27605 research outputs found
Sort by
Application of Erichsen test to sheet metal materials and simulation using finite element method
Bu tez çalışmasında 1050 serisi alüminyum, 304 çeliği, galvaniz çeliği ve S235JR metalleri üzerine gerçekleştirilen Erichsen deneyi sonuçlarının, sonlu elemanlar metodu temelli numerik analiz çalışması ile doğrulanması üzerine bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Metal malzemelerin çeşitli süreçlerden geçirilerek tasarlanan şekillere getirilmesi için sürece uygun malzeme seçimi kritik bir öneme sahiptir. Metal malzemelerin plastik şekil değiştirme bölgelerini kullanarak istenen tasarımın kalıcı olarak sac metaller üzerinde oluşturulmasında şekillendirilebilirlik kapasitesi metal malzeme için değerlendirilmesi gereken bir özelliktir. Bu çalışmada metal sacların şekillendirilebilirlik değerlerinin ölçülmesi için geliştirilen EN ISO 20482:13 standardı ile tanımlanan Erichsen Deneyi 1 mm. kalınlığında 4 farklı metal malzeme üzerine her numune üzerinden 3 farklı deney sonucu alınarak gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen deneyler sonucunda 1050 alüminyum malzeme numunesi için ölçülen ortalama Erichsen deneyi sonucu 8,3 mm olarak gerçekleşmiştir. Galvaniz çeliği için gerçekleştirilen deney sonuçlarında ortalama Erichsen deneyi sonucu 11,5 mm olarak gerçekleşmiştir. S235JR malzeme numunesi için gerçekleştirilen Erichsen deneyi ortalama sonucu sonucu 9,2 mm olarak gerçekleşmiştir. 304 çeliği için gerçekleştirilen test sonucunda i-alınan iki Erichsen deneyi sonucuna göre 12,6 mm ve 12,7 mm değerleri alınmış falan iki değer noktasında da malzeme üzerinde çatlak oluşmadığı ve deney cihazının zımba hızının en yüksek değerine ulaştığı için deformasyona devam edemeyen test cihazından 304 çeliği için kullanılabilir bir Erichsen deney sonucu elde edilmemiştir. Bu tez çalışmasında sonlu elemanlar metodu temelli eksplisit çözüm yöntemi kullanılan bir analiz programı desteği ile Erichsen testi analiz programı üzerinden modellenmiştir. Elde edilen sonuçlar Erichsen deneyinden elde edilen sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Analiz programında malzeme özellikleri girdisi olarak ilgili malzemeler için literatürden bulunan çekme testi sonuçları ile belirlenen özellikler tanımlanmıştır. Tez çalışması Erichsen deneyi gibi yüksek deformasyon miktarı içeren doğrusal olmayan bir sürecin, bir analiz programı aracılığı ile çekme testlerinden elde edilebilen temel malzeme özellikleri kullanılarak deney sonuçlarının hesaplanabileceğini öngörmektedir. Erichsen deneyinden çıkacak sonuçların analiz çalışmasında malzemenin kritik akma gerilmesi noktasında çatlamanın oluşacağı varsayılarak kritik akma gerilmesinin oluştuğu noktadaki deformasyonun Erichsen deneyi sonucunu doğrulayabileceği varsayımından yola çıkarak sonuca ulaşmayı hedeflemiştir. Analiz çalışması sonucunda Erichsen deneyi sonucu ortalama 8,3 mm olan 1050 alüminyum malzemenin tahmini çatlak oluşum değeri % 10,8 sapma ile 9,2 mm bulunmuştur. S235JR için gerçekleşen Erichsen deneyi sonucu 9,2 mm olurken analiz sonucunda % 6,5 sapma ile 9,8 mm sonucuna ulaşılmıştır. Galvaniz çelik için Erichsen testinde okunan 11,5 mm değerine karşılık analiz sonucunda % 5,2 sapma ile 12,1 mm olarak hesaplanmıştır. Bu yöntem ile karşılaştırılan sonuçlar sonlu elemanlar yönteminin kullanılması ile tasarım sürecinde malzeme seçimi sürecinde ihtiyaç duyulan testlerin muhtemel sonuçlarının bilgisayar destekli analiz programları ile hesaplanabildiğini ispatlayarak, maliyet anlamında süreçler için bu yöntemin potansiyelini göstermiştir.In this thesis study, a study was carried
