27605 research outputs found
Sort by
The Effect of a Musical Starry Sky Projector on Fatigue, Sleep, and Quality of Life in Pediatric Oncology Patients: A Randomized Controlled Trial
Objectives: This study aimed to evaluate the effect of an Ocean Wave and LED Starry Sky Projector on fatigue, sleep, and quality of life (QoL) in pediatric oncology patients. Methods: This randomized controlled trial included 60 pediatric oncology patients aged 8 to 18 years who were newly diagnosed with cancer and undergoing chemotherapy. Participants were randomly allocated into two groups: intervention (n = 30) and control (n = 30). The intervention group received standard care plus nightly exposure to an Ocean Wave and LED Starry Sky Projector for 30 minutes before sleep, over a period of 1 week. The control group received standard care only. Data were collected using the Adolescent Information Form, Pediatric Quality of Life Scale, Visual Sleep Scale, and Fatigue Intensity Scale. Fatigue and sleep quality were assessed daily, while QoL was evaluated on the first and seventh days. Results: The descriptive characteristics of children in the intervention and control groups were found to be homogeneously distributed. Although no statistically significant difference was observed in sleep quality between the groups on the first day (P > .05), significant differences favoring the intervention group were found from the second to the seventh day (P .05). There was no statistically significant difference in the mean scores of the Pediatric Quality of Life Scale between the groups (P > .05). Conclusions: This study found that the ocean wave and LED starry sky projector significantly improved sleep quality over time in pediatric oncology patients but had no significant effect on fatigue or QoL. Implications for Nursing Practice: Nurses can use musical projectors as a noninvasive, cost-effective tool to improve sleep quality in pediatric oncology patients during treatment. (c) 2025 Elsevier Inc. All rights are reserved, including those for text and data mining, AI training, and similar technologies
Relationship between lower extremity sensation, physical activity, cognition, body awareness, and fatigue in people with multiple sclerosis: a cross-sectional study
Background Multiple sclerosis (MS) is a chronic autoimmune disease causing sensory and motor impairments due to central nervous system demyelination. Sensory feedback, essential for balance and gait, is often disrupted in people with MS (PwMS). However, its relationship with fatigue, physical activity, cognitive function, and body awareness remains unclear. Aim To investigate the relationship between plantar sensation, knee position sense, and clinical factors in PwMS compared to healthy controls (HC). MethodsThirty-three PwMS and 11 HC participated in this study. Foot sensations including light touch threshold, two-point discrimination, vibration duration, and knee position sense were assessed. In addition, physical activity level, cognitive function, body awareness, and fatigue were assessed as clinical factors. Results No significant differences were found between PwMS and HC in most sensory measures, except for body awareness, which was higher in HC (p:0.029). In PwMS, light touch thresholds correlated with age (r = 0.454, p = 0.008), vibration duration with walking and physical activity levels (r = 0.392-0.396, p < 0.05), two-point discrimination with EDSS score (r = 0.474, p = 0.005), knee position sense with EDSS (r = 0.385, p = 0.027) and cognitive function (r = 0.382, p = 0.028). In HC, vibration duration correlated negatively with age (r=-0.834, p:0.001), and knee position sense correlated with body mass index (r = 0.764, p:0.006) and cognitive function (r = 0.609-0.736, p < 0.05). Conclusion These findings highlight the relationship between sensory function and clinical factors in PwMS, emphasizing the importance of age, disability level, physical activity, and cognitive function in preserving the sensory functions of the lower extremity
The relationship between the effective school perceptions of teachers working in secondary education instituations and their extra role behaviors
