27605 research outputs found
Sort by
Examination of individuals attitudes towards cadaver donation
Çalışmamızın amacı kadavra bağışının ve diseksiyonunun tarihini de ele alarak bağışın az olmasının nedenini ve sonuçlarını açığa çıkarıp halkın kadavra bağışına yönelik bilgi düzeyini, tutumlarını ve algılarını inceleyerek mevcut sorunlara çözüm önerileri sunmaktır. Kadavra bağışı, tıp ve cerrahi eğitimin vazgeçilmez bir bileşeni olmakla birlikte, bağış oranları birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de istenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu durum, kadavra temininde zorluklara ve eğitim kalitesinde düşüşe neden olmaktadır. Çalışma, bağışın tarihsel, etik, kültürel ve yasal boyutlarıyla birlikte ele alınarak, halkın bu konudaki farkındalık düzeyini belirlemeyi ve çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte tasarlanan çalışmada, Ocak-Mart 2025 tarihleri arasında Trakya Bölgesi'nde yaşayan, sağlık çalışanı olmayan ve 18 yaş üzeri bireylerden oluşan 391 katılımcıya çevrim içi anket uygulandı. Veriler çevrimiçi anket yöntemi ile toplandı, çalışmaya katılım gönüllülük esasına dayandırıldı. Anket formu demografik bilgilerin yanı sıra, kadavra bağışına yönelik bilgi ve tutumları ölçmeye yönelik kapalı ve açık uçlu sorular içermektedir. Veriler Turcosa programı ile analiz edildi. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Ki-kare testi, student t-testi, ANOVA ve Tukey HSD testleri ile grup karşılaştırmaları yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda, katılımcıların kadavra bağışı konusunda farkındalığın yüksek olduğu tespit edildi. Kadavra bağışına olumlu yaklaşan bireylerin genellikle daha yüksek eğitim düzeyine sahip oldukları ve kadavra diseksiyonunun tıpta önemli bir yer tuttuğu konusunda farkındalığa sahip oldukları görüldü. Yaş, medeni durum ve dini/kültürel değerlerin bağış tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlendi. "Kadavra bağışını duydum" diyen bireylerin önemli bir kısmı sosyal medya ve çevresinden bilgi edindiği tespit edildi. Kadavra bağışına yönelik toplumsal farkındalığın artırılması, eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve bağış sürecinin etik, dini ve kültürel yönleriyle doğru bir biçimde topluma aktarılması, bağış oranlarının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Kadavra bağışının organ bağışıyla karıştırılması, ölüm sonrası beden bütünlüğü kaygısı gibi yaygın yanlış algılar, bağış kararlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle, kamusal bilgilendirme kampanyalarının artırılması, sağlık ile ilgili çeşitli eğitimler almış bireylerin artırılması ve yasal düzenlemelerin desteklenmesiyle bağış süreci güçlendirilebilir. Anahtar kelimeler: Kadavra, bağış, anatomi eğitimi, demografiThe aim of our
Whose side is time on? Effect of preoperative factors on survival in penetrating left heart injuries
Objectives: Due to high mortality rates, cardiac trauma management is a major challenge for emergency trauma teams. Patients’ clinical presentations vary according to the type and severity of injury. Despite optimal interventions, death may be unavoidable if the left heart is severely injured. Methods: Between January 2012 and January 2022, 24 patients were evaluated in the emergency department with a diagnosis of penetrating left heart injury and underwent urgent surgery. Patients in the survival and non-survival groups were retrospectively evaluated based on preoperative prognostic factors and statistically analyzed. Results: Gunshot wounds, left ventricular injuries, and injury severity were found to be associated with mortality. In addition, cardiac tamponade and the preoperative pH and lactate levels associated with tamponade were found to determine mortality. Hemodynamic shock status was found to be more favorable than tamponade status despite the associated unstable hemodynamics. Transfer time to surgery was found to be highly predictive of mortality. Conclusion: Since penetrating heart injuries are life-threatening emergencies, their immediate transport to the hospital and prompt intervention are important. If a cardiac injury is suspected, immediately transferring the patient to the operating room without wasting time on further diagnostic tests can be life-saving. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Reflections of language use as a mask in literary translation: An analysis of a bilingual author/translator
