REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
    270 research outputs found

    ‘‘Eski rektöre soru sorardım, yenisini görmedim bile’’: Öğrencilerin üniversite yönetimiyle ilişkili kampüs deneyimleri, ODTÜ vakası

    Full text link
    Universities as established institutions that students interact with in the early years of their accepted citizenship play a central role in students’ experiences in democratic participation, political activism, and observing institutional responsiveness. University students’ interaction with the university administration, more specifically with the rector are essential in terms of students’ freedom of spaces at campus and their embrace of the university name and culture due to rector’s role in representing the university body and in establishing contact and communication between inside and outside the university. This study scrutinizes how students assess their campus experiences regarding their academic, social and political engagements at campus in relation to the university administration, and what differs for them under the administration of a non-elected ‘‘trustee rector’’ (kayyum rektör) compared to an elected one in the Turkish context. The Middle East Technical University (METU) example sets a typical case of the changing rector appointments in Türkiye, allowing to observe the impact of this change on students’ campus experiences in years between 2012 and 2020.Öğrencilerin bir vatandaş olarak kabul edilmelerinin ilk yıllarında etkileşime girdikleri yerleşik kurumlar olarak üniversiteler, öğrencilerin demokratik katılım, siyasi aktivizm ve kurumsal duyarlılığı gözlemleme deneyimlerinde merkezi bir rol oynamaktadır. Üniversite öğrencilerinin üniversite yönetimiyle, daha somut olarak da rektörle etkileşimi, rektörün üniversite organlarını temsil etme ve üniversite içi ile dışı arasında temas ve iletişim kurma rolü nedeniyle, öğrencilerin kampüste özgürce hareket edebilmeleri ve üniversite adını ve kültürünü benimsemeleri açısından önemlidir. Bu çalışma, öğrencilerin kampüsteki akademik, sosyal ve siyasi katılımlarına ilişkin kampüs deneyimlerini üniversite yönetimiyle ilişkili olarak nasıl değerlendirdiklerini ve Türkiye bağlamında seçilmiş bir rektörle karşılaştırıldığında seçilmemiş bir "kayyum rektör" yönetimi altında onlar için nelerin farklılaştığını incelemektedir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) örneği, Türkiye\u27de değişen rektör atamalarının tipik bir örneğini oluşturmakta ve bu değişimin 2012-2020 yılları arasında öğrencilerin kampüs deneyimleri üzerindeki etkisini gözlemlemeye olanak sağlamaktadır.

    Türkiye’nin Filistin Sorununa Çok Kimlikli Yaklaşımı (1980-2011)

    No full text
    This study analyzes Türkiye’s multi-identity foreign policy through its approach to the Palestinian question. Türkiye’s Palestinian policy is shaped by its Western, National, Islamic, and Post-Imperial identities, produced by historical and social accumulation. The interplay of internal and external political dynamics has brought different identities to the fore in various periods. At certain times, Türkiye’s Palestinian policy was shaped by multiple identities. This study focuses on 1980-2011 when many domestic and international ruptures occurred. These deep ruptures are one of the main factors behind the frequent changes in Türkiye’s identity. Ankara’s fluctuating policy towards Palestinian question can also be considered in this context.Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin çok kimlikli dış politikasını Filistin sorununa yaklaşımı üzerinden analiz etmektir. Tarihsel ve toplumsal birikimin ürünü olan Ulusallık, Batılılık, Müslümanlık ve İmparatorluk Mirasçısı kimlikleri Türkiye’nin Filistin politikasına yön vermiştir. İç ve dış siyasi dinamiklerin etkileşimi farklı dönemlerde farklı kimliklerin öne çıkmasını sağlamıştır. Belli dönemlerde Türkiye’nin Filistin politikasına birden çok kimlik yön vermiştir. Çalışma iç siyasette ve uluslararası sistemde birçok kırılmanın meydan geldiği 1980-2011 aralığına odaklanmaktadır. Söz konusu derin kırılmalar Türkiye’nin çok sık kimlik değiştirmesinin arkasında yatan temel faktördür. Türkiye’nin Filistin sorununa yönelik dalgalı bir politika izlemesi de bu bağlamda ele alınabilir

