REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
    270 research outputs found

    Popülist Mobilizasyonda Coğrafyanın Söylemsel İnşası: Üstünlük mü, Mağduriyet mi?

    Get PDF
    The article argues that geographies are discursive constructs, designed to mobilize the crowd through the collective sense made by political leaders. Accordingly, this study seeks to examine the ways in which the leaders of the Justice and Development Party (AKP) have mobilized voters by means of re-instituting geography during election campaigns. It contributes to investigating the political mobilization of the AKP by appealing to attachment of geography. The findings demonstrate three main narratives: the construction of geographical perception, place satisfaction, and the imagination of place identity with the “chameleonic nature” of populism. In brief words, the article explores the ways in which the AKP leaders have leveraged geographic beliefs, stimulating the “we-ness,” in mobilizing.Makale siyasi liderlerin kitleyi mobilize etmek için kolektif bir “biz’lik” aracılığıyla coğrafyaların söylemsel olarak inşa edildiğini öne sürmektedir. Bu bağlamda, çalışma Adalet ve Kalkınma Partisi’nin liderlerinin seçim kampanyaları boyunca coğrafyayı nasıl yeniden inşa ettiğini aktarmayı amaçlamaktadır. AKP’nin coğrafya aidiyetine başvurarak siyasal mobilizasyonun nasıl gerçekleştirildiğine dair bir katkı sunmaktadır. Bulgular üç anlatıyı ele almaktadır: coğrafi algının inşası, mekansal memnuniyet ve mekansal kimliğin tahayyül edilmesi. Kısacası, bu çalışma mobilizasyonda “bizlik” ile inşa edilen coğrafya kaderinin nasıl araçsallaştırdığını anlamaya çalışmaktadır

    Özel Dosya: Coğrafya Kader midir?

    Get PDF

    Özel Dosya: Çalışma

    Get PDF

    Metabolik İlişkilenme ve Coğrafyanın Kapitalist Kaderi

    Get PDF
    The position of being the determinant of destiny which is attributed to the geography, implies that the limit of the social problems that people both as individuals and collective subjects can overcome is determined by the cultural conditions and the limits of the societies or nations in which they are born into. Accepting this phrase as it is also means accepting historical-cultural conditions as they are unchangeable transcendental laws that determine the features of lives of people. In this study, emphasizing the decisiveness of capitalist social relations and their historicity, thus their openness to change is aimed instead of the mentioned unchangeable transcendental laws. In order to achieve this, there will be made reference to the discussion of “metabolic relationship” which is coined by Marx in order to make sense of the concept of geography and also in order to determine the borders of the concept of destiny in related phrase, the meaning of destiny under the conditions of the capitalist mode of production will be discussed around the concept of “capitalist realism” coined by Mark Fisher. Finally, this study will claim that geography cannot be considered as destiny, however even if it can be considered as such, both the concepts of geography a destiny will have to be re-formulated with emphasizing historicity as their center.Coğrafyaya atfedilen kaderi belirleyen olma vasfı, insanların hem bireysel hem de kolektif özneler olarak yapıp edebileceklerinin ve hayatlarında değiştirebilecekleri sorunların sınırının, içine doğulan ulusun yahut toplulukların sınırları ve kültürel koşulları tarafından çoktan belirlendiğini ima etmektedir. Bu deyişin kabul edilmesi, tarihsel-kültürel koşulların değiştirilemeyen aşkın birer yasa gibi insan hayatını belirleyen yasalar olduğunun da kabulü demektir. Bu çalışmada, bu değiştirilemez aşkın anlatının yerine kapitalist toplum ilişkilerinin belirleyiciliğinin konulduğu ve o ilişkilerin de tarihsel ve dolayısıyla değişime açık olduğunun altının çizilmesi hedeflenmektedir. Bunu yapabilmek adına, coğrafya kavramını anlamlandırmak için, K. Marx’ın “metabolik ilişki” tartışmasına başvurulacak, kader kavramının sınırlarının belirlenmesi için kapitalist üretim biçimi altında aşkın bir yasa olarak kaderin ne anlama geldiği Mark Fisher’ın “kapitalist gerçekçilik” kavramı etrafında tartışılacaktır. Çalışma, coğrafyanın kader olmadığını iddia edecek ancak eğer kader olabilecekse dahi hem kader hem de coğrafya kavramlarının tarihsellik merkezinden baştan aşağı yeniden tarif edilmesi gerektiğini savunacaktır

