REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
    270 research outputs found

    Editörden

    Full text link

    Sihirli Reçete mi, Kara Kutu mu: Siber Krizlere Karşı Esnek-Dayanıklılık Anlatısının İncelenmesi

    Full text link
    Emerging digital technologies and the accompanying socio-economic transformation have made cybersecurity crises an integral part of the era of poly-crises. Furthermore, the evolving characteristics of threat actors and attack methodologies in cybersecurity, along with the complexities of risk modeling and the problems of forecasting attack impacts, have rendered uncertainty and insecurity in this domain nearly normative. Within this framework, cyber resilience has become one of the most prominent paradigms in cybersecurity over the past decade, emphasizing survival and adaptation capabilities during crises. However, cyber resilience is not a single solution, technology, or application; instead, it is a multi-layered perspective that requires the balanced implementation of socio-technical solutions. In this context, by highlighting its differences from cybersecurity, this study aims to explore the concept of cyber resilience in detail and examine it specifically within the dimensions of people, process, and technology approaches for the different phases of cybersecurity crises. Additionally, we address how cybersecurity can be made more accessible, flexible, agile, and inclusive to enhance cyber resilience in the era of poly-crises.Gelişen dijital teknolojiler ve buna eşlik eden sosyo-ekonomik dönüşüm siber güvenlik krizlerini çoklu krizler döneminin bir parçası haline getirmiştir. Bununla beraber, siber tehdit aktörlerinin ve saldırı yöntemlerinin dinamik doğası, riskleri modellemenin ve saldırıların etkisini tahmin etmenin zorlukları, siber güvenlikte belirsizliği ve güvenliksizliği adeta bir norm haline getirmiştir. Bu çerçevede, siber esnek-dayanıklılık son on yılda siber güvenlik alanında en geçerli paradigmalardan birine dönüşmüş ve krizlerde hayatta kalabilme ve adaptasyon yeteneklerini vurgulayan bir çözüm olarak öne çıkmıştır. Öte yandan, siber esnek-dayanıklılık tek bir çözüm, teknoloji ya da uygulama değildir; esasen sosyo-teknik çözümlerin bir denge içinde uygulanmasını gerektiren çok katmanlı bir yaklaşımdır. Bu çerçevede, araştırmamızda siber esnek-dayanıklılık kavramını siber güvenlik kavramından ayırarak detaylı olarak anlamayı ve bu kavramı özellikle siber güvenlik krizlerinin farklı evreleri için insan-süreç-teknoloji yaklaşımı bağlamında ele almayı hedefliyoruz. İlaveten çoklu krizler çağında siber esnek-dayanıklılığın yaklaşımının derinleştirilebilmesi için nasıl daha erişilebilir, esnek, çevik ve kapsayıcı bir siber güvenlik yaklaşımı geliştirebiliriz sorusunu masaya yatırıyoruz

    Metaverse ve NFT Vergilendirilmesine İlişkin Bir Değerlendirme

    Full text link
    In the technology space, the most important topics discussed are related to the emergence of new digital assets such as the metaverse, NFTs, and artificial intelligence. In addition to the digital transformation of various corporate operations and systems and innovative approaches to asset creation, it is also important to address the economic and tax implications associated with these assets. The current uncertainty surrounding this rapidly developing technology is especially concerning considering its potential and momentum. Originally derived from online video games that prioritized user interaction, both the metaverse and NFTs now enable users to generate income and build wealth entirely in this digital environment. The comparison between NFTs and the metaverse serves to highlight the opportunity to develop a new field of decentralized solutions. However, the distinctions and commonalities between these two concepts are not sufficiently defined. A comprehensive understanding is crucial to establishing a solid foundation for NFTs and the metaverse. This study explores the definitions, characteristics, and differences between the metaverse and NFTs, while also providing recommendations regarding their tax implications based on implementations in various countries.Teknoloji alanında, tartışılan en önemli konular metaverse, NFT\u27ler ve yapay zekâ gibi yeni dijital varlıkların ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Çeşitli kurumsal operasyonların ve sistemlerin dijital dönüşümü ve varlık yaratmaya yönelik yenilikçi yaklaşımların yanı sıra, bu varlıklarla ilişkili ekonomik ve vergisel etkileri ele almak da önemlidir. Bu hızla gelişen teknolojiyi çevreleyen mevcut belirsizlik, özellikle potansiyeli ve ivmesi düşünüldüğünde endişe vericidir. Başlangıçta kullanıcı etkileşimini önceliklendiren çevrimiçi video oyunlarından türetilen hem metaverse hem de NFT\u27ler artık kullanıcıların tamamen bu dijital ortamda gelir elde etmelerini ve servet oluşturmalarını sağlamaktadır. NFT\u27ler ve metaverse arasındaki karşılaştırma, merkezi olmayan çözümlerin yeni bir alanını geliştirme fırsatını vurgulamaya hizmet etmektedir. Ancak, bu iki kavram arasındaki ayrımlar ve ortak noktalar yeterince tanımlanmamıştır. NFT\u27ler ve metaverse için sağlam bir temel oluşturmak için kapsamlı bir anlayış çok önemlidir. Bu çalışma, metaverse ve NFT\u27ler arasındaki tanımları, özellikleri ve farklılıkları araştırırken, aynı zamanda çeşitli ülkelerdeki uygulamalara dayalı olarak vergisel etkileriyle ilgili öneriler sunmaktadır

