REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Buğra, A. (2024) Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika: Yoksulluk, Çalışma ve Toplum
The Duke (2020): Yerel Çerçeveleme, Küresel Ağ Kurma
The paper analyzes The Duke as a networked narrative that frames the story of the theft of the painting of The Duke of Wellington locally. It explains how the film represents the North and Northern Englishness, deconstructing the stereotype of the Northern through humour and satire. It also looks at how the North is used as a geographical and a cultural space in which the film articulates its artistic, philosophical, ethico-political problematique. That is, how can everyday life escapes the grip of systems? The paper discusses this question by relating it to Michelle De Certeau’s theory of tactics and strategy.Bu makale Goya’nın Wellington Dükü tablosunun çalınması hikayesini Newcastle’da yerel olarak çerçevelenen ağ bağlantılı bir anlatı olarak analiz etmektedir. Filmin Kuzey’i ve Kuzey İngilizliği (mizah kullanarak) nasıl temsil ettiğini ve mizah ve hiciv yoluyla Kuzeyli stereotipini nasıl yapıbozuma uğrattığını açıklamaktadır. Kuzey’in filmin sanatsal, felsefi ve etiko-politik sorunsalını (gündelik hayat sistemlerin kıskacından nasıl kurtulabilir?) ifade ettiği bir coğrafi ve kültürel bir alan olarak nasıl inşa edildiğini sorgulamaktadır. Makale bu soruyu Michelle De Certeau’nun taktik ve strateji teorisiyle ilişkilendirerek tartışmaktadır
28 Şubat Post-Modern Darbenin Türk Siyasal Hayatına Etkileri
Throughout Turkey’s political history, democracy has not been practiced at various intervals and for various reasons. Coup periods in particular appear to be problematic for democracy and human rights. On the one hand, coups put pressure on political actors, while on the other hand, they cause Turkish society to experience dilemmas in many areas. This study examined the process in which the then-government was forced to resign as a result of the National Security Council’s (MGK) decisions dated February 28, 1997, which is described as a postmodern coup in political terms. In addition, the study investigated the impact of influential actors such as the army and the media in this process and the limits of the outcomes of this process on social life. February 28 was a period of societal mobilization during which a section of society was targeted through the media, and finally, with a directive given by the military, civilian politics was shelved and authoritarian rule was experienced.Türkiye siyasi tarihi boyunca demokrasi çeşitli aralılarla ve gerekçelerle uygulama alanı bulamamıştır. Özellikle darbe dönemleri demokrasi ve insan hakları açısından sürecin sorunlu yaşandığı dönemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Darbeler bir taraftan siyasi aktörler üzerinde baskı kurarken, diğer taraftan toplumun birçok alanda çıkmazlar yaşamasına sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı siyasal yaşamda Post-modern darbe olarak nitelendirilen, 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararları neticesinde hükümetin istifaya zorlandığı süreci irdelemek, bu süreçte etkin aktörlerin Ordu ve Medya gibi sürece etkisini araştırmak ve sürecin sonucunun toplum yaşamına etkilerinin sınırlarını incelemektir. 28 Şubat toplumun bir alana mobilize edilmesi, medya aracılığıyla bir kesimin hedef gösterilmesi ve nihayet ordunun vermiş olduğu direktif ile sivil siyasetin rafa kaldırılarak otoriter bir dönemin yaşanmasının adı olmuştur
Nitel Göç Araştırmalarında Etik Gerilimler ve Çıkmazlar Üzerine Bir Değerlendirme
