REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
    270 research outputs found

    Web of Science’da Dizinlenen Türkiye Merkezli Mimarlık, Planlama ve Tasarım Temel Alanı Dergilerinin Bibliyometrik Analizi

    Full text link
    Research-development-publication-publishing activities, which are directly proportional to the level of development of a country, are considered an indicator of internationalisation and academic quality. Today, citation index databases, which have become a means of measuring the quality of scientific publications, have an important place for academic appointment-promotion evaluations in higher education institutions. This study, which aims to guide researchers planning to publish in journals indexed in these databases, focuses on Türkiye origin journals related to the Basic Field of Architecture, Planning, and Design indexed in Web of Science, which is perceived as the most prestigious citation index due to its high scores in associate professorship applications in Türkiye. Drawing upon bibliometric data, this research offers insights into the research themes; and publication patterns of four journals METU JFA, Megaron, Planlama and ICONARP.Bir ülkenin gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılı olarak okunan araştırma-geliştirme-yayımlama-yayma faaliyetleri uluslararasılaşmanın ve akademik kalitenin bir göstergesi sayılmaktadır. Günümüzde bilimsel yayınların niteliğini ölçme aracı haline gelmiş olan atıf dizini veri tabanları da, yükseköğretim kurumlarında akademik atama-yükseltme değerlendirmeleri için önemli bir yere sahiptir. Bu veri tabanlarında taranan dergilerde yayın yapmayı planlayan araştırmacılar için yol gösterici olmayı amaçlayan çalışma; Türkiye’deki doçentlik başvurularında getirdiği yüksek puanlar sebebiyle en prestijli atıf dizini olarak algılanan Web of Science’ta taranan Türkiye merkezli Mimarlık, Planlama ve Tasarım Temel Alanı ile ilişkili dergilere odaklanmaktadır

    Sessiz ve Saklı: “Çerezsiz Dünya”da Çevrimiçi Gözetim

    Full text link
    The concept of a “cookieless world” refers to emerging methods designed to replace cookies, a traditional tool in online surveillance processes. Over the past two decades, cookies have become a cornerstone technology for online tracking and surveillance, enabling significant profits for major technology companies and the advertising industry. However, privacy concerns surrounding the use of cookies have led to their increasing restriction by browsers and stringent regulation through legal frameworks. In response, the industry has sought alternatives by developing new products and adopting advanced surveillance tactics. This study explores the concept of a cookieless world, next-generation surveillance methods, and their implications for privacy. Although the existing literature includes only a limited number of studies on internet cookies, there is no scholarly work specifically addressing the cookieless world. The findings of this study reveal that cookieless surveillance technologies are less visible, more challenging to detect, and harder to block compared to traditional methods.Çerezsiz dünya, çevrimiçi gözetim süreçlerinde geleneksel yöntemlerden birisi olan çerezlerin kullanımının yerine geçecek yeni yöntemleri içeren bir konsepttir.  Son 20 yılda çerezler çevrimiçi izleme ve gözetimin en önemli aracı haline gelmiştir. Büyük teknoloji şirketleri ve reklam sektörü bu veriler üzerinden kayda değer kazanç elde etmiştir. Çerezlerin bu alandaki kullanımının yarattığı mahremiyet endişeleri hem tarayıcılar tarafından engellenmelerine hem de yasalar tarafından katı kurallara tabi olmalarına neden olmuştur. Çerezlere alternatif bir yöntem arayışına giren sektör, yeni ürünler geliştirmiş ve yeni gözetleme taktikleri benimsemiştir. Çalışma, çerezsiz dünya kavramını, yeni nesil izleme yöntemlerini ve gizlilik üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Alan yazında internet çerezlerine ait oldukça sınırlı çalışma varken, çerezsiz dünyayla ilişki bir çalışma yer almamaktadır.  Çalışmada, çerezsiz gözetim teknolojilerinin geleneksel yönteme kıyasla daha az görünür, daha zor tespit edilebilir ve engellenmesi zor olduğu görülmüştür