Bu araştırmanın amacı ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin etkili okul algıları ile sergiledikleri rol fazlası davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Kırklareli ili merkezinde ve altı ilçesinde yer alan kamu ortaöğretim kurumlarında görev yapan 1187 öğretmen oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde tabakalı örnekleme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda 374 öğretmen araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Etkili Okul Ölçeği" (Abdurrezzak ve Uğurlu, 2019) ve "Öğretmenlerin Sergiledikleri Rol Fazlası Davranışlar Ölçeği" (Güner Demir, 2015) katılımcılara uygulanmıştır. Verilerinin analizi için ve faktörlerin uyum iyiliği değerlerini doğrulayabilmek amacıyla istatiksel analiz programları kullanılmıştır. Veri analizinde yüzde, frekans, aritmetik ortalama ve standart sapma gibi betimsel istatistik teknikleri kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyet, eğitim durumu ve çalıştıkları okul türü değişkenine göre görüşlerinin karşılaştırılmasında T-testi; mesleki kıdem değişkenine göre görüşlerinin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis-H testi kullanılmıştır. Öğretmenlerin etkili okula ilişkin görüşlerinin sergiledikleri rol fazlası davranışlar ile olan ilişkisinin düzeyini ya da miktarını ve yönünü açıklayabilmek için Pearson Korelasyon analiz testi uygulanmıştır. Anlamlılık testlerinde ?=.05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre, öğretmenlerin etkili okul kapsamında en fazla katıldıkları boyutun öğretmenler olduğu ve en az katıldıkları boyutların ise öğrenciler ve veliler olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan öğretmen görüşleri Etkili Okul Ölçeğinde cinsiyet değişkeni açısından anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Fakat katılımcıların, mesleki kıdem, eğitim durumu ve çalıştıkları okul türü değişkenlerine göre görüşlerinde anlamlı bir farklılık gözlemlenmiştir. Öğretmenler en fazla destekleyici rol fazlası davranışlarda bulunmaktadırlar. Katılımcılar, öğretmenlerin en fazla sergiledikleri destekleyici rol fazlası davranışlar öğrencilerin sosyal etkinliklere katılabilmesi için kendi imkanlarını kullanmaları olarak düşünmektedirler. Öğretmenlerin en az düzeyde sergilediği destekleyici rol fazlası davranış ise okulda gönüllülük gerektiren çalışmalara istekli olmama ifadesini görmektedirler. Katılımcılar, öğretmenlerin müdahaleci olarak en fazla sergiledikleri davranış olarak okuldaki sorunları okul yöneticileriyle tartışma olarak görmektedirler. En az düzeyde sergiledikleri müdahaleci rol fazlası davranış olarak ise öğretmen arkadaşlarını uyarmasıdır. Katılımcıların cinsiyet değişkenine göre bakıldığında; erkek öğretmenler kadın öğretmenlere kıyasla daha fazla müdahaleci rol fazlası davranışlarda bulunmaktadırlar. Mesleki kıdem, eğitim durumu ve çalıştıkları okul türü değişkenlerine göre katılımcıların görüşleri arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark gözlemlenmiştir. Öğretmenlerin etkili okul algıları ile sergiledikleri rol fazlası davranışları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Etkili okul, Ortaöğretim kurumları, Rol fazlası davranış, ÖğretmenThe purpose of this study is to examine
Comparison of survival between unilateral and bilateral breast cancers using propensity score matching: a retrospective single-center analysis
PurposeThe characteristics of patients with bilateral and unilateral breast cancer at the time of diagnosis or during follow-up have been compared, focusing on the differences in disease-free survival and overall survival between these groups.MethodsA total of 1,947 patients diagnosed with invasive carcinoma were included in the study. 1876 (96.4%) of our patients had unilateral and 71 (3.6%) had bilateral breast cancer. Among the bilateral breast cancer patients n = 47 were metachronous, while n = 24 were synchronous.ResultsSBBC, which had the lowest OS duration, showed a statistically significant difference compared to MBCC, similar to that observed in unilateral breast cancer (p = 0.027).ConclusionThe fact that SBBC has the lowest survival rate despite more aggressive treatments should be considered a poor prognostic factor for survival on its own.Scientific and Technological Research Council of Turkiye (TUBITAK)Open access funding provided by the Scientific and Technological Research Council of Turkiye (TUBITAK)
The importance of private sector and entrepreneurship in 21st century space policies and studies: the case of USA