    Statik Görüntüden Hareketli Görüntüye; Üretken Yapay Zekânın 2B Animasyondaki Rolü

    Full text link
    The combination of art and technology opens up new horizons on how to use it in the animation production field based on generative artificial intelligence (GAI). Traditional transitional time and labor-supported animation production is accelerated with GAI-based distances and offers new creative possibilities. This effective, the role of GAI in two-dimensional (2D) animation production and how the animation process is shaped are discussed. Within the scope of the research, how the production phase of animations can be animated with GAI-based tools, traditional techniques used in animation art. Different technical methods offered by GAI-based platforms such as Runway, Kling AI and Minimax Hailuo AI are analyzed, and elements such as movement fluidity, ease of use, continuity and visual quality in transfer movements with GAI are evaluated. This research examines the contribution of GAI to the range of motion, its role in production speed and visual quality, and how GAI can lead the global motion industry.Sanat ve teknolojinin birleşimi, üretken yapay zekâ (ÜYZ) tabanlı araçların animasyon üretim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine dair yeni ufuklar açmaktadır. Geleneksel yöntemlerle zaman ve emek gerektiren animasyon üretimi, ÜYZ tabanlı araçlarla hızlanmakta ve yeni yaratıcı olanaklar sunmaktadır. Bu çalışmada, ÜYZ’nın iki boyutlu (2B) animasyon üretimindeki rolü  ve animasyon sürecini nasıl şekillendirdiği ele alınmıştır. Araştırma kapsamında, animasyon sanatında kullanılan geleneksel teknikler, ÜYZ tabanlı araçlar ile animasyon sahnelerinin üretim sürecinde nasıl canlandırılabileceği incelenmiştir. Runway, Kling AI ve Minimax Hailuo AI gibi ÜYZ tabanlı platformların sunduğu farklı teknik yaklaşımlar analiz edilerek, ÜYZ ile oluşturulan animasyonlarda hareket akıcılığı, kullanım kolaylığı, devamlılık ve görsel kalite gibi unsurlar değerlendirilmiştir. Bu araştırma, ÜYZ’nın animasyon süreçlerine katkısını, üretim hızına etkisini ve görsel kalite üzerindeki rolünü ortaya koyarak, ÜYZ’nın gelecekte animasyon endüstrisine nasıl yön verebileceğini incelemektedir

    Hapishanenin Doğuşu, Bedenin İşlevsel Üreyişi: Eleştirel Yönetim Alanından Bir Okuma

