatorluğu da belli bir eğitim tarihine ve yöntemine sahip bir devlettir. Eğitimsel gelişmeler; devletin ekonomik, askeri ve idari ihtiyaçları doğrultusunda yapılmaya başlanmıştır. Modernleşme sürecinde var olan eğitim daha sistemli ve kapsamlı bir hale gelmiştir. Eğitimle ilgili veriler, başta Maarif-i Umumiye Nezareti tarafından toplanan mecmualarla kayda alınmıştır. Bu mecmualar, eğitimdeki reformların ve gelişmelerin izini sürmek amacıyla oldukça önemli belgeler sunmuştur. Eğitimdeki gelişme ve yenileşme faaliyetlerini, okul sayılarındaki artışı, öğrenci mevcudu, öğretmen sayıları ve diğer eğitim unsurlarını belgeleyen İhsaiyat Mecmuası, eğitim tarihi açısından önemli belgelerden biridir. Bu eğitim politikalarının, bölgedeki yansımalarını anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. 1924 yılında yürürlüğe giren Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte medreseler kapatılmış, eğitim de birlik sağlanarak, tüm eğitim kurumları Maarif Vekâleti’nin denetimi altına alınmış ve böylece Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde toplanmıştır. Trabzon’da bu kanunun etkisiyle eğitim kurumlarının yapısı değişmiş, ilkokul ve ortaokulların sayısı Cumhuriyet’in eğitim politikalarına göre artış göstermeye başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, eğitim alanında köklü değişimlerin yaşandığı kritik bir dönem olup Osmanlı Devleti’nden devralınan eğitim sisteminin modernleştirilmesi ve eğitimin her kademesinde reformlar gerçekleştirilmesi hedeflenerek bu yönde çalışmalar yapılmıştır. Osmanlı döneminden kalma eğitim müfredatı, Cumhuriyet’in eğitim anlayışına uygun şekilde yeniden düzenlenmiş, modern gereksinimler göz önünde bulundurularak, bilimsel temellere dayalı ders içerikleri oluşturulmuştur. Trabzon’da bu dönemde kız öğrencilere yönelik okulların sayısında artış olduğu ve kadın öğretmen istihdamının teşvik edildiği görülmektedir. Eğitim alanında gerçekleştirilen bu gelişmeler, sadece Trabzon şehri özelinde değil tüm Türkiye’nin eğitim sistemi bağlamında temel taşları oluşturmuş ve dönemin çağdaşlaşma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamıştır. Bu çalışma, Türk Eğitim Tarihi özelinde Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki eğitim reformlarının Trabzon’daki yansımalarını ele almaktadır. 1923-1926 yılları arasında Trabzon şehrindeki sosyal ve kültürel yapı göz önünde bulundurularak, İhsaiyat Mecmuası verilerine göre, eğitimdeki gelişmelerin analiz edilmesi sağlanmıştır.The history of education is at least as old as history itself. Present-day societies have been subject to education since the beginning of time. The Ottoman Empire was a state with a specific educational process and methodology. Educational developments began to be implemented in economic, military, and administrative systems. The modernization process made existing education more systematic and comprehensive. Data on education was recorded primarily in journals published by the Ministry of National Education. These journals provided crucial documentation for tracing reforms and developments in education. The İhsaiyat Journal, which documents developments and innovations in education, the increase in the number of schools, student enrollment, teacher training, and other training programs, is a significant document in the history of education. We believe that the impact of these educational policies on the regions will be significant. In 1924, the Ministry of National Education consolidated its structure. In Trabzon, this law changed the structure of general education policies, and the number of primary and secondary schools began to increase in line with the Republic's educational policies. The founding of the Republic of Turkey was a critical period of radical changes in education. Efforts were undertaken to modernize the educational system inherited from the Ottoman Empire and implement reforms at all levels of education. The Ottoman-era curriculum could be revamped to align with the Republic's educational approach, and course content was based on standard foundations, taking into account modern standards. In Trabzon, there was an increase in the proportion of girls enrolled in schools during this period, and the employment of female teachers was encouraged. These educational developments established fundamental patterns not only in Trabzon but throughout Turkey, playing a critical role in the continuation of modernization in the past. This study examines the impact of educational reforms in Trabzon during the early years of the Republic, with a specific focus on Turkish Education History. The social and cultural structure of Trabzon between 1923 and 1926 is considered, and educational developments are analyzed according to the Ihsaiyat Magazine systems