Migration research has rapidly developed in recent years, with growing academic interest in the structure, meaning, and conceptual framework of migration, alongside its social impacts. However, social scientists have approached this field not from a unified perspective, but from diverse disciplinary and theoretical standpoints, employing various methodological approaches. The increasing number of studies focusing on vulnerable migrants has also brought forth methodological debates and ethical considerations. This study focuses on the experiences and recommendations reflected in the literature regarding research involving vulnerable populations, with a particular emphasis on migration research. By examining the dilemmas, concerns, and ethical responsibilities encountered during the research process, this study aims to highlight and discuss the challenges faced.Göç araştırmaları son yıllarda hızla gelişmiş, toplumsal etkileriyle birlikte göçün yapısı, anlamı ve kavramsal çerçevesi hakkında akademik ilgi büyümüş ve uluslararasılaşmıştır. Öte yandan sosyal bilimciler bu alana ortak bir yerden değil; farklı disiplin ve teorik bakış açılarından farklı yöntemsel bakış açılarıyla yaklaşmıştır. Hassas durumdaki göçmenlerin ilgi odağı olduğu farklı araştırmalardaki bu artış, metodolojik tartışmaları ve etik değerlendirmeleri de beraberinde getirmiştir. Bu çalışma, hassas araştırmalarda fakat özellikle göç araştırmalarında alanyazından yansıyan deneyim ve önerilerin neler olduğuna odaklanmıştır. Araştırma sürecinin içerdiği ikilem, kaygı, etik ve ahlaki sorumluluklar üzerine getirilen ipuçları takip edilerek, yüzleşilen sorunlar açığa çıkarılmaya ve tartışmaya çalışılmıştır
Antakya’da Kırılganlığın İnşası: 6 Şubat ve 20 Şubat Depremleri: -
Disasters are events that cause losses for the whole or a significant part of the society, halt or interrupt normal life and human activities, and for which the coping capacity of the society is not sufficient, and the consequences of these events (AFAD, 2023). Our country is particularly vulnerable to some types of natural disasters as a result of its geography. Earthquakes, which have been observed many times in history and have caused significant loss of life and property and great destruction, stand out as the most effective type of disaster in our geography throughout history. Today, when the effects of disasters are getting deeper and deeper, the scope of urban planning discipline is largely related to disaster-resilient urban planning. On February 6, 2023, an earthquake centered in Kahramanmaraş caused major destruction and damage in 11 provinces, with Antakya being the province with the greatest destruction and damage. When the causes of the damage in Antakya are analyzed, the effects of the planning and construction processes in the preearthquake period come to the fore. Analyzing the planning and construction processes since the earthquake, almost two years after the earthquake, is important for predicting the level of resilience and vulnerability of Antakya against possible disasters in the coming years. This article analyzes Antakya’s pre-earthquake and post-earthquake construction and planning processes.Afetler, toplumun tamamı veya önemli bir kısmı için kayıplara neden olan, normal hayatı durduran ya da kesintiye uğratan, toplumun baş etme kapasitesinin yeterli olmadığı doğa, teknoloji ve insan kaynaklı olaylar ile bunların neden olduğu sonuçlara verilen genel isimdir (AFAD, 2023). Dünyanın pek çok yeri gibi, ülkemiz de özellikle üzerinde kurulduğu coğrafyanın getirdiği doğal afet türleri açısından büyük bir kırılganlık taşımaktadır. Tarihte çok defa görülen ve önemli ölçüde can ve mal kaybına, büyük yıkımlara neden olan depremler, coğrafyamızda tarih boyunca en etkili afet türü olarak görülmektedir. Afetlerin etkilerinin giderek derinleştiği günümüzde, şehir planlama disiplininin kapsamı büyük ölçüde afetlere dirençli kent planlamayla ilişkilenmektedir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde 11 ilde büyük bir yıkım ve hasar oluşmuş, en büyük yıkım ve hasarın oluştuğu kent ise Antakya olmuştur. Antakya’da depremle gerçekleşen hasarın nedenleri incelendiğinde, ağırlıklı olarak deprem öncesi süreçteki planlama ve yapılaşma süreçlerinin etkileri göze çarpmaktadır. Depremden sonra iki yıl geride kalmışken, bugüne kadar olan planlama ve yapılaşma süreçlerini incelemek, Antakya’nın ilerleyen yıllarda karşılaşabileceği afetlerdeki dirençlilik ve kırılganlık durumunun öngörülmesi açısından önem taşımaktadır. Bu makale, Antakya’da deprem öncesi ve deprem sonrası yapılaşma ve planlama faaliyetlerini örnekler üzerinden birbiriyle ilişkili olarak incelemekte, “Antakya’da kırılganlığın inşası” çerçevesinde kavramsallaştırmaktadır