    Full text link
    This study aims to examine how disciplinary techniques function in different historical and social contexts. In this regard, it is argued that the critical management perspective can open new debates on the visible and invisible workings of disciplinary mechanisms and, through the questions it raises and the tools it provides, contribute to the effort of establishing a critical tradition in Turkish academia. This research, which asserts that disciplinary power exists not only as a repressive mechanism but also by producing individuals’ consent, analyzes the nature and effects of disciplinary practices in prisons through interviews conducted with formerly incarcerated workers in Turkey. The interviews, conducted with purposefully selected participants, were examined using critical discourse analysis. The findings reveal that surveillance, reward-punishment mechanisms, and disciplinary techniques implemented in prisons also function in similar ways in workplaces and modern management systems. These findings indicate that prisoners are not merely punished but also shaped as economic subjects. In this context, the study discusses how disciplinary techniques function through the labor of incarcerated workers and how they are connected to broader social control mechanisms. Instead of considering identities as natural, given, and universal, this study highlights that subjective experiences are constructed within certain power structures through subjectification practices, particularly by examining the prison-body relationship. In this direction, the study calls for expanding the critical management field by emphasizing the possibility of developing new subjectivities.Bu çalışma, disiplinsel tekniklerin farklı tarihsel ve toplumsal bağlamlarda nasıl işlediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, eleştirel yönetim anlayışının, disiplin mekanizmalarının görünür ve görünmez işleyişine dair yeni tartışmalar açacağı, üreteceği sorular ve sunacağı araçlarla Türkiye akademisinde eleştirel bir gelenek oluşturma çabasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Disiplinci iktidarın sadece baskıcı bir mekanizma olarak değil aynı zamanda bireylerin rızasını da üreterek var olduğunu iddia eden bu araştırmada Türkiye’de mahpus-işçi olarak çalışmış bireylerle yapılan görüşmeler aracılığıyla hapishanelerde uygulanan disiplin pratiklerinin niteliği ve etkileri analiz edilmiştir. Katılımcıların amaçlı örneklem yoluyla seçildiği görüşmeler eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Hapishanelerde uygulanan gözetim, ödül-ceza mekanizmaları ve disiplin tekniklerinin iş yerlerinde ve modern yönetim sistemlerinde nasıl benzer biçimlerde işlediğini ortaya koyan bulgular, hapishanelerde mahkûmların yalnızca cezalandırılmadığını, aynı zamanda ekonomik birer özne olarak şekillendirildiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, mahpus-işçilerin emeği üzerinden disiplinsel tekniklerin nasıl işlediği ve toplumsal kontrol mekanizmaları ile nasıl bağlantılı olduğu tartışılmıştır. Kimlikleri doğal, verili ve evrensel kabul etmek yerine kurumlar tarafından belli iktidar mekanizmaları içerisinde özneleştirme pratikleri ile kurulan öznel deneyimler olduğunu hapishane-beden ilişkisi üzerinden göstermeye çalışan bu çalışma, eleştirel yönetim alanına yeni öznelliklerin geliştirilmesinin mümkün olduğu çağrısını yapma niyetindedir

    Mağlubiyet, Mağduriyet ve Güç Gösterileri Arasında AKP\u27nin Ayasofya Kararı

    Full text link
    Discussing the meaning, significance and function of the 2019 decision to re-convert Hagia Sophia to a mosque in terms of the AKP’s power position and strategy, this study is divided into two parts. The first part addresses the decision to turn Hagia Sophia into a museum within the context of the early Republican nation-state\u27s objective of Westernisation, interpretation of secularism, considerations regarding minority groups, and conception of \u27acceptable citizenship\u27 so as to provide a background. In the second part, while the justifications of the AKP\u27s decision to convert Hagia Sophia into a mosque is portrayed as a reactionary, symbolic and emotional process of a new national identity construction, political authoritarianism and related power and legitimacy deficits that has become more evident with the shift to the Presidential Government System is brought to the fore as the context facilitating this process. In doing so, the political leg of the hegemony project of a regime trying to hold-on to power and its the design to alter the nation-state’s identity will be connected.  2019 yılında Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi kararının AKP rejiminin iktidar konumu ve stratejisi açısından anlamı, önemi ve işlevini tartışan bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, erken cumhuriyet döneminin ulus devletin Batılılaştırılması hedefi, sekülerlik anlayışı, azınlıklara ilişkin mülahazaları ve “makbul vatandaşlık” kavrayışı çerçevesinde Ayasofya’nın müzeleştirilme kararı ve bu karara yönelik özellikle milliyetçi-mukaddesatçı kesimlerden gelen itirazlar ele alınarak bir arka plan kurulacaktır. İkinci bölümde ise, AKP’nin Ayasofya’yı yeniden camiye çevirme kararı tepkisel, sembolik ve duygusal bir yeni ulusal kimlik inşa süreci olarak ele alınırken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle birlikte daha da belirginleşen siyasal otoriteryanizm ile ilişkili güç ve meşruiyet kayıpları bunu besleyen bağlam olarak değerlendirilecektir. Böylece, ayakta kalmaya ve tutunmaya çalışan bir rejimin ulus-devletin kimlik eksenini dönüştürme kurgusu ile kendi hegemonya projesinin siyasal ayağı bağlantılandırılacaktır.