    Afet Sonrası Bireylerde Konut Tercih Analizi: Adıyaman İli Örneği

    Full text link
    Many earthquake disasters have occurred in the Anatolian geography, and it can be said that the most significant devastation occurred during the 6th February 2023 Kahramanmaraş Earthquakes. Due to the occurrence of two major earthquakes with magnitudes of 7.7 and 7.6, a total of 11 provinces were affected by the disaster. During these earthquakes, widespread destruction occurred, and approximately 60,000 people lost their lives in the homes where they felt safest. This marked the beginning of a challenging process in crisis management, necessitating efforts for both the reconstruction of the built environment and the recovery of individuals’ psychosocial well-being. At the same time, the increasing awareness of the relationship between earthquakes, structures, and soil, along with the individual’s own psychological resilience, has been found to influence housing preferences. This study focuses on how the level of resilience of earthquake survivors, measured by the Connor-Davidson Resilience Scale (CD-RISC), has influenced their housing choices, and the results have been analyzed using in-depth interviews as a method to better understand the issue. In the study conducted in Adıyaman province, it was revealed through CD-RISC applications that individuals tend to prefer structures in which they feel safe after experiencing trauma.Anadolu coğrafyasında birçok deprem felaketi yaşanmış olup en büyük yıkımın 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nde meydana geldiğini söylemek mümkündür. Art arda 7.7 ve 7.6 büyüklüklerinde iki büyük depremin oluşması sebebiyle toplamda 11 il depremden etkilenmiştir. Bu depremler esnasında büyük bir yıkım gerçekleşmiş olup yaklaşık 60.000 kişi kendilerini en güvende hissettikleri konutlarında hayatlarını kaybetmiştir. Kriz yönetiminde üstesinden gelinmesi zor bir sürece girilmiş hem yapısal çevrenin yeniden inşası hem de bireylerin psikososyal durumlarının toparlanması için çalışmalar yapılması zorunlu olmuştur. Aynı zamanda bireylerin deprem-yapı-zemin ilişkisinde giderek artan farkındalık seviyesi ve bu duruma ek olarak bireyin kendi psikolojik direnç seviyesi konut seçimini etkilediği dikkati çekmektedir. Bu çalışma ile depremlerin Connor-Davidson Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği’ne (CD-RISC) bağlı olarak depremzedelerin dirençlilik seviyelerinin konut seçimini ne yönde etkilemiş olduğu üzerinde durulmakta ve konuyu daha iyi anlayabilmek için yöntem olarak derinlemesine görüşme yöntemiyle sonuçlar analiz edilmiştir. Adıyaman İli kapsamında yapılan çalışmada, CD-RISC uygulamaları ile bireylerin travmalar sonrasında kendilerini güvende hissedecekleri yapıları tercih etme eğiliminde olduklarını ortaya koymuştur

    Türkiye’de Sosyal Hizmetin Mesleki Uygulamalarında Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri

    No full text
    Social work is an applied profession and academic discipline that aims to meet the needs of individuals, groups and society within the framework of human rights and social justice principles. Social workers, who work with the aim of meeting the basic needs of disadvantaged groups, improving their living standards and contributing to their reintegration into society, face various structural, professional and systemic problems while practicing their profession. These problems include factors such as excessive workload, bureaucratic obstacles, insufficient resources, lack of strengthening professional identity and lack of supervision. Measures such as increasing the number of social workers, promoting digitalization, clarifying professional boundaries and expanding in-service trainings stand out as solutions. This study aims to provide contributions to increase the effectiveness of the social work profession and to achieve a more sustainable structure. Strengthening the profession will not only improve the working conditions of social workers, but also contribute positively to the general welfare of society.Sosyal hizmet, bireylerin, grupların ve toplumun ihtiyaçlarını insan hakları ve sosyal adalet ilkeleri çerçevesinde karşılamayı amaçlayan, uygulamalı bir meslek ve akademik disiplindir. Dezavantajlı grupların temel ihtiyaçlarının karşılanması, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılmalarına katkı sağlama hedefiyle çalışan sosyal hizmet uzmanları, mesleklerini icra ederken çeşitli yapısal, mesleki ve sistemsel sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar arasında aşırı iş yükü, bürokratik engeller, yetersiz kaynaklar, mesleki kimliğin güçlendirilmemesi ve süpervizyon eksikliği gibi faktörler yer almaktadır. Çözüm önerileri olarak, sosyal hizmet uzmanı sayısının artırılması, dijitalleşmenin teşvik edilmesi, mesleki sınırların netleştirilmesi ve hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması gibi önlemler öne çıkmaktadır. Bu çalışma, sosyal hizmet mesleğinin etkinliğini artırmaya ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına yönelik katkılar sunmayı amaçlamaktadır. Mesleğin güçlendirilmesi, yalnızca sosyal hizmet uzmanlarının çalışma koşullarını iyileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda toplumun genel refah düzeyine olumlu katkılar sağlayacaktır