    Türkiye’deki Sağ Partilerde Popülizmin İzini Sürmek

    Full text link
    We can define populism as the discursive style of an anti-elite ideological position that claims to put the people at the centre. Although it has right and left versions, it can be said that historically right-wing ideologies have a closer commonality with populism. Since the Turkish right has been quite decisive in the historical development of populism in Turkey, it is very important to analyse the journey of populism in Turkey through right-wing parties. Although the principle of ‘populism’, one of the Six Principle of the CHP, calls for populism, this principle cannot be characterised as populism due to the aims of this principle and the specific conditions of the period. The DP, who came to power in 1950, left a populist legacy to the right-wing parties that came after him, which were taken over by parties and their leaders such as AP, MSP/MNP/RP, MHP and ANAP, claiming to be the representatives of the nationalist, conservative and Islamist segments of the Turkish right. Since the right-wing parties in Turkey, claiming to act on behalf of the nation, have brought the effects of the religious, national, economic and cultural concerns of the people into the political arena with a populist style, tracing populism in these parties between 1950 and 2000 and revealing the forms of its use is very important in terms of showing political continuities.  Popülizmi, halkı merkeze aldığını iddia eden, elit karşıtı ideolojik pozisyonunun söylemsel üslubu olarak tanımlayabiliriz. Sağ ve sol versiyonları olsa da tarihsel açıdan sağ ideolojilerin popülizmle daha yakın bir ortaklığa sahip olduğu söylenebilir. Türkiye’de popülizmin tarihsel gelişiminde Türk sağı oldukça belirleyici olduğu için popülizmin Türkiye’deki serencamını sağ partiler üzerinden incelemek oldukça önemlidir. Her ne kadar CHP’nin Altı Oku’ndan biri olan “halkçılık” ilkesi, popülizm çağrısı yapsa da bu ilkenin amaçları ve dönemin özgül koşulları gereği bu ilke popülizm olarak nitelenemez. 1950’de iktidara gelen DP, kendinden sonra gelen sağ partilere bıraktığı popülist miras Türk sağını oluşturan milliyetçi, muhafazakâr ve İslamcı kesimlerinin temsilcisi olduğunu iddia eden AP, MSP/MNP/RP, MHP ve ANAP gibi partiler ve liderlerince sahiplenilmiştir. Türkiye’deki sağ partiler millet adına hareket ettikleri iddiasıyla halkın dini, milli, ekonomik ve kültürel endişelerinin yarattığı etkileri popülist bir üslupla siyasal alana taşıdıkları için 1950-2000 yılları arasında bu partilerde popülizmin izini sürmek ve kullanım biçimlerini ortaya koymak siyasal süreklilikleri göstermek açısından oldukça önemlidir. &nbsp

    Teolojik Otorite, Eleştirel Akıl ve İnanç Sistemlerinin Epistemolojik Çözülüşü

    Full text link
    This study examines the transformation of theological authority in an era shaped by epistemological skepticism, capitalist structures, and digital technologies. While traditional metaphysical frameworks once positioned God as the foundation of knowledge and morality, modernity has fractured this certainty, leading to competing structures of belief. The decline of divine authority has not eradicated the need for transcendence, but has instead redirected it into economic ideologies, algorithmic governance, and digital utopias. Capitalism now dictates human behavior with quasi-theological force, while artificial intelligence and transhumanism offer new visions of omniscience and immortality. This study argues that secularization has not resulted in the disappearance of belief but in its reconfiguration. As theological structures dissolve, they are continuously reinvented, raising the fundamental question: Has metaphysics truly ended, or has it simply been displaced into new ideological and technological domains?  Bu çalışma, epistemolojik şüphecilik, kapitalist yapılar ve dijital teknolojiler tarafından şekillendirilen bir çağda teolojik otoritenin dönüşümünü incelemektedir. Geleneksel metafizik çerçeveler bir zamanlar Tanrı\u27yı bilgi ve ahlakın temeli olarak konumlandırırken, modernite bu kesinliği parçalamış ve rakip inanç yapılarına yol açmıştır. İlahi otoritenin gerilemesi aşkınlık ihtiyacını ortadan kaldırmamış, bunun yerine ekonomik ideolojilere, algoritmik yönetişime ve dijital ütopyalara yönlendirmiştir. Kapitalizm artık insan davranışlarını yarı teolojik bir güçle dikte ederken, yapay zekâ ve transhümanizm her şeyi bilme ve ölümsüzlüğe dair yeni vizyonlar sunmaktadır. Bu çalışma sekülerleşmenin inancın yok olmasıyla değil, yeniden yapılandırılmasıyla sonuçlandığını ileri sürmektedir. Teolojik yapılar çözülme sürecinde sürekli olarak yeniden şekillenmekte ve temel soruyu yeniden gündeme getirmektedir: Metafizik gerçekten sona mı erdi, yoksa sadece yeni ideolojik ve teknolojik alanlara mı kaydırıldı

