27605 research outputs found
Sort by
The Effect of Patient Education on Pain Level and Fear of Pain in Orthopedic Surgery: A Randomized Controlled Trial
Purpose: Patients experience pain after surgery, an expected symptom, and a common and important care problem. The purpose of the study was to determine the effect of patient education on pain level and fear of pain in orthopedic trauma patients. Design: The study is a randomized controlled trial research design. Methods: A total of 52 patients, 26 in the experimental group and 26 in the control group, were included in the study. The experimental group received patient education about the operative process and pain management the day before the operation and the morning of the surgery. The Information Form, Fear of Pain Scale-III, and Visual Analog Scale were used to gather data. Findings: We found that the patients' pain levels were low. Patients had a fear of severe pain above the average level, fear of mild pain below the average level, and fear of medical pain at the time of hospitalization and discharge. The medical pain level of the patients in the experimental group at the time of discharge was lower than the fear of medical pain at the time of hospitalization. Conclusions: Preoperative pain management education for orthopedic trauma patients is effective in reducing the fear of medical pain. We identified that pain management patient education to orthopedic trauma patients before surgery was effective in decreasing the fear of medical pain. Trial Registration: The study was registered with ClinicalTrials.gov. Identifier: NCT05887596. (c) 2024 American Society of PeriAnesthesia Nurses. Published by Elsevier Inc. All rights are reserved, including those for text and data mining, AI training, and similar technologies
Investigation of the importance of merit and ethical principles in public organisations
Kamu hizmetlerinin etkinliği ve verimliliği açısından liyakat ve etik ilkeler, kamu örgütlerinde kritik bir öneme sahiptir. Bu ilkeler, kayırmacılığın önlenmesini ve kamu yönetiminde adaletin sağlanmasını sağlar. Liyakat kamu örgütlerinde yetkin kişilerin görevlendirilmesini sağlayarak, kamu hizmetlerinin kalitesini artırır iken etik ilkeler kamu personelinin profesyonel ve şeffaf bir şekilde çalışmasını teşvik eder. Bu çalışma nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilmiş olup bazı dokümanların içerik analizi tekniği ile değerlendirilmesini içermektedir. Tezin literatür kısmında, liyakat kavramının tanımı, kapsamı, temel ilkeleri ve belirleyici unsurları detaylı olarak ele alınmıştır. Liyakat ile adalet ilişkisi ve liyakat karşıtı kayırmacılık türleri incelenmiştir. Ayrıca, Türk kamu personel yönetimi tarihinin tarihsel süreçleri, liyakatin kamu hizmetindeki önemi ve rolü, kamu sektöründe liyakatsizliğin sonuçları ve memuriyete girişte ile görevde yükselmede liyakat ve adaletin sağlanması konuları ele alınmıştır. Tezde, kamu örgütlerinde liyakatin daha etkin kullanılması için öneriler sunulmuş ve Avrupa Komisyonu'nun Türkiye raporlarında liyakat ile ilgili değerlendirmelerine yer verilerek bazı ülkelerin liyakat sistemleri incelenmiştir. Etik kavramının anlamı, amacı ve ilgili diğer kavramlarla bağlantısı ele alınarak Kamu Görevlileri Etik Kurulu (KGEK) tarafından alınan etik ihlal kararları incelenmiştir. Nitel veri analizleri sonucunda elde edilen bulgular, liyakati bilgi, deneyim ve ehliyet temelinde adil bir istihdam modeli olarak tanımladığını göstermektedir. Ancak, uygulamada bu ilkenin siyasal, kurumsal ve sosyal faktörler nedeniyle sıklıkla ihlal edildiği belirlenmiştir. Benzer şekilde, etik ilkeler konusunda farkındalık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmesine rağmen, kurumsal yapılar içinde bu ilkelerin yeterli düzeyde uygulanamadığı görülmektedir. Etik komisyonlarının etkin işleyişinin sağlanamaması, yaptırım mekanizmalarının eksikliği ve üst kademe yöneticilerinin etik dışı davranışlarının tolere edilmesi, bu durumun daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Bulgular, kamu yönetiminde adalet, hesap verebilirlik ve güven temelinde kapsamlı bir dönüşüm ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu çalışma, kamu örgütlerinde liyakat ve etik ilkelerin önemini vurgulamakta ve bu ilkelerin etkin bir şekilde uygulanmasının kamu hizmetlerinin kalitesini artıracağına dair bulgular sunmaktadır. İçerik analizi yöntemiyle yapılan bu araştırma, kamu yönetimi alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.Merit and ethical principles ho
COMPARATIVE ANALYSIS AND NITROGEN LOADING IN FRESHWATER ECOSYSTEMS