Trends and socio-demographic determinants of suicide-related mortality in Türkiye: An epidemiological study from 2009 to 2022
Background: Suicide is a leading cause of death, particularly among the young age group, in T & uuml;rkiye, a country with a high population of young people. Aim: The aim of this study is determine the suicide related mortality trend and some associated socio-demographic factors in T & uuml;rkiye between 2009 and 2022. Methods: The study includes an epidemiological trend on suicide. The Turkish Statistical Institute's data portal was used. The study population is 46,691 people (Male/female ratios = 74.6%/ 25.4%). Changes in mortality trends were evaluated using the Joinpoint Regression method with Annual Percentage Change (APC) and Average Percentage Change (AAPC) analysis. Results: Over the past 14 years in T & uuml;rkiye, there has been a statistically significant increase in the standardized mortality rate among males (2009-2022 APC = .76, p = .012) and a statistically non-significant decrease among females (2009-2022 APC = -1.62, p = .083). According to the Nomenclature of Territorial Units for Statistics (NUTS-1) classification, the highest increase is observed in the Central Anatolia region followed by the Western Black Sea region (APC = 3.0 and 2.7, respectively; p < .005). While the percentage of primary school and below has decreasing trends (2009-2022 APC = -7.11, p < .005), there is a significant increase in the percentage of university graduates (2009-2016 APC = 10.87, p < .001). Regarding the marital status, there is a significant decrease in the percentage of those who are married (2009-2013 APC = -3.36, p < .001; 2013-2016 APC = 2.42, p = .037; 2016-2022 APC = -2.31, p = .003) and a significant increase in those who have never been married (2009-2013 APC = 2.63, p < .001; 2013-2016 APC = -1.36, p = .002). Conclusion: Although suicide related mortality is below the global average, there has been an increasing trend in turkey in the last 14 years. Analytical and intervention studies on the socio-demographic determinants supporting the increasing trend are needed.None
Analgesic efficacy of 7 different topical NSAIDs in panretinal photocoagulation-associated pain
Background To investigate the effects of different topical non-steroidal anti-inflammatory drugs (NSAIDs) and demographic characteristics on pain perception associated with panretinal photocoagulation. Methods Before panretinal photocoagulation, patients received one of seven topical NSAIDs, while the control group received artificial tears. Following panretinal photocoagulation, subjective pain was assessed using the visual analogue scale. The impact of demographic factors and NSAID type on visual analogue scale scores was statistically analysed. Demographic data were compared using the Mann-Whitney U test and NSAID groups with one-way ANOVA. Results The study included 270 eyes from 270 patients. No significant differences were observed among NSAID groups regarding age, gender, diabetes duration, diabetic retinopathy type, number of intravitreal injections, panretinal photocoagulation sessions, or photocoagulation energy. In all participants, pain perception was higher in females (p < 0.001), patients aged <= 60 years (p < 0.001), and those with proliferative diabetic retinopathy (p < 0.001). Bromfenac (p < 0.001), indomethacin (p < 0.001), nepafenac 0.3% (p = 0.002), and diclofenac (p = 0.029) significantly reduced pain, whereas ketorolac trometamol, nepafenac 0.1%, and flurbiprofen did not. Among the effective NSAIDs, nepafenac 0.3% and diclofenac were ineffective in males, while diclofenac showed no