REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Neoliberal Umursamazlık mı, Bakım Toplumu mu? Kahramanmaraş Depremleri Sonrasına Dair Düşünceler
This essay reflects on the aftermath of the Kahramanmaraş Earthquakes on 6 February 2023 through the concepts of neoliberal abandon, solidarity, and care society. It argues that the extraordinary destruction caused by the earthquake is partly attributable to several decades of neoliberal policies that disregarded disaster risks in favor of policies that prioritized profit and rent-seeking, which it calls neoliberal abandon. In the wake of the earthquake, it may be possible to enlarge the scope of solidarity and build caring communities so as to make cities more capable to withstand natural disasters. However, neoliberal abandon still stands as the biggest threat in front of that possibility.Bu yazıda 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri sonrasındaki durum, neoliberal umursamazlık, dayanışma ve bakım toplumu kavramları çerçevesinde irdeleniyor. Yazıda, depremin yol açtığı olağanüstü yıkımın kısmen on yıllardır sürdürülen neoliberal politikalardan kaynaklandığı iddia ediliyor. Kâr ve ranta öncelik veren ve afet risklerini göz ardı eden bu politikalar yazıda neoliberal umursamazlık olarak nitelendiriliyor. Deprem sonrasında ise kentleri doğal afetlere daha dayanıklı hale getirmek için dayanışmayı büyütmek ve bakım odaklı topluluklar oluşturmak mümkün olabilir. Ancak neoliberal umursamazlık, bu ihtimalin önündeki en önemli tehdidi oluşturmaya devam ediyor
Politik Bir Kavram Olarak Bakım ve İhtimam Toplumu
In the last 20-30 years, the number of studies dealing with the concept of care has increased in the feminist literature. However, care is a complex concept that can be discussed with its different dimensions. Recently, interest in care in social science has increased as care as a concept also determines the politics of solidarity, the terms of a caring society and social solidarity relations. This article deals with the idea of care as a political concept, discusses the concept of care with its different dimensions with an approach based on feminist literature, and focuses on the determining role of the idea of care and ethics of care in our social coexistence and solidaristic relations in search of a caring society. The article discusses care politics in the public sphere by presenting a theoretical framework for the debate on the concept of care.Son 20-30 yıl içerisinde feminist yazında bakım kavramını ele alan çalışmaların sayısı arttı. Ancak bakım kavramı farklı boyutlarıyla tartışabilecek, karmaşık bir kavram olma özelliğini koruyor. Son dönemde, eşitlik mücadelelerinin, ihtimam toplumu tahayyüllerinin ve toplumsal dayanışma ilişkilerinin biçimlerini belirleyen bir kavram olarak da bakım, günlük yaşamımızda daha fazla telaffuz edilir hale geldi. Bakım kavramının bugün sosyal bilimlerde bu kadar üzerinde durulan bir kavram olması da, bakımın toplumsal eşitsizlikleri ortaya koyduğu kadar, iyi toplum tahayyülleri için de ışık tutucu bir kavram olması. Bu makale, bakım kavramını politik bir kavram olarak ele alıyor, feminist yazına dayanan bir yaklaşım ile bakım kavramını farklı boyutları ile tartışarak, ihtimam toplumu tahayyüllerimizde bakım kavramının ve bakım etiğinin toplumsal bir arada olma ve dayanışma ilişkilerimizi düzenleyici rolü üzerinde duruyor. Makale, salgın ile birlikte dünyanın gündemine oturan bakım tartışmalarını kuramsal bir çerçeve sunarak bakım siyasetinin kamusal alandaki yerini bir kez daha tartışmaya açıyor
Antroposen Krizinde Batı Bilgeliğini Düşünmek
It is obvious that we are heading towards an irreversible destruction in the Anthropocene age, which indicates the transformative power of human over nature. In this age, in which human is a geological actor, it has become a necessity to discuss the human-centered domination practices established on nature. The purpose of this article is to critically approach and problematize the ways of thinking underlying the current crisis. For this purpose, in our study, Ancient Greek and Modern-Cartesian thought, which are two important moments of Western Philosophy tradition, will be examined. Thus, nature, matter and other conceptualizations of Western metaphysics will be discussed. This critical approach aims at the construction of a new ontology, the development of an ethics that will include the earth. Thus, instead of defining human as a privileged host, it seeks the possibilities of a new understanding that will characterize it as a ring in the interspecies solidarity.İnsanın doğa üzerindeki dönüştürücü gücüne işaret eden antroposen çağında geri döndürülemez bir tahribata doğru yol aldığımız aşikardır. İnsanın jeolojik bir aktör olduğu bu çağda doğa üzerinde kurulan insan-merkezci tahakküm pratiklerinin tartışılmaya açılması gereklilik halini almıştır. Bu makalenin amacı da günümüz krizinin temelinde yatan düşünme biçimlerine eleştirel yaklaşmak ve onları sorunsallaştırmaktır. Bu amaçla çalışmamızda Batı Felsefe geleneğinin iki önemli uğrağı olan Antik Yunan ve Modern-Kartezyen düşünce incelenecektir. Böylelikle Batı metafiziğinin doğa, madde ve diğer kavramsallaştırmaları çeşitli karşılaştırmalarla tartışmaya açılacaktır. Bu eleştirel yaklaşım yeni bir ontolojinin inşasını ve yeryüzünü içine alacak bir etiğin geliştirilmesini amaçlar. Böylece insanı ayrıcalıklı ev sahibi olarak tanımlamak yerine türler arası dayanışmada bir halka olarak niteleyecek yeni bir kavrayışın imkanları aranacaktır
Bir Farmakon Olarak Yeni Medya Teknolojileri
This study, which involves two research areas that do not yet occupy enough space in the field of interest in the history of philosophy, namely the concepts of technology and Anthropocene, performs an analysis of how the world is evolving with technology, media technologies, and specifically the internet. The primary tools used in this research are the concepts and arguments of the phenomenological tradition and then the post-phenomenological philosophy and Stiegler philosophies. Since the medical, economic, political, cultural, and meaning-related crises of our age are now the crisis of the entire planet, especially in the Anthropocene Age, the causes and consequences of this crisis are studied. Our relationship with the technical object, which is at the very center of the crisis is examined thoroughly. As a result, therapeutic prescriptions for this inevitable pharmacological effect of technology have been revealed and explored on an ethical-political plane eventually.Felsefe tarihinin ilgi alanı içinde henüz yeterince yer kaplamayan iki araştırma alanını, teknoloji ve Antroposen kavramlarını ele alan bu çalışma, dünyanın teknolojiyle birlikte nasıl evrimleşmekte olduğunu medya teknolojileri ve spesifik olarak da internet özelinde analiz etmektedir. Çağımızın tıbbi, ekonomik, politik, kültürel ve anlamla ilgili krizlerinin, Antroposen Çağı özelinde artık tüm gezegenin krizi olması sebebiyle, başta fenomenolojik gelenek, akabinde post-fenomenolojik felsefe ve Stiegler felsefelerinin araçlarıyla gerçekleştirilen bu çalışma, Antroposen’in krizinin sebep ve sonuçlarını araştırmaktadır. Krizin merkezinde konumlanan teknik nesneyle ilişkimiz etraflıca incelenmiştir. Sonuç itibariyle, bir farmakon olarak teknolojinin mevzubahis kaçınılmaz çift yönlü etkisinin, etik-politik bir düzlemde keşfedilebilecek pozitif iyileştirici reçeteleri ortaya koyulmuştur
(Neg)Antroposen ve Yaşamın Noetik Vasfı: Bernard Stiegler’in Antroposen Eleştirisi
The Anthropocene, referring to the period after the Industrial Revolution, represents the epoch, in which the effects of human that became a substantial (f)actor through the evolution of the biosphere, and having the characteristic of toxic. The Anthropocene originates from the worldwide hegemony of the modern technology actualizing by means of industrialization and it prevents questioning of its own expansion by way of producing an entropy at ecological, psychic, social, economic and especially noetic levels. All forms of knowlegde are almost tested in the Anthropocene. This is a proletarianization, emerging along with an intensive increase of entropy. Loss begins with knowledge and spreads over desire, singularity and protention, since lives are built solely upon survival. According to Bernard Stiegler, human, as a noetic being, is individuated by exteriorizing the protentions that include retentions. The Anthropocene exploits this crisis which desire falls under. Protentions being full of nihil in the structure of desire liquidation of life amounts also to the loss of individuation. Escaping the Anthropocene, that is full of negations and crises, requires going beyond the Anthropocene itself, thinking within the limits.Sanayi Devrimi’nden sonraki dönemi ifade eden Antroposen, biyosferin evriminde önemli bir (f)aktör hâline gelen insanın etkilerinin yoğunlaştığı, zehir vasfıyla ortaya çıkan evreyi temsil eder. Antroposen, modern teknolojinin sanayileşme yoluyla gerçekleşen dünya üzerindeki egemenliğinden kaynaklanır ve ekolojik, psişik, sosyal, ekonomik ve özellikle de noetik seviyelerde bir entropi üreterek kendi gelişiminin sorgulamasını engeller. Bilginin bütün formları, Antroposen’de âdeta sınanır. Bu, yoğun bir entropi artışıyla ortaya çıkan bir proleterleşmedir. Bilgi ile başlayan kayıp, yaşamların yalnızca hayatta kalmak üzerine kurulu olması nedeniyle arzuya, tekilliğe ve geleceğe-yönelimlere kadar sirayet eder. Bernard Stiegler’e göre noetik varlık olarak insan, geçmişe-yönelimlerin içerildiği geleceğe-yönelimleri dışsallaştırarak bireyleşir. Antroposen, arzunun içine düştüğü bu krizden beslenir. Yaşamın arzudan azade yapısında geleceğe-yönelimlerin hiçlik ile dolu olması, bireyleşmenin de yitimi anlamına gelir. Olumsuzlukla ve krizlerle dolu olan Antroposen’den çıkmak, onun ötesine geçmek, sınırlarda düşünmeyi gerektirir