    Matematiksel Modeller Kitle İmha Silahları Olabilir mi?

    Full text link
    With the widespread adoption of digitalization, mathematical models have become indispensable in every field. Predictions are made, processes are evaluated and optimized, and future forecasts are developed using mathematical models. The usefulness of these models has accelerated their proliferation. Their application in nearly every aspect of life has triggered a new phase of modeling, where the output of one model can now serve as the input for another, enhancing overall efficiency. Consequently, models are no longer discrete but interconnected, encompassing and influencing human life. At this point, understanding how models operate is critically important for grasping how decisions affecting us are made. Therefore, in this study, mathematical models and algorithms are examined in detail based on Cathy O\u27Neil\u27s (2016) book ‘Weapons of Math Destruction: How Big Data Increases Inequality and Threatens Democracy’. It is emphasized that a model does not encompass everything related to a given field, and therefore prioritizes aspects of the field, assigning weights externally during this prioritization. As a result, every model provides only an approximation for the field, meaning that elements not measurable within the model risk losing value over time. The biases present in the dataset used by a model can lead to biased outputs, thereby reproducing existing inequalities in society. It is particularly emphasized that the fact that models now serve as inputs for one another weakens the possibility of correcting biased outputs and increases the risk of further deepening inequalities. This risk is expected to grow significantly, especially with the widespread adoption of artificial intelligence technologies. Therefore, the study recommends adopting a participatory management approach during the development phase of mathematical models, enabling the involvement not only of domain experts but also of representatives of all stakeholders directly affected by the model. This approach could help prevent the use of biased assumptions and datasets in the models, thereby mitigating the potential negative impacts caused by these models.Dijitalleşmenin yaygınlaşmasıyla matematiksel modeller her alanın vazgeçilmezleri oldu. Matematiksel modeller ile kestirimler yapılmakta, süreçler değerlendirilerek optimize edilmekte ve geleceğe yönelik kestirimler yapılmaktadır. Modellerin kullanışlılığı yaygınlaşmasını hızlandırdı. Özellikle yaşamın her alanında kullanılması, artık modellerin verimliliğini artırmak için bir modelin çıktısının başka bir modelin girdisi olabildiği yeni bir modelleme fazını tetikledi. Dolayısıyla, modeller artık ayrık değil birbirleri ile bağlantılı çalışmakta ve insan yaşamını kuşatmaktadır. Gelinen noktada, modellerin nasıl çalıştığını anlamak bize yönelik kararların nasıl alındığını anlamak açısından oldukça kritiktir. Bu nedenle bu çalışmada, Cathy O\u27Neil\u27in (2016) \u27Weapons of Math Destruction: How Big Data Increases Inequality and Threatens Democracy\u27 kitabına dayalı olarak matematiksel modeller ve algoritmalar ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir. Bir modelin söz konusu alanla ilgili her şeyi kapsamadığı, dolayısıyla alanla ilgili önceliklendirme yaptığı için her modelin alan için sadece bir yaklaşıklık sağladığı, dolayısıyla modelde ölçülemeyen şeylerin zamanla değer yitirme riski taşıdığı vurgulanmaktadır. Modelin öğrendiği veri setinin yanlılıklar içermesi, çıktıların da yanlı olmasını sağlayarak toplumda var olan eşitsizlikleri yeniden üretebilmektedir. Özellikle, modellerin artık birbirlerine girdi sağlamasının yanlı çıktıların düzeltilme imkânını zayıflattığı ve eşitsizlikleri daha da derinleştirme riskini artırdığı vurgulanmaktadır. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması ile bu risk çok daha fazla artmaktadır. Bu nedenle çalışmada, matematiksel modellerin geliştirilme aşamasında sadece alan uzmanlarının değil, ayrıca modelden doğrudan etkilenen tüm paydaş temsilcilerinin katılımına imkân veren katılımcı bir yönetim yaklaşımının benimsenmesi önerilmektedir. Böylece, modeldeki yanlı varsayımların ve yanlı veri setlerinin kullanımının önüne geçilebilmesi mümkün olabilecek ve modellerin yol açabileceği olumsuz etkiler hafifletilebilecektir