    “Coğrafya Kaderdir” Üzerine

    Get PDF
    This study focuses on the genealogy of the idea that “geography is destiny”. It claims that beside its pejorative meaning the idea has also an imperative meaning. In this regard, it defends considering geography as destiny is closely related with definition and imagination of the geography itself and has long historical material ground. Departing from this logic, the study focuses on relationship between the idea and diverse traditions in historical development of geographical thought to put forward how this relationship has been reproduced from antique times to modern times. In this respect, after chasing contribution of theological, astrological and cosmological traditions in classical age the study analyses role of mechanical, ecological and evolutionary world views in modern times and argues the aforementioned idea is an outcome of putting the nature and culture under same explanative umbrella. The study claims perceiving geography as destiny is product of idealistic geographical thought and functions as justification and legitimization tool for every kind of conservative politics. Bu çalışma “coğrafya kaderdir” anlayışının tarihsel soy kütüğüne odaklanmaktadır. Çalışma söz konusu bu anlayışın küçümseyici (pejoratif) anlamının yanı sıra imperatif (buyurgan) bir anlama da sahip olduğunu ileri sürmektedir. Bu açıdan coğrafya kaderdir düşüncesinin coğrafyayı algılama ve tanımlama biçimimizle yakından bağlantılı olduğunu ve uzun bir maddi tarihsel temele sahip olduğunu savunmaktadır. Bu mantıktan hareketle çalışma coğrafya kaderdir anlayışının coğrafi düşüncenin gelişim tarihi içindeki farklı geleneklerle olan ilişkisini incelemekte ve antik çağdan günümüze bunun sürekli nasıl yeniden üretildiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda teolojik, astronomik ve kozmolojik coğrafya geleneklerinin ardından modern coğrafi düşünceyi şekillendiren mekanik, ekolojik ve evrimsel dünya görüşlerinin etkisi incelenmekte; söz konusu anlayışın doğa ve insanın (kültürün) ortak kavramsal çerçeve altında açıklanmasının ürünü olduğu ileri sürülmektedir.  Bu haliyle de söz konusu fikrin idealist bir coğrafi düşünce biçimi olarak her türlü muhafazakâr siyasetin meşrulaştırıcı ve haklılaştırıcı bir aracı olarak işlev gördüğünü ileri sürmektedir

    "Yukarıda Açlık Kesin, Aşağıda Ölüm Belki!" Ocakta Çalışmak Bir Tercih mi?