Transition fuel for a sustainable future: The role of natural gas and its impact on households
Kentleşme sürecinin hız kazanması, doğal çevre üzerinde derin ve geri dönüşü zor etkiler bırakmaktadır. İnsan faaliyetlerinin yol açtığı çevresel bozulma, özellikle iklim değişikliği çerçevesinde kritik bir boyuta ulaşarak ekosistemler üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Bu çalışma, hanehalklarının ve hane reislerinin sosyo-demografik ve ekonomik özelliklerinin doğal gaz harcama olasılığı ile koşullu ve koşulsuz harcama düzeyleri üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 1 Ocak - 31 Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen hanehalkı Bütçe Anketi’nden elde edilen, 11,296 hanehalkına ait geniş çaplı veri seti kullanılmıştır. Analiz sürecinde, kalıntı bağımlı iki değişkenli Çift Engel Sansür Modeli uygulanarak derinlemesine bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular, hane reisi’nin ve hanehalkı’nın sosyo-ekonomik profillerinin doğal gaz tüketim eğilimi ve koşullu ve koşulsuz harcama düzeyleri üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Özellikle hane reisi’nin medeni durumu (evli veya dul olması), yaşanılan konut tipi (ikiz ev veya diğer konut türleri), konutun banka ve sağlık merkezlerine yakınlığı, haftalık toplam hanehalkı harcaması, binanın yaşı, oda sayısı ve konutun genişliği gibi faktörlerin, doğal gaz harcama olasılığını ve harcama miktarını anlamlı bir şekilde artırdığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, söz konusu profildeki hanehalklarının daha yüksek doğal gaz tüketimine yöneldiğini ve dolayısıyla karbon emisyonlarını artırarak çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu çalışma, belirlenen değişkenler ışığında politika yapıcılara yönelik uygulanabilir ve etkili öneriler geliştirmiştir. Kentleşmenin çevre üzerindeki baskısını azaltmak ve daha sürdürülebilir bir enerji yönetimi sağlamak adına, yeşil enerjiye geçişin teşvik edilmesi, enerji verimliliğini artıran düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve çevre dostu politikaların benimsenmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Çalışmanın sunduğu bulgular, sürdürülebilir kentleşme ve enerji politikalarının oluşturulması noktasında yol gösterici nitelikte olup, çevreye duyarlı bir gelecek inşa etme çabalarına önemli katkılar sunmaktadır.The acceleration of the urbanization process has profound and difficult-to-reverse effects on the natural environment. Environmental degradation caused by human activities has reached a critical level, particularly within the framework of climate change, leading to devastating consequences for ecosystems. This study aims to comprehensively analyze the effects of the socio-demographic and economic characteristics of households and household heads on the probability of natural gas expenditure, as well as on conditional and unconditional expenditure levels. In this context, an extensive dataset covering 11,296 households, obtained from the Household Budget Survey conducted by the Turkish Statistical Institute (TURKSTAT) between January 1 and December 31, 2022, was utilized. During the analysis process, a residual-dependent bivariate Double-Hurdle Censored Model was applied for an in-depth evaluation. The findings reveal that the socio-economic profiles of household heads and households play a decisive role in natural gas consumption tendencies and conditional and unconditional expenditure levels. Specifically, factors such as the marital status of the household head (being married or widowed), the type of residence (semi-detached house or other housing types), the proximity of the residence to banks and healthcare centers, the total weekly household expenditure, the age of the building, the number of rooms, and the size of the residence significantly increase both the probability of natural gas expenditure and the amount spent. These results indicate that households with these profiles tend to have higher natural gas consumption, thereby increasing carbon emissions and posing a significant risk to environmental sustainability. This study has developed applicable and effective recommendations for policymakers in light of the identified variables. To reduce the environmental pressure of urbanization and ensure more sustainable energy management, the study emphasizes the necessity of promoting the transition to green energy, implementing regulations that enhance energy efficiency, and adopting environmentally friendly policies. The findings of this study serve as a guide for shaping sustainable urbanization and energy policies, contributing significantly to efforts to build an environmentally conscious future