    Ev İçi Rekabetin Gündüz Kuşağında Gösterileşmesi: Gelin-Kaynana Yemek Yarışmaları Üzerine Bir İnceleme

    Full text link
    Daytime television in Turkey has long been dominated by reality shows focused on intra-familial relations. A particular trend that stands out is the mother-in-law and daughter-in-law cooking competition shows. These formats with their domestic aesthetics, transform the typically private dynamics of family life into a televised spectacle. This article examines how two popular shows, Zuhal Topal’la Sofrada and Gelinim Mutfakta, frame the in-law relationship as a site of both domestic rivalry and power negotiation. Drawing on discourse analysis and Foucauldian theories of power, the study explores how these formats re-construct domestic power dynamics and reflect the broader neoconservative family policies of contemporary Turkey. By reframing the in-law dynamic as an entertainment format, they reinforce patriarchal narratives while simultaneously exposing the tensions and contradictions within them. The in-law cooking competitions highlight the way television can both reflect and transform traditional gender roles within the context of Turkish culture.Türkiye’de gündüz kuşağı televizyonu uzun süredir, aile içi ilişkilere odaklanan gerçeklik formatlarının egemenliğindedir. Bu programların arasında, gelin-kaynana yemek yarışması formatları özellikle öne çıkar. Bir ev estetiğiyle kurgulanan bu formatlar, aile yaşamının özel dinamiklerini televizyon ekranlarına taşır. Bu makale, bu formatların popüler örneklerinden olan Zuhal Topal’la Sofrada ve Gelinim Mutfakta programlarında, bu ilişkinin nasıl rekabet ve güç müzakeresi çerçevesinde yansıtıldığını incelemektedir. Söylem analizi ve Foucault\u27nun iktidar kuramından yararlanan bu çalışma, bu formatların ev içi iktidar ilişkilerini nasıl yeniden yapılandırdığını ve Türkiye’deki muhafazakar aile politikalarıyla nasıl örtüştüğünü ortaya koyar. Gelin-kaynana ilişkisinin bir eğlence formatına dönüşümü, ataerkil anlatıları pekiştirirken aynı zamanda da bu anlatıların içerdiği gerilim ve çelişkileri de  görünür kılmaktadır. Gelin-kaynana yemek yarışmaları, televizyonun geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini nasıl yansıttığını ve dönüştürdüğünü göstermesi açısından önem taşımaktadır

    Yerel Dinamikler Bağlamında Ebeveynlerin Çocuklarıyla İletişimlerinde Depremin Etkisi