Bu tez çalışmasında, dünyayı algılama biçimimizi etkileyen, anlam yaratma gücü olan, toplumların ve kişilerin kimlik inşasında önemli yer tutan, aynı zamanda bir amaç taşıma işlevi de gören dilin, bir yazar/çevirmen tarafından nasıl arkasına sığınılan bir maske olarak kullanılabileceği bir "öz-çeviri" örneği üzerinden ele alınacaktır. Bu bağlamda yazar/çevirmenin dilin ardına sığınma eğiliminin altında yatan olası sebepler ve bu sebeplerin kültürel, sosyal ve psikolojik etkileri yazar/çevirmen ve çevirmenin kendilerini ifade etme biçimlerini nasıl etkilediği çeviribilim çerçevesinde ele alınacak, dilin her iki çeviri sürecinde uğradığı değişimler ve bu değişimlerin olası nedenleri tespit edilecektir. Çalışmada Hans J. Vermeer'in her çeviri eyleminin bir amacı olduğunu ve her çevirinin amacının kendi gerekliliklerine özgü olduğu vurgusunu yaptığı Skopos kuramı üzerinden yazar/çevirmenin değişen yazma amacıyla beraber kendini çevirmesi bağlamında "öz-çeviri" kavramı temel alınarak çeviribilim odaklı bir inceleme yapılacak, bir ''öz-çeviri" olan Elif Batuman'ın kaleme aldığı The Idiot (2018) adlı kaynak metin ve metnin Hande Dönmez tarafından Türkçeye kazandırılan Budala (2023) adlı çevirisi karşılaştırmalı olarak değerlendirilerek her iki çeviride uygulanan çevirmen kararları sonucunda kullanılan çeviri stratejileri tespit edilecek, bu doğrultuda dilin maske olarak nasıl kullanıldığı, çift dilli ve çift kültürlü olmanın yazar/çevirmene sağladığı imkânlar, dil-kültür ilişkisi ve bu ilişkinin çeviri metinlere yansımaları, çift dilli bir yazar/çevirmen olarak yazarın "öz-çeviri" yoluyla farklı bir kültürde kendine nasıl yeni bir benlik inşa edip var oluş kazandırdığı ve çeviri amaçları doğrultusunda kaynak ve erek metinde uygulanan çevirmen kararları örnekler üzerinden incelenerek çözümlenmeye çalışılacaktır.This thesis will examine how language, which influe
The Relationship Between Anxiety and Nutritional Habits During Covid-19 Pandemic
This study was conducted to investigate the relationship between anxiety and nutritional habits in individuals during the COVID-19 period. The study was carried out with 800 individuals living in provinces across Turkey between February and March 2021. Data were collected using a questionnaire created on Google Forms, which included a Descriptive Information Form, the Orthorexia Nervosa Scale (ORTO-11), and the Coronavirus Anxiety Scale (CAS). The mean anxiety score of participants whose nutritional habits changed was statistically significantly higher than the score of those whose nutritional habits did not change (p<0.001). It was found that the mean anxiety scores were found to be statistically significantly higher in participants whose body weight increased since the beginning of the pandemic than in those whose body weight did not change (p=0.002) and in those who consumed three or more snacks a day than in those who did not consume snacks at all (p=0.002). The mean anxiety scores were found to be statistically significantly higher also in participants who used Zinc (Zn) (p=0.015), Magnesium (Mg) (p=0.019), omega 3 (p=0.002), vitamin C (p<0.001), vitamin D (p<0.001), turmeric extract (p=0.002), black elderberry extract (p=0.001), and multivitamins (p=0.001) than in those who did not use them. A very weak, negative, and statistically significant relationship was found between the Coronavirus Anxiety Scale and ORTO-11 Scale scores (r: -0.102, p<0.001). According to the findings of this study, the increase in individuals’ anxiety levels during the COVID-19 pandemic caused changes in their nutritional status
Bulgaria's minority policy after the Cold War
Soğuk Savaş sonrası Bulgaristan'ın azınlık politikaları, ülkenin demokratikleşme süreci, Avrupa Birliği (AB) üyelik hedefleri ve iç siyasal dönüşümleri çerçevesinde şekillenmiştir. 1989'da Komünist rejimin çöküşüyle başlayan süreçte Bulgaristan, yeni bir anayasa kabul ederek parlamenter demokrasiye geçiş yapmıştır. Bu dönüşüm, azınlık hakları açısından önemli reformlar getirse de, uygulamada çeşitli zorluklar ve eksiklikler yaşanmıştır. Bulgaristan, 1990-1997 yılları arasındaki geçiş sürecinde piyasa ekonomisine uyum sağlamaya çalışırken, Türk, Roman ve Pomak azınlıkları siyasal ve toplumsal hayatta kendilerine yer edinmek için mücadele etmiştir. Bu dönemde özellikle Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin (MRF) parlamentoda temsil edilmesi, azınlıkların siyasi haklarının korunması açısından önemli bir gelişme olmuştur. Ancak ekonomik krizler, özelleştirme süreci ve siyasi istikrarsızlık, azınlıkların toplumsal entegrasyonunu zorlaştırmıştır. 