    Rusya’nın Ukrayna’ya Saldırısı Sonrası Arktik Konseyi’nin Durumu: Neoliberal Kurumsalcılık çalışıyor mu?

    Full text link
    Today, the Arctic Council is considered the primary forum on Arctic-related issues. The Council provides a platform for Arctic countries and indigenous groups to address a wide range of issues, from climate change and environmental protection to sustainable development and scientific research. The establishment of the Arctic Council is based on the idea that international organizations can facilitate cooperation between states. The theoretical basis of this idea is Neoliberal Institutionalism. Despite all this optimism of the council, the Arctic Council is among the institutions most deeply affected by the Russia-Ukraine War, which started after Russia\u27s attack on Ukraine on February 24, 2022. The fact that all seven Arctic states imposed unprecedented sanctions against Russia due to the war in Ukraine and boycotted the Arctic Council under the Russian presidency is the biggest challenge in the history of the Arctic Council. It is clear that Arctic cooperation with Russia will undergo significant changes and the survival of the Arctic Council after Norway\u27s presidency remains uncertain.Günümüzde Arktik Konseyi, Kuzey Kutbu ile ilgili konularda birincil forum olarak kabul edilmektedir. Konsey, Arktik ülkelerine ve yerli gruplara iklim değişikliği ve çevrenin korunmasından sürdürülebilir kalkınma ve bilimsel araştırmaya kadar geniş bir yelpazedeki konuları ele alabilecekleri bir platform sağlamaktadır. Arktik Konseyi’nin kuruluşu, uluslararası örgütlerin devletler arasındaki iş birliğini kolaylaştırabileceği fikrine dayanmaktadır. Bu fikrin teorik temelini ise Neoliberal Kurumsalcılık oluşturmaktadır. Konseyin bütün bu iyimserliğine rağmen, Rusya\u27nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna\u27ya saldırısından sonra başlayan Rusya- Ukrayna Savaşı’ndan en derinden etkilenen kurumlar arasında Arktik Konseyi de bulunmaktadır. Ukrayna\u27daki savaş sebebiyle yedi Arktik devletinin tamamının Rusya\u27ya karşı benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulaması ve Rusya dönem başkanlığındaki Arktik Konseyi\u27ni boykot etmesi Arktik Konseyi’nin tarihindeki en büyük meydan okumadır. Rusya ile Arktik iş birliğinin kayda değer değişikliklere uğrayacağı ve Norveç\u27in başkanlığından sonra Arktik Konsey\u27in hayatta kalmasının belirsizliğini koruduğu açıktır