    Full text link
    This study aimed to determine the effects of earthquake on parents and their communication with their preschool children in the context of local dynamics. The study was conducted with a relational screening model. The study group consisted of parents of children aged 3-7 who live in Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Adana and Malatya, which are local regions of Türkiye affected by the earthquake, and who are studying in preschool education institutions. Data were collected using the Mother-Father-Child Communication Assessment Tool and the Event Impact Scale-R. According to the research findings; it was determined that mothers were more affected by earthquakes, children perceived earthquakes through concrete events and could not understand the cause-effect relationship, fear of earthquake increased the feeling of anxiety and insecurity in children, and the loss of a family member in an earthquake increased the fear of earthquake in children. In addition, it was observed that mothers who were primary school graduates talked less about earthquakes with their children and that fear of earthquake did not change according to the gender of the child. These results show that the effects of the earthquake are also shaped by the socio-cultural structure, education level and lifestyles of the place where the earthquake occurs. When evaluated in the context of locality, it was determined that the post-disaster communication styles and emotional reactions of children are related to the unique conditions of the geography where they live..Bu araştırmada, depremin yerel dinamikler bağlamında ebeveynlere ve okul öncesi dönemdeki çocuklarıyla iletişimlerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline dayalı desenle yürütülmüştür. Çalışma grubu, Türkiye\u27nin depremden etkilenen yerel bölgelerinden Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Adana ve Malatya’da yaşayan, okul öncesi eğitim kurumlarında öğrenim gören 3-7 yaş arası çocukların ebeveynlerinden oluşmaktadır. Veriler, Anne-Baba-Çocuk İletişimi Değerlendirme Aracı ve Olay Etkisi Ölçeği-R kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre; annelerin depremden daha fazla etkilendikleri, çocukların depremleri somut olaylar üzerinden algılayıp neden-sonuç ilişkisini kavrayamadıkları, deprem korkusunun çocuklarda kaygı ve güvensizlik hissini artırdığı, aile bireylerinden birinin depremde hayatını kaybetmesinin çocukta deprem korkusunu artırdığı saptanmıştır. Ayrıca, ilköğretim mezunu annelerin çocuklarıyla deprem hakkında daha az konuştuğu, çocuğun cinsiyetine göre deprem korkusunun değişmediği görülmüştür. Bu sonuçlar, depremin etkilerinin yaşanan yerin sosyo-kültürel yapısı, eğitim düzeyi ve yaşantı biçimleriyle de şekillendiğini göstermektedir. Yerellik bağlamında değerlendirildiğinde, afet sonrası iletişim biçimlerinin ve çocukların duygusal tepkilerinin yaşanılan coğrafyanın özgün koşullarıyla ilişkili olduğu belirlenmiştir