1997-2007 yılları arasında Bulgaristan'ın AB üyelik süreci hızlanmış ve bu bağlamda azınlık haklarıyla ilgili hukuki çerçeve güçlendirilmiştir. AB ilerleme raporlarında azınlık hakları sürekli olarak gündeme gelmiş ve Bulgaristan'dan azınlıklara yönelik ayrımcılıkla mücadele etmesi, Romanların sosyal entegrasyonunu sağlaması ve insan hakları konusunda reformlar yapması talep edilmiştir. Bu dönemde bazı yasal iyileştirmeler gerçekleştirilmiş, ancak uygulamada eksiklikler devam etmiştir. Bulgaristan 2007'de AB'ye tam üye olduktan sonra azınlık hakları konusunda uluslararası standartlara uyum sağlamakla yükümlü hale gelmiştir. Ancak, AB üyeliği sonrası süreçte de azınlıkların karşılaştığı yapısal sorunlar tam anlamıyla çözülememiştir. Romanların eğitim ve istihdam alanındaki dezavantajları sürerken, Türk azınlığın kültürel hakları konusunda da çeşitli tartışmalar devam etmiştir.Bulgaria's minority policies following the Col
Achieving business excellence through triple transformation
In an era defined by rapid technological advancement and shifting societal expectations, businesses must evolve on multiple fronts to remain competitive and relevant. The integration of digital, cultural, and strategic transformation enables organizations to innovate, foster resilience, and respond effectively to market demands. By embracing this comprehensive approach, companies can drive long-term growth while promoting sustainability and social responsibility. This multifaceted transformation not only enhances operational efficiency and employee engagement but also strengthens stakeholder trust and positions businesses to thrive in an increasingly complex global landscape. Such forward-thinking strategies contribute to more adaptive, purpose-driven, and future-ready enterprises. Achieving Business Excellence Through Triple Transformation provides a structured and actionable framework that integrates digital, cultural, and strategic transformations as a pathway to sustained business excellence. It presents a comprehensive approach that ties together three critical domains, each of which is often treated in isolation. Covering topics such as business performance, organizational development, and social entrepreneurship, this book is an excellent resource for business leaders, entrepreneurs, researchers, academicians, and more. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Can rule-based educational chatbots be an acceptable alternative for students in higher education?
The purpose of this study was to investigate student perceptions and acceptance of a rule-based educational chatbot in higher education, employing the TAM (Technology Acceptance Model) framework. The researchers developed a rule-based chatbot for this purpose and examined the students' technology acceptance using qualitative research methods. Therefore, the study was design-based research using qualitative research methods. The participants of the study comprised 22 students studying in the Science Teaching program of Trakya University Faculty of Education and enrolled in the Modern Physics Course in the 2021-2022 fall semester. The research revealed that students' technology acceptance towards rule-based chatbots was high, even though these chatbots had technological limitations when compared to machine learning or deep learning-based ones. The students found rule-based chatbots to be useful, especially in terms of response quality, information quality, and access. Additionally, some technical details and open-source codes were also presented in the study, which can be a guide for rule-based chatbots to be designed for other areas of education
Anadili Türkçe olan öğrencilere Almancanın fonetiğinin aktarımı
Telaffuz öğretimi, Yabancı Dil Olarak Almanca (YoA) dersinin en önemli bileşenlerinden biridir. Buna karşın, Almancanın yabancı dil olarak öğretimi sürecinde telaffuz öğretimine genellikle yeterli önem verilmediği gözlemlenmektedir. Bu eksikliğin Türkiye'de giderilmesine katkıda bulunmak amacıyla "Anadili Türkçe Olan Öğrencilere Almancanın Fonetiğinin Aktarımı" başlıklı bu doktora tezi kaleme alınmıştır. Çalışmanın giriş kısmının ardından, araştırma konusunun seçiminin gerekçeleri ele alınmış, çalışmada kullanılan fonetik kavramı açıklanmış ve YoA dersinde telaffuz öğretimi konusunu inceleyen güncel araştırmalar tanıtılmıştır. Devamında, telaffuz öğretiminin çeşitli yabancı dil öğretim yöntemlerindeki yeri ve önemi tartışılmıştır, ayrıca farklı