efficacy in patients over 60 years of age or those with proliferative diabetic retinopathy. No NSAID demonstrated a significant effect in non-proliferative diabetic retinopathy patients. Conclusions Bromfenac and indomethacin demonstrate consistent analgesic efficacy in nearly all patients with panretinal photocoagulation-related pain, while nepafenac 0.3% and diclofenac are effective in a majority of cases. However, heightened panretinal photocoagulation-related pain in females, patients aged <= 60 years and those with proliferative diabetic retinopathy may necessitate careful consideration in these populations
ON THE STABILITY OF THE DNOIDAL WAVES FOR THE SCHRODINGER-KDV SYSTEM
We study the periodic Schrodinger-Korteweg de Vries system. We describe the two-parametetric family of 2T periodic traveling waves of dnoidal type. The main objective of the paper is to establish their spectral stability with respect to co-periodic perturbations. In the limit T -> infinity, we recover the results of Chen, [J. Partial Differential Equations 12 (1999), pp. 11-25] for the stability of the soliton solutions of this system on the real line
Aziz Pavlus’un Seyahatleri Çerçevesinde Arnavutların Hıristiyanlıkla İlk Temasları Konusundaki İddiaların Değerlendirilmesi
Günümüzde Arnavutların dinî yapısına bakıldığında, halkın çoğunluğunun Müslümanlardan oluştuğu görülse de, İslâm dinini benimsemeden önce ekseriyetle Hıristiyan inancına sahip idiler. Bu konu kapsamında yapılan bazı çalışmalarda Arnavutların Hıristiyanlık ile ilgili ilk temaslarının Aziz Pavlus ile başladığı ifade edilmektedir. Bu iddiayı öne sürenler, Aziz Pavlus’un Hıristiyan mesajını diğer milletlere duyurmak üzere yapmış olduğu seyahatlerinden biri olan “Roma’ya Yolculukları” esnasında Arnavutluk’un Dyrrhachium (Durrës) ve Apollonia şehirlerine uğrayarak Hıristiyan inancını yaydığı sonucuna varmışlardır. Bu görüş her ne kadar Arnavut Kiliseleri tarafından şiddetle savunuluyor ise de arkeolojik Hıristiyan kalıntılarının en erken IV.-VI. yüzyıllara ait olması ve yaptığımız çalışmalar sonucu Aziz Pavlus’un günümüz Arnavutluk’un sınırları içerisine girmediğini göstermektedir. Ancak Aziz Pavlus bizzat Arnavutluk’ta bulunmamış olsa da Hıristiyan merkezleri olan “Dyrrhachium (Durrës), Apollonia, Aulon (Avlonya), Pulcheriopolis (Berat) gibi piskoposluklardan İznik, Efes, Kadıköy ve İstanbul gibi ekümenik konsillere Arnavutluk’tan piskopos katılımının gerçekleşmiş olması, hem bu inancın erken bir tarihte Arnavutlar arasında yayıldığını hem de hızlı bir şekilde yayıldığını göstermektedir
The Effect of the Quadriceps Angle on the Gait Pattern in Young Adults Aged 18-25 Years
Aim: The Quadriceps angle (Q angle) is used for the prediction, diagnosis, and follow-up of pathologies of knee joint. It gives information about the direction and size of forces applied to the patella. It is described as the angle formed by lines drawn from anterior superior iliac spine to the midpoint of the patella, and from the midpoint of the patella to tibial tuberosity. It gives information about the alignment of anatomical structures of the knee joint. We aimed to investigate the effects of Q angle upon gait and static balance. Materials and Methods: A sample of 106 female and 105 male healthy subjects at age 18-25 years participated in our study. After notting their height and weight, bilateral Q angles were measured with goniometer in standing and supine positions. The force platform Zebris (c) FDM System Type FDM 1.5 and the WinFDM computer program were used for the gait and stance analysis. SPSS 20 program was used for statistical analysis of the obtained