    Şehir Düştü –Fuat\u27ı Kaybettik–

    No full text
    Şehirler, tıpkı insanların ruhları gibi, zamanla şekillenen, değişen ve birbirine eklenen katmanlardan oluşur. Bu katmanlar, her bir köşe taşında, her bir duvarda, her bir sokakta geçmişin izlerini taşır. Örneğin Troya, insanın geçmişiyle yüzleşen bir şehir gibi, her kazıda yeni bir kimlik, yeni bir hikâye, yeni bir zaman dilimi ortaya çıkarır. Bir katman, bir halkın refahını, diğer katman bir yıkımı; bir katman, bir aşkı, diğer katman bir kaybı fısıldar. Tıpkı bir insanın yaşamında olduğu gibi, katmanların zamanla silindiği düşünülse de, her bir katman, bir öncekinin üzerinde yükselirken, geride bıraktığı izler, bir diğerine anlam katmak için orada durur.   Fuat Keyman da işte tam bu anlamda, bir insanın katmanlarını en derin şekilde yansıtan renkli bir kişilikti. O, yalnızca bir akademisyen, düşünür ya da entelektüel bir figür değildi; aynı zamanda bir insanın farklı zaman dilimlerinden, farklı düşünsel evrelerinden nasıl bir bütün haline geldiğini gösteren iyi bir örnekti. Attığı adımlar, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir anlam taşıyordu. Son çalışmalarının şehirler üzerine olması da belki tesadüf değildi. Fuat Keyman, şehirlerin Türkiye\u27nin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını ileri sürerken, kentleşmeyi, sadece ekonomik gelişmenin değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin, demokratikleşmenin ve kültürel zenginliğin bir arada bulunabileceği dinamik alanlar olarak tanımlardı. Özellikle, kentlerin sosyal adalet, çevresel sürdürülebilirlik ve toplumsal eşitlik gibi kriterlere göre yeniden tasarlanması gerektiğini tartışırdı.  Fuat’ın zihinsel dinamiğini, sık sık katıldığı uluslararası önde gelen düşünce kuruluşlarında tartışılan dünya siyaseti konularını, köyünün muhtarı ile yaptığı konuşmaya bağlamasında, oradan Rumi okumalarını dizilerde aramasında görürdük. Gündelik hayatını anlatırken muhakkak bir felsefeciye, siyasetçiye değinir, konferanslarda önceki konuşmacılara atıf yapmadan konuşmasını bitirmezdi.   Düşünsel birikimini insanlığın daha iyi bir geleceğine dönüştürmeye çalışan bir yaklaşım içindeydi her zaman. Öğrencilerinin sevgili hocası, ailesinin ve arkadaşlarının canı, ciğeriydi ve hepsine ayrı ayrı emek ve değer verirdi. Bütün bunlara nasıl yetiştiği bizim için merak konusuydu ama enerjisinin boyutlarını, hastalığı sırasında son haftaya kadar hiçbir programını aksatmadan sürdürmesinde yakından izledik.  Fuat’ı kaybettiğimizde, evet ‘Şehir Düştü’ ama her şehir gibi, o da arkasında bıraktığı derin izler ile hep bizimle...  Şehirler, tıpkı insanların ruhları gibi, zamanla şekillenen, değişen ve birbirine eklenen katmanlardan oluşur. Bu katmanlar, her bir köşe taşında, her bir duvarda, her bir sokakta geçmişin izlerini taşır. Örneğin Troya, insanın geçmişiyle yüzleşen bir şehir gibi, her kazıda yeni bir kimlik, yeni bir hikâye, yeni bir zaman dilimi ortaya çıkarır. Bir katman, bir halkın refahını, diğer katman bir yıkımı; bir katman, bir aşkı, diğer katman bir kaybı fısıldar. Tıpkı bir insanın yaşamında olduğu gibi, katmanların zamanla silindiği düşünülse de, her bir katman, bir öncekinin üzerinde yükselirken, geride bıraktığı izler, bir diğerine anlam katmak için orada durur.   Fuat Keyman da işte tam bu anlamda, bir insanın katmanlarını en derin şekilde yansıtan renkli bir kişilikti. O, yalnızca bir akademisyen, düşünür ya da entelektüel bir figür değildi; aynı zamanda bir insanın farklı zaman dilimlerinden, farklı düşünsel evrelerinden nasıl bir bütün haline geldiğini gösteren iyi bir örnekti. Attığı adımlar, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir anlam taşıyordu. Son çalışmalarının şehirler üzerine olması da belki tesadüf değildi. Fuat Keyman, şehirlerin Türkiye\u27nin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını ileri sürerken, kentleşmeyi, sadece ekonomik gelişmenin değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin, demokratikleşmenin ve kültürel zenginliğin bir arada bulunabileceği dinamik alanlar olarak tanımlardı. Özellikle, kentlerin sosyal adalet, çevresel sürdürülebilirlik ve toplumsal eşitlik gibi kriterlere göre yeniden tasarlanması gerektiğini tartışırdı.  Fuat’ın zihinsel dinamiğini, sık sık katıldığı uluslararası önde gelen düşünce kuruluşlarında tartışılan dünya siyaseti konularını, köyünün muhtarı ile yaptığı konuşmaya bağlamasında, oradan Rumi okumalarını dizilerde aramasında görürdük. Gündelik hayatını anlatırken muhakkak bir felsefeciye, siyasetçiye değinir, konferanslarda önceki konuşmacılara atıf yapmadan konuşmasını bitirmezdi.   Düşünsel birikimini insanlığın daha iyi bir geleceğine dönüştürmeye çalışan bir yaklaşım içindeydi her zaman. Öğrencilerinin sevgili hocası, ailesinin ve arkadaşlarının canı, ciğeriydi ve hepsine ayrı ayrı emek ve değer verirdi. Bütün bunlara nasıl yetiştiği bizim için merak konusuydu ama enerjisinin boyutlarını, hastalığı sırasında son haftaya kadar hiçbir programını aksatmadan sürdürmesinde yakından izledik.  Fuat’ı kaybettiğimizde, evet ‘Şehir Düştü’ ama her şehir gibi, o da arkasında bıraktığı derin izler ile hep bizimle...