Applicability of surveillance systems in smart cities: A risk and threat-based assessment
Yerleşik hayata geçişle birlikte kentler, insan yaşamının temel odak noktası haline gelmiş; hızlı nüfus artışı ve demografik değişimlerle birlikte göç, plansız kentleşme ve altyapı yetersizlikleri önemli sorunlar olarak ortaya çıkmıştır. Ulaşım, eğitim, sağlık, güvenlik, enerji, su ve atık yönetimi gibi temel hizmet alanlarında artan ihtiyaçlar, mevcut kaynakların etkin ve verimli biçimde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum, kent yönetiminde yenilikçi çözümlere duyulan ihtiyacı her geçen gün daha da artırmaktadır.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, şehirlerin kaynaklarını daha verimli kullanabilmesi ve kent sakinlerine daha kaliteli hizmetler sunabilmesi açısından kritik bir fırsat sunmuştur. Bu doğrultuda, kentsel yaşamı kolaylaştıran ve yaşam kalitesini artıran teknoloji merkezli çözümler, “akıllı şehir” kavramının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Akıllı şehir, yalnızca teknolojik bir dönüşümü değil; aynı zamanda kentlerin yönetiminde etkinlik, sürdürülebilirlik ve güvenliği esas alan bütüncül bir yaklaşımı ifade etmektedir. Dinamik kent yaşamının ortaya çıkardığı sorunlara hızlı, esnek ve yenilikçi çözümler üreten akıllı şehir anlayışı, sınırlı kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını hedeflerken aynı zamanda vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle akıllı şehirler, modern kentleşme sürecinde karşılaşılan sorunların üstesinden gelmek için stratejik bir model olarak öne çıkmaktadır.With the transition to a settled lifestyle, cities have become the central focus of human life; however, rapid population growth and demographic changes, coupled with migration, unplanned urbanization, and infrastructural deficiencies, have emerged as major challenges. Increasing demands in essential service areas such as transportation, education, healthcare, security, energy, water, and waste management necessitate the efficient and effective utilization of existing resources. This situation further intensifies the need for innovative solutions in urban governance.
The advancement of information and communication technologies has created a critical opportunity for cities to use their resources more efficiently and to provide higher-quality services to their residents. Accordingly, technology-driven solutions that facilitate urban life and enhance the quality of living have laid the groundwork for the emergence of the concept of the “smart city.”
A smart city represents not only a technological transformation but also a holistic approach that prioritizes efficiency, sustainability, and security in urban management. By producing rapid, flexible, and innovative responses to the challenges posed by dynamic urban life, the smart city paradigm seeks to maximize the use of limited resources while simultaneously improving citizens’ quality of life. In this respect, smart cities stand out as a strategic model for addressing the challenges of contemporary urbanization
Evalution of public buildings in the central district of Bilecik province according to energy efficient building design criteria
Bu çalışma, Türkiye'deki kamu binalarının enerji etkin bina tasarım kriterleri kapsamında Yapı enerji performansını ölçmektedir. Ampirik veriler, çok boyutlu, standartlara dayalı bir yönteme dayalı analizi oluşturmaktadır. Yeşil bina derecelendirme sistemlerinin kamu hizmet binalarında daha uygulanabilir hale getirilmesi hedefinden yola çıkan bu araştırmanın temel problemi, literatür de "performans açığı" olarak tanımlanan durumun yalnızca teknik altyapı yetersizliklerinden değil, aynı zamanda kurumsal ve yönetsel yetkinlik yetersizliklerinden de kaynaklandığını öne süren bir hipoteze dayanmaktadır.