    Oyun Kültürünü Anlamak: Türkiye’de ve Dünyada Gamer Kimliği ve Tüketimi

    Full text link
    Games have been experienced before humans existed. However, in today’s world, especially with the prominence of the title “Digital Gaming” and the “Game Culture” that has become popular with this title, it is consumed by millions of people in the modern world. As a matter of fact, this culture has been cultivated by many different subcultural communities over time and has led to the emergence of the “Gamer” identity over time. The “Gamer” identity as a label has been adopted by many game enthusiasts and internalized by people who consume game culture. Although today the label “Gamer” characterizes people who play games, it actually refers to much more than that. The aim of this article is to try to define “Game Culture” while at the same time understanding the Gamer identity and explaining how this identity is consumed both globally and in Türkiye.Oyunlar insanlar var olmadan önce de deneyim ediliyordu. Fakat günümüz dünyasında özellikle “Dijital Oyun” başlığının ön plana çıkmasıyla birlikte iyiden iyiye popüler hale gelen “Oyun Kültürü”, bugün milyonlarca kişi tarafından tüketilmektedir. Nitekim bu kültür zaman içerisinde birçok farklı alt kültür topluluğundan beslenmiş ve zaman içerisinde “Gamer” kimliğinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bir etiket olarak “Gamer” kimliği birçok oyunsever tarafından benimsenmiş ve oyun kültürü tüketiminde bulunan insanlar tarafından içselleştirilmiştir. Her ne kadar günümüzde “Gamer” etiketi oyun oynayan insanları niteliyor olsa da aslında işaret ettiği şey bundan çok daha fazlasıdır. Makalenin amacı, bir yandan “Oyun Kültürünü” tanımlamaya çalışırken, dolaylı olarak Gamer kimliğini anlamak ve bu kimliğin hem global hem de Türkiye’de ne şekilde bir tüketim içerisinde bulunduğu açıklamaya çalışmaktır

    Hafıza Adaları ve Dayanıklılık: Dayanıklılık İnşasında Toplumsal Hafızanın Önemi

    Full text link
    When the emphasis in the definition of resilience shifts towards administrative and institutional continuity policies, the resilience practices created by social dynamics become invisible. However, the continuity of communities in the social space they produce enables both the development of practices in crisis and disaster management and the empowerment of communities by taking part in decisionmaking mechanisms in the space where they are located. While the article discusses the development of social resilience practices through the interaction of social memory with space, it relates the weakening of resilience with lack of spatial continuity and gaps in memory through the example of the 2023 Kahramanmaraş Earthquake. For resilience to become a functioning system, incorporating the demands of communities and the knowledge and coping mechanisms already produced by them to the planning would, at the same time, reduce the hierarchies between public and local memoryDayanıklılık tanımlarında vurgu idari ve kurumsal devamlılık politikalarına kaydığında toplumsal dinamiklerin kendi içinde oluşturduğu dayanıklılık pratikleri görünmezleşir. Oysa toplulukların kendi üretimleri olan toplumsal mekândaki devamlılığı hem kriz ve afet yönetiminde pratiklerin gelişmesini hem de toplulukların bulundukları mekânda karar mekanizmalarında yer alarak güçlenmesini sağlar. Makale toplumsal dayanıklılık pratiklerinin gelişmesini toplumsal hafızanın mekânla etkileşimi üzerinden tartışırken dayanıklılığın zayıflamasının mekânsal süreklilik ve hafızadaki boşluklarla ilişkisini 2023 Kahramanmaraş Depremi örneği üzerinden vermektedir. Dayanıklılığın işleyen bir sistem halini almasına yönelik planlamalara hali hazırda toplulukların taleplerini ve topluluklar tarafından daha önceden üretilmiş ve kolektif hafızada yer etmiş bilgi ve baş etme mekanizmalarının dahil edilmesi aynı zamanda kamusal hafıza ve yerel hafıza arasındaki hiyerarşileri de azaltacaktır

    260

    full texts

    270

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