data. Statistical significance limit was determined as p<0.05. Results: We assessed that there was no significant relationship between Q angle and gait analysis parameters. We observed that some of ground reaction force parameters and the butterfly diagram parameters obtained through the gait analysis as well as some of the stance analysis parameters were weak or moderately related to the Q angle. Parameters related to the Q angle did not show a pattern that would be classified by the Q angle measurement method or by the side or by the gender. Conclusion: We think that it is necessary to conduct more extensive research in order to clarify the relationship between Q angle and walking pattern. We suggest that our research will contribute to the literature as a pioneering study in terms of the relationship between the Q angle and gait analysis as well as the stance analysis
Studies on molecular identification of isolates and control with natural agents botrytis spp. from some agricultural products in the Edirne province
Bu çalışma kapsamında Edirne ilinde bazı tarımsal ürünlerden izole edilen Botrytis spp. izolatlarının morfolojik ve moleküler tanımlamaları yapılmış; ardından çeşitli bitkilerden elde edilen toz ve ekstraktların bu izolatlar üzerindeki antifungal etkileri hem in vitro hem de in vivo olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada toplam altı Botrytis izolatı (E1, E2, E3, E6, F1, F2) kullanılmıştır. Patojenite testlerinde sırasıyla, E3, F2 ve F1 izolatları elma üzerinde; E6, E3 ve E1 izolatları domates üzerinde yüksek patojenite göstermiştir. İn vitro denemelerde, bitki tozlarının doğrudan katı besiyerine eklenmesiyle misel büyüme inhibisyonu (MBİ) değerlendirildiğinde; iren bitkisinin kökleri tüm izolatlarda %100 etki göstermiş, buhur, amber kabuğu ve hardal tohumu tozları ise bazı izolatlar üzerinde %100 inhibisyon sağlamıştır. Bitki tozlarının uçucu bileşikleri test edildiğinde iren ve hardalın tüm izolatlarda %100 inhibisyon sağladığı tespit edilmiştir. Tilkişen, sirken, çiriş ve cavşır gibi bitkilerde de yüksek antifungal aktivite belirlenirken, gurmar, şahtere ve karahalile gibi bitkilerin uçucu bileşikleri ise genel olarak etkisiz kalmıştır. Mikrodilüsyon yöntemiyle yapılan Minimum İnhibisyon Konsantrasyon (MİK) ve Minimum Fungusidal Konsantrasyon (MFK) testlerinde; E1, E2 ve E3 izolatlarının daha duyarlı olduğu gözlenmiş; amber kabuğu, hardal, kenger, aronya ve şevketibostan ekstraktlarının 0.312 mg/mL MİK değerleri ile yüksek antifungal etkisi saptanmıştır. MFK değerleri incelendiğinde hardal ve amber kabuğu ekstraktları E2 izolatında, şevketibostan ekstraktı E3 izolatında ve çiriş ekstraktı E6 izolatında 0.625mg/mL MFK değeri ile en etkili grupta yer almıştır. F1 ve F2 izolatlarında ise çoğu bitki ekstraktı için etkili MFK, 2.5 mg/mL bulunmuştur. Konidi çimlenme inhibisyonu (%KÇİ) denemelerinde, E3 izolatında çiriş otu, kenger ve aronya ekstraktları 0.312 mg/mL konsantrasyonda %100 inhibisyon sağlamıştır. F1 ive F2 izolatları için %100 KÇİ'nin genellikle ekstraktların 1.25–5.0 mg/mL konsantrasyonlarında olduğu, bu izolatların daha dirençli oldukları saptanmıştır. KÇİ, en düşük konsantrasyon 0.08 mg/mL'de %72 olarak amber kabuğu ve buhur ekstraktında saptanmıştır. İn vivo denemelerde, domates üzerinde yapılan ekstraktların koruyucu uygulamalarında tilkişen ekstraktı Botrytis E1, E2 ve E6 izolatlarında %100 hastalığın engellenmesini sağlamıştır. Ekstraktların 24 saat sonra uygulandığı tedavi edici etki değerlendirildiğinde bitki ekstraktlarının hastalık şiddetini önemli ölçüde azalttığı görülmüştür. İren ve endive ekstraktları E1, E2, E6 ve F1 izolatlarında en fazla tedavi edici etkiyi göstermiştir. Tedavi edici uygulamalarda, genel olarak hastalık engelleme oranlarının koruyucu uygulamalardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Edirne bölgesinden izole edilen Botrytis spp. izolatlarına karşı bazı bitki tozu ve ekstraktlarının güçlü antifungal etkiler gösterdiğini ortaya koymuş; doğal bitki kaynaklı bileşiklerin biyolojik kontrol ajanı olarak kullanılabilme potansiyelini desteklemiştir.Within the scope of this st