Bu hipotezi sınamak için, küresel yeşil bina derecelendirme sistemlerinin (LEED, BREEAM) ve yerel yasaların (BEP-TR, TS 825) ihtiyaçlarını bir araya getiren altı konu ve 50 kuraldan oluşan bir kontrol modeli oluşturuldu. Karma yöntemli bir çalışma, Bilecik bölgesinde farklı kullanım türlerine sahip altı devlet binasına yönelik bir vaka çalışması olarak gerçekleştirildi. Veriler, sayısal puanlama, konuşma tabanlı iç görü ve yerinde izleme yoluyla çapraz kontrol edildi. Sonuçlar, kamu binalarının genel olarak "Orta" seviyede performans gösterdiğini ve teknik potansiyel ile kurumsal uygulama arasında uyumsuzlukların olduğunu da göstermektedir. Elde edilen bulgular arasında iki yapısal zayıflık öne çıkmıştır. Genel olarak kamu binalarında su verimliliği sistematik olarak göz ardı edilmektedir. En yüksek skoru alan yapıda dahi teknik yatırımların, İşletme ve Bakım mekanizmalarıyla desteklenmediği görülmüştür. Ayrıca, yeni binaların yüksek performanslı dış kabuklara sahip olmalarına rağmen, zayıf enerji yönetim sistemleri nedeniyle genel olarak kategorik olarak Orta Seviye seviye düzeyinde kaldıkları tespit edilmiştir.
Bu bakımdan, çalışma kapsamında ele alınan kamu yapılarında gözlemlenen performans farkları, mevcut sorunların yalnızca teknik altyapıdan kaynaklanmadığına dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de kamu yapılarının sürdürülebilir dönüşümünün önündeki temel engellerin sadece teknik kapasite eksikliği olup olmadığını sorgulamaktadır. Elde edilen ilk veriler ve literatür taraması, kamu binalarının enerji etkin tasarım ilkeleri açısından dönüşümünün önündeki en önemli engelin kurumsal yeterlilik düzeyi olabileceği hipotezini güçlendirmektedir. Elde edilen sonuçlar mevcut yapıların iyileştirilmesi için yol haritası önermektedir.This study evaluates the energy performance of public buildings in Türkiye within the framework of energy-efficient building design criteria. The empirical analysis is based on a multidimensional, standards-oriented methodological approach. The research builds on the hypothesis that the “performance gap” defined in the literature arises not only from technical infrastructure deficiencies but also from institutional and managerial capacity limitations.
To test this hypothesis, a control model was developed consisting of six themes and fifty rules, integrating the requirements of global green building rating systems (LEED, BREEAM) with national standards (BEP-TR, TS 825). The study employed a mixed-method approach through case studies of six public buildings in the Bilecik region, each representing different functional categories. Data were triangulated using numerical scoring, qualitative insights from interviews, and on-site observations.
The results reveal that most public buildings perform at a “medium” level, indicating a clear discrepancy between their technical potential and institutional implementation capacity. Two major structural weaknesses were identified: (1) water efficiency is systematically neglected, and (2) technical investments are often unsupported by effective operation and maintenance mechanisms. Although newer buildings feature high-performance façades, insufficient energy management systems prevent them from achieving higher performance categories.
These findings suggest that performance differences in public buildings stem from deeper institutional challenges rather than purely technical issues. The study concludes that the primary barrier to the sustainable transformation of public buildings in Türkiye is institutional capacity. The results propose a roadmap for improving the performance and management of existing public facilities.
Keywords: Sustainable public buildings, Energy-efficient design, Energy performance, Performance gap, Green building certification, Institutional capacity
Waste Of Chicken Feather And Marble Dust Used For Fiber Polymercomposites
International Porous and Powder Materials Symposium andExhibition (PPM 2015