Çoklu Krizler Çağında Kesişimsel Bir İnceleme: Demokrasi ve Cinsiyet Eşitliği Krizleri
This article examines the interplay between the crisis of democracy—one of the defining challenges of the current era of multiple crises—and the crisis of gender equality. Within this framework, the crisis of democracy is identified as a fundamental driver that exacerbates other crises. It is argued that authoritarian regimes, which often emerge as a consequence of democratic decline, actively perpetuate gender inequality. The article highlights how the position of women, as intersectionally impacted by the convergence of various crises, is intrinsically tied to the broader transformation of democracy. Accordingly, the primary aim of this study is to explore potential pathways for addressing the crisis of gender equality in such a complex and precarious period. Based on a comprehensive review and analysis of the existing literature, the study begins by elucidating the nature of the democratic crisis before delving into its interconnectedness with the crisis of gender equality. The concluding section synthesizes solutions proposed within feminist scholarship as viable strategies to navigate and counter these interrelated crises.Bu makale, çoklu krizler çağında karşılaşılan krizlerden biri olan demokrasi krizinin, cinsiyet eşitliği kriziyle bağlantısını ele almaktadır. Bu kapsamda, demokrasi krizi, diğer krizleri tetikleyen temel bir unsur olarak değerlendirilmekte ve bu krizin sonucunda ortaya çıkan otoriter rejimlerin cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiği öne sürülmektedir. Farklı kriz türlerinin bir arada yaşanmasının kesişimsel etkilerine maruz kalan kadınların bu çoklu krizler karşısındaki konumu, büyük ölçüde demokrasideki dönüşümle ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda, makalenin temel amacı, böyle bir dönemde cinsiyet eşitliği krizinin nasıl aşılabileceğini tartışmaktır. Çalışma, literatür taraması ve analizine dayalı olarak tasarlanmış olup, öncelikle demokrasi krizinin özelliklerini açıklamakta; ardından bu krizin cinsiyet eşitliği kriziyle olan bağlantısını incelemektedir. Son bölümde ise feminist literatürün sunduğu çözüm önerileri, bu krizlere karşı koyma yöntemleri olarak ele alınmaktadır
Kimlik Durumu: Karışık! Netflix Türkiye, Küreyerelleşme ve Reklam
In this manuscript, I examine the localization strategies employed by Netflix with a particular focus on the case of Netflix Türkiye and its local advertising campaigns. Through a textual analysis of the paratexts associated with Netflix Türkiye, this study posits that the local advertising initiatives of Netflix effectively encapsulate the principles of glocalization, as they navigate the intersection of global, local, and national contexts. By implementing strategic adaptations in its advertising campaigns and commodifying local culture, Netflix Türkiye contributes to the reproduction of locality and the reinvention of the glocal identity of the paratexts and the Netflix brand. An analysis of the online advertisements produced by Netflix Türkiye yields significant insights into how a global corporation leverages glocalization to expand its market share and gain an economic advantage in the streaming service industry.Bu makale Netflix Türkiye’nin yerel reklam kampanyalarına odaklanarak Netflix tarafından kullanılan yerelleştirme stratejilerini incelemektedir. Netflix Türkiye ile ilişkili yanmetinlerin analizi yoluyla, Netflix\u27in yerel reklamlarının küresel, yerel ve ulusal bağlamların kesişiminde gezinirken küyerelleşme ilkelerini etkili bir şekilde kullandığını ortaya koymaktadır. Netflix, reklam çalışmalarındaki stratejik uyarlamaları yerelliğin yeniden üretilmesine ve Netflix markasının küreyerel kimliğinin yeniden keşfedilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Netflix Türkiye tarafından üretilen çevrimiçi reklamların analizi, küresel bir şirketin pazar payını genişletmek ve yayıncılık hizmeti sektöründe ekonomik bir avantaj elde etmek için küyerelleşmeden nasıl yararlandığına dair önemli bilgiler sunmaktadır