Prognostic Impact of Low Muscle Mass and Inflammatory Markers in Stage III Nonsmall Cell Lung Cancer Turkish Oncology Group and Turkish Society of Radiation Oncology Thoracic Cancer Study Group (08-005)
Objectives: The aim of this retrospective multicenter study was to evaluate the prognostic significance of low muscle mass, and inflammatory markers in patients with stage III nonsmall cell lung cancer (NSCLC) who received definitive chemoradiotherapy (CRT). Furthermore, the study aimed to determine the threshold value of disease-specific low muscle mass. Methods: A total of 461 patients with stage III NSCLC were evaluated. Low muscle mass, prognostic nutritional index (PNI), and biochemical inflammatory markers were assessed. The Kaplan-Meier method and Cox regression analysis were used to analyze overall survival (OS) and progression-free survival (PFS). Results: This study found a disease-specific low muscle mass threshold of LSMI <38.7 cm(2)/m(2) for women and <45.1 cm(2)/m(2) for men, with 25.2% of patients having disease-specific low muscle mass. Multivariate cox regression analysis revealed that low PNI was found to be an independent unfavorable prognostic factor for both PFS (HR=0.67; 95% CI: 0.48-0.92, P= 0.015) and OS (HR=0.67; 95% CI: 0.50-0.91, P=0.008). Other factors including ECOG PS 3 (HR=7.76; 95% CI: 1.73-34.76, P=0.007), induction CT (HR=0.66; 95% CI: 0.49-0.88, P= 0.004), and disease-specific low muscle mass (HR=1.40; 95% CI: 1.02-1.92, P= 0.038) also had independent effects on prognosis. Conclusions: The present study provides evidence that the presence of low muscle mass and low PNI significantly impacts the prognosis of patients with stage III NSCLC who undergo definitive CRT. Furthermore, our study is notable for being the first multicenter investigation to identify a disease-specific low muscle mass threshold.Turkish Oncology Group; Turkish Society of Radiation Oncology Thoracic Cancer Study GroupThe authors would like to acknowledge Caner Baysan for their valuable assistance and expertise in statistical analysis, as well as the Turkish Oncology Group and the Turkish Society of Radiation Oncology Thoracic Cancer Study Group for their generous support in providing data for this study
Examination of well-being levels of individuals participating in recreational dance activities
Bu araştırmanın amacı, serbest zamanlarında dans etkinliklerine katılan kişilerin elde ettikleri esenlik seviyelerini incelemek ve bu seviyeleri belirli demografik özellikler çerçevesinde karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini daha önce hiç rekreatif olarak dans aktivitelerine katılmamış üniversite öğrencileri oluştururken, örneklem grubunu ise tesadüfi örnekleme yöntemine dayalı olarak Trakya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerden seçilmiş, toplamda 68 gönüllü öğrenci, 34 erkek ve 34 kadın olacak şekilde bir araya getirilmiştir. Araştırma kapsamında veri toplamak için kişisel bilgilerin yer aldığı bir form ve VanderWeele (2017)'nin geliştirdiği, "Yeni Esenlik Endeksi (New Florishing Index)" olarak adlandırılan ve Alkan (2022) tarafından Türkçe Formu Geçerlilik ve Güvenirliliği