    Get PDF
    With its inhabitants, aboveground and subsurface forests, the Zonguldak coal basin has been a resource supplier throughout its existence. Today, the Basin, which supplies subsurface forests (hard coal) for our country’s energy generation, has taken on the responsibility of transporting lumber from aboveground forests to Istanbul’s Golden Horn Shipyard. Beginning in the 1840s, the coal-bearing period altered and reshaped the Basin’s production and labour relations, and the meaning ascribed to the phenomena of work. Nonetheless, despite the inherent dangers, working as an underground mining worker has never been forgotten and has always been in great demand. The purpose of this study is to ascertain the dynamics that influence the Basin’s residents’ desire to work underground. To accomplish this goal, the context’s qualities, the relationships between the context and the working phenomena are explored, and the question of whether working as an underground miner reflects the Basin people’s will is discussed. Studies within the scope of The European Union-funded Psychosocial Security at Work Project were effective in confronting this issue that should occupy our minds. Among these studies, focus group discussions with occupational physicians and occupational safety experts were carried out as part of the Project. The statements made during these discussions were included to support this discussion, as well.Zonguldak kömür havzası, insanıyla, yer üstü ve yer altı ormanlarıyla varlığının her döneminde kaynak sağlayan olmuştur. Günümüzde yer altı ormanlarını (taşkömürü) ülkemiz enerji üretimine sunan Havza, kömürden önce yer üstü ormanlarından elde edilen kerestenin gemi yapımında kullanılmak üzere İstanbul’daki Haliç Tersanesi’ne sağlanması görevini üstlenmişti. 1840’larda başlayan kömürlü dönem Havzadaki üretim ve çalışma ilişkilerini değiştirmiş, dönüştürmüştür. Bu dönüşüm çalışma olgusuna atfedilen anlamın da dönüşümünü etkilemiştir. Fakat, barındırdığı yüksek risklere rağmen yer altı maden işçiliği hiçbir zaman unutulmamış, talep görmeye devam etmiştir. Bu çalışmada Havza insanının yer altında çalışmaya yönelmesine etki eden dinamiğin keşfedilmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere bağlamın özellikleri, bağlam ile çalışma olgusu arasındaki ilişkiler aktarılmakta ve madende yer altı işçisi olarak çalışmanın Havza insanının iradesini yansıtan bir tercih olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu tartışmayı desteklemek üzere, zihinleri meşgul etmesi gereken bu konu ile yüzleşmemizde ve bu çalışmanın filizlenip büyümesinde etkili olan Avrupa Birliği[1] destekli İş’te Psikososyal Güvenlik Projesi kapsamında işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları ile gerçekleştirilen odak grup çalışmalarında aktarılan ifadelere de yer verilmektedir.   [1] “Bu yayın Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla yazarların sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

    Editörden

    Get PDF

    Editörden

    Get PDF

    Hukuk Perspektifinden “Çalışma”

    Get PDF
    Hukukun, toplumsal yaşamın temelinde yatan insan eylemlerinden biri olan çalışmaya kayıtsız kalması beklenemezse de çalışmanın hangi türünün hukuk tarafından düzenlendiği, hukukun “çalışma”yı hangi bakış açısıyla düzenlediği ve “çalışma”nın hukuk tarafından düzenlenmesinin ne anlama geldiği soruları içinde bulunulan toplumun sosyolojik ve kültürel yapısına, ekonomik sisteminin özelliklerine bağlı olarak değişmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “çalışmak” kelimesinin tanımında karşımıza çıkan temel unsur “emek harcama”dır. Batı dillerinde, örneğin Fransızca “travail” veya İngilizce “labour”da gördüğümüz acı, ıstırap çekmek ve yaratmak, bir kullanımında doğum yapmak, anlamlarının Türkçe “çalışma”da bulunduğunu söyleyebilmek kolay değildir. Buna karşılık çalışmayla eş anlamlı da kullanılabilen “iş”in tanımlarından biri “bir değer yaratan emek”tir. Hukuki metinlere bakıldığında, Anayasa “çalışma hakkı ve ödevi”nden (m. 49), 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu “çalışma ve çalıştırılmadan” (m. 4, 6, 7) bahseder. İşçi ile işveren arasındaki hukuki ilişki Borçlar Kanunu’nda “hizmet sözleşmesi” (mülga Borçlar Kanunu’nda “hizmet akdi”), İş Kanunu’nda “iş sözleşmesi” (İşK. m. 8) olarak adlandırılmış, işçi, işveren, işyeri (İşK. m. 2) iş hukukunun temel kavramları olarak kabul edilmiştir. Çalışmayı düzenleyen hukuk dalı da “iş hukuku” olarak isimlendirilmiştir

    Toplumsal Cinsiyet ve Şiddete Dair Zor Sorular

    Get PDF

    260

    full texts

    270

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