The concentration of nutrients, such as nitrogen and phosphates, is significantly related to human activities, including the use of fertilisers and wastewater treatment. The ability to monitor these substances over time and across different locations provides valuable information about the current state of aquatic ecosystems and the trends in their pollution. River waters, for example, can undergo significant changes depending on climatic conditions and anthropogenic pressures, highlighting the need for long-term monitoring and data analysis. Ecological monitoring plays a key role in understanding the impact of various factors that can accelerate or slow down pollution processes, and understanding these processes is the foundation for sustainable management and protection of water resources. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
The mediating role of organizational intelligence in the effect of organizational DNA on organizational agility: A study on institutional managers
Bu araştırma, örgüt DNA'sının örgütsel çeviklik üzerindeki rolünü incelemekte ve bu etkide örgütsel zekanın aracılık etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzün hızla değişen ve belirsizliklerle dolu iş dünyasında, örgütlerin çevik yapılar geliştirebilmesi, sürdürülebilir rekabet avantajı açısından kritik önem taşımaktadır. Bu bağlamda, örgütsel yapının temel kodlarını temsil eden örgüt DNA'sı ile stratejik karar alma, öğrenme ve bilgi yönetimi kapasitesini ifade eden örgütsel zeka kavramları arasındaki etkileşim, çevikliğin oluşum süreci açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Çanakkale ve Balıkesir illerinde üretim ve hizmet sektörlerinde görev yapan 410 firma yöneticisinden anket yoluyla toplanmış ve SPSS ile AMOS programları aracılığıyla analiz edilmiştir. Faktör yapısının incelenmesi amacıyla hem açıklayıcı ve hem de doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiş, değişkenler arası ilişkiler yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Ayrıca, örneklem grupları arasında istatistiksel farkları değerlendirmek üzere Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testlerinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgular örgüt DNA'sının örgütsel çeviklik üzerinde etkisi olmakla birlikte, örgütsel zekanın aracılık rolü ile doğrudan etkinin ortadan kalktığı ve tam aracılık etkisinin olduğunu göstermiştir. Yapısal eşitlik modellemesi aracılığıyla elde edilen analiz bulgularına göre, örgüt DNA'sının üçlü negatif örgüt modelinin örgütsel zeka üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Askeri örgüt modelinin örgütsel zeka üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Örgütsel zekanın tepkisel ve stratejik çeviklik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Örgütsel zekanın esneklik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, örgüt DNA'sı, örgütsel çeviklik ve örgütsel zeka açısından katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre farklılıklar olduğu ortaya konmuştur.This study examines the effect
The Role of Digitalization in Corporate Sustainability
This book chapter examines the multifaceted impacts of digitalization on corporate sustainability. Corporate sustainability is a management paradigm that aims to manage environmental, social, and economic responsibilities with a holistic approach and to enhance the long- term value creation capacities of businesses. Especially, the integration of digital technologies such as artificial intelligence, big data, the Internet of Things, and cloud computing into business processes has been shown to contribute to sustainable performance in areas such as efficiency, transparency, agility, and innovation. However, it has been emphasized that digitalization also carries various risks such as high costs, digital skills gaps, cybersecurity threats, e- waste generation, and digital inequality. The section argues that digitalization requires not only a technical transformation but also a strategic, cultural, and governance transformation in terms of corporate sustainability. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Comparison of transvaginal or transumbilical tissue extraction at laparoscopic gynecologic surgery: A 12-year experience
Objective: To present our surgical outcomes by comparing the transumbilical and transvaginal methods for the removal of specimens in laparoscopic surgery of fibroids and adnexal masses during our 12 years of experience. Methods: A retrospective cohort study was conducted at our referral center between January 2012 and April 2024. We evaluated surgical outcomes, patients' clinical-demographic characteristics, cosmetic-pain scores and dyspareunia by comparing the two methods that we use routinely. Results: We retrospectively reviewed 285 patients. Visual analog scale (VAS) scores at 24 h were lower in the transvaginal group than in the transumbilical group (0.4 +/- 0.6 vs. 0.8 +/- 0.8, P < 0.001). The 3-month postoperative cosmetic score (CS) was higher in the transvaginal group than in the transumbilical group (4.5 +/- 0.5 vs. 4.1 +/- 0.6, P < 0.001). Furthermore, myomectomy and transumbilical were independent risk factors for lower VAS scores 24 h post surgery (myomectomy: odds ratio [OR] 3.42, P = 0.001, transvaginal route: OR 0.41, P = 0.005). Finally, the transumbilical extraction route and extension of the umbilical incision were independent risk factors for lower CS (P = 0.035 and P = 0.028). Conclusion: Removal of the specimen via the transvaginal route in laparoscopic adnexal mass and fibroid surgeries may lead to less pain in the early postoperative period and better cosmetic results without increasing the duration of the operation, the rate of intraoperative complications, and the rate of dyspareunia