Bu çalışmada, giriş başlığı ve üç ana başlık ile toplam dört bölümde uzay çalışmalarının kapsamlı bir analizi sunulmaktadır. çalışmanın giriş kısmı, Soğuk Savaş'a kadar olan uzay çalışmalarının tarihsel arka planını ele almaktadır. Bu bölüm, antik çağlardan 20. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde astronomik gözlemler ve teknolojik ilerlemelerin evrimini incelemektedir. Erken dönem roket denemeleri, öncü bilim insanlarının katkıları ve uluslararası işbirlikleri vurgulanarak, bu çabaların gelecekteki uzay keşiflerine nasıl zemin hazırladığı gösterilmektedir. Birinci bölüm, Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki yoğun uzay yarışına odaklanmaktadır. Sputnik'in fırlatılması ve Ay'a iniş gibi önemli kilometre taşları, bu rekabetin yol açtığı hızlı ilerlemeleri göstermek için incelenmektedir. Ayrıca, Soğuk Savaş sonrası dönemde diğer ülkelerin uzay faaliyetlerine katılımı, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Japonya, Çin ve Hindistan'ın rollerini de içermektedir. Bu bölüm, ulusal güvenlik, prestij ve teknolojik üstünlüğün uzay keşiflerinin seyrini nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. İkinci bölümde, uzay çalışmalarının hukuki ve politik boyutları analiz edilmektedir. Bu bölüm, özellikle 1967 Dış Uzay Anlaşması ve sonrasındaki anlaşmalara odaklanarak, uzay faaliyetlerini düzenleyen uluslararası antlaşmalar ve yasal çerçeveleri kapsamaktadır. Egemenlik hakları, uzay kaynaklarının kullanımı ve uzay çöpü yönetimi gibi konular, uzayın barışçıl ve işbirliğine dayalı kullanımını yönlendiren ilkeleri ve zorlukları ortaya koymaktadır. Son bölümde, uzay çalışmalarında özel sektör faaliyetlerinin artan önemi ele alınmaktadır. SpaceX, Blue Origin ve Virgin Galactic gibi şirketler, uzay turizmi, maliyet etkin fırlatma hizmetleri ve Mars kolonizasyonu gibi yeniliklerle bu alanda devrim yaratmaktadır. Bu bölüm, özel sektörün dinamizmi ve esnekliğinin etkisini değerlendirerek, bunun uzay keşfinde yeni bir çağın habercisi olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, kamu-özel sektör işbirliklerinin potansiyeli ve özel sektörün uzayda karşılaştığı düzenleyici ve etik zorluklar da tartışılmaktadır. Özetleyecek olursak, bu çalışma uzay çalışmalarının tarihsel, politik, hukuki ve ekonomik boyutlarını bir araya getirerek, bu alandaki gelişmeleri geniş bir perspektiften değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın esas odak noktası ise gelecekteki uzay girişimlerinin çerçevesini çizmek ve insan faaliyetlerinin uzaydaki seyrini şekillendiren mevcut ve ortaya çıkan eğilimleri değerlendirmek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Uzay Çalışmaları, Uzay Politikaları, Özel Sektör Uzay Faaliyetleri, Uzay Hukuku, Uluslararası İlişkilerThis study presents a comprehensive analysis o
Risk factors and clinical characteristics of spondylodiscitis: a comparative study
Purpose Spondylodiscitis is a serious infection of the intervertebral discs and vertebrae, with rising incidence. This study provides an updated evaluation by analyzing causative microorganisms in tuberculous (TS), brucellar (BS), and pyogenic spondylodiscitis (PS). Our findings offer contemporary data to enhance understanding and management of spondylodiscitis. Methods This retrospective study included 109 adult patients diagnosed with spondylodiscitis between 2011 and 2021 at a tertiary research center. Patients were categorized into three groups based on the causative pathogen. Demographic data, clinical presentations, laboratory findings, radiological imaging, and microbiological results were analyzed. Results Among 109 patients, 59 (54.1%) had PS, 33 (32%) BS, and 17 (15.5%) TS. The cohort included 65 males (59.6%) and 44 females (40.4%), with a mean age of 57.6 +/- 13.8 years. Back pain was the most common symptom (85.3%). Night sweats were more prevalent in BS (p < 0.001), while weight loss was less frequent in PS (p < 0.05). Diabetes was more common in PS (p < 0.001). PS cases had higher inflammatory markers (p < 0.001). Blood culture positivity was 53.6% in BS and 53.8% in PS. Surgery with tissue sampling was performed in 62 cases (56.9%). S. aureus was the most frequent pathogen, followed by Brucella spp. Conclusion Spondylodiscitis requires a multidisciplinary diagnostic approach due to its variable clinical presentations. PS is characterized by elevated inflammatory markers and concurrent infectious foci, BS by endemic risk factors and systemic symptoms, and TS by prolonged symptoms and thoracic involvement
MRI-based radiogenomics analysis for predicting prognosis and XRCC1 gene polymorphism in pancreatic ductal adenocarcinoma