    Zadie Smith’in White Teeth Eserindeki Küresel Akışlar ve Yerel Sesler

    Full text link
    This article investigates how Doreen Massey’s concepts of A Global Sense of Place and Geographies of Power can be applied to Zadie Smith’s White Teeth to analyze the dynamic construction of locality in multicultural London. By depicting intersecting lives across ethnic, cultural, and generational divides, Smith’s novel presents London as a fluid and contested space shaped by global migration, history, and power flows. The study examines how the novel translates the city’s audiovisual textures—urban landscapes, voices, and cultural signifiers—into narrative form. Massey’s framework allows for a reading of White Teeth where locality is seen not as fixed or nostalgic but as a site of mobility, interaction, and conflict. This approach emphasizes how Smith’s portrayal of North London captures the complexities of globalization and redefines the literary representation of place.Bu çalışma, Doreen Massey\u27nin Küresel Bir Yer Duygusu ve Güç Coğrafyaları kavramlarının Zadie Smith\u27in White Teeth romanına nasıl uygulanabileceğini inceleyerek, çokkültürlü Londra\u27da yerelliğin dinamik inşasını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Farklı etnik, kültürel ve nesiller arası kesişen yaşamları tasvir eden Smith\u27in romanı, Londra\u27yı küresel göç, tarih ve güç akışlarıyla şekillenen akışkan ve tartışmalı bir mekân olarak sunmaktadır. Çalışma, kentin görsel-işitsel dokularını—kentsel manzaralar, sesler ve kültürel simgeler—roman formuna nasıl aktardığını incelemektedir. Massey\u27nin kavramları, eserdeki yerelliğin sabit veya nostaljik değil, hareketlilik, etkileşim ve çatışma alanı olarak anlaşılmasını sağlar. Bu yaklaşım, Smith\u27in Kuzey Londra tasvirinin küreselleşmenin karmaşıklıklarını nasıl yakaladığını ve mekânın edebi temsilini nasıl yeniden tanımladığını vurgulamaktadır.

    Yerelliğin Mimari Dönüşümle Korunması: Bilecik’te Yeniden İşlevlendirme Yaklaşımları

    Full text link
    In the context of globalization, urban identities are increasingly undergoing transformation, making the preservation of local values a critical issue within the fields of architecture and interior architecture. Locality is not limited to physical attachment to a place; rather, it is a dynamic structure shaped by historical, cultural, and social layers. This study analyzes the concept of locality through the adaptive reuse processes of three historic buildings in the city of Bilecik: the Bilecik Municipality Building, the Bilecik Museum, and the Bilecik Directorate of Culture and Tourism. Adopting a qualitative research method, the study employs literature review, visual documentation analysis, spatial evaluation, and comparative assessment. The findings reveal that these structures contribute to urban identity by preserving not only their physical form but also their historical and symbolic meanings. Adaptive reuse practices have demonstrated that interior architectural interventions can support spatial continuity while enabling cultural sustainability through the protection of local memory.Küreselleşme sürecinin etkisiyle kent kimlikleri giderek dönüşmekte; bu dönüşüm karşısında yerel değerlerin korunması, mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerinde önemli bir tartışma alanı hâline gelmektedir. Yerellik, yalnızca fiziksel bir mekâna aidiyet değil; tarihsel, kültürel ve toplumsal katmanların etkileşimiyle biçimlenen dinamik bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda araştırmada, Bilecik kentinde yer alan ve tarihî işlevleri farklı olan üç yapının, Bilecik Belediye Binası, Bilecik Müzesi ve Bilecik Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yapılarının yeniden işlevlendirme süreçleri üzerinden yerellik kavramı analiz edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinin benimsendiği çalışmada; literatür taraması, görsel belge incelemesi, mekânsal analiz ve karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, söz konusu yapıların yalnızca fiziksel olarak değil; aynı zamanda tarihsel ve sembolik boyutlarıyla da korunarak kent kimliğine katkı sunduğunu ortaya koymaktadır. İç mimari müdahaleler yoluyla mekânların çağdaş işlevlere uyarlanması, tarihî sürekliliğin mekânsal düzeyde sürdürülebilir kılındığını göstermektedir. Yerel belleğin korunması açısından yeniden işlevlendirme stratejilerinin, kültürel sürdürülebilirlik bağlamında önemli bir araç olduğu sonucuna varılmıştır

    260

    full texts

    270

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