    Üniversite Öğrencilerinin Bireysel Afete Direnç Düzeyleri ve İlişkili Faktörler

    Full text link
    The study was conducted to determine the individual disaster resistance levels and related factors of students studying at a university. 400 students studying at a university were included in the cross-sectional study. The questionnaire form used to collect the data included questions questioning some descriptive characteristics of the students and the Individual Disaster Resilience Scale (IDS). In addition to descriptive statistics, linear regression analysis was used to evaluate the data. As a result, this study showed that the individual disaster resistance levels of university students were above average. In addition, those who engaged in regular physical activity, had information about the disaster preparedness plan, and determined a meeting place after the earthquake in their locality had higher individual disaster resistance; those with diagnosed physical illnesses had lower individual disaster resistance. Including courses on disaster education in the curriculum of university students may contribute to increasing the individual disaster resistance of studentsÇalışma bir üniversitede okuyan öğrencilerin bireysel afete direnç düzeylerinin ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Kesitsel türde olan çalışmaya bir Üniversitede okuyan 400 öğrenci dahil edildi. Verilerin toplanmasında kullanılan anket formunun içeriğinde öğrencilerin bazı tanımlayıcı özelliklerini sorgulayan sorular ve Bireysel Afete Direnç Ölçeği (BADÖ) yer aldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra lineer regresyon analizi kullanıldı. Sonuç olarak bu çalışma, üniversite öğrencilerinin bireysel afete direnç düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğunu gösterdi. Ayrıca düzenli fiziksel aktivite yapanların, afete hazırlık planı hakkında bilgi sahibi olanların ve yaşanılan yerde deprem sonrası buluşma yeri belirleyenlerin bireysel afete dirençlilikleri daha yüksek; tanı konulmuş fiziksel hastalığı olanların bireysel afete dirençlilikleri daha düşüktü. Üniversite öğrencilerinin eğitim müfredatlarına afet eğitimi ile ilgili dersler konulması öğrencilerin bireysel afete dirençliliklerinin artırılmasına katkı sağlayabilir

    RETRACTION: Temiz Olanın Sınırları: Popüler Kültürde Simge-Nesne Olarak Ev Terlikleri

    No full text
    This study examines the ways in which the concepts of dirt, cleanliness, and hygiene are constructed within cultural contexts, as well as how these concepts influence the organization of domestic spaces. The use of house slippers, which serves to keep the dirt of the outside world away from the private sphere of the home, establishes not only hygiene but also symbolic boundaries. The use of specific slippers for different areas such as bathrooms and balconies reflects the spatial segmentation within the home and the symbolic order of hygiene. Popular culture products emerge as valuable sources for analyzing these practices. Investigating the cultural meanings of house slippers—as designed objects produced through industrial methods—also offers potential insights for design culture. Gülse Birsel’s TV series Yalan Dünya and Jet Sosyete present house slippers as cultural signifiers, humorously opening up discussions around social class distinctions and differing perceptions of hygiene.Bu çalışma, kir, temizlik ve hijyen kavramlarının kültürel bağlamdaki inşa biçimlerini ve bu kavramların ev içi mekân düzenine etkilerini incelemektedir. Ev terliği kullanımı, dış dünyanın kirini evin mahrem alanının dışında tutma işleviyle, sadece hijyen değil aynı zamanda sembolik sınırlar da oluşturur. Tuvalet, balkon gibi farklı alanlara özel terliklerin kullanımı, evin içindeki mekânsal ayrışmayı ve hijyenin simgesel düzenini yansıtır. Popüler kültür ürünleri, bu pratiklerin analiz edilmesinde önemli bir kaynak olarak öne çıkar. Endüstriyel yöntemlerle üretilen bir tasarım nesnesi olan ev terliklerinin kültürel anlamlarını incelemek tasarım kültürü açısından da potansiyel arz eder. Gülse Birsel’in Yalan Dünya ve Jet Sosyete dizileri, ev terliğini kültürel bir gösterge nesnesi olarak sahneye taşıyarak, toplumsal sınıflar ve hijyen anlayışları arasındaki farkları mizahi bir dille tartışmaya açmaktadır

    Üniversite Öğrencilerinin Yapay Zekâ Okuryazarlığı Yetkinliklerinin Gelişiminde Proje Temelli Yaklaşım