öğretim materyallerinde telaffuz öğretiminin nasıl ele alındığı örneklerle ortaya konmuştur. Bir sonraki adımda, Almanca ve Türkçenin ses sistemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu karşılaştırmanın ardından çalışmanın ampirik kısmına geçilmiştir. Bu kısımda, çalışma kapsamında geliştirilen telaffuz öğretim ünitelerinin etkililiği, anadili Türkçe olan öğrencilerin katıldığı bir deney aracılığıyla test edilmiştir. Bu bağlamda deneye hazırlık niteliğindeki ön araştırma da konu edilmiştir. Telaffuz öğretim ünitelerinin içeriği Almancanın anadili Türkçe olan öğrenciler için problem teşkil edebilecek telaffuz özelliklerinden ve telaffuz öğrenme stratejilerinden oluşmaktadır. Deney sonuçlarının analizinin ardından, çalışmanın gelecekte nasıl sürdürülebileceğine dair öneriler sunulmuştur. Ayrıca, çalışmayı daha da geliştirmek amacıyla tasarlanan ve deneklerce test edilen dijital bir telaffuz antrenman programı tanıtılmıştır. Çalışma, genel bir özet ve gelecekteki araştırma faaliyetlerine yönelik çıkarımlar içeren sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.Pronunciation teaching is one of the most important compo
Eating disorder risk in adult women: the role of social physique anxiety and emotional eating
Eating disorders are life-threatening conditions that have psychiatric and medical comorbidities and can impact individuals of all genders. It is known that women are particularly at risk for these conditions and that psychosocial factors play an undeniable role in this process. Therefore, it is of great importance to identify these critical risk factors to develop effective prevention strategies. This study aimed to investigate the role of social physique anxiety and emotional eating as potential risk factors for eating disorders in a sample of adult women from the general population. This descriptive and cross-sectional research was conducted with 1,501 women across T & uuml;rkiye between April and July 2023. Data were collected via an online survey that included a Descriptive Information Form, SCOFF Eating Disorders Questionnaire, Social Physique Anxiety Scale (SPAS), and Emotional Appetite Questionnaire (EMAQ). Risk of eating disorders was detected in half of the women (50.0%). According to multivariate linear regression analysis, SCOFF Eating Disorders Scale scores were negatively associated with body satisfaction and EMAQ positive emotions subscale scores. SCOFF Eating Disorders Scale scores were positively related to fear of gaining weight status, body mass index, status of selection of food according to mood, EMAQ negative emotions subscale scores, and SPAS total scores. The results of this study showed that social-physical anxiety, fear of gaining weight, body mass index, and negative mood were significant positive predictors of risk of eating disorders in women.Scientific and Techno-logical Research Council of Turkiye (TUBIdot;TAK)Open access funding provided by the Scientific and Techno-logical Research Council of Turkiye (TUB & Idot;TAK)
Deneyim Odaklı Mekân Üretimini Yeniden Düşünmek: Lüleburgaz Gençlik Parkı’nda Bir Deneme
İnsanların modernleşme, küreselleşme, teknoloji ve hız gibi birtakım olgularla değişen ve değişmekte olan yaşantıları, mekânlarla olan ilişkilerini de etkilemektedir. Özellikle tüketim kültürün egemen olduğu günümüz dünyasında, kartezyen düşüncenin aksine, mekân ve insanın bütüncül düşünülmesini savunan yaklaşımlar ön plana çıkmakta; mekân deneyimi ve üretiminin önemi vurgulanmaktadır. Kullanıcıların farklılaşan ihtiyaç ve algısal dünyaları üzerinden, mekânsal beklentilerin ve deneyimlerin sorgulandığı çalışma konularına olan ilgi artmaktadır. Dolayısıyla araştırmacı ve tasarımcıların çok duyulu deneyim kapsamında mekânı, kullanıcısıyla birlikte yeniden ele almaları gerekmektedir. Çalışmada deneyim odaklı mekân üretimi öncelikle kavramsal çerçevede irdelenmiş; algısallık, eylemsellik ve dokunsallık boyutları üzerinden açılım yapılarak, mekân deneyiminin vurgulandığı ve niteliğin önem kazandığı fenomenolojik yaklaşım çerçevesinde ele alınmıştır. Tasarım kriterleri belirlenmek üzere tasarımcılara yol gösterecek bakış açısı ile bir model önerilmiş ve alana katkı sağlamak amaçlanmıştır. Ardından Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesinde bulunan Gençlik Parkı bu yöntemle incelenerek bulgular ortaya konmuştur. Çocuk dostu kent vizyonuyla çocuk birimlerinin deneyim odaklı mekân üretimi konusunda başarılı olduğu; diğer mekanların ise gelişime açık olduğu tespit edilmiştir