Yoldaş Türlerin Kent Hakkı: Türkiye’de Sokak Hayvanlarına Yönelik Biyopolitik Müdahale
This study explores how street dogs in Turkey have been problematized in public discourse, focusing on their exclusion through the lens of the “right to the city.” In recent years, dogs have been framed as public safety threats, leading to securitization and species-based marginalization. The study uses three key concepts—Haraway’s companion species, Lefebvre’s right to the city, and Foucault’s biopolitics—to examine how urban animals are governed and perceived. It argues that dogs, like humans, are entitled to urban space and should be included in debates about urban rights and justice. By challenging the question “What are dogs doing in the city?”, the study expands urban theory to include non-human life. It ultimately calls for a reconsideration of human-animal relations and urban ethics, offering a more inclusive understanding of the city as a shared space shaped by diverse forms of life.Bu çalışma, Türkiye’de sokak köpeklerine yönelik söylem ve politikaların tarihsel dönüşümünü “kent hakkı” çerçevesinde ele alarak analiz etmektedir. Özellikle son yıllarda köpeklerin güvenlik riski olarak sunulması ve kent dışına itilmesi, onların birer “güvenlikleştirme nesnesi” haline getirilmesini gündeme getirmiştir. Araştırma, insan dışı türlerin de kent hakkına sahip olabileceği fikrini savunarak Haraway’in “yoldaş türler”, Lefebvre’in “kent hakkı” ve Foucault’nun “biyopolitika” kavramları etrafında kuramsal bir çerçeve sunar. Medyada ve kamu yönetiminde sıkça rastlanan “köpeğin kentte ne işi var?” sorusuna karşı, bu varlıkların etik, politik ve mekânsal boyutlarıyla kent yaşamının asli bileşenleri olduğu savunulmaktadır. Böylece çalışma, kent hakkı tartışmalarını türler ötesine taşıyarak hem kent hem de insan-hayvan ilişkilerini yeniden düşünmeye çağırmaktadır
Jan Werner-Müller (2021). Popülizm Nedir?
Literatürde; elit karşıtlığı, homojen halk ve milli irade gibi unsurlar sıklıkla popülizme atfedilmektedir. Bu unsurlar popülizme içkin olmasına karşın kavramın günümüzdeki farklı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik bağlamlardaki görünümlerini kapsayan bir tanım geliştirilememiştir. Jan-Werner Müller (2021) tarafından kaleme alınan “Popülizm Nedir?” başlıklı eser popülizmi anlama ve tanımlama çabalarına disiplinlerarası bir perspektifle yaklaşarak alternatif bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Müller, popülizmin pratik ve teorik açıdan incelenmesi gerektiğine dikkat çekerek popülizm literatüründe öne çıkan tartışmalara net yanıtlar aramaktadır. Kitapta popülistlerin kim olduğu, hangi söylemlere başvurdukları, iktidar süreçlerinin nasıl geçtiği ve popülizmin mücadele edilmesi gereken bir olgu olup olmadığı gibi konulara odaklanılmaktadır. Müller, popülizmi; müphem bir olgu olarak değerlendiren yaklaşımları eleştirmekte ve popülizmin pratik ve teorik analizler ile bütüncül bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Müller, kitabın son bölümünde ileri sürdüğü “yedi tez” ile popülizme atfedilen özelliklere yeni bir alternatif ileri sürmektedir. 2016’da Was ist Populismus? özgün adıyla yayımlanan kitap, Türkçe literatüre 2017’de İletişim Yayınları tarafından kazandırılmıştır. Müller’in popülizm araştırmalarına konu olan makalelerinden yararlandığı kitap bu yönüyle “derleme” niteliği taşımaktadır. “Giriş: Herkes Popülist Midir?”, “Popülistler Ne Yapar ya da İktidardaki Popülistler?”, “Popülistler ile Nasıl Başa Çıkılır?”, “Sonuç: Popülizm Üzerine Yedi Tez” başlıklı bölümlerden oluşan kitap, 125 sayfadan oluşmaktadır