Purpose To evaluate the prognostic effects of apparent diffusion coefficient (ADC) values, qualitative MRI findings, and XRCC1 polymorphism in patients with pancreatic ductal adenocarcinoma (PDAC). Methods Between January 2019 and December 2021, 41 PDAC patients (23 males; 66.6 +/- 8.9 years) diagnosed with MRI and treated with chemotherapy were included in this prospective, unicenter study. Quantitative b:0-800 ADC values were calculated at the workstation using a circular region of interest with a diameter of 2 cm(2). Polymerase chain reaction restriction fragment length polymorphism was used to detect XRCC1 genotypes from blood samples. Demographic data, MRI findings, and survival times were recorded. Sensitivity, specificity of ADCmin values, and relationship between XRCC1 genes in predicting survival were calculated and compared. Results The median overall survival time was calculated as 9.27 +/- 1.4 months. The cut-off value of ADCmin was found to be 0.996 x 10(-3) mm(2)/s for predicting a 4.6-month survival with 77.3% sensitivity and 84.2% specificity. The distribution of XRCC1 codon 399 polymorphism was determined as 26.8% (n = 11) GG, 65.9% (n = 27) AG, and 7.3% (n = 3) AA. There was no statistical correlation between ADCmin values and XRCC1 gene polymorphism (p > 0.05). ADCmin < 0.996 x 10(-3) and the XRCC1 codon 399 AG/AA genotype was the subgroup with the worst prognosis (p = 0.035). The mean age at diagnosis was 71.0 +/- 9.1 years in cases with GG genotype, while it was 64.6 +/- 8.9 years in cases with AG/AA genotype, which was statistically significant (p = 0.038). Conclusions ADCmin values are useful for predicting prognosis in patients with PDAC. XRCC1 gene polymorphism may affect the age at diagnosis.Trakya niversitesi; Trakya University Scientific Research ProjectsThe authors would like to thank Trakya University Scientific Research Projects for the financial support
Upper and lower limb proprioception and cervical vestibular evoked myogenic potential (cVEMP) recordings in professional volleyball players
Giriş ve Amaç: Yaptığımız literatür taramalarında voleybol oyuncularında propriyosepsiyon ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel kayıtlarının birlikte değerlendirildiği bir çalışmaya rastlamadık. Bu çalışma bu boşluğu doldurmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya en az beş yıl süreyle profesyonel şekilde voleybol oynamakta olan yirmi profesyonel kadın voleybol oyuncusu ve yirmi sedanter kadın gönüllü toplam kırk kişi dahil edildi. Araştırmaya katılan gönüllülerde üst ekstremitede omuz ve dirsek ve alt ekstremitede diz ve ayak bileği propriosepsiyon yönünden değerlendirildi. Literatürde tanımlanmış iki yöntemden yararlanılmıştır; bunlar 'Açı Yeniden Oluşturma' ve 'Eklem Pozisyonu Eşleştirme'dir. Ölçümler yapılırken hassasiyeti 0,05 derece olan elektonik gonyometre kullanıldı. Her iki testte de teste alınan kişinin gözleri kapatılıp ölçümleri yapıldı. Ölçümler üçer defa tekrarlandı ve ortalamaları alındı. Ölçümler belirlenen açılardan sapma dereceleri olarak kaydedildi. Servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyelleri için MedelecViasys Healthcare UK Ltd. 2009 marka servikal vestibüler uyarılmış potansiyeller testi kullanılarak hastanın kulağına insert kulaklık takıldı, sol ve sağ sternocleidomastoid kasına yerleştirilen referans elektrotlar, alına yerleştirilen toprak elektrot ve sternumuna (incisura jugularis) yerleştirilen pozitif elektrotlardan kayıt alındı. Bulgular: Voleybolcu ve sedanter kadınlar olmak üzere oluşturduğumuz iki gruptaki omuz eklemi için elevasyon ve fleksiyon yönlerinde açı yeniden oluşturulma ve eklem pozisyonu eşleştirme testlerinde belirlenen sapma derecelerinin veri olarak kullanıldığı istatistiksel değerlendirme sonucunda voleybol oynayan grupta hata ortalaması sedanter gruba göre daha küçük olduğu görüldü. Dirsek eklemi için iç ve dış rotasyonları şeklinde gerçekleştirilen açı yeniden oluşturulma ve eklem pozisyonu eşleştirme testlerinde belirlenen sapma derecesinin veri olarak kullanıldığı istatistiksel değerlendirmede voleybol oynayan grupta hata ortalaması sedanter gruba göre daha küçük olduğu görüldü. Diz ve ayak bileği fleksiyon açı yeniden oluşturulma ve eklem pozisyonu eşleştirme testlerinde belirlenen sapma derecesinin veri olarak kullanıldığı istatistiksel değerlendirmede voleybol oynayan grupta hata