Energy-efficient retrofitting of educational buildings: a case study of a higher education facility
Günümüzde artan enerji ihtiyacı, fosil yakıtların tükenebilirliği ve iklim değişikliğinin etkileri, enerji verimliliğini hem Türkiye'de hem de dünyada öncelikli bir gündem maddesi haline getirmiştir. Enerji kaynaklarının etkin kullanımı, yalnızca ekonomik fayda sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasında da kritik bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, binalar enerji tüketiminin önemli bir bölümünü oluşturduğundan, mevcut yapıların enerji performanslarının iyileştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle eğitim yapıları gibi kamusal kullanıma açık binalarda enerji verimliliği hem kamu kaynaklarının etkin yönetimi hem de kullanıcı konforu açısından değerlidir. Bu doğrultuda, Türkiye'de kamu binalarının enerji performansının iyileştirilmesi amacıyla hayata geçirilen KAYEP ( Kamu Yenilenebilir Enerji Projesi) ve KABEV ( Kamu Yapılarında Enerji Verimliliği Projesi) yapısal ve sistemsel iyileştirmeler yoluyla enerji tasarrufu sağlanmasını ve kamu binalarında enerji yönetim kapasitesinin artırılmasını hedeflemektedir. Söz konusu projeler, eğitim yapıları gibi kamusal binalarda sürdürülebilir ve verimli enerji kullanımının yaygınlaştırılması açısından önemli birer uygulama alanı sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, üniversite yapılarının enerji verimli iyileştirilmesi kapsamında Edirne ilinde yer alan Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin A, B, C ve D blokları örnek yapı olarak seçilmiştir. 2006–2010 yılları arasında inşa edilen ve TS 825'e göre 4. İklim bölgesinde bulunan yapı, karasal iklim koşullarına sahiptir. Güncel enerji verimliliği standartlarının gerisinde kalan yapı, senaryo temelli bir yaklaşımla yeniden ele alınmış ve dört farklı enerji iyileştirilme senaryosu geliştirilmiştir. Birinci senaryoda mevcut durum analiz edilerek yapının şu anki performansı ortaya konmuştur. İkinci senaryoda, TS 825 standardına uygun pasif enerji verimliliği stratejileri uygulanmış; yapı kabuğu özellikleri iyileştirilmiştir. Üçüncü senaryoda, enerji verimli aktif sistemler entegre edilmiştir. Dördüncü ve son senaryoda ise hem pasif hem de aktif sistemlerin birlikte değerlendirildiği bütüncül bir strateji benimsenmiştir. Bu çalışma, pasif ve aktif enerji verimliliği önlemlerini hem ayrı ayrı hem de birlikte ele alarak senaryolar üzerinden karşılaştırmalı bir değerlendirme sunması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ayrıca yerel iklim verileri ve sabit kullanıcı profiliyle yapılan modelleme, benzer iklim koşullarına sahip eğitim yapıları için uygulanabilir stratejiler geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. DesignBuilder simülasyon programı aracılığıyla yapılan analizlerde, sabit kullanıcı profili ve iklim verileri altında her bir senaryonun yıllık enerji tüketimine etkisi değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, enerji verimliliği açısından yalnızca yapısal müdahalelerin değil, aynı zamanda uygun teknolojik sistemlerin kullanımının da önemini ortaya koymaktadır. Simülasyon sonuçları, enerji verimliliği iyileştirmelerinin matematiksel olarak doğrulanan etkilerini de net bir şekilde ortaya koymaktadır. Pasif sistem iyileştirmeleri ile yıllık enerji tüketiminde %29,20 lik bir iyileşme sağlanmıştır. Aktif sistemlerin entegrasyonu sayesinde ise %29,80 bir iyileşme görülmüştür. Aktif ve pasif sistemlerin ayrı ayrı uygulanmasının birbiriyle neredeyse aynı iyileşme sonuçlarını vermesi önemli bir bulgudur. Bütünleşik senaryoda ise %47,07 lik kadar bir enerji tasarrufu sağlanmıştır. Bu durum yapıların daha sürdürülebilir hale gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, her iki sistemin birlikte kullanılarak elde edilen enerji verimliliği iyileştirmelerinin, her iki sistemin tek başına kullanımıyla kıyaslandığında daha verimli sonuçlar sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, enerji tasarrufunun sadece ekonomik değil, aynı zamanda çevresel bir gereklilik haline geldiği günümüzde, bina ölçeğinde yapılabilecek müdahalelerle sürdürülebilirliğe katkı sağlanabileceğini göstermektedir. Enerji etkin bina tasarımlarının yaygınlaştırılması hem ulusal enerji politikalarına hem de küresel iklim hedeflerine ulaşma sürecine önemli katkılar sunacaktır.In recent years, the
Provincial planning and coordination directorates and their functions in the provincial organization of the centraladministration