yapılan "Yeni Esenlik Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek güvenilirliğini tespit etmek amacıyla Cronbach Alpha katsayısı hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız ikili grupları karşılaştırırıken, bağımsız örneklem (independent Sample) T testi, bağımlı ikili grupları karşılaştırırken bağımlı(paried) örneklem T-testi ve grup ve zaman ortak etkileşiminin analizinde tekrarlı ölçümlerde iki faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Esenlik Ölçeği ve alt boyut puanlarının çalışma ve kontrol grubu arasındaki karşılaştırılmasında ise ANCOVA analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre katılımcıların rekreatif amaçlı dans aktivitelerine katılımlarıyla esenlik düzeyinin artması ilişkisinin yüksek olduğu (p<0,01) ve demografik değişkenlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir (p<0,0160). Haftalık dans aktivitelerine katılan bireylerin Esenlik Ölçeği toplam ortalama puanları (ort: 80,32) katılmayanlara oranla (ort:74,18) anlamlı bir şekilde daha yüksektir. Sonuç olarak, reakreatif amaçlı dans etkinliklerine katılan bireyler ile herhangi bir katılım göstermeyen bireyler arasında esenlik düzeylerine göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Faaliyetlere katılan bireyler, "mutluluk ve yaşam doyumu, zihinsel ve fiziksel sağlık, yaşam amacı ve anlamı, yakın sosyal ilişkiler ve finansal ve maddi durum" boyutlarında önemli bir artış ve iyileşme gösterirken, kontrol grubunda bu durum sabitliğini koruyamamış ve azalma yönünde eğilimler göstermiştir. Bu bulgulara dayanarak, rekraetif amaçlı dans aktivitelerinin bireylerin esenliğinde iyileştirme ve koruma sağladığı söylenebilir.The aim of
Adropin and Spexin Peptides Ameloriate Cardiac Inflammation, Matrix Metalloproteinases, and Vascular Response
Background: Chronic renal failure (CRF) triggers chronic systemic inflammation and causes vascular calcification, a prominent contributor to the progression of cardiovascular disease. Adropin and spexin peptides regulate energy balance; also, these peptides trigger anti-inflammatory pathways. Objective: Our present study aimed to clarify the potentially protective impact of spexin and adropin peptides on cardiovascular inflammation in an adenine-induced chronic renal failure model. Methods: The CRF model in Sprague-Dawley rats was established by the administration of adenine hemisulfate for ten days. Then, rats were treated with saline or adropin, or/and spexin for four weeks. CRP, CK, and CK-MB levels in serum were measured by autoanalyzer. Aortic contraction-relaxation responses were determined by the organ bath system. H&E, PAS, and Masson's trichrome stainings evaluated histopathological alterations in both aorta and cardiac tissue. Gene expression levels of ILs (IL1?, IL10, IL17A, IL18, IL21, and IL33), MMPs (MMP1, MMP2, MMP3, MMP9, MMP13, and MMP14), NGAL, TGF?1, TIMP1, and TNF? in cardiac tissue were evaluated by real-time PCR. Results: We found increased CK and CK-MB levels by CRF induction. In addition, IL1?, IL17A, IL18, IL21, MMP1, MMP3, MMP13, and MMP14 increased after CRF progression. While adropin has effects on CK levels, spexin decreases CK-MB levels. Also, adropin and spexin had a nitric oxide-dependent impact on vascular reactivity. Besides, spexin downregulated IL1?, IL10, IL17A, TGF?1, MMP1, MMP3, MMP9, MMP13, MMP14 and NGAL; however, the adropin peptide had a limited effect. Conclusion: These results suggest that adropin and spexin have potential preventive roles on vascular damage in CRF progression via modulation of MMPs and inflammatory genes. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved