REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Twitter Kullanan Ebeveynlerde Covid-19 Aşı Karşıtlığı: Tematik Bir Analiz
Vaccine studies against the Covid-19 virus were carried out at an unprecedented pace, and the vaccines developed were started to be implemented one year after the start of the pandemic. However, vaccine hesitancy has been spreading increasingly. In the digital age, social networks are both the center of misinformation produced and spread by the anti-vaccine movement and the first point of reference in the search for health-related information. Thus it increases the possibility of individuals with vaccine hesitancy to be affected by anti-vaccine discourses. Understanding the reasons for anti-vaccination is the starting point of the struggle. This study; it was conducted to explore the reasons of parents who are against the Covid-19 vaccine for children in Turkey. Anti-vaccination parents’ tweets, grouped under various hashtags on the Twitter, were recorded, and 1292 tweets were selected out of 10 thousand 732 tweets and analyzed with thematic analysis method. Findings; showed that vaccines were opposed with seven main themes: disease-centered reasons, vaccine-centered reasons, religion-centered reasons, trust-centered reasons, nationalism-centered reasons, child-centered reasons and rights-centered reasons. It has been determined that the parents who are in search of scientific information about the vaccine are more hesitant about the vaccine than against the vaccine. It is thought that the results of the study will increase the power of the fight against vaccination by providing a better understanding of the reasons for vaccine rejection, and facilitate the global and local control of the pandemic.Covid-19 virüsüne karşı aşı çalışmaları eşi görülmemiş bir hızla yürütülmüş ve geliştirilen aşılar salgının başlangıcından bir yıl sonra uygulanmaya başlanmıştır. Buna karşın aşı isteksizliği ve kararsızlığı da hızla yayılmaktadır. Dijital çağda hem aşı karşıtı hareket tarafından üretilen ve yayılan yanlış bilgilerin merkez üssünün hem de sağlıkla ilgili bilgi arayışında ilk başvuru noktasının sosyal ağlar olması; aşı kararsızlığı yaşayan bireylerin aşı karşıtı söylemlerden etkilenme olasılığını artırmaktadır. Aşı karşıtlığını besleyen gerekçeleri anlamak bu durum ile mücadelenin başlangıç noktasıdır. Bu çalışma; Türkiye’de çocuklara Covid-19 aşısı yapılmasına karşı olan ebeveynlerin gerekçelerini keşfetmek amacıyla yürütülmüştür. Covid-19 aşısının çocuklara uygulanma ihtimali ile birlikte Twitter sosyal paylaşım platformunda çeşitli etiketler etrafında öbeklenen aşı karşıtı ebeveynlerin paylaşımları kayıt altına alınmış, toplanan 10 bin 732 tweet içinden 1292 tweet seçilerek tematik analiz yöntemi ile irdelenmiştir. Bulgular; hastalık merkezli gerekçeler, aşı merkezli gerekçeler, din merkezli gerekçeler, güven merkezli gerekçeler, milliyetçilik merkezli gerekçeler, çocuk merkezli gerekçeler ve hak merkezli gerekçeler olmak üzere aşılara yedi temel gerekçe ile karşı çıkıldığını göstermiştir. Aşı ile ilgili bilimsel bilgi arayışı içinde olan ebeveynlerin aşı karşıtlığından ziyade aşı kararsızlığı içinde olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bulgularının aşı reddine ilişin gerekçelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak aşı karşıtlığı ile mücadelenin gücünü artıracağı, pandeminin küresel ve yerel kontrolünü kolaylaştıracağı düşünülmektedir
Hibrid Savaşın Sisi
“The Mist of War” is a concept that has been used since Clausewitz to describe the uncertainty faced in war due to lack of information and inaccuracy of intelligence. Clausewitz sees Mist of War as one of the factors that increases friction and hinders the rational conduct of the war effort. In contemporary Hybrid Wars, the combination of Conventional and Political Warfare is causing a new condition: as defined in this study, the Mist of Hybrid War emerges as a result of Knowledge Space Operations carried out as part of Political Warfare and harms the exposed public’s relationship with reality. In this study, the concept of the Mist of Hybrid War will be defined, and its dynamics and consequences will be discussed through the tools of cognitive psychology.“Savaşın Sisi,” Clausewitz’den bu yana savaş zamanında bilgi eksikliği ve yanlışlığı nedeniyle karşılaşılan belirsizliği tanımlamak için kullanılmış bir kavramdır. Clausewitz, Savaşın Sisi’ni friksiyonu arttıran ve savaş çabasının rasyonel biçimde yürütülmesini engelleyen unsurlardan biri olarak görür. Günümüzde Konvansiyonel Harp ve Politik Harbin bir arada yürütülmesi ile ortaya çıkan Hibrid Savaşlarda ise, yeni bir tür sis söz konusudur. Hibrid Savaşın Sisi, Politik Harbin1 bir parçası olarak yürütülen Bilgi Alanı Operasyonları sonucunda ortaya çıkmakta ve maruz kalan kamuoyunun gerçeklikle ilişkisini zedelemektedir. Bu çalışmada Hibrid Savaşın Sisi kavramı tanımlanarak bilişsel psikolojinin araçları üzerinden nasıl işlediği ve sonuçları tartışılacaktır
Transhümanist Düşünceye Gramatolojik Bir Yaklaşım
This study includes a proposal to approach the debates surrounding the concept of transhumanism from a different perspective. In this sense, it positions transhumanism not as a science-fiction concept, but at the very beginning of human history, and actually considers transhumanism as a concept that defines humanity. In this context, Turing test is brought into the discussion regarding how being human can be handled logically and a grammatological analysis is presented in an unconventional way.Bu çalışma transhumanizm kavramı eksenindeki tartışmalara farklı bir perspektiften yaklaşma teklifini içeriyor. Bu anlamda transhumanizmi bilim kurgu bir kavram olarak değil, insanlık tarihinin en başında konumlamakta ve aslında transhumanizmin insanlığı tanımlayan bir kavram olarak ele almaktadır. Bu çerçevede insan olmanın mantıksal olarak nasıl ele alınabileceğine ilişkin olarak Turing testi gündeme getirilmekte ve geleneksel olmayan biçimde gramatolojik bir analizi sunulmaktadır
İlişkisel Otonomi: Spinozist Bir Bakış
This paper examines a reconfiguration of the notion of Kantian autonomy with a feminist perspective. While most feminist philosophers have been suspicious about the concept as it is loaded with assumptions about selfhood, identity and agency that are metaphysically, epistemologically, ethically and politically problematic terms, some feminists argue that the notion is indispensable in understanding as well as fighting against the discrimination against and objectification of women. In doing so, some turn to Spinoza, arguing that Spinoza’s notion of the self and his ethics can be helpful in rethinking the idea of the autonomous individual. Here the key term for connecting Spinoza’s theory with the feminist approach on autonomy is “relational autonomy.”Bu makale Kantçı otonomi kavramının feminist bir bakış açısıyla yeniden yapılandırılmasını incelemektedir. Her ne kadar kimi feminist filozoflar kavramın kendilik, kimlik ve faillik ile ilgili birçok önkabulle yüklü olduğunu ve bu önkabullerin de metafizik, epistemolojik, etik ve politik açıdan problematik olduğunu iddia ederek kavrama şüpheyle yaklaşsalar da, kadının ezilmesi, nesneleştirilmesi ve ayrımcılığa uğramasının sebeplerini anlamada ve bunlara karşı mücadelede otonomi kavramının hayati bir öneme sahip olduğunu ileri sürerek kavramı tekrar yapılandırmamız gerektiğini iddia ederler. Bu yeniden yapılandırma aşamasında kimi filozoflar Spinoza’ya dönerek, Spinoza’nın kendilik kavramının ve etik anlayışının otonom bireyi feminist bir perspektiften yeniden düşünmeye yardımcı olacağını savunurlar. Burada Spinoza’nın teorisini feministlerin otonomiye yaklaşımına bağlayan anahtar terim “ilişkisel otonomi”dir
Ahlak Psikolojisine Giriş: Temel Kavramlar, Kuramsal Yaklaşımlar ve Tartışmalar
This article aims to provide a brief introduction to moral psychology, which is frequently studied in different subfields of the cognitive sciences today. For this purpose, first, a description of the field of moral psychology and the cognitive and evolutionary origins of morality will be presented. Then, the current theoretical discussions in the field will be summarized. In general, the article will adopt the interactionist paradigm, claiming that at least some of the moral judgments stem from biological predispositions, and environmental factors shape this biological draft. The empirical evidence from different disciplines will be summarized, and the strengths/weaknesses of this claim will be described. As a result, crucial points that should be focused on in future research will be attempted to be clarified by critically evaluating the current status of moral psychology.Bu makalenin amacı, günümüzde bilişsel bilimlerin farklı alt disiplinlerinde sıklıkla çalışılan ahlak psikolojisi alanına kısa bir giriş sunmaktır. Bu amaçla, makalede ilk olarak ahlak psikolojisi alanının ne olduğu ve ahlakın bilişsel ve evrimsel kökenleri anlatılacaktır. Ardından alandaki güncel kuramsal tartışmalar özetlenecektir. Genel olarak makalede, ahlaki yargıların en azından bir kısmının biyolojik niteliklerden kaynaklandığını ve çevresel etmenlerin bu biyolojik taslağı şekillendirdiğini iddia eden etkileşimci paradigma ele alınacaktır. Farklı bilim dallarından gelen görgül kanıtlar özetlenecek ve bu iddianın güçlü/zayıf yönleri anlatılacaktır. Sonuç olarak ahlak psikolojisinin bugünkü konumu eleştirel bir gözle değerlendirilerek gelecekteki araştırmalarda odaklanılması gereken kritik noktalar netleştirilmeye çalışılacaktır
Konumsallık, Mülakatlar ve Göç Çalışmalarında Araştırmacı Olmak
This article aims to contribute to the literature on positionality in migration studies. Current literature on migration studies and positionality focus on the researcher being an insider from a migrant community or being an outsider conducting research on a migrant community different from his/her own. This article introduces assigned insider as a new category and defines it as a position when both the interviewees and the researcher are of the same local origin in which the researcher is considered an insider of the host community and the interview questions are about a migrant group. Thus, I argue that the same local origin operating as an overriding feature that goes beyond ethnicity and the interviewees being from the host community involving different ethical aspects than that from a migrant community requires assigned insider to be considered as a separate category.Bu makale, araştırmacı olarak içinde bulunulan, özellikle göç çalışmalarındaki, konumsallık tartışmalarına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Göç alanındaki mevcut akademik çalışmalar, araştırmacının konumsallığını göçmen topluluğun içinden olan içerideki araştırmacı ve kendi kimliğinin dışında bir kimliğe sahip göçmen topluluk ile etkileşimde olan dışarıdaki araştırmacı diye ele alır. Bu makale, araştırmacının ev sahibi topluluğun içinden kabul edildiği ve mülakat sorularının göçmen bir gruba dair olduğu bir konum olan atfedilen içerideki kategorisini ortaya koymaktadır. Bu kategori ile aynı menşee sahip olmanın etnik kimliğin ötesine geçen bir özellik olarak ortaya çıktığını ve görüşmecilerin ev sahibi topluluğa mensup olmasının, göçmen topluluğa mensup olmasından farklı etik boyutlar içermesinden dolayı ayrı bir kategori olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır
Gündelik Ahlaka Kuramsal Bakışlar: “Durun Ben Size Bir Hikaye Anlatayım”
This paper discusses some theoretical and methodological deficiencies in morality psychology in understanding everyday morality and some possible methods to overcome. Morality theories using both the deductive approach and hypothetical dilemmas, especially thoe that are distant to ordinary life, have failed to understand everyday morality. Important structures such as context, culture, or language which affect how morality is constructed, given meaning, or transferred have had a very limited place in traditional morality theories. With the support of anthropological theories, contemporary theories which have had to consider cultural effects, still have not looked closely enough into natural morality conceptionalizations of the layperson. When these natural conceptualizations were investigated it was found that in daily life morality is handled in terms of personal characteristics instead of abstract moral principles. The paper suggests that the most appropriate approach to understanding everyday morality is to investigate these naturalistic conceptualizations.Bu yazıda ahlak psikolojisinin gündelik hayatın ahlakını anlama çabalarındaki gerek kuramsal gerek yöntemsel bazı eksikliklerine değinilecek ve olası bazı yöntemlerden bahsedilecektir. Ahlak kuramları, gerek tümdengelimci yaklaşımları gerekse de hipotetik ikilemler, özellikle de sıradışı hipotetik ikilemler gibi gündelik hayata uzak yöntemlerin kullanılması gibi sebeplerle gündelik ahlakın anlaşılmasında yeterince başarılı olamamıştır. Bağlam, kültür veya dil gibi ahlakın nasıl yapılandırıldığını, anlamlandırıldığını veya aktarıldığını etkileyen önemli yapılar, geleneksel ahlak çalışmalarında pek az yer tutmuştur. Antropolojik ahlak kuramlarının sağladığı açılımla kültürün etkisini de hesaba katmak durumunda kalan güncel ahlak kuramları, halen sıradan insanın ahlakı nasıl kavramsallaştırdığına yeterince eğilmemiştir. Doğal kavramsallaştırmalar incelendiğinde, gündelik hayatta ahlak meselesinin genel bazı ilkeler üzerinden değil bireysel özellikler ile ele alındığına dair bulgular mevcuttur. Gündelik ahlakı anlamanın belki en doğru yaklaşımlarından biri bu doğal kavramsallaştırmaları incelemektir