Bu çalışmanın konusunu 'Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatında İl Planlama ve Koordinasyon Müdürlükleri ve İşlevi' oluşturmaktadır. Planlama ve koordinasyon kavramları günümüz yönetim anlayışında gitgide önemini artıran kavramlardır. Bir ülkenin tüm kaynaklarının eş güdüm içinde etkin, etkili ve verimli kullanılması o ülkenin ekonomik gelişimi ve refah artışının sağlanmasında vazgeçilmez bir unsurdur. Kamu sektörünün de bu gelişim ve refah artışının sağlanmasında gerek kamu kurum ve kuruluşlarının birbiri arasında planlama ve koordinasyon faaliyetlerini sağlaması, gerekse kamu-özel sektör arasında iş birliği ve yol göstericilik yapması büyük önem arz etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre iller ve diğer kademeli bölümlere ayrılan idari teşkilatlanmamızda da temelde bu görev, İl Planlama ve Koordinasyon Müdürlükleri Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğine göre il bazında, valilikler bünyesinde oluşturulan il planlama ve koordinasyon müdürlüklerine verilmiştir. Bu kapsamda bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti'nin idari yapısı hakkında genel bir bilgilendirme yapılmış, ardından planlama ve koordinasyon kavramları açıklanmış sonrasında ise il planlama ve koordinasyon müdürlüklerinin mevcut konumu incelenerek mevzuat olarak dayanakları analiz edilmiştir. Son olarak ise mevcut uygulamalar ve işleyiş incelenerek somut durum hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur.The subject of this study is 'Provi
Etnik Türk Kimliğinin İnkari, Güvenlikleştirme ve Modern Yunanistan’da Dernekleşme Özgürlüğü
The primary aim of this study is to focus on the limits of the freedom of association for the Muslim Turkish minority of Western Thrace in Greece. Having provided a concise historical background on the rights of the minority before and after the 1990s, this research dedicates itself to the freedom of association and questions to what extent this right is safeguarded by Greek state mechanisms. It aims to find out why some minority associations bearing the terms ‘Turkish,’ ‘minority,’ or ‘Western Thrace’ in their titles have been prevented from functioning as minority NGOs since the 1980s. While doing so, it uses sources in all Turkish, Greek, and English languages and explores why and how Greek court verdicts have been securitized, thus prohibiting the usage of this freedom in full. This research argues that Greek court rulings on some cases of minority associations contain more political aspects than decisions based on Greek law. Any use of these three denominations has been interpreted by Greek courts as potentially endangering regional security and public order, because these names have maintained strong ties with neighboring Türkiye for the past forty years. Thus, some minority NGOs in Western Thrace can’t still function as civil society organizations possessing the legal status of registered NGOs in Greece. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Development of a Liquid Chromatography-Tandem Mass Spectrometry Method for Quantifying Teicoplanin and Its Application in Critically Ill Patients
Objective: Teicoplanin, a glycopeptide antibiotic, is used to treat infections caused by Grampositive pathogens. Trough-level monitoring of teicoplanin is recommended in specific patient populations, including critically ill patients. This study aimed to develop and validate a liquid chromatography-tandem mass spectrometry (LC-MS/MS) method to quantify teicoplanin in human plasma and adapt the method to a critically ill patient sample. Materials and Methods: Teicoplanin trough levels were measured using a newly validated LC-MS/MS method. Analysis was conducted using a C18 column with an inner diameter of 2.7 mu m (50.0 x 3.0 mm), and vancomycin hydrochloride was used as the internal standard. The method's run time per sample was 5.5 minutes. Non-parametric tests were used for statistical analysis. Univariate and multivariate logistic regression were performed to identify teicoplanin target attainment factors. A p-value of = 10 mg/L) attainment rate was 50%. The patient's laboratory values did not significantly change after teicoplanin treatment (p>0.05), except for erythrocyte count, haemoglobin, and haematocrit values, which decreased significantly (p0.05). Conclusion: The LC-MS/MS assay validated in this study is high-throughput, robust, and quick enough to be implemented in clinical therapeutic drug monitoring (TDM) laboratories. More large-scale studies are needed to understand better the relationship between teicoplanin trough levels and patient-related factors.Idot;nonu University [825104]; [TDK-2022-2994]Financial Disclosure Acknowledgment: This manuscript was prepared based on the findings of a thesis study conducted as part of a clinical pharmacy residency program in Turkiye (Council of Higher Education Thesis No. 825104)