ortalaması sedanter gruba göre daha küçük olduğu görüldü. Servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testinde iki grupta elde edilen değerlerin veri olarak kullanıldığı istatistiksel değerlendirmede voleybol oynayan grupta kişilerin sağ taraf servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel verilerinde istatistiksel bir fark gözlemlenirken sol taraf verilerinde ise iki grup arasında bir fark görülmedi. Sonuç: Voleybol oyuncularında proprioseptif duyu ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel yanıtlarını değerlendirdiğimiz bu çalışmada sedanter gruba göre voleybol oyuncularında proprioseptif duyunun daha gelişmiş olduğunu ve dominant tarafta vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel yanıtlarının daha hassas olduğunu saptadık.Background and Aim: In our literature review, we did not find
Interleukins in Urological Diseases
Interleukins (ILs) are a group of cytokines that regulate immune responses and inflammation, playing important roles in the pathogenesis, diagnosis, and treatment of urological diseases. This review provides an analysis of the involvement of interleukins in bladder cancer, benign prostatic hyperplasia (BPH), renal cell carcinoma (RCC), urinary tract infections (UTIs), interstitial cystitis/bladder pain syndrome (IC/BPS), and urolithiasis. ILs regulate immune cell activity and mediate tumor progression, immune evasion, and inflammation, making them valuable biomarkers and therapeutic targets. Elevated levels of IL-6, IL-8, and IL-18 are associated with disease severity and prognosis in bladder cancer, RCC, and BPH. Additionally, IL-10 is antiinflammatory, offering therapeutic potential in chronic inflammatory conditions such as BPH and IC/BPS. Emerging therapies targeting IL pathways, including IL-2 and IL-17 inhibitors, have shown promise in modulating immune responses and improving clinical outcomes. The diagnostic utility of urinary IL biomarkers, particularly IL-6 and IL-8, has been demonstrated in UTIs and urolithiasis. This review highlights not only the therapeutic potential of interleukins but also their integral role in the immunopathology of urological diseases, distinguishing it from previous analyses by emphasizing IL-targeted therapies to improve diagnostic and therapeutic outcomes
Relationship Between Food Addiction, Night Eating Syndrome and Depression Level in University Students and Affecting Factors: A Cross-Sectional Study in Türkiye
Food addiction, night eating, and depression levels alone have been associated with obesity and various chronic diseases in university students, but the relationship of these factors has been rarely mentioned in the literature. This research was conducted to determine the food addiction, night eating, and depression status of university students. The study consisted of 1009 (84.2% female, mean BMI 21.93 +/- 3.42 kg/m(2), 73.0% normal body weight) university students. Research data were collected using a web-based questionnaire, which included a personal information form about students' sociodemographic characteristics, nutritional habits and anthropometric measurements (body weight, height), the Yale Food Addiction Scale (YFAS), the Night Eating Questionnaire (NEQ), and Beck Depression Inventory (BDI). Of the students, 15.2% had food addiction, 8.3% had night-eating syndrome, and 36.2% had moderate depression. Frequency of food addiction and night-eating syndrome were higher in those with moderate to severe depression and night-eating syndrome was higher in those with food addiction (p < 0.001). A positive correlation was found between mean YFAS, NEQ, and BDI scores in the general population and both genders (p < 0.001). Furthermore, BMI levels, having received psychological treatment, waking up and eating at night, and depression level increased the likelihood of food addiction, while waking up and eating at night, and depression levels increased the likelihood of night-eating syndrome. The findings of the study made a significant contribution to the literature in understanding food addiction, night eating, depression levels and their relationship with each other in university students. Multi-center studies in which the effects of these three factors are examined together should be conducted on different student populations. Students should be given training on healthy nutrition and mental health protection, and their awareness should be raised