Çeşitlilik Tartışmaları: Türkiye’den Video İşlerinde Hayvan Yaşamı
This article considers a selection of video work made in the last quarter century by artists from Turkey, working in and beyond its various geographies, that engages significantly with what can be called forms of animal life. It considers work by established and emergent artists, Ayşe Erkmen, Hale Tenger, Şener Özmen, Erkan Özgen, Ali M. Demirel, İnci Eviner, Aykan Safoğlu and Mehmet Ali Boran, in the light of problematics of ecological disaster and damage, in particular to biodiversity, brought about by global warming and agrochemical-dominated farming. Setting this work against the slow development of a National Action Plan and the poor performance of Turkey in relation to the protection of biodiversity, the article argues that the inventiveness and power of this video work also emerges out of an understanding of historic cultural differences and an attentiveness to ethnographical issues that need to be acknowledged in animal studies. It embeds this in relation to work by important scholars in the field, including Donna Haraway and Cary Wolfe, pointing to a blockage of consideration of issues of ethnographics in their texts, showing how this is key to understanding the range of modes of figuring and citation of animal life in the video work under consideration, as well as its engagement with issues of cultural and biological diversity.
Bu makale, geçtiğimiz çeyrek yüzyıldır Türkiye’nin çeşitli coğrafyalarını katederek ve ötesine geçerek video işleri üreten sanatçıların, özellikle hayvansal yaşam formlarını konu alan çalışmalarını ele almaktadır. Ayşe Erkmen, Hale Tenger, Şener Özmen, Erkan Özgen, Ali M. Demirel, İnci Eviner, Aykan Safoğlu ve Mehmet Ali Boran gibi usta ve yeni nesil sanatçıların işleri, küresel ısınma ve agrokimyasal tarımın özellikle biyoçeşitlilikte sebep oldukları ekolojik hasar ve felaket sorunsalları ışığında incelenmektedir. Makale, Ulusal Eylem Planı’nın yavaş ilerleyişi ve Türkiye’nin biyoçeşitliliğin korunması konusundaki zayıf performansı ile ilişkide düşünüldüğünde bu işlerin yaratıcılığını ve gücünü hayvan çalışmaları alanında ihtiyaç duyulan, tarihsel ve kültürel farklara dair yerinde bir kavrayış ve etnografik konulara gösterilen özenden aldığını iddia etmektedir. İddiasını alanın önemli kuramcılarından Donna Haraway ve Cary Wolfe’un yazılarında bu konuda karşımıza çıkan bir tür tutuklukla ilişkide ortaya koyan makale, söz konusu video çalışmalarında hayvansal yaşamın görünüş ve atıflarını ve bunların kültürel ve biyolojik çeşitlilik konularıyla ilişkisini anlamada etnografik konuların önemine dikkat çekmektedir
Özdüşünümsellik Üzerinden Etik Düşünmek
What happens when anthropological research concentrating on negotiations of ethics and morality itself creates moments of ethical and moral reflection for its participants? How might we think through and conceptualize the responsibility of the researcher if this were the case? My research on plagiarism and fraud addressed and perhaps interpellated people as subjects of ethics and morality by inviting them to deliberate on their ethical and moral positions. In this short essay, I reflect on that moment of invitation by referring to Butler’s notion of “giving an account of oneself.” This reflection illuminates how accounting for one’s position relates to ethics as well as connecting research ethics as a methodological issue to theoretically problematizing ethics and morality in anthropology.Etik ve ahlak müzakerelerini çözümlemeyi dert edinen bir antropolojik araştırmanın kendisi katılımcıların etik ve ahlak üzerine muhasebe yapmalarına neden oluyorsa, onları bu muhasebeye çağırıyorsa antropologun araştırma etiği çerçevesinde sorumluluğu nedir? Bu sorumluluk nasıl kavramsallaştırılabilir? Bu yazıda, intihal ve sahtecilik üzerine yaptığım araştırmanın görüştüğüm insanları etik ve ahlak üzerinden muhasebeye davet etmesine, onları bu açıdan muhatap almasına, belki celp etmesine (interpellate) ve böylece birer özne yapmasına odaklanıyorum. Bu anı Butler’ın “hesap verme” anı olarak okumanın kavramsal patikalarını çözümlüyorum. Bu çözümleme, hesap verme anlatılarının etikle ilişkisine ışık tutuyor. Ek olarak, antropolojide yöntembilim açısından araştırma etiği, kuramsal açıdan da etik/ahlak mefhumlarını bir araştırma problematiği olarak ele alma arasında köprü kuruyor