    Full text link
    This study evaluates the effectiveness of project-based artificial intelligence literacy trainings implemented within the scope of the University Student Communities Cooperation and Support Programme (UNIDES) project conducted at Kırıkkale University. The aim of the study is to measure the change in university students\u27 knowledge, skills and attitudes towards artificial intelligence technologies and to examine its contribution to their professional development. A survey model based on quantitative research approach was used and the study group consisted of 514 associate, undergraduate and graduate students who participated in the UNIDES project programme in the 2024-2025 academic year. The Artificial Intelligence Literacy Activities Evaluation Questionnaire developed by the researchers was used as a data collection tool. The findings show that the project-based approach positively affects students\u27 artificial intelligence knowledge levels, application competences and professional development. While a high impact was observed in the working principles and application areas of artificial intelligence systems, it was determined that additional training was needed in ethics and security issues. The study reveals the effects of a systematic programme for the development of artificial intelligence literacy in higher education in Türkiye with quantitative data.Bu araştırma, Kırıkkale Üniversitesi\u27nde yürütülen Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) projesi kapsamında uygulanan proje temelli yapay zekâ okuryazarlığı eğitimlerinin etkililiğini değerlendirmektedir. Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin yapay zekâ teknolojilerine ilişkin bilgi, beceri ve tutumlarındaki değişimi ölçmek ve mesleki gelişimlerine katkısını incelemektir. Nicel araştırma yaklaşımına dayalı tarama modeli kullanılmış olup, çalışma grubu 2024-2025 eğitim-öğretim yılında ÜNİDES proje programına katılım sağlayan 514 ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen Yapay Zekâ Okuryazarlığı Etkinlikleri Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Bulgular, proje temelli yaklaşımın öğrencilerin yapay zekâ bilgi düzeylerini, uygulama yetkinliklerini ve mesleki gelişimlerini olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Yapay zekâ sistemlerinin çalışma prensipleri ve uygulama alanlarında yüksek etki gözlenirken, etik ve güvenlik konularında ek eğitime ihtiyaç olduğu saptanmıştır. Araştırma, Türkiye\u27de yükseköğretimde yapay zekâ okuryazarlığının geliştirilmesine yönelik sistematik bir programın etkilerini nicel verilerle ortaya koymaktadır

    Sızan Bellek, Hatırlayan Yerel

    Full text link
    Bu görsel, Türkiye’de yerelliğin çoklu ve çatışmalı doğasına temas eder. Gece ile gündüz, köy ile şehir, doğu ile batı arasında uzanan alanlar, bu kompozisyonda sabit sınırlar olarak değil, birbirine yapıştırılmış, sızdıran yüzeyler olarak belirir. Görselin ikiye bölünmüş yapısı, biçimsel olduğu kadar düşünsel bir yarılmayı da açığa çıkarır: yerellik, parçalanmış, yeniden bir araya getirilmiş, tutkal izleri belli olan bir aralıktır. Hayvanlar —horoz ve öküz— folklorik süslemeler değil; güç, çatışma ve direnç temsilleridir. Aralarındaki karşılaşma, ne açık bir kavga ne de uzlaşıdır; yerel olanın içinde barınan çelişkilerin görsel yansımasıdır. Alt bölgedeki Selçuklu geometrileri ise geçmişin tekrar tekrar kurulan yüzeyleri olarak çıkar karşımıza. Bu motifler, simetrik bir düzenden çok, yarım kalmışlık ve yeniden kullanım izleri taşır. Karanlığın içinden süzülen figürler, hem kontrolün hem de belirsizliğin simgeleridir. Kadınlık, burada ailevi kapanmalar, bakım emeği ve bastırılmış belleğin taşıyıcısı olarak katmanlanır. Kadını yerelin tanımlanmasında tam ortaya koyar. Bu sızıntılı yüzeyin yarattığı geçişken aralık, hem zamanın hem mekânın sabitlenemediği, anlamın kesintiye uğradığı bir eşiktir. Kolaj hissi, yerelliğin kendisini de bir tür montaj olarak düşündürür: tutarlı değil, çelişkili; örtüşen değil, çatışan katmanlardan oluşur. Görsel, yerelliği bir bütünlük değil, toplumsal cinsiyetle, hafızayla ve mekânsal yarılmalarla örülmüş bir çatlak olarak sunar

    